Etiket: Mimarlar

  • Prof. Dr. Ahunbay: “Mimarlar sorumluluk almalı”

    Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, “Mimarlar sadece kendi ülkelerindeki tarihi ve kültürel mirasın korunması ve restorasyonundan sorumlu değil, diğer ülkelerde bu yöndeki çalışmalara da alaka gösterip sorumluluk almalı” dedi.

    İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, 18 Nisan Dünya Miras Günü kutlamaları kapsamında tarihi çevre koruma bilincini güçlendirme amaçlı, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Öğrenci Konseyi ve Mimar ve Mühendisler Grubu Samsun Şubesi’nin destekleriyle düzenlenen “Tarihî Çevre Koruma Eğitimi ve Uygulamaları” konulu seminerin konuğu oldu.

    OMÜ Güzel Sanatlar Kampüsü OMÜ Sahnesi Konferans Salonu’ndaki seminere; Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Oktay, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Seminerin açılış konuşmasını OMÜ Öğrenci Konseyi Başkanı Muhsin Oğul yaptı. Konsey Başkanı Oğul zengin bir tarihî mirasa sahip olan ülkemizin her alanda olduğu gibi mimarlıkta da her zaman kendisini dünyaya kabul ettirdiğini söyledi. Muhsin Oğul, birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olan Türkiye’nin hem Doğu hem de Batı medeniyetini içerisinde barındırdığını ve Asya ile Avrupa arasındaki köprü işleviyle mimari çeşitliliği bünyesinde sürekli taşıdığını vurgulayarak, “Yarının mimarları olacak arkadaşlarımızın şunu unutmaması gerekiyor: Şehirlerin mimarisi de insan mimarisi gibidir. Nasıl ki bir insanın mimarisi onun edebi, saygısı ve sevgisi ise bir şehrin mimarisi de onun için bir sevgi, bir adaptır. Üstat Mimar Sinan’ın şu sözünü de hatırlamak gerekiyor: İnsan eğer bir şey yapacaksa gönülden yapmalıdır ki, o çınarlar açsın, o çınarlar ki, hedeflerine ulaşsın. Nihayetinde de o gönüller huzurla dolsun” diye konuştu.

    Sonrasında konuşan Samsun Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürü Ali Sarıalioğlu da bugünkü etkinliğin bir anlamda medeniyetimize ve bu medeniyete katkıda bulunanlara saygı nitelediği taşıdığını belirtti. Konuşmasında Samsun Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü olarak Karadeniz’de önemli ve kayda değer çalışmalara imza attıklarını vurgulayan Sarıalioğlu bu bağlamda da bütün mimarlık ve inşaat mühendisi öğrencileriyle bilgi paylaşımına hazır olduklarını söyledi.

    Ardından söz alan OMÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Oktay ise seminerin temel amacının kültür varlıklarının korunması konusunda farkındalık oluşturmak, toplum bilincinin oluşturulması ve arttırılmasına katkı sağlamak olduğuna işaret etti. Dekan Oktay, 18 Nisan Dünya Miras Günü’nü izleyen haftada böyle bir seminerin düzenlemesinin son derece anlamlı olduğunu da vurgulayarak koruma alanında Türkiye’nin akla gelen ilk isimlerinden Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ı konuk etmekten son derece mutlu olduklarını dile getirdi.

    “Eğitim programımız bu amaçlar doğrultusunda”

    Henüz 3.5 yıllık bir geçmişi olan Mimarlık Fakültesi olarak geleneksel tarihî çevre, doğal çevre ve sosyal çevrede sorumluluk ve duyarlılık vizyonu çerçevesinde pek çok etkinlik gerçekleştirdiklerine vurgu yapan Dekan Prof. Dr. Oktay bu seminerin de bu vizyonu güçlü bir şekilde destekleyeceğine inandıklarını ifade etti. Dekan Oktay konuşmasının devamında şu sözlere yer verdi: “Ayrıca bu seminerin; yaşadığımız çevrenin ve kentlerin sadece tarihî anlamda değil, sahip olduğu değerlerin sürdürülmesinin öneminin anlaşılması konusunda önemli bir yansıması olacağını düşünüyorum. Bizler bu konudaki hassasiyeti yalnızca bir vizyon açıklaması olarak görmüyoruz. Zira eğitim programımızı bu amaçlar doğrultusunda biçimlendirdik ve içeriğini buna paralel yürütmeye çalışıyoruz. Geleneksel ve ekolojik çevrenin uygulamaya yansıtılması hususunda öğretim kadromuzu zenginleştirmeye özen gösteriyoruz. En büyük hedeflerimizden biri de bu süreci yüksek lisans ve doktora programlarımıza da yansıtabilmek.”

    Konuşmaların ardından programda, Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’ın öz geçmişi ve yaptığı çalışmaları anlatan kısa bir video katılımcılarla paylaşıldı. Türkiye’de kültür mirasının korunmasına yıllarını vermiş Prof. Dr. Zeynep Ahunbay ise, “Samsun çok sevdiğim bir şehir ve birçok anım var. Burada eğitim alan öğrencilerimize kültür varlıklarına farklı bir gözle bakmalarını sağlayabilirsem ne mutlu” diyerek başladığı konuşmasında mimarlık eğitiminde çevrenin çok önemli bir yer tuttuğunu ve beraberinde insani ve sosyal değerlerin bu sürecin diğer unsurları olduğunu belirtti.

    “Geçmiş, günümüz ve gelecek ilişkisi sürekli olmalı”

    “Çağdaş Mimarlık”, “Kültür Varlıklarının Anlamı ve Günümüz Dünyasındaki Yansımaları”, “Geleneksel ve Çağdaş İlişkisi”, “Tarihî Çevrede Yeni Tasarım” gibi seminer başlıklarıyla sunumunu zenginleştiren Prof. Dr. Ahunbay, mimarlığın önemine değinerek “Mimarlık yapıldığı dönemin ifadesidir ve gelişimi süreklidir. Mimarlıkta geçmiş, günümüz ve gelecek ilişkisi sürekli olmalı ve bir bütün olarak ele alınmalıdır” dedi.

    Prof. Dr. Ahunbay konuşmasında değişen ve dönüşen çevreyi anlatırken, “Tarihi yapı ve çevrelerin karakterleri korunmalı, değişen kültürel, sosyal ve ekonomik çevreye uyum sağlamalıdır. Örneğin İstanbul tarihi yarımadasının silueti, yaşanan hummalı yapılaşmadan dolayı giderek bozuluyor ve bu tabloyu üzüntüyle izlemekteyiz. Bu anlamda kentsel planlamada tarihî bölgeler ve dokular gözetilip korunmalı. Çağdaş mimarlıkta günümüz teknik ve malzemeleri kullanılıyor ancak bu yapılar kütle, ölçek, ritim ve görünüşüyle çevreye uyumlu olmalı. Dolayısıyla tarihi ve kültürel çevrenin özgünlüğünü kaybetmemesi için duyarlı olmalı ve bu konuda farkındalık oluşturmalıyız” şeklinde konuştu.

    “Koruma eğitimi disiplinlerarası yürütülmeli”

    Sunumunda yurt dışında, şehrin bütünlüğü ve tarihi anıları canlandırmak adına yapılan çalışmalardan da bahseden Prof. Dr. Ahunbay, “Neleri Koruyoruz?” başlığı altında da tarihi ve görkemli olan, ender ve ilgi çekici yapılar ile anıtsal ve önemli kişilerle ilişkisi olan yapılara örnekler verdi. Ahunbay’ın üzerinde durduğu bir başka konu ise Türkiye’deki dünya miras alanında yer alan yapıtlardı. Bu yapıtlarla ilgili bulundukları faaliyetleri paylaşan Ahunbay koruma eğitiminin, disiplinlerarası bir ekiple yürütüldüğünü ve bu kapsamda şehir planlamacıları, arkeologlar, sanat tarihçileri ve ilgili diğer uzmanlarla bir araya geldiklerine dikkat çekerek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kültürel mirasla ilgili eğitim ve çalışmalar sadece mimarlıkla sınırlandırılamaz. Bu bağlamda kentin diğer dinamikleri ile etkileşime girmek ve bu iş birliğini sürekli hâle getirmek kültürel mirasın korunması ve geleceğe taşınması adına büyük bir önem arz ediyor. Dahası mimarlar sadece kendi ülkelerindeki tarihi ve kültürel mirasın korunması ve restorasyonundan sorumlu değil, diğer ülkelerde bu yöndeki çalışmalara da alaka gösterip sorumluluk almalı.”

    Sunumunda zaman zaman mimarlık lisans düzeyinde yapmış oldukları uygulamalı eğitimleri slaytlar eşliğinde katılımcılarla paylaşan Prof. Dr. Zeynep Ahunbay biz mimarlar “Eğer çalışırsak bizler için çok iş var ve bu iş temposu çok yönlü ve boyutlu. Siz sevgili öğrencilerimizin de bu duyarlılık ve bilinçle çalışmanız gerekiyor” diyerek sunumu bitirdi.

    Öğrencilerden gelen soruları da cevaplayan Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’a Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Derya Oktay adına düzenlenmiş fidan sertifikası verdi.

  • Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği kurucu başkanı ve Genel Sekreteri İlyas Demirci:

    Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği kurucu başkanı ve Genel Sekreteri İlyas Demirci, en büyük hedeflerinin Trabzon’un 2018 yılında Kültür Başkenti olması olduğunu kaydederek “Biz istiyoruz ki Trabzon Türk dünyasının kültür başkenti olsun” dedi.

    Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği 9 Nisan’da yaptığı Genel Kurul’la, Trabzon Şubesi’nin kurulmasına karar verdikten sonra bugün Trabzon’da basınla buluştu. Toplantıya Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği kurucu başkanı ve Genel Sekreteri İlyas Demirci, Genel Merkez Yöneticisi Murat Saraçyakupoğlu, DOKAP Başkanı Ekrem Yüce, Trabzon Mimarlar Odası eski Başkanı Sayim Adanur ve davetliler katıldı.

    Toplantıda konuşan Genel Sekreter İlyas Demirci, “Trabzon’un Türk dünyası üniversiteleriyle, müşterekliği sağlanarak, Trabzon’a kültür şehri ünvanını, payesini getirdiğimiz zaman Trabzon’u bütün dünya okuyacak ezberleyecek. Yeniden sevecek, Trabzon bu şekliyle sahip olduğu güzel ulvi değere kavuşmuş olacak. 9 Şubat tarihinde Genel Kurulumuzun aldığı karar doğrultusunda, Trabzon şehrimizde Şube Başkanlığı’nı oluşturmak üzere içimizden yetişmiş, çok kıymetli mimar kardeşimiz sayın Adanur olacak. 40 kişiye ulaştıklarında ilk genel kurulumuzu yapacağız” diye konuştu.

    “Vizyon projeleri Trabzon’a taşıyacağız”

    Trabzon Şube kurucu başkanı Sayim Adanur ise yaptığı konuşmada, “Trabzon’da Mimarlar Odası Başkanlığı yaptım. Türk topluluklarına bizim de katkı vermemiz gerektiğine inanıyoruz. Ben bu görevi yine sizler adına Trabzon şehri adına yönetim kurulunu oluşturacağım. Arkadaşlarım adına zevkle kabul ediyorum. İnanıyorum ki iz bırakacağımız çalışmalar yapacağız. Bu hizmette çıkar amacı yok. Nasıl katkı verebiliriz, nasıl daha ileri taşırız. Yönetim için Ufuk Hoş, Hüseyin Azizoğlu, Ekrem Yüce, Selahattin Bayramçavuş belirlediğimiz isimler arasında. Yönetim Kurulu’nu tamamlayıp bugün aldığımız bu görevden sonra üyelerimizi yaparak genel kurula taşıyacağız. Biraz önce sayın başkanımın söylediği vizyon projelerini Trabzon’a taşımaya çalışacağız. Özellikle kültür başkenti yaparsak 4 bin yıllık kadim şehre biz de katkı vermiş olacağız” şeklinde konuştu.

    “Üstlendiğiniz misyon Trabzonumuza ülkemize hayırlar getirir”

    Genel Merkez Yöneticisi Murat Saraçyakupoğlu da konuşmasında 16 Nisan’da yapılacak referanduma dikkat çekerek “Ülkemiz son dönemde çok badireler atlattı. Terör, darbe girişimi, ekonomik terör gibi pek çok tehditle karşı karşıya kaldı. Dahili ve harici düşmanlarımız var. Gün bir olma, farklılıkları bir yana bırakma günüdür. 16 Nisan günü Türkiye üzerinde oynanan oyunları bozmak için hepinizi sandığa gitmeye davet ediyoruz. Her birimiz farklı siyasi görüşten olabiliriz. ’Evet’ veya ’hayır’ oyu vermeyi düşünebilirsiniz. Herkesin kararı başımızın tacıdır. Ancak şunu unutmayalım ki halk oylamasında hayır oyu çıktığında en çok Türkiye’nin güçlü olmasını istemeyenler sevinecek. Bu nedenle meselenin memleket meselesi, söz konusu olanın ise vatan olduğunu hatırlatmak isteriz. Güçlü Türkiye ve Güçlü Türk İslam Dünyası için ülkemiz üzerinde oynanan oyunları bozmak için, istikrar için ve çocuklarımızın geleceği için hepinizi sandığa gitmeye ve ’evet’ oyu kullanmaya davet ediyoruz. Çünkü başka Türkiye yok. Çünkü ülkemizi çok seviyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Mimarlar, engellilerin yerine geçti

    İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan Türkiye’nin ilk Engelli Farkındalık Merkezi, Mimarlık Fakültesi öğrencilerini ağırladı. Engellilerin yaşadıkları zorlukları bizzat deneyimleyen mimar adayları, çizecekleri projeler için çok daha duyarlı hale geldi. Onları en çok etkileyen şey ise projelerdeki eğim oranlarının tekerlekli sandalye kullanıcıları için ne anlama geldiğini bizzat yaşamak oldu.

    İzmir Büyükşehir Belediyesinin Balçova’daki Olimpiyat Köyünde geçen aralık ayında hizmete açtığı Engelli Farkındalık Merkezi, engellilerin bireysel ve toplumsal yaşamda karşılaştıkları sıkıntıları yaşatarak ve uygulayarak hissettiriyor, empati duygusunu geliştiriyor. Farkındalık oluşturarak İzmirlileri engellilik konusunda bilinçlendirmek amacıyla kurulan merkez, toplumun farklı kesimlerinden ziyaretçileri ağırlıyor. Tekerlekli Sandalye, Üstün Yetenekliler, Özel Öğrenme Güçlüğü, Otizm Labirenti ve Karanlık parkurlarından oluşan Engelli Farkındalık Merkezinin son ziyaretçileri, geleceğin mimarları oldu. Yaşar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi 3. sınıf öğrencilerinden oluşan grup, bir yandan görme engelli, işitme engelli, otizmli, özel öğrenme güçlüğü çeken, üstün zekalı ya da ortopedik engeli bulunan vatandaşlarla empati kurarken, diğer yandan da hem mesleklerinde hem de günlük yaşamlarında engelsiz bir hayat için neler yapmaları gerektiğini ve engelli vatandaşların neler hissettiğini deneyimledi.

    Bizzat test ettiler

    Her parkurda tahmin ettiklerinden daha çok zorlanan öğrenciler, sosyal hayatta daha fazla duyarlı olacaklarını ve buraya gelmeden önce engelli olmanın bu kadar zor olduğunu anlamadıklarını söyledi. Mimar adayı gençler, tekerlekli sandalye parkurunu deneyecekleri zaman, önce sandalyenin nasıl açıldığını bilmediklerini fark etti. Uzman rehber eşliğinde parkurda ilerleyen öğrencilere, sık sık dışarıdaki hayatta bu kadar düz araçsız bir yerin olmadığı, kamusal alanlardaki birçok yol, rampa ve alanın genişlik, eğim ve dönüş için uygun olmadığı, bu nedenle tekerlekli sandalye kullanan bireylerin zor anlar yaşadıklarını hatırlatıldı. Bir ışığın otizmli kişilerde neden olduğu rahatsızlığı anlayabilmeleri için, labirentten geçerken yoğun ışık altında aynı rahatsızlığı yaşayarak otizmli bireyleri anlamaları ve empati kurmaları sağlandı. Görme ve işitme engelli bireyleri daha iyi anlayabilmeleri için öğrencilerin gözüne siyah bir bant geçirilerek içerideki masa ve sandalyeyi bulup oturmaları istendi. Engelli ve ortopedik engelli bireylerin, market alışverişi yapmak gibi normalde kolay olması gereken bir günlük yaşam becerisinde bile, erişilebilir alanların kısıtlı olması nedeniyle ne kadar zorluk yaşadığı bizzat deneyimlendi.

    “Proje hazırlarken onları unutmayacağız”

    Merkezi ziyaret eden ve parkurları tek tek deneyimleyen öğrenciler, izlenimlerini şöyle paylaştı:

    İlker Kahraman (Öğretim Görevlisi)

    “Tekerlekli sandalye parkurunu yaptım; gerçekten çok zor. Biz projeleri çizerken yüzde 8 eğim çizeriz ama ne ifade ettiğini bilmeyiz. Şimdi bu oranların ne anlama geldiğini çok iyi anladım. Projelerimizi çizerken bizim dönüş diye bıraktığımız yerin aslında dönüş yeri olmadığını fark ettim.”

    İsmet Saygı (Yaşar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi 3. sınıf öğrencisi)

    “En çok karanlık evde zorlandım. Düşündüğüm gibi değilmiş gözümüzü kapatarak yaptığımız zaman refleks olarak açabiliyoruz ama burada öyle bir şansımız olmadı. Kullandığımız değneklere rağmen, bana verilen çamaşır makinesinden çamaşırları alıp başka bir odadaki yatağın üstüne koyma görevini yapamadım. Bu merkez, engellileri hiç anlamadığımı gösterdi bana. Örneğin rampaları çizerken alanım yetmediği için yüzde 10’a yakın eğim kullanıyordum. Ama burada gördüm ki, yüzde 10 eğimle tekerlekli sandalye çıkması imkansız gibi. Ben genç halimle çok zorlandım; bir yaşlının çıkması imkansız. Bundan sonra projelerimde bunlara dikkat edeceğim. Zaten duyarlı biriyim ama Farkındalık Merkezi deneyiminden sonra her şey daha farklı olacak.”

    Yağmur Son (Yaşar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi 3.sınıf öğrencisi)

    “Farkındalık Merkezindeki parkurlara girdik, 5 duyu organımızı kaybettiğimizde neler olduğunu deneyimledik. Karşıdan baktığımız zaman bu kadar zor gelmiyordu. Sadece bu merkezde değil şehrin her yerinde bunu fark etmemiz gerekiyor. Mimarlık öğrencileri olarak şehri herkes için daha yaşanır hale getirmek için uğraşacağız.”

    Öykü Görgün (Yaşar Üniversitesi İç Mimarlık Yüksek Lisans öğrencisi)

    “Gerçekten çok zor bir deneyimdi. Engelli kardeşlerimizin ne hissettiklerini bu şekilde anlayabildim. Her mimarın, iç mimarın burayı gelip bu deneyimleri yaşaması ve tasarımlarını buna göre yapması lazım. Çok zorlu aşamalardan geçen engellileri unutmamamız lazım.”

  • Mimarlar bir kez daha düşünecek: “Daha iyi bir dünya tasarlayabilir miyiz?”

    Dünya’da yaklaşık 1,5 milyon mimarı temsil eden, Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA), 2016 Yılı ‘Dünya Mimarlık Günü’ temasını, “Daha İyi Bir Dünya Tasarla” olarak duyurdu.

    Küresel anlamda, tüm türler için zorluklar artıp, hayatta tutunabilmeye yönelik olumlu kriterlerin yelpazesi de daraldıkça, mimarlığın, planlamanın ve tasarımın, insanlar ve eşlik eden tüm canlılar için daha iyi bir gelecek sağlamaktaki rolü, daha da kritik ve vazgeçilemez hale geliyor. Bu bağlamda, ‘UIA’ da, 2016 Yılı Dünya Mimarlık Günü’nde, ilgili tüm mimarlık kuruluşlarını, insanlığın acılarının sonlandırılması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve küresel zorlukların hafifletilmesinde tasarımın önemli rolünü vurgulamaya çağırmıştı.

    GAÜ ’Dünya Mimarlar Günü’nde bir araya geldi

    Girne Amerikan Üniversitesi, Mimarlık ve Güzel Sanatlar Fakültesi de, öğretim kadrosu ve öğrencileri ile birlikte, ’Dünya Mimarlar Günü’nde bir araya geldi. “Daha İyi Bir Dünya Tasarla” temasının güdümünde, özellikle de kontrolsüz nüfus artışı, iklim değişikliği ile mücadelede, mimarlığın, planlamanın ve tasarımın, üretken, güçlü, güvenli, verimli iletişim ve işbirliğinin kullanılmasındaki sahip olduğu gücün daha da ileri götürülmesini tartıştı.

    Doç. Dr. Sadri, “Önce, daha iyi bir dünyanın ne olduğunu kavramamız gerekiyor”

    3 Ekim Pazartesi günü, GAÜ Milenyum Senato Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen etkinlikte ilk sözü alan kendisi de mimar olan, Girne Amerikan Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Yöneticiler Kurulu Üyesi Doç. Dr. Hossein Sadri, her şeyden önce daha iyi bir dünyanın nasıl olması gerektiği konusundaki sorulara yanıt aranması gerektiğini belirterek, “Bu yılın temasını, yani ‘Daha İyi Bir Dünya Tasarlamak’ fikrini çok gerekli buldum. Çünkü, bu tema gelecek hakkında konuşuyor, Dünya’yı bir bütün olarak ele alıyor. Burada esas önemli olan, daha iyi bir dünyanın ne olduğunu anlamaktır. Çünkü kime sorsanız, herkesin kafasında daha iyi bir ‘Dünya’ var. Daha iyi bir dünya tanımı, insanların, diğer canlılar ile bir arada daha iyi ve mutlu yaşayabileceği bir dünyadır ve biz mimarlar olarak, böyle bir dünyaya erişmek için, nasıl katkıda bulunabiliriz, sorusu sormalıyız” şeklinde konuştu.

  • Mimarlar Odasından Belediyelere Sahil Projesi Önerisi

    Mimarlar Odası Kuşadası Temsilciliği, toprak saha ve tariş alanı ile birlikte ele alınması gerektiğini belirterek, hem Aydın Büyükşehir, hem de Kuşadası Belediyeleri’ne önerileri rapor ve proje olarak sundu. Mimarlar Odası Kuşadası Temsilcisi Ümit Acar, Kuşadası sahilinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirterek, “ Belediye başkanlarımıza, Bu güne kadar Kentimizde yapılan en önemli hatalardan birinin, lokal olarak yapılan planlamalar olduğunu, Kentsel planlamalar kent geneli göz önüne alınarak ve birbirine bağlantılı olarak yapılması gerektiğini, bu nedenle; tariş ve eski futbol sahası arazisinin ayrı ayrı projelendirilmemesini, iki arazinin, limanın çevresinin, liman ile marina arası sahil bölgesinin ve Kasım Yaman parkının bir bütün olarak düşünülerek projelendirilmesi gerektiğini; Kuşadası nın vitrini olacak bu bölgenin uzman büro ve ekipler eşliğinde ilgili kurum ve kuruluşların önerileri ışığında, örnek bir planlamanın yapılması gerektiğini söyledik “ dedi.

    Tariş, Eski futbol sahası, sahil ve Kuşadası’nın ana sorunlarına yönelik proje ve uygulamaların Büyükşehir ve Kuşadası belediyesi birlikteliğinde diyalog içinde yapılmasından yana olduklarını kaydeden Mimarlar Odası Kuşadası Temsilcisi Ümit Acar, “ Kurumlar arası diyalog sorunları, Kişilere, Kurumlara ve en önemlisi de Kuşadası’na zarar vermektedir. Umarız önümüzdeki günlerde bu sorun aşılır. Sürdürülebilir turizm için, sağlıklı, yaşanılabilir, kaliteli ve insan odaklı bir kentleşmenin oluşturulması gerekir. Bunu sağlanması için; Kuşadası’nda aktif ve konunun paydaşı olabilecek, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, Üniversite vb kurum ve kuruluşların katılımı ile, yarışma veya uzman bürolar eşliğinde, Kentin sorunlarından biri olan sahilin bütününün, kentin vitrini olacak örnek bir planlanma ve proje ile yapılması gerekir “ diye konuştu.

    Mimarlar Odası Kuşadası Temsilciliği tarafından Sahil, Atatürk Bulvarı, Tariş arazisi ve toprak saha ile ilgili olarak belediyelere verilen rapor şöyle: “ İlçemiz yıllarca plansız kentleşmiştir, haksız rant baskısı karşısında yapılan uygulamalar sonucu kentin sosyal donatı alanlarına yeterince önem verilmemiştir. Aşırı betonlaşmış kentimiz için Tariş arazisinin de bulunduğu Atatürk Bulvarı sahil bandı en önemli değerlerimizden biridir. Kentimizde trafik tıkanıklığı ve otopark sorunu olan bulvardan biride Atatürk bulvarıdır. Bulvarda iki şeridin biri araç parkı olarak kullanıldığından, kalan tek şerit, tur otobüsleri, toplu taşım ve özel araç trafiğini kaldıramaz durumdadır, ve bu durum yayaların rahat dolaşımını engellenmektedir. Bu nedenle öncelikle otopark sorununu çözmek gerekmektedir. Bu sorunu çözmek için en iyi alternatif, Atatürk bulvarında tüm otoparkların kaldırılması şartı ile Tariş ve eski Futbol arazisinde yeraltına iki katlı otopark yapılabilir. Dolayısı ile sahil bandının, Atatürk bulvarının iki şeridinin otopark olarak kullanılmasına gerek kalmayacaktır. Atatürk caddesini otoparktan ve ağır taşıt trafiğinden arındırmak, yayaların rahat ve huzurlu ortamda sahil bandını kullanmaları için gerekmektedir. Bunun için Atatürk bulvarındaki trafik yoğunluğunu bu bulvara paralel bir üst ana bulvar olan Candan Tarhan bulvarına kaydırmak gerekir. Devlet hastanesi kavşağından boyalık kavşağına kadar akan trafiğe sahip bir ana bulvar oluşturulabilir. Atatürk bulvarının bir bölümünü (avcılar kulübü ile yat limanı arası) yavaşlatılmış tek yön yola, hatta yaz aylarında, taşıt trafiğine saatli kapalı kontrollü yaya yolu şekline dönüştürülebilir. (kent ulaşım master planlarının güncellenmesi devamında) Bunun devamında liman çevresinden yat limanına kadar ( Tariş ve eski futbol sahasını da kapsayacak) yeni bir düzenleme, proje yapılmalıdır. Öncelikle liman çevresindeki görsel çirkinlik arz eden eski belediye yapılarının yıkılarak, yeşil alan ve meydan olarak düzenlenebilir. Gemilerin limana yaklaşımında yolcuların kentin önemli değerlerinden biri olan kervansaray ve Barbaros caddesini algılamaları sağlamalıdır. Turistlerin gemiden inip kente taşıt yolundan yürüyerek ulaşımı yerine, terminal binasından çıkıp direk barboros caddesine geçişlerinin sağlaması gerekir. Bunun için balıkçı barınağının bir bölümüne dolgu veya balıkçı barınağında kentin simgelerinden biri haline gelecek bir köprü yapılabilir. Balıkçı hali ve balıkçı kahvesi bu alanın uygun bir köşesinde tek katlı olarak oluşturulabilir. Kalan alan (Kutes e kadar) kent meydanı olarak kullanılabilir. Kutes ten yat limanına kadar olan sahili, Kasım Yaman parkını, Tariş ve eski futbol sahasını kapsayacak bir alanda, kentin ihtiyacı olan yeşil alan, yürüyüş yolu, bisiklet yolu, çocuk oyun alanları, eğlence, sportif, ve kültürel alan vb. gibi sosyal donatı alanları oluşturulabilir.

    Tariş Arazi;

    Yeraltında yapılacak iki katlı otopark sahildeki park sorununu çözecektir. Üzerinde her ne kadar birkaç tarihi bina tescilli olsa da bir tanesi (en önde güney köşede bulunan bina) tarihi yapı niteliğindedir. Bu binanın restore edilerek, küçük bir müze veya sergi amaçlı kullanılabilinir. Bir odası yaz aylarında bahçesinde çay kahve ihtiyacına cevap verecek çay ocağı amaçlı kullanılabilir. Diğer depo görüntüsünde olan yapıların tarihsel değeri olduğunu düşünmemekteyiz. Bunlar yıkılabilir yerini yeşil alana bırakabilir. Arazinin tümü ağaçlandırılarak, yürüyüş yolu, çocuk oyun, gençlik eğlence alanları, açık sergi alanları, en dipte anfi tiyatro vb. aktivitelerin yapılacağı sosyal donatı alanları oluşturulabilir.

    Eski futbol sahası;

    Kuşadası belediyesinin yaptırdığı projeyi incelediğimizde; yeraltında yapılacak iki katlı otopark sahildeki park sorununu çözeceği için olumlu bir düşünce. Fakat eski futbol sahası olan arazinin üzerinde yapılan restoranlar, kafeler, hamam, sauna, fitness vb mekanlar ile yaklaşık 2500 m2 taban alanlı yaklaşık 4500 m2 ye yakın yapılar amacını aşmıştır. Kamu alanına cafeler, restorantlar, dükkanlar, apartlar, fitness hamam sauna vs gibi mekanlar kira veya gelir getirmesi amacı yapılması yanlıştır. Yönetimler geçicidir. Bu güne kadar ki yönetimler bu tür belediye mülklerini yandaşlarına peşkeş çekmişlerdir. Projenin bu kısmına karşıyız. Kamuya ait spor tesisi olarak planlanmış parsele bu yoğunlukta yapı yapma tasarrufu yanlıştır. Zaten yoğun yapılaşmış olan bölgede yeşil alana ihtiyaç vardır. Yapılacak kapalı mekanların gömülü olarak yapılması, Üstünün ağaçlandırılıp çocuk ve gençlere yönelik spor, eğlence, sosyal ve kültürel açık alanların yapılması gerekir. Ayrıca kamuya ait bu tür planlamalarda meslek odalarının S.T.K ların ve halkın görüşü alınarak uzman bürolar eşliğinde projelendirilmesi gerekirdi “