Etiket: Millete

  • Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş: “(Yeni Anayasa Taslağı) 367’yi Bulamazsak 330’u Buluruz Ve Millete Gideriz”

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Diğer partilerle müşterek olarak yapamayacaksak, o zaman kendi anayasa taslağımızı parlamentoya sunarız. İnşallah 367’yi buluruz, bulamazsak 330’u buluruz ve millete gideriz. Anayasa konusunda kimseyle kirli, pasaklı, kapalı bir pazarlığın içerisinde asla olmayız” dedi.

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, TGRT Haber ekranlarında yayınlanan “Neler Oluyor” programına konuk oldu. İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın sorularını cevaplayan Kurtulmuş, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş, yeni anayasa için diğer siyasi partilerle uzlaşmak istediklerini vurguladı. Diğer partilerle uzlaşılamaması durumunda referanduma gidilebileceğini belirten Kurtulmuş, “Diğer siyasi partilerle uzlaşarak, yeni bir anayasa taslağını Meclis’e göndermeyi ilk hedef olarak kabul ediyoruz. Bunun için de samimi olarak diyaloğa açık olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyorum, ancak bunu diğer partilerle müşterek olarak yapamayacaksak o zaman kendi anayasa taslağımızı parlamentoya sunarız. İnşallah 367’yi buluruz, bulamazsak 330’u buluruz ve millete gideriz. Anayasa konusunda kimseyle kirli, pasaklı, kapalı bir pazarlığın içerisinde asla olmayız. Çünkü anayasa AK Parti’nin anayasası değil, milletin anayasası olacak” dedi.

    Kurtulmuş, paralel yapıyla mücadelenin Türkiye’nin öncelikli tehdit olarak kabul ettiği bir konu olduğunu dile getirdi. Bu konuda yapılan toplantılardan bahseden Kurtulmuş, şöyle konuştu:

    “Paralel devlet yapılanmasıyla mücadele konusunda ilk toplantı yapılmıyor. Daha evvel milli güvenlik kurulu toplantılarında bu konu gündeme gelmiş ve mili güvenlik kurulunun öncelikli Türkiye için öncelikli tehdit olarak kabul etiği, ilan ettiği konulardan birisi de paralel yapı olmuştur. Onunla mücadele de Türkiye’nin öncelikli güvenlik meselelerinden birisi halini almıştır. Dolayısıyla daha evvel çeşitli kereler konuşulmuş olan konularla karşı karşıyayız ve zaten ilgili bakanlıklar kamu kurum ve kuruluşları bu konuda, devletin içine sızmış olan bu yapılanmanın unsurlarıyla mücadelesini sürdürüyor. Diğer taraftan da bu kara para aklama ve diğer konularla ilgili de zaten bildiğiniz gibi birçok dosya açılmış ve bu dosyalar üzerinden operasyonlar devam ediyor. Bunu zaten devam eden bir mücadelede normal olarak yapılan bir koordinasyon toplantısı olarak görmek lazım. Zaten bu bir devlet politikası. Hükümet politikası olmanın üstünde bir devlet politikası olarak mili güvenlik kurulunda defaatle konuşulmuş ve tavsiye kararları alınmış bu konu ile ilgili olarak da yapılan bütün icraatların milli güvenlik kurulu sekreterliği bünyesinde de takip edildiği konulardan birisi. Dolayısıyla bu anlamda bu takibin yapılması önemliydi sayın başbakanımız da bu toplantıyı gerçekleştirmiş oldu.”

    Paralel yapılanmaya karşı yürütülen operasyonlarla ilgili bilgi veren Kurtulmuş, “Türkiye bu konu ile ilgili çok sıcak olaylar yaşadı. MİT TIR’larının durdurulması, orada sanki başka ülkenin istihbarat birimine karşı yapılan bir operasyon gibi operasyon yapılması, ayrıca KPSS ve benzeri birçok meselenin ayyuka çıkması, bu anlamda hem yargının içerisinde hem emniyetin içerisinde hem diğer kamu kurumlarının içerinde bu yapılanmanın yapmış olduğu bir sürü icraatlar, sahte belgeler, yanlış dinlemeler, usulsüz dinlemeler, bütün bunları üst üste getirdiğiniz zaman, ayrıca iş dünyasında yapılan bir takım operasyonlar, zaten şu anda eş zamanlı olarak yürütülen çok sayıda dosya, soruşturma var. Bunlar mahkemede önünde devam eden hususlardır. Yani nihayetinde bu mahkemeler kendi usullerince devam edecek ama burada devlet, herhangi bir demokratik devlet zaten bu mücadeleyi vermek zorundadır. Bunu defaatle konuştuk. Egemenliğin kaynağı milletin iradesidir. Milletin iradesinden güç almayan herhangi bir yapılanma, burada paralel devlet yapılanması, gayri meşru, kanun dışı, illegal bir yapılanmadır, gücünü milletten almadığı için. Biz bunu defaatle söyledik; ‘madem bunu istiyorsunuz gelin bir parti kurun, milletten oy alın millet sizi iktidara getirirse iktidara gelin’ dedik. Ama siz milletin sizi iktidara getirmesini beklemeden herhangi bir iktidar partisi aracılığıyla, bir zamanlar AK Parti için, bir zamanlar belki DSP için, başka Anavatan Partisi için, hangi partiyi iktidarda görürseniz onun koltuğunun altına, onun gölgesine girin ve onun üzerinden elde ettiğiniz, devşirdiğiniz bir takım güçlerle kamu bürokrasisinin içerisinde yer alın, adamlarınızı sokun, onları yerleştirin ve onların üzerinden bir sürü usulsüz yasa dışı, illegal iş yapın. Buna hangi demokratik ülke müsaade eder. Dolayısıyla bu meseleyi bu kapsamda görmek lazım. Yoksa sadece ‘bu gurup, şu andaki iktidara karşı bir konum içerisindedir onun için biz bu mücadeleyi veriyoruz’ şeklinde görmemek gerekir. Bu devlete karşı aslında bir mücadele yapıyorlar. Bu mücadelede de herhalde devlet seyirci kalacak veya sessiz kalacak değildir” şeklinde konuştu.

    “TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI DÜNYANIN BİR İNSANLIK CEPHESİNDE BULUŞMASI LAZIM”

    Bazı batılı ülkelerin çıkarları doğrultusunda terörle işbirliği yaptığına dikkat çeken Kurtulmuş, “Bizim terör konusundaki temel tezlerimizin ne kadar doğru olduğu, ne kadar can alıcı olduğu ortaya çıktı. Öncelikle şunu söylüyoruz. Teröristin size yakın olanı bana yakın olanı olmaz. Teröristlerin hepsi insanlık suçu işliyor. Terörizm, bizatihi insanlığa karşı bir düşmanlıktır. Terörizmin dini, diyaneti, mezhebi, meşrebi, haysiyeti, onuru hiçbir şeyi olamaz. Dolayısıyla burada maalesef bazı batılı ülkeler de bu yanlışın içerisine düştüler. ‘Filanca terör grupları belki işimize yarar’ diye rezerv terör grupları tuttular. Yıllardır bu oldu. Örneğin uzun yıllar boyunca ASALA’yı kimler besledi, uzun yıllar boyunca PKK’yı kimler besledi? Bunlara silah desteklerini, lojistik desteklerini, ekonomik desteklerini, siyasi desteklerini kimler verdi? Böyle baktığınız zaman bir kere terörün bu insafsızlığı konusunda bizim ortaya koyduğumuz bu tez, bir kere daha haklı bir şekilde ortaya çıktı. Yani 11 Eylül oldu dünyanın en iyi korunan binalarında birisi olan ikiz kuleler, iki bina çökertildi, Londra metrosunda bomba patlatıldı, Paris’te eş zamanlı olarak 8 yerde birden terör saldırısı oldu, Brüksel Havalimanı Avrupa’nın en iyi korunan havalimanlarından birisi. Orada terör saldırıları oldu. Yani ‘Terör nasıl olsa bana dokunmuyor, uzaklarda bir yerlerde duruyor’ derseniz, ya da terör örgütlerini ‘Nasılsa Asya’nın, Afrika’nın Ortadoğu’nun bol sayıda, mebzul miktarda bulunan insanlarını yok ediyor, bize ne?’derseniz, umursamaz davranırsanız, ya da ‘terör örgütlerinin bir kısmından istifade ederiz’ diye düşünürseniz gelip bumerang gibi sizi vuruyor. Dolayısıyla burada terör örgütlerine karşı dünyanın bir insanlık cephesinde, bunun altını çizerek söylüyorum; insanlık cephesinde buluşması lazım. Buluşmak mecburiyetindedir. Bu kadar net söylüyorum. Buluşmak mecburiyetindedir; çünkü özellikle son 20 yıllık süreçte, hatta biraz daha öteye götürelim, Afganistan’ın önce Ruslar sonra Amerikalılar tarafından işgali, arkasından Irak’ın Amerikalılar tarafından işgali, arkasından Suriye’deki bu siyaseten yönetilemezlik dünyada terör örgütlerine olağanüstü yeni bir alan açtı” ifadelerini kullandı.

    “SANKİ DÜNYA TERÖR ÖRGÜTLERİ CENNETİ HALİNE GELDİ”

    Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, terör örgütlerinin birileri tarafından ciddi anlamda desteklendiğini vurguladı. Türkiye’nin teröre karşı samimi olan herkesle işbirliğine açık olduğunu, elindeki bilgileri paylaşmaya hazır olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şunları ifade etti:

    “Şunu söyleyebiliriz ki; sanki dünya terör örgütleri cenneti haline geldi. Ta Afrika’daki Boko Haram’dan bilmem neredeki El Kaide’ye kadar, PKK-PYD’den başka bir örgüte kadar dünyanın her yerinde örgütler istedikleri silahı temin edebilir hale geldi. İstedikleri ülkelerin içerisinde, o ülkenin istihbaratını aşarak oralarda bombalı eylemlerde bulunabilir hale geldiler. Bunu Belçikalısı da, Amerikalısı da, Fransız’ı da, Rus’u da, Çinlisi de, Türkü de herkes bunu iki elini kafasına alarak düşünmek zorunda. İsimlerini söylemeyelim ama herhalde şu da çok açıktır; dünyanın dört bir tarafından toplanmış insanlar, bir araya gelmiş insanlar, Allah aşkına bu kadar büyük ölüm silahların nereden buldular? Bu insanlar diyelim ki zaten kendi hayatlarını idame ettirmekte zor ekonomik koşulları itibariyle, bu insanların elinde 10 binlerce dolarlık, hatta 100 binlerce Dolarlık bu ölüm silahlarını kimler verdi? Nasıl verdiler? Daha net bir şey söyleyeyim; Belçika Havalimanı’ndaki istihbaratı aşarak birisinin orada bomba patlatması demek, Belçika istihbaratından daha güçlü bir istihbarata sahip oldukları anlamına geliyor. Bu 3 tane, 4 tane adamdan oluşan terör örgütü, bu istihbarata sahip olmayacağına göre, demek ki başka birileri, buradaki saldırıyı ya da aynı şekilde Ankara’daki saldırıyı, İstanbul’daki saldırıyı düzenleyenlere çok önemli istihbarat bilgileri verdi. Böyle baktığımız zaman herkesin samimi olması lazım. Çifte standartlı, ikircikli, burada başka bir laf söyleyip, orada başka bir laf söylemek, artık terörle mücadelenin kaldıramayacağı bir şeydir. Kendi başına adam oraya gelmedi. Bombayı nereden getirdi, havalimanına nasıl girdi, o engelleri aşarak içeriye nasıl sokuldu? Onlarca soru. Aynı şey diğer saldırılar için de geçerli. Dolayısıyla burada samimi olmak gerekiyor. Biz Türkiye olarak açık söylüyoruz; biz bu terörle mücadele konusunda herkesle samimi işbirliğine açığız. Bütün bildiklerimizi paylaşmaya açığız.”

    “TÜRKİYE’YE KARŞI SAVAŞAN GRUPLARA ‘ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI’ DEMEK, ÇOK AÇIK BİR SİYASİ KORUMADIR”

    Türkiye’ye karşı terörist faaliyetlerde bulunan örgütleri, terör örgütü olarak görmeyen ülkeleri eleştiren Kurtulmuş, “Birtakım ülkelerin, bizim terör örgütü olarak gördüğümüz örgütleri, terör örgütü olarak görmediği aşikar. Ya da bizim teröre karşı gösterdiğimiz bu hassasiyeti göstermedikleri aşikar. Öncelikli olarak bu samimi işbirliği konusunda şunu da beklemek herhalde hakkımızdır: Bizimle stratejik ortaklığı olanların ya da dostluk ilişkisi içerisinde bulunan ülkelerin, bu anlamda açık ve samimi olmalarını bekleriz ve Türkiye’nin bu bölgedeki terörle mücadele konusundaki hassasiyetlerine saygı duymalarını ve bu hassasiyetlerini desteklemelerini bekleriz. Bu hassasiyeti göstermiyorsanız yani Türkiye’ye karşı savaşan gruplara karşı siz ‘özgürlük savaşçısı’ veya başka bir şey derseniz, bu çok açık bir siyasi korumadır. Bunun Türkçesi budur. Dolayısıyla biz de en azından bu hassasiyeti bekleriz. Bizim bu hassasiyetlerimize saygı duymalarını bekleriz ve burada bir ittifakın olması kaçınılmazdır. Dostluk ilişkisi bakımından kaçınılmazdır” değerlendirmelerinde bulundu.

    “TÜRKİYE ELİNİ AÇIP ÜÇ BEŞ KURUŞ DİLENİRSE, TÜRKİYE’DEN İYİSİ YOK”

    “Türkiye’de terör örgütleri ne istiyorlar, bu kadar çok Türkiye’nin üstüne abanıyorlar. Birçok şey var ama iki tanesi çok önemli” diyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:

    Bunlardan bir tanesi; istiyorlar ki vatandaş içine kapansın, evinden çıkmasın, korksun, ürksün, çekinsin, normal günlük hayatına devam etmesin. Vatandaşımızın üzerinde böyle bir psikolojik etki oluşturmaya çalışıyorlar. Hükümet üzerinde de, hükümet vatandaştan oy alırken vaat ettiği işleri yapmasın. Ekonomik kalkınma hamlelerini sürdürmesin, siyasi ve ekonomik reform süreçlerine devam etmesini, parlamentonun düzgün bir şekilde çalışmasını temin etmesin. Anayasa çalışmasından tutun, 12 Eylül’ün antidemokratik yasalarına kadar söz vermiş olduğu birçok şeyi yapamasın. Maalesef bu konuda Türkiye’de o kadar enteresan bir haleti ruhiye var ki, bazılarında ben mesela İstiklal Caddesi’ndeki patlamadan sonra uzak bir yerdeydim. Ordu’daki bir toplantıda konuşuyordum tam da o sırada bu patlamanın haberini aldık, sayın başbakanımıza, içişleri bakanımıza konuştuktan sonra ben konuşmaya çıktım. Oradaki yaptığım konuşmalarda bunu anlatıyorum. Diyorum ki ‘onun için biz 3. köprüyü yapmaya devam edeceğiz, onun için fabrikalarımızı ticaret merkezlerimizi, alışveriş merkezlerimizi günlük hayatı mızı sürdüreceğiz. Onun için ekonomik adımlarımızı atacağız, siyasi adımlarımızı yapacağız.’ En zor ortamda bile bakanlar kurulu 8-9-10 saat toplanıyor. İnanın oralarda çok detayına kadar yapmamız gereken adımlar neyse onları oturuyoruz, konuşuyoruz. Örneğin Siyasi Etik Yasası. ‘Terör var şimdi, Siyasi Etik Yasası ile neden uğraşalım’ demiyoruz. Taşeron işçilerin kadroya alınması, ‘bunu erteleyelim şimdi terör var’ demiyoruz. Terör örgütleri de böyle bir ortam oluşturmaya çalışıyor. Buradaki esas terörün Türkiye’ye bu kadar abanmış olmasının en temel nedeni burası. Teröre destek veren çevreler istiyorlar ki, Türkiye güçlü bir ülke olmasın. Türkiye milleti ve devleti ile bütünleşmiş bir şekilde yoluna devam etmesin. Türkiye’de halk el ele, kol kola, gerçekten bütünleşmiş bir şekilde, büyük bir gelecek hayalinin peşinde koşmasın. Bununla birlikte yol almasın. Eğer Türkiye elini açıp üç beş kuruş dilenirse, Türkiye’den iyisi yok. Türkiye siyasi ve ekonomik reformlarını yapmaz, sürekli kendi siyasi tartışmaları içerisinde boğulursa Türkiye’den iyisi yok. Ama Türkiye ne zaman bir siyasi istikrar ile yoluna iyi bir şekilde devam ederse, sağ sol çatışması başlatmışlardır. Ne zaman Türkiye yoluna iyi şekilde gitmeye başlamışsa, Türkiye’de Alevi Sünni çatışmasını başlatmışlardır. Ne zaman Türkiye iyi bir mesafe almışa ASALA’yı Türkiye’nin başına bela etmişlerdir. Ne zaman Türkiye bir atılım sürecine girdiği zaman PKK terörünü başlatmışlardır. Yeni bir şey değil bu. 40 sene evvel bu Apocular döneminden itibaren alırsanız. Binlerce insanın öldüğü, on binlerce insanın öldüğü bir süreç. Dolayısıyla buradaki esas hedef ne şehirlerimizdir, ne tek tek Türkiye’deki herhangi bir siyasi gruptur. Muhatap Türkiye’dir, Türkiye’nin büyük güçlü yoluna devam eden bir ülke olmasını istemiyorlar. Bunu söylediğim zaman anlamakta zorluk çeken bazı kesimler bunu da istismar ettiler. Milletimiz bütün bu terör saldırılarına rağmen birlik ve beraberlik konusunda ortak hedeflere yürüme konusunda iyi bir sınav veriyor. Ve gerçekten birlini, beraberliğini kimse yok edemiyor. Amaç Türkiye’yi paralelize etmektir. Ürkütmek korkutmaktır, hükümeti işlevsiz hale getirmektir, çekingen bir hale getirmektir. Bunun sonunda da Türkiye’ye diz çöktürmektir. Asla buna bu millet gelmeyecektir, buna izin vermeyecektir. Hep beraber bu ülkenin bütün vatansever unsurları, teröre karsı hangi partiden olursa olsun, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, hangi hayat tarzını benimserse benimsesin, bu ülkenin bütün yurtseverleri vatanseverleri hepimiz aynı dava etrafında bütünleşeceğiz. Önce terör örgütlerine karşı samimi açık yürekli ve gerçekten hiçbir ama fakat diye çekince ortaya koymadan mücadelemizi ortak tavrımızı ortaya koyacağız. Onlar Türkiye’ye diz çöktürmek mi istiyorlar, biz koşar adım yolumuza devam edeceğiz.”

    TERÖR OPERASYONLARI

    Bölücü terör örgütü mensuplarına karşı yürütülen operasyonlarla ilgili bilgiler veren Kurtulmuş, “Başından itibaren hiçbir konuda ne Cizre’de, ne Sur’da, ne Silopi’de bir takvim vermedik. Bu doğru da değil. Burada terör örgütleri ilk defa şehir savaşları veriyor. Kobani’de, Kuzey Suriye’de aldıkları eğitimle de profesyonelleştikleri görülüyor. Ama buna mukabil Türkiye’de bizim güvenlik kuvvetlerimizin de ilk sefer ortaya koydukları son derece etkin bir takım çalışmalar var. En başında gerçekten asker, polis, özel harekat, jandarma özel harekat, farklı güvenlik birimleri, hatta aynı timin altında aynı timin komutanlarının emrinde omuz omuza çok büyük bir koordinasyonla mücadeleyi sürdürdüler. Onun için Sur’da başarı geldi. Onun için Silopi ve Cizre’de sonuç elde edilmiş oldu. Ayrıca istihbarat paylaşımı konusunda son derece titiz ve son derece büyük bir koordinasyonla devam ediyor. Hem bu koordinasyon konusunda güvenlik kuvvetlerimiz bir aşama kat ettiler, hem de şehirlerde teröristlerle mücadele etme bakımından ciddi bir tecrübe kazanmış oldular. Yeni bir konsept kolay değil, Allah hepsini korusun. Hiç birisinin inşallah kılına zarar gelmesin” diye konuştu.

    “CİZRE HALKININ BÜYÜK BİR KISMI OPERASYONLARA DESTEK VERİYOR”

    Güvenlik güçlerinin teröristlerle vatandaşları ayırma konusunda çok başarılı olduklarının altını çizen Kurtulmuş, “Biz meseleye sadece güvenlik açısından bakmıyoruz. Mesela Cizre’de yaptırdığımız bir kamuoyu yoklamasında, Cizre halkının büyük bir kısmı operasyonlara destek veriyor, yüzde 80’in üstünde bir kısmı ’Tekrar geri döneceğim’ diyor. Bu güvenlik meselesi inşallah hızlı bir şekilde sağlanır. Yüksekova, Nusaybin ve Şırnak için de söylüyorum. İnşallah bütün yerleşim yerlerini eskisinden daha güzel bir hale getirerek yolumuza devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    SUR’UN YENİDEN İMARI

    Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, “vatandaşların malına, mülküne el konulacak” dedikodularının gerçeği yansıtmadığını dile getirdi. Hiç kimsenin herhangi bir hak kaybı yaşamayacağını vurgulayan Kurtulmuş, Sur’un yeniden imarında tarihi dokunun, tarihi binaların korunacağını söyledi. Kurtulmuş, Sur’un yeniden imarı konusunda TOKİ’nin herhangi bir fonksiyonu olmayacağını da sözlerine ekledi.

    “TAYYİP ERDOĞAN BİR DÜNYA LİDERİDİR”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Barack Obama ile görüşüp görüşmeyeceği konusundaki söylentilere değinen Kurtulmuş, “Bu sözler şu aslında; ‘Tayyip Erdoğan önemsiz bir adamdır’ propagandasını yapmak için bunları söylüyorlar. Hayır, Tayyip Erdoğan bir dünya lideridir, Türkiye’nin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanıdır, Türkiye’nin lideridir ve bu çerçevede gittiği her yerde itibar görür. Tayyip Erdoğan’ın siyasi gücü ya da Türkiye’nin siyasi itibar görüp, görmemesi, falanca ülkenin lideriyle hangi sıklıkla görüştüğüyle alakalı değildir. Bizdeki bu beylerin zihni ters çalıştığı için, ‘Türkiye hiçbir yere gitmesin, Türkiye’ye de kimse gelmesin’ istiyorlar” dedi.

    REZA ZARRAB’IN ABD’DE TUTUKLANMASI

    Miami’de tutuklanan Reza Zarrab ile ilgili Türkiye’den belge istenip istenmediğiyle ilgili soruyu cevaplayan Kurtulmuş, “Hayır, hiçbir bilgi, belge istenmedi. Devam eden dosya, açılmış olan dosya söz konusu ülkede, söz konusu şahısla ilgili devam eden hukuki bir süreçtir, Türkiye ile ilgili bir süreç değildir” ifadelerini kullandı.

  • Başkan Kılınç; “Allah Bu Millete Bir Daha İstiklal Marşı Yazdırtmasın”

    Köşk Belediye Başkanı Rıfat Kadri Kılınç, İstiklal Marşının kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

    Kılınç, mesajında, milli mücadele günlerinin heyecanını destansı bir şekilde yansıtan İstiklal Marşı’nın dün olduğu gibi bugün de kalpleri, ruhları birleştirerek, insanların yolunu aydınlattığını ifade etti. Milletin yaşadığı en buhranlı dönemde, ’Korkma’ diye başlayan İstiklal Marşının kahraman orduya ve millete umut aşıladığını, milli mücadele ruhunun canlanmasına vesile olduğunu vurgulayan Kılınç, mesajında; “İnanıyorum ki, istiklal mücadelesi ruhunu muhafaza ettiğimiz sürece, millet olarak karşılaştığımız her tür badireyi atlatacak, istikbal mücadelemizi de başarıyla sürdürebileceğiz. Milletimiz tarihte hiçbir zaman zulme boyun eğmedi, varlığına kastedenlere gerekli dersi verdi, Vatanına ve hürriyetine canı pahasına sahip çıktı. İstiklal Savaşı’nda da büyük Atatürk önderliğinde kenetlenerek bir varolma mücadelesi veren halkımız, hür ve müstakil yaşama kararlılığını tüm dünyaya bir kez daha kabul ettirmiştir” denildi. Milli mücadelenin, Akif’te de zuhur eden ruhla kazanıldığını anlatan Kılınç, İstiklal Marşının her mısrasının büyük anlamlar yüklü olduğunu aktardı. Kılınç, “Bize nereden gelip nereye gittiğimizi, asla unutmamamız gereken değerleri anlatır. Mehmet Akif, ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırtmasın’ derken bu süreçte çekilen zorlukları en çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Bizler bugün şehitlerimizin emaneti bu cennet vatanı muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Şehitlerimize ve vatan kahramanlarına en büyük borcumuz, gelecek nesillere daha güçlü ve daha müreffeh bir ülke bırakmaktır. Milletimiz, birlik ve beraberlik içinde parlak bir geleceğe doğru yürüyüşünü emin adımlarla sürdürecektir. İstiklal Marşı’nın kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, değerli vatan şairi Mehmet Akif Ersoy’u, İstiklal Savaşının tüm kahramanlarını rahmetle ve minnetle anıyor, vatandaşlarıma selam ve sevgilerimi iletiyorum” ifadelerine yer verdi.

  • Bölge Kültürünü 77 Millete Taşıdı

    Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Tahtakuşlar köyünde kurulan Alibey Kudar Etnografya Galerisini bugüne kadar 77 ülkeden turist ziyaret etti.

    Edremit’e 17 kilometre uzaklıktaki Tahtakuşlar köyünde emekli öğretmen Alibey Kudar tarafından kurulan Türkiye’nin ilk köy müzesi yıllardan bu yana ilgi görmeye devam ediyor. Her gün ziyaretçilerle dolup taşan müzenin bugüne kadar 77 ülkeden ziyaretçisi oldu.

    1994 yılında UNESCO tarafından Dünya Müzeler ödülüne layık görülen Etnoğrafya Galerisini gezen vatandaşlar müzeyi beğendiklerini söylerken, Müze Sorumlusu Ali Bey Kudar’da ilgiden memnun

    Ali Bey Kudar “Burası Türkiye’nin ilk etnografya müzesi. 1991 yılında kuruldu. 1994 yılında Dünya Müzeler ödülünü Unesco bize verdi. Şu anda en son aldığımız ödül de, 34. ödülümüz olan Azerbaycan’dan Dede Korkut Vakfının kızıl yürek madalyasını şerefle taşıyoruz. Galerimiz şu ana kadar 77 ülkeye kapılarını açtı.” dedi.

  • Mahçiçek: “Bu Millete Diz Çöktürmek İsteyenlere Fırsat Vermediniz”

    Kahramanmaraş Merkez İlçe Onikişubat Belediye Başkanı Hanefi Mahçiçek, muhtarlar ve AK Parti Mahalle Temsilcileri ile bir araya geldi. 1 Kasım seçimlerinde Onikişubat bölgesinde elde edilen büyük başarı dolayısıyla muhtarlara ve mahalle temsilcilerine teşekkür eden Mahçiçek, “Bu millete diz çöktürmek isteyenlere fırsat vermediniz” dedi.

    Liva Düğün Salonu’ndaki programda konuşan Mahçiçek, Türkiye’nin 1 Kasım seçimleriyle birlikte çok büyük bir badireyi atlattığını söyledi. 7 Haziran sonrasında Türkiye’nin her taraftan kuşatma altına alınmaya çalışıldığını belirten Mahçiçek, “Cenab-ı hakkın yardımıyla, bu güzel ülkenin güzel insanlarının gayreti ve duası ile bu badireyi atlattık” diye konuştu.

    Mesele memleket meselesi olduğunda her şeyin ikinci plana atılması gerektiğini ifade eden Mahçiçek, şöyle devam etti:

    “Gerçekten bazen siyaset üstü düşünmemiz lazım. Bu ülkenin geleceği söz konusu olduğunda, memleket meselesi söz konusu olduğunda siyaseti bir tarafa koymamız lazım. İşte 1 Kasım’da bu millet tam da bunu gösterdi. 7 Haziran’da bir seçim olmuştu. O kısa süren dönemde herkes bize karşı silahlarını doğrulttu. Türkiye’nin tekrar diz çökmesini istediler. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hepimize ders vermek istediler. Ama başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Hükümetimiz ve milletimize diz çöktürmek istediler. Diz çökmedik. Bu her türlü takdirin üzerindedir. Bizi bölmek isteyenlere, seçiden bir gün öne iç savaş geliyor diyenlere büyük bir ders verdik. Hem ülkemizi sıkıntılardan belalardan kurtardık, hem de işin doğrusu ekmek kapılarımızı kurtardık. Bu ülkede Allah korusun bir koalisyon olsaydı, çok şeyimizi kaybedecektik.”

    1 Kasım seçimleriyle birlikte Türkiye’de demokrasinin de perçinlendiğini dile getiren Mahçiçek, “Şimdi Allaha şükür 1 Kasım’dan sonra artık Türkiye’de daha güçlü bir demokrasi var. Onların anladığı manada demokrasi değil, milletimizin, yani sizlerin anladığı manada demokrasi var. Çünkü artık sizin seçtikleriniz bu ülkeyi yönetecek. Önümüzü kesme imkanları, fırsatları artık kalmadı. Ama yine de rehavete kapılmayacağız. Rehavete düşmeyeceğiz. Çünkü içerden ve dışarıdan bu ülkeye zarar vermek isteyenler durmaz. Öyleyse biz de dikkatli olmalıyız. İnşallah bu birlikteliğimizi bu beraberliğimizi hiçbir zaman kaybetmemeliyiz. Yeter ki biz ufak anlaşmazlıkları atalım. Aramızdaki çekişmeleri bırakalım. Makamlar gelir geçer. Önemli olan aramızda bir gönül köprüsü kurmak. Çünkü arkamızdan ya hayırla yad ediliriz, ya da kötü şeylerle anılırız. Cenabı Allah hepimizi hayırla yad edilen kullarından eylesin. Gerçekten bu güzel tablonun alınmasında sizlerin büyük emeği var. Allah hepinizden razı olsun. Allah sizleri var etsin, yokluğunuzu göstermesin” ifadelerini kullandı.

  • “millete Vefa Yolunda 20 Yıl” Programı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bölücü terör örgütü güvenlik birimlerimize karşı alçakça, haince saldırlar düzenliyor. Bu ülkenin bir siyasi partisinin hem de Cumhuriyetle yaşıt olmakla övünen, Atatürk’ün kurmasıyla övünen bir siyasi partinin genel başkanı çıkıp ’PKK niye silah bıraksın’ diyebiliyor. Dikkat edin Pensilvanya medyası ile PKK medyası aynı dili kullanabiliyor. PKK ile DEAŞ aynı istikamet doğrultusunda hareket edebiliyor” dedi.

    Memur-Sen Konfederasyonu’nun Ankara Arena Spor Salonu’nda düzenlenen “Millete Vefa Yolunda 20 Yıl” programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Millete vefa boyunca 20 yıl boyunca Memur-Sen çatısı altında memurlarımıza, çalışanlarımıza, ülkemize ve milletimize hizmet eden tüm kardeşlerime bugün burada bir kez daha teşekkür ediyorum. 20 yıllık mücadele sürecinde ahirete irtihal eden kardeşlerime de Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Memur-Sen’in kurucusu, değerli ağabeyimiz, şair, mütefekkir Mehmet Akif İnan’ı rahmetle, minnetle yad ediyor, mekanı inşallah cennet olsun, Rabbim ondan razı olsun diye dua ediyorum” diye konuştu.

    Merhum Akif İnan’ın 20 yıl önce, 1995 yılında Memur-Sen’i kurarken aslında sadece bir memur sendikası kurma gayesinde olmadığına işaret eden Erdoğan, “Zira tek başına sendikal mücadele Akif İnan merhumun o ummanlar kadar geniş, o yeryüzünü kucaklayan, kuşatan gönlü için gerçekten mütevazı bir hedefti” dedi.

    “850 BİNİN ÜZERİNDE ÜYESİYLE MEMUR-SEN TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK

    SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Akif İnan’ın Memur-Sen’i kurarak sadece çalışanların, özellikle de memurların hak mücadelesini vermek istediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

    “Ancak öyle zannediyorum ki asıl gayesi emek mücadelesini, hak mücadelesini, bütün Türkiye’yi, bütün Ortadoğu’yu, İslam coğrafyasını, bütün dünyayı sarıp sarmalayacak bir vizyona ulaştırmaktı. Akif İnan memurların haklarını savunurken, o acısını her an yüreğinde hissettiği, Kudüs’ün, Filistin’in, mazlum, mağdur tüm insanların da haklarını savunacak bir örgüt, bir sendika tahayyül ediyordu. Hamdolsun onun hayalleri gerçekleşti. Bugün 850 binin üzerinde üyesiyle, 11 sendikasıyla Memur-Sen Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden biri konumuna yükseldi. Nereden nereye. Emeği geçenlerden Rabbim razı olsun. Şuanda Türkiye’nin daha ileri demokrasiye ulaşması için, daha özgür, daha büyük ve daha güçlü bir ülke olması için mücadele veren bir Memur-Sen var. Şuanda 780 bin kilometrekarede hak mücadelesi veren, bununla yetinmeyip tam da Akif Hocamızın hayal ettiği gibi Kudüs için, Filistin için, Suriye’nin, Irak’ın, Somali’nin, tüm mazlumlar için sesini yükselten bir Memur-Sen var. Perşembe günü gerçekleştirilen ’Hak-İş’in Genel Kurulu ve 40. yıl dönümü’nde de ifade ettim. Eğer bugün buradaysak, eğer bugün özgüven içinde başımız dik, alnımız ak bir şekilde geleceğe umutla bakıyorsak bunda Hak-İş gibi Memur-Sen gibi gönül hareketlerinin çok büyük payı var. Eğer Memur-Sen olmasaydı 28 Şubat’ı çok daha ağır yaşayabilirdik, eğer Memur-Sen olmasaydı Anadolu ihtilali dediğimiz, 3 Kasım 2002’de başlayan o yeni Türkiye sürecini bu kadar kolay zaferle buluşturamazdık. Buradan genç kardeşlerimize, Genç Memur-Sen’in üyelerine özellikle bir hatırlatma yapmak isterim; gençler bugünlere kolay gelmedik, bugünlerin kıymetini bilin. Ama en önemlisi bugünleri muhafaza etmek için, bu seviyeleri çok daha yukarı taşımak için her zaman özgüvenli olun, her zaman ümitvar olun.”

    “MENZİLE ULAŞMAK, HEDEFE ULAŞMAK, SANCAĞI BURÇLARA DİKMEK İÇİN YOLLARA ÇIKMIŞLARDI”

    Merhum Akif İnan’ın yanındaki birkaç arkadaşıyla yokluk içinde, mahrumiyet içinde tüm baskılara rağmen Memur-Sen gibi büyük bir örgütün temellerini attığını vurgulayan Erdoğan, “Menzile ulaşmak, hedefe ulaşmak, sancağı burçlara dikmek için yollara çıkmışlardı ama vazifelerinin yol yürümek olduğunu, zaferin ancak ve ancak Allah’ın takdiri olduğunu biliyorlardı. Eğer Akif İnan ve arkadaşlarının yola çıkarkenki hissiyatını, bu gönül hareketinin temel felsefesini anlayamazsanız, Allah korusun bu yolda takılıp kalırsınız, düşersiniz. Siz makam peşinde, mevki peşinde, rütbe, paye peşinde olmayacaksınız. Ne güzel sözdür, ’Gayret bizden tevfik Allah’tan.’ Mesele bu. Siz çalışacak, mücadele edecek, ter dökecek Allah’ın takdirini, Allah’ın zafer nasip etmesini bekleyeceksiniz. ’Fe iza azemte fe tevekkel alellah.’ Bütün mesele burada. Bir kere azmettin mi ondan sonra Allah’a tevekkül et yeter, ancak o zaman vazifenizi yapmış olursunuz. İşte ancak o zaman ülkeye, millete, insanlığa ve elbette merhum Akif İnan ve arkadaşlarına vefa borcunuzu ödemiş olursunuz” ifadelerini kullandı.

    “BİZ SADECE RÜKUDA EĞİLİRİZ, BAŞKA YERDE ASLA”

    “Türkiye’nin toprakları -Allah’a hamdolsun- her anlamda bereketli topraklardır. Sadece meyvesiyle sebzesiyle tahıl ürünleriyle madenleriyle değil bu topraklar tarihe istikamet çizen, insan yetiştirme noktasında da son derece bereketli topraklardır” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu bereketli toprakları çoraklaştırmak için on yıllar boyunca çok büyük zulüm ve baskı politikası izlendi. Bu topraklardan ’adam yetişmesin’ diye ellerinden geleni yaptılar. Bize yıllar boyunca sahte isimler dayattılar, bir takım isimleri öne sürdüler. Dediler ki ’münevver mi istiyorsunuz, mütefekkir, şair, yazar mı istiyorsunuz. İşte o isimler bu isimlerdir’ dediler. Şunu unutmayın biz sadece rükuda eğiliriz, başka yerde asla. Ve şunu unutmayalım kula kul olmayacağız, sadece hakka kul olacağız. Hedefimiz bu olacak. Bize on yıllar boyunca küfürbazları sanatçı diye yutturmak istediler. Bize tek sesli, tek renkli, diktatörlerin karşısında el pençe divan duran medyayı, gazete budur, televizyon budur diye yutturmak istediler, bize bir takım örgütleri, sivil budur, sivil toplum örgütü budur diye yutturmak istediler. Bize sahtekarları, şaklabanları, şarlatanları, insanların hem inançlarını hem de alınterlerini sömürenleri, ’hoca budur, din alimi budur’ diye yutturmak istediler. Geçende açıkladım, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet olanları bize bu şekilde anlattılar. İşte biz en başta bu kirli oyunu bozduk.”

    “ONUN İÇİN FERYAT EDİYOR, ONUN İÇİN SALDIRIYORLAR”

    Bu toprakların çorak olmadığını, bu toprakların tam tersine son derece bereketli olduğunu hem Türkiye’ye hem dünyaya gösterdiklerini, göstermeye de devam edeceklerini söyleyen Erdoğan, “Altını çiziyorum, kendimiz için değil, sadece belli bir kesim için değil 78 milyonun her bir ferdi için özgürlükleri genişlettik. Onların dayattığı sanatçılara karşı biz, ’Kendi sanatçılarımızı dayatalım’ demedik, ’Bu ülkede gerçek manada sanatçı yetişsin’ dedik. Onların operasyon medyası karşısında biz ’Kendi medyamızı dayatalım’ demedik, ’Bu ülkede medya özgür olsun, renkli olsun, rekabet olsun’ dedik. Onların fikir dayatmalarına karşı biz de ’Kendi fikrimizi dayatacağız’ demedik, ’Bu ülkede özgürce fikir üretilsin, fikirler özgürce ifade edilsin’ dedik. Onların dayatmacı, sahte, kendi ülkesine ihaneti dahi meşru gören din anlayışları karşısında biz bu ülkeye din, mezhep, inanç dayatanlardan olmadık, inanç özgürlüğünün önünü daha da açtık. İşte bundan rahatsız oldular, saltanatları çöktü, ’tek adam’ rejimleri çöktü, dayatmaları çöktü. İşte ondan dolayı bugün çok rahatsızlar. Sanatçı, yazar, gazeteci, din alimi denildiğinde akla sadece bunlar geliyordu. Toplumu bunlar ifsad ediyordu, bunlar adeta birer virüs gibiydi. Şimdi bu bereketli topraklardan gerçek yazarlar, gerçek sanatçılar, sorumluluk sahibi din alimleri yetişmeye başlayınca altlarındaki zeminin kaydığını gördüler, rantın ellerinden gittiğini gördüler. Onun için feryat ediyor, onun için saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “YENİ TÜRKİYE’YE KARŞI PERVASIZCA SALDIRIYORLAR”

    Şuanda on yıllardır zorbalıkla muhafaza ettiği dayatmacı iktidarları sarsılan kim varsa millete karşı, yeni Türkiye hedefine karşı saldırıya geçtiğinin altını çizen Erdoğan, “Bazı siyasi partiler o eski vesayet günlerini özledikleri için yeni Türkiye’ye pervasızca saldırıyorlar. Terör örgütleri -isimleri ne olursa olsun- PKK, DAİŞ, DHKP-C, YPG yeni Türkiye’ye karşı ittifak halinde saldırıyorlar, ayrı ayrı değil. İşte hemen burada, yanı başımızda, garın önündeki o saldırı kolektif bir terör eylemidir. Bunu böyle biliniz, kolektiftir. Bazı sivil toplum örgütleri saltanatları sarsıldığı için, dayatmaları boşa çıktığı için yeni Türkiye’ye taarruz ediyorlar. Bir kısım medya, bu ülkede artık renkli bir medya olduğu için, çok sesli, özgür bir medya olduğu için yeni Türkiye’ye saldırıyorlar. Eğer dikkatle bakarsanız hepsinin aynı dili kullandığını, aynı üslubu kullandığını, aynı kaynaktan beslendiğini görürsünüz” dedi.

    “BİRBİRİNE BENZEMEZ AMA NEDEN BİR ARAYA GELDİLER?”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Bölücü terör örgütü güvenlik birimlerimize karşı alçakça, haince saldırlar düzenliyor. Bu ülkenin bir siyasi partisinin hem de Cumhuriyetle yaşıt olmakla övünen, Atatürk’ün kurmasıyla övünen bir siyasi partinin genel başkanı çıkıp ’PKK niye silah bıraksın’ diyebiliyor. Dikkat edin Pensilvanya medyası ile PKK medyası aynı dili kullanabiliyor. PKK ile DEAŞ aynı istikamet doğrultusunda hareket edebiliyor. Neden? Birbirine benzemez, acaba neden bir araya geldiler? Çünkü hedefler aynı, hepsinin de hedefi yeni Türkiye, hepsinin de hedefi güçlü, büyük, diklenmeden dik durabilen, Filistin mücadelesini yüreklice savunabilen, ’Dünya beşten büyüktür’ diyebilen bir Türkiye. Düşünebiliyor musunuz, dünyada 200’e yakın ülkenin kaderini beş ülkeden, daimi üyeden bir tanesinin dudaklarının arasından çıkacak sese mahkum eden bir anlayış. Böyle bir şey olabilir mi? Ama şuanda böyle. ’Erdoğan bunu söylüyor, seslendiriyor’ diye ’Çok ileri gidiyorsun’ diyenler olabilir, köşelerinde bunu yazanlar olabilir. Onlar ne derse desin Hakkı tutar, kaldırırız. O kadar. Sanmayın ki bunlar bana saldırıyor, sanmayın ki benim aileme, arkadaşlarıma saldırıyor. Bunların hedefi biz değiliz, bunların hedefi Türkiye’dir, millettir, bunların hedefi milli iradedir. Mısır’da da aynısını yapmadılar mı? Yüzde 52 halkın oyuyla Mursi işbaşına geldi ve işbirliği yaptılar, Mursi’yi indirdiler. Kim? Kendi kabinesine bakan yaptığı bir general. Hal bu.”