Etiket: Mide

  • Mide botoksu ile zayıflamak mümkün

    Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sedat Ocak, mide botoksu ile obezite ve inatçı kilolar ile mücadelede ameliyatsız çözüm sunduklarını belirterek, 20 dakikalık işlem ile kişinin aynı gün normal hayatına dönebildiğini söyledi.

    Norveçli bilim adamlarının uzun çalışmalar sonrası onay verdikleri ’mide botoksu’ uygulaması, Avrupa ve Amerika’nın ardından sağlık alanındaki gelişmeleri her zaman yakından takip eden Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından da kullanılmaya başlandı.

    Alanında uzman, başarılı ve tecrübeli bir isim olan Büyük Anadolu Hastaneleri Çiftlik Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Sedat Ocak tarafından obezite ve inatçı kilolar ile mücadelede gerçekleştirilen işlem 20 dakika sürüyor ve aynı gün normal hayata dönme imkanı sunuyor.

    “Kendime özgüvenim geldi”

    Kilolarından dolayı yaşadığı sıkıntıları anlatan Samsun’da yaşayan 30 yaşındaki hasta Sevgi Göz, “Kilolarımdan dolayı yürümekte ve nefes almakta zorlanıyordum. Mide botoksu olmamın en büyük sebebi de oğlumla oyun oynamakta zorluk çektiğim içindi. Yaşımın da geçmesiyle metabolizmamın yavaşlayacağını düşüneceğimden mide botoksu olmaya karar verdim. Kilom çok fazla olduğundan psikolojik olarak da çöküntüdeydim. Ve bu durumda obezite ameliyatı olmaya karar vermiştim fakat ailem hep bana karşı çıktı. Tüm karşı çıkmalarına rağmen obezite ameliyatı için gün bile almıştım. Bu durumu Doktor Sedat bey ile konuştuğumda bana yaşımın küçük olduğunu ve kilo vermenin de daha kolay yöntemlerinin bulunduğunu bana söyledi ve mide botoksundan bahsetti. Daha sonra gereken araştırmaları yaptığımda bu işlemden çok fayda görüldüğünü, yan etkisinin de olmadığını öğrendiğimde mide botoksu olmaya karar verdim. Mide botoksu olduğumda da kendime özgüvenim geldi. Daha mutluyum, aynalara daha güzel bakıyorum. Kıyafetleri bile daha güzel seçiyorum artık. İlk zaman 85 kiloydum, şu anda 75 kiloya kadar düştüm. Mide botoksu çok kısa süreli bir işlem. 20 dakikada yapılan bir işlem olduğu içi mide botoksu hafif uyutularak endoskopik yöntem ile daha sonrasında hiçbir işlem yapılmamış gibi 2-3 saatlik gözlemden sonra taburcu oldum. Ertesi gün işime devam ettim ve sonrasında ne ağrı nede sızı hiç bir şey olmadı. Öncelikle Büyük Anadolu Hastanesine ve Opr. Dr. Sedat Ocak hocamıza çok teşekkür ediyorum. Onların sayesinde özgüvenim yerine geldi ve oğlumla daha çok vakit geçiriyorum” diye konuştu.

    Mide botoksu nedir?

    Opr. Dr. Sedat Ocak ise mide botoksu hakkında şu bilgileri verdi:

    “Mide botoksu endoskopik yöntem ile mide duvarına yapılan botoks enjeksiyonları sayesinde midenin boşalmasını geciktiren ve iştah kaybına yol açan kısa süreli bir işlemdir. Uygulama ile birlikte açlık hormonu olarak bilinen grelin hormonunun midenin üst kısmından salgılanmasının azalmasına da yardımcı olur. Bu sayede birey açlık hissi duymadan kilo kaybı sağlanabilmektedir. Diyet konusunda sorun yaşayan, sağlık problemleri bulunup, kilo verme hususunda her seferinde başarısız olanlar, ameliyat olmak istemeyen veya obezite ameliyatına uygun olmayan hastalar ve 25-38 vücut kitle indeksi olan hastalar için geliştirilen bir yöntem. Sağlıklı ve doğru beslenme, hareketli bir hayat ve spor bu uygulamadan sonra hastaların olmazsa olmazları arasında yer alıyor.”

  • Fazla kilolardan kurtulmada mide botoksu yöntemi etkili olabiliyor

    Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim Serden Ay, fazla kilolu hastaların mide botoksu ile çok rahat kilo verebileceğini söyledi.

    Medicana Konya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim Serden Ay, son zamanlarda kilo vermek için mide botoksunun çok etkili bir yöntem olabildiğini belirtti. Bu işlemin yaklaşık 15-20 dakika kadar sürdüğünü söyleyen Yrd. Doç. Dr. Ay, işlem sayesinde hastaların uzun süreli tokluk hissettiğini böylece kilo verdiklerini vurguladı.

    Yrd. Doç. Dr. Ay, “Botoks enjeksiyonu, genellikle yüz bölgesinde kırışıkları gidermek için kullandığımız bir metot. Artık son zamanlarda yapılan araştırmalarla beraber kilo vermek isteyenler için de kullanmaktayız. Bu işlem için yaklaşık 200 ünite civarında bir botoks enjeksiyonu gerekli oluyor. İşlemimiz 15-20 dakika kadar kısa bir sürede gerçekleşmektedir. İşlemi endoskopik olarak yapmaktayız. Hasta işlem esnasında ve sonrasında herhangi bir ağrı hissetmiyor. Öncelikle hastanın midesine kontrol ediyoruz. Daha sonrasında midesinde gastrit ya da ülser gibi herhangi bir problem yoksa botoks enjeksiyonumuzu yine endoskopik olarak gerçekleştirebiliyoruz. Endoskopi eşliğinde yaklaşık 200 ünite botoksu, çıkış kısmından başlayarak tüm mideye yayacak şekilde enjeksiyonunu gerçekleştiriyoruz” dedi.

    Yrd. Doç. Dr. Ay, botoksun midenin kasılmasını azaltarak, hem erken doygunluk hissi verdiğini hem de hastanın almış olduğu gıdaların mideyi geç terk etmesine neden olduğunu, bu sayede hastaların uzun süreli tokluk hissettiğini kaydetti.

    “Tek başına botoks yeterli olmuyor”

    Mide botoksu için herhangi bir yaş sınırının olmadığını belirten Yrd. Doç. Dr. Abdülhalim Serden Ay, “Bunun için tabi ki bir yaş sınırımız yok. Vücut kitle indeksi 35’in altında olan hastalara bu işlemi tavsiye ediyoruz. 35’in üstünde olan hastalara genellikle tüp mide ameliyatı önermekteyiz. Vücut kitle indeksi 27 ile 35 arasında olan hastalar beraberinde sıkı bir diyet ve egzersiz programı ile 4-20 kilo arasında rahatlıkla kilolarından kurtulabilmektedir” ifadelerini kullandı.

    Mide botoksu işleminin hastaya herhangi bir zararı olmadığının altını çizen Yrd. Doç. Dr. Ay, “Mide botoksu yapıldıktan sonra hasta normal endoskopik işlem yapılmış gibi yarım saat sonra işine rahatlıkla dönebilir. Rutin, gün içerisindeki işlerini rahatlıkla halledebilir, herhangi bir yatış gerektirmiyor. Sonrasında da hastamız herhangi bir ağrı hissetmiyor” şeklinde konuştu.

  • Okul korkusuyla ortaya çıkıyor: “Karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma”

    Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala okula yeni gidecek çocukların bazılarında okul korkusu olduğunu belirten Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Dr.Öğretim Üyesi Ümit Işık, okul günlerinde ortaya çıkan fiziksel yakınmaların, ağlama ve öfke patlamaları gibi davranışların okul korkusunun belirtileri olduğuna dikkat çekti. Dr.Öğretim Üyesi Işık, “Okul korkusu herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmekte ancak en sık anasınıfına ya da 1.sınıfa başlanıldığı dönemde görülmektedir. Genellikle anneye çok bağımlı olan bir çocuğun annesinden ayrılmasıyla birlikte ortaya çıkan bu durumda, çocukta okula giderken huzursuzluk, gerginlik, sinirlilik, hırçınlık, ağlama, okula girmek istememe, anneye yapışma, karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilmektedir. Bu belirtiler genellikle pazar akşamı yatmadan önce ve pazartesi sabah görülür ve okul sabahında bu durum en üst düzeye ulaşır. Eğer ebeveynler çocuğun bu durumu karşısında kaygılanır ve çocuğu okula göndermekten vazgeçerse çocuk bir sonraki güne kadar rahatlar. Ancak ertesi gün sabah yine aynı sorunlar yaşanır ve bu davranış alışkanlık haline gelebilir. Okul devamsızlığı ne kadar uzun sürerse, okula dönme ve okul korkusundan kurtulma o kadar zorlaşacaktır” dedi.

    Işık, yaptığı tespit ve değerlendirmelerde, bu sorunun çözümü ve mücadele edilmesi konusunda ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

    “Okul korkusu, her 20 -25 çocuktan birinde görülüyor”

    SDÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Dr.Öğretim Üyesi Ümit Işık, çocuklarda okul korkusu ile ilgili yaptığı açıklamada şu bilgilere yer verdi; “Okul korkusu olarak adlandırılan bu durum, genellikle anneden ya da evden ayrılma kaygılarıyla ortaya çıkan okula gitmek istememe ya da sonucunda gitmeme durumudur. Okul korkusu olan bu çocuklar evden ya da annesinden ayrılma durumunda ya da ayrılma beklentisi olduğunda tekrarlayıcı ve aşırı sıkıntı yaşarlar. Burada aslında çocuk okuldan korkmamakta, anne ve babasından ayrı kalmaktan korkmaktadır. Çünkü sevdiği kişilerden ayrı kaldığı zaman onları kaybedeceği korkusu yaşar, onları bir daha göremeyeceği, kendisini bırakıp gideceklerini ya da onların kaybolacağı, kaçırılacağı, öleceği ya da kaza geçirecekleri gibi kötü bir olayın başlarına gelebileceği ile ilgili düşüncelere kapılırlar. Okul korkusunun sıklığı yüzde 4-5 olup, her 20-25 çocuktan birinde görülmektedir”.

    “Pazar akşamı ve pazartesi okul sabahları en sık şekilde görülüyor”

    Kabaca okullardaki her sınıfta bulunan en az 1 çocukta okul korkusu bulunduğuna dikkat çeken Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Dr.Öğretim Üyesi Ümit Işık, “Okul korkusu herhangi bir yaşta ortaya çıkabilmekte ancak en sık anasınıfına ya da 1.sınıfa başlanıldığı dönemde görülmektedir. Genellikle anneye çok bağımlı olan bir çocuğun annesinden ayrılmasıyla birlikte ortaya çıkan bu durumda, çocukta okula giderken huzursuzluk, gerginlik, sinirlilik, hırçınlık, ağlama, okula girmek istememe, anneye yapışma, karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilmektedir. Bu belirtiler genellikle pazar akşamı yatmadan önce ve pazartesi sabah görülür ve okul sabahında bu durum en üst düzeye ulaşır. Eğer ebeveynler çocuğun bu durumu karşısında kaygılanır ve çocuğu okula göndermekten vazgeçerse çocuk bir sonraki güne kadar rahatlar. Ancak ertesi gün sabah yine aynı sorunlar yaşanır ve bu davranış alışkanlık haline gelebilir. Okul devamsızlığı ne kadar uzun sürerse, okula dönme ve okul korkusundan kurtulma o kadar zorlaşacaktır” dedi.

    “Bu yılın sorununu gelecek yıla ertelemek”

    Özellikle de anasınıfına başlama döneminde okula gitmek istemeyen çocuklara ‘yaşı daha uygun değil, bu sene evde dursun, seneye okula göndeririz’ demenin, bu yılki sorunu gelecek yıla ertelemek olduğuna dikkat çeken Dr.Öğretim Üyesi Işık, “Bu yılın sorununu gelecek yıla ertelemek demektir ve bir sonraki yıl çözümün daha da zor olmasına neden olacaktır. Bu nedenle erken müdahale etmek çok önemlidir. Okul korkusu olan çocuklarda tedavide çocuk, aile, okul ve çocuğun bulunduğu diğer çevreleri de kapsayacak şekilde bir planlama yapılmalıdır. Başlangıçta çocuğun okula uyumunu arttıracak eylemlerde bulunmak okul ile ilgili olarak çocuğun aklındaki belirsizlikleri çözmek okul korkusunu yenmek açısından faydalı olacaktır” diye konuştu.

    “Çocukla birlikte okulu gezmek, endişeleri azaltacaktır”

    Dr.Öğretim Üyesi Işık, şöyle devam etti; “Çocuğun uyumu için; okul yaşantısı ile ilgili her şeyi planlamak, ‘okuldan kim alacak, hangi servis alacak, kim karşılayacak?’ sorularının cevaplarını vermek, çocuğunuza onu alacağınız zaman ve yer hakkında bilgi vermek, belirttiğiniz saatte ve yerde olmaya özen göstermek çocuğunuzun kaygılarını ve korkularını azaltacaktır. Çocuğunuzla birlikte okulu, iç mekânları gezmekte okulu tanımasını, benimsemesini ve endişelerinin azalmasını sağlayacaktır. Ebeveynler olarak sizlerin de okulla ilgili güzel anılarınızı ona anlatmanız, yaşadıklarınızı sizi okula ilk kimin götürdüğünü, günlerin nasıl geçtiğini, öğretmeninizi, arkadaşlarınızı, okuma yazmayı öğrenme serüveninizi paylaşmanız benzer süreçleri sizin ve başkalarının da yaşadığını ona hatırlatır ve rahatlamasını sağlar.”

    “Çocukla alay etmek, kızmak, bağırmak, çocuğun başarısını olumsuz yönde etkiliyor”

    Işık yaptığı değerlendirmelerde ayrıca şu görüşlerde bulundu; “Tüm bu uyum çalışmalarınıza rağmen çocuğunuzda okul korkusu gelişebilir. Bu durumda çocuğunuza içinde bulunduğu durumu anladığınız ve ona yardımcı olacağınız mesajı verilmelidir. Eleştiren, aşağılayan, korkutan ve sindiren bir yaklaşım başarıya ulaşamaz. Başarıya ulaştı gibi görünse dahi daha sonra oluşacak daha büyük sorunları peşinden sürüklemiş olur. Ailelerin kendini çocuklarının yerine koyması ve duyduğu kaygı ve endişeyi anlamaya çalışması gerekir. Çocuğunu okula gitmeye direndiği için cezalandırmamalı, küçük düşürücü sözlerle aşağılamamalıdır. Aileler sabırlı, tutarlı ve kararlı bir tavır içinde olmalıdır. Sorunu görmezden gelmek çözümü zorlaştırır. Okula devam etme konusunda kararlı bir tavır içinde olmak, çocukta da bir güven duygusu oluşturacaktır. Çocuğun korkularını ve kaygılarını hafife almak, numara yaptığını düşünmek, çocukla alay etmek, kızmak, bağırmak, ‘Bebek misin sen, kocaman adam oldun, korkacak ne var?’ gibi bastırıcı yöntemler çocuğun sıkıntılarını arttıracaktır. Okula uyum genellikle 1-2 hafta gibi bir sürede tamamlanır. Ancak uyumun sağlanamadığı ve okul korkusunun başlangıçta alınan önlemler ile kaldırılamadığı durumlarda bir psikiyatrik destek almak sorunun çözümünü hızlandıracaktır.”

  • Aksaray’da ilk defa tüp mide ameliyatı yapıldı

    Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk defa tüp mide ameliyatı gerçekleştirildi.

    Vücut kitle indeksi 42 olan Rabia Ilgaz (19) isimli hastaya, Aksaray Eğitim Araştırma Hastanesinde Prof. Dr. Namık Özkan tarafından, Laparoskopik yöntemle tüp mide (mide küçültme) ameliyatı yapıldı. Yıllardır kilo problemi yaşayan, birçok kez diyet ve egzersiz programlarına rağmen fazla kilolarından kurtulamayan Rabia Ilgaz, ameliyattan 5 gün sonra sağlıkla taburcu edildi. Aksaray’da ilk defa tüp mide operasyonunu başarı ile gerçekleştiren Prof. Dr. Namık Özkan, “Obezite çağımızın bir hastalığıdır. Obezite tedavisinde etkinliği kanıtlanmış en etkili yöntem cerrahi tedavidir. Herhangi bir ek hastalığı olmayan, diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi uygulandığı halde kilo veremeyen ve Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 40’ın üzerinde olan hastalara bu ameliyatları uyguluyoruz. Bunun yanında VKİ 35’in üzerinde olup obeziteyle birlikte diyabet, hipertansiyon, eklem hastalıkları ve kolesterol yüksekliği gibi ek hastalıkları olan hastalara da bu ameliyatlar yapılabiliyor” dedi.

    Prof. Dr. Özkan, ilk tüp mide ameliyatı ve hasta ile ilgili olarak, “Hastamız Rabia, hastanemize başvurduğunda 111 kiloydu ve VKİ 42 idi. Hastamızın daha önceden defalarca yaptığı diyet ve egzersiz tedavisine rağmen kilo veremediğini öğrendik. Yaptığımız çeşitli tetkik ve konsültasyonlar sonrasında ameliyat olmasında herhangi bir sakınca olmadığını tespit ettik. Ailesinin de onayını aldıktan sonra 19 yaşındaki genç hastamıza, Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Aksaray’da ilk defa, Laparoskopik yöntemle tüp mide (mide küçültme) ameliyatı yaptık. Laparoskopik cerrahi yönteminde hastanın yarasının iyileşme süreci daha kısa olmakta, ağrı daha az hissetmekte, hastanede kalış süresi kısalmaktadır. Yaklaşık 5 gün kontrol amaçlı hastanede tuttuktan sonra sağlıkla taburcu ettik. Hastamız için yeni hayatı başladı. Hastamızın takibi diyetisyen desteğimiz ile devam edecektir ve bu tarihten sonra daha sağlıklı olarak kilo verecektir” dedi.

  • Mide rahatsızlıkların da ’helikobakter pilori’ bakterisi baş aktör

    Konya Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, mide sıkıntısı yaşayan insanların temel sebebinin ’Helobakter Pilori’ isimli mikrobun neden olduğunu ve mideyi korumak için beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

    Konya Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, beslenme bozuklukları, kötü alışkanlıkların ve psikolojik faktörlerin mideye zarar verdiğini belirterek,”Mide kendini koruyor fakat dış beslenme bozuk gıdalar kullanma kötü alışkanlıklar, sigara, psikolojik faktörler ki biliyorsunuz bütün organlarımızı yöneten beyin mekanizması bu da ruhsal durumdan çok etkilenir. O yüzden de stres hormonlarını vücutta artırır onun yanında mideye asit salgısını artırır bu şekilde mide zarar görür psikolojik etkenlerden. Aynı zamanda biliyorsunuz psikolojik etkenler sosyal faktörlerle çok bağlantılıdır. İşte ailevi nedenler kişinin parasal, ekonomik sıkıntıları yani toplumda görülen bütün sosyal sıkıntıların hepsinin altının gerçek şeyi psikolojik etkilenme ve bunun sonucunda da midenin etkilenmesi. Şimdi mide bu kadar etkilenen bir organ dediğimiz gibi gıdalarla psikolojik faktörler ve sosyal nedenlerle. Bütün bunların çaresini bulduk, her şey düzeldi, hasta tedavi edildi, mide ilaçları başlandı fakat mide hala düzelmiyor, hala hasta geliyor diyor ki hocam ’Ben sigarayı da bıraktım mide ilaçlarımı da güzel kullanıyorum beslenmemi de düzene soktum ama hala sıkıntılarım devam ediyor ve mide şikayetlerim hala devam ediyor’ şimdi o zaman bunun altında ne aramak lazım? Bunun altında işte o zaman midenin birçok hastalıklarında suçlanan özellikle mide ülserinde mide kanserinde suçlanan Helokobakter Pilori denilen bir mikrop ve bu mikrobu daha önce çok fazla iyi tanımıyorduk. Fakat gün geçtikçe demin söylediğim nedenlerden dolayı yani bir çok sebebi ortadan kaldırdıktan sonra şikayetlerin devam etmesi gibi dünyada da bunlar yaygın görülünce bu mikrop üzerinde çok çalışıldı. Kanserlerin sebebi olarak ne kadar etkili neden böyle düzelmeyen mide şikayetlerinde neden böyle oluyor diye. Helikobakter Pilori artık şu an mide gastiritinden tutun mide ülserinden ve de kanserlerden artık çok suçlanan bir faktör. Helikobakter pilori mikrobu bu kadar önemliyse ve kişinin demin dediğim gibi bütün faktörler ortadan kaldırdıktan sonra hala şikayetleri devam ediyorsa o zaman bu mikrobu yok edecek tedavi yöntemlerine başvurmak gerekiyor.Artık dünyanın en son gastroenteroloji kongrelerinde de bahsedilmiştir. Bu Helikobaketer Pilori ile savaş ile ilgili ciddi tedavi protokolleri gerçekleştirildi. Bunlardan 2 protokol çok yaygın şuan kullanılan ve yüzde 95 oranında mikrobu yok ediyor. Biz hastalarımıza burada bu tedaviye başlıyoruz yaklaşık 14 gün yüksek doz ve o tedavi sonucunda hasta o daha önce mide ilaçları kullanan değişik ilaçlar kullanan işte beslenmesine dikkat eden düzenine dikkat eden iyileşmeyen kişi bu 14 günlük tedaviden sonra gerçekten mutlu oluyor ve tedavi başarılı oluyor” ifadelerini kullandı.

    “Hastalıklar sebepsiz değildir”

    Op. Dr. Beyaztaş, mide rahatsızlıklarının dikkate alınmasını, bu tür rahatsızlıklarda genel cerrahi uzmanına gelinmesi gerektiğini belirterek, “Mide böyle bir organ… Ben halkımızın, toplumumuzun bu konuda bilinçlenmesini istiyorum. Bu mikrobu tanımalarını istiyorum ve böyle bir sıkıntıları olduğu zaman bir gastrologa ya da bir genel cerrahi uzmanına gelip mutlaka muayeneden geçmelerini bir endoskopi tetkiklerinin en azından yapılmasını istiyorum” dedi.

    Mide kanserlerinin dünyada en çok Japon ırkında görüldüğünü kaydeden Op. Dr. Beyaztaş, “Genetik tabi ki faktörler var beslenme faktörleri var. Japonlar atık endoskopiyi bir tarama yöntemi olarak kullanıyor. O açıdan da bizimde toplumumuzda giderek yaygınlaştığı için bu mikrop ve mide patolojileri biz de bu endoskopi tetkikini bence yaygınlaştırmamız lazım. Gerçi endoskopi her hastaya uygulamak doğru mu, sorusu sorulabilir? Ama şu da var yani… Bizim tespit ettiğimiz klinikte karşılaştığımız hastalardan basit bir kusmanın bulantı nedeniyle, geçmeyen bulantılar nedeniyle ve hasta kusma nedeniyle bir endoskopi sonucunda mide kanseri çıkan genç hastalar, orta yaşlı hastalar gördük. Yani mutlaka kale alınması gereken ve erken teşhiste çok önemli olan tetkik yöntemleri yapmalarını öneriyorum mutlaka” dedi

    Midenin korunması için sigaradan, fast food türü yiyeceklerden uzak durulması gerektiğini vurgulayan Beyaztaş, “Mideyi korumak için beslenme alışkanlıklarına özellikle ve özellikle sigaraya dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü sigara gerçekten içerdiği kanserojenlerle artık ispatlanmış bir alışkanlık. O yüzden de bir an önce sigarayı terk etmelerini ve diğer gıdalardan; kızartma, acı, ekşiler özellikle ekşi turşular ve yağlardan uzak durmalarını öneriyorum. Dışarıdan fast food şeklinde katkı maddeleri olan gıdalardan mutlaka uzak durmalarını istiyorum. Çünkü hastalıklar sebepsiz değildir, mutlaka altında sebepler vardır. Bu sebeplerde genellikle alışkanlıklar, kötü beslenme, psikolojik faktörler, sosyal faktörlerdir. Mutlu olmak istiyorsak, midemizi korumak istiyorsak bu tür şeylere dikkat edelim” ifadelerini kullandı.