Etiket: Mide

  • Medical Park’ta Bir Aylık Bebeğe Laparoskopik Mide Ameliyatı Yapıldı

    Pilor Stenozu, yenidoğan döneminde görülen cerrahi hastalıklar arasında sıklık bakımından ikinci sırada yer alır. Mide ile onikiparmak barsağı (duodenum) arasındaki fizyolojik geçiş bölgesinin (pilor) kas tabakasının kalınlaşmasına bağlı aşırı darlığıdır. Her 1000 canlı doğumdan birinde görülür. Erkek bebeklerde kızlara göre 4 kat daha fazla rastlanır.

    Pilor Stnenozu, 2-8’inci haftada başlayan ağız ve burundan fışkırır tarzda kusma ve su kaybı belirtileri ile ortaya çıkar. Beslenmeyle alınan içerik mideyi terk edemez ve kusma ile çıkarılır. Pilor Stenozun’daki kusma, sağlıklı bebeklerin beslenme sonrasındaki gaz çıkışı ile birlikte olan kusmasından çok farklıdır. Ağız ve burundan fışkırır tarzda gerçekleşir. Pilor Stenoz’lu bebekler verilen besini kustukları için sürekli beslenmeye isteklidirler. Kusmanın başlamasıyla birlikte kısa süre içerisinde bebekte sıvı-tuz kaybı belirtileri de ortaya çıkar.

    Pilor stenozu tanısı, duvarı kalınlaşmış mide çıkışının Ultrason ile yapılan ölçümlerle tespit edilmesi sonucu konulmaktadır. Tedavide tek seçenek cerrahidir. Günümüzde gelişen tıp teknolojisi sayesinde, küçük bebeklerde de bu ameliyat laparoskopik (kapalı) yöntemle gerçekleştirilebilmektedir.

    Medical Park Gaziantep Hastanesi, Çocuk Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Ferhan Çetindağ’a başvuran hasta yapılan muayene sonrasında pilor stenozu öntanısı ile Çocuk Cerrahisi Kliniğine yönlendirildi. Hastanemizde yapılan tetkiklerin ardından ameliyata hazırlanan hasta, Çocuk Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Serdar Şiyve, Anestezi Uzmanı Uz. Dr. Duyguhan İşgüven, Anestezi Teknikeri Asya Alkurt, Hemşire Nadide Ata ve Mehmet Koblay’dan oluşan cerrahi ekibin gerçekleştirdiği başarılı ve oldukça kısa süreli bir laparoskopik ameliyat sonrası 1 aylık hastamız sağlığına kavuştu. Ameliyat sonrası kısa bir izlem sürecinin ardından şifa ile taburcu edildi. Ameliyat sonrası kontrollerine sağlığına kavuşmuş bebekleri ile gelen ailemiz doktorlarına teşekkürlerini ilettiler.

  • Yemek Yeme Alışkanlığı Mide Kanseri Görülme Sıklığını Etkiliyor

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, dünyada akciğer, meme ve kolon kanserlerinden sonra en çok görülen kanser tipinin mide kanserleri olduğunu belirtti. Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri hastalarının 5 yıllık sağkalım oranının ortalama yüzde 27 olduğuna dikkat çekti.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri hastalarının 5 yıllık sağkalım oranının ortalama yüzde 27 olduğuna dikkat çekerek, bu hastalıkta erken tanı ve alışkanlıklardaki değişikliklerle görülme şansının azaltılmasının mümkün olduğunu, hatta beklenen yaşam süresinin uzatılabileceğini vurguladı.

    “TÜTÜN KULLANIMI MİDE KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞINI ARTTIRIR”

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Aşırı tuzlu, tütsülenmiş gıdalarla beslenenlerde mide kanseri görülme sıklığı artar. Diyetteki nitratlar, kanser sıklığını artırır. Yüksek oranda C vitamini alanlar, sebze ve meyveyi bol tüketenler, E vitamini alanlarda ise mide kanseri daha az sıklıkla görülür. Dondurulmuş gıdalardan uzak duranlarda da, daha az sıklıkla kanser gelişir. Tütün kullanımı mide kanseri görülme sıklığını artırırken, alkol kullanımının mide kanseri gelişmesinde bir etkisi yoktur. Düzenli aspirin kullanımı mide kanseri oluşmasını engeller. Helikobakter Pilori, Kanser riskini, sağlıklı insanlara göre 3 kat artırır. Mide ülseri olanlarda kanser riski artarken, onikiparmak barsağı ülseri olanlarda bu oran daha azdır. Eğer Helikobakter Pilori mikrobu ile birlikte midede ülser ve gastritis gibi hastalıklar varsa, bu mikroba yönelik tedavi yapılmalıdır.”

    Epstein-Barr virüs taşıyanlarda gastrik kanser gelişme olasılığının yüzde 10 olduğunu bildiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, genetik olarak ailesinde mide kanseri olanların kendilerinde de kanser gelişme potansiyellerinin yüksek olduğunu ifade etti.

    KANSERE DÖNÜŞEBİLEN MİDE HASTALIKLARI

    Prof. Dr. Emin Ersoy, kansere dönüşebilen mide hastalıkları ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Polipler: Birçok tipi olmalarına rağmen nerede olursa olsun takip edilmesi ve gerekirse çıkartılmaları gerekir. Özellikle 2 cm’lik boyutu aşanlar, yüksek derecede kanser olma eğilimindedirler. Ayrıca vücudun diğer barsak sistemlerinde de birlikte görülenleri olabilir.

    Atrofik gastritis: Uzun süreli gastriti yani mide içerisi iltihabı olan hastalarda bir süre sonra mide iç bölgesi yapısal değişikliğe uğrayabilir. Bu tür değişikliğe uğramış bölgeden de kanser gelişebilir.

    İntestinal Metaplazi: Uzun süreli yapısal değişikliğe uğramış mide iç cidarı, ince barsağa benzer bir yapıya dönüşebilir. Bu bölgelerden de kanser gelişme riski yüksektir.

    Mide Ülserleri: Mide içerisinde gelişen her ülser kansere dönüşebilir. Çok yakın takip ve tedavi edilmeleri gerekir.”

    “MİDE AMELİYATI OLANLARIN TAKİBİ SON DERECE ÖNEMLİ”

    Mide ameliyatı geçirmiş hastaların yakın takibinin son derece önemli olduğunu söyleyen Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri olan hastaların ilk olarak kilo kaybettiğini ve iştahsızlık yaşadığını dile getirdi. Prof. Dr. Emin Ersoy, “Hastalığın çok önceden başlamasına karşın yaygın olarak hastalar bu şikayetlerini geçmişten gelen alışkanlıkları ile ya bir antiasid ilaç alarak ya da etraftan buldukları yöntemlerle geçiştirmeye çalıştıklarından olay en son aşamaya gelmeden doktora gitmezler. Asıl problem budur” dedi.

    “ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ”

    Hastalığın sinsi bir şekilde ilerlediğini belirten Ersoy, “Hastaların mideleri kazınır, hazımsızlıkları vardır, ağızlarına acı ekşi sular gelir fakat hiç doktora gidilmez. Ne zaman anlamsız kilo kaybı ve iştah azalması olur o zaman gidilir fakat hastalık ilerlemiştir. Bazen halsizlikleri olur, yavaşça kanayan kanser hastada kan kaybına neden olur. Renkleri bembeyaz olabilir. Bazen kanser o kadar büyür ki, yemek yiyemez, su içemez hale gelirler. Önemli olan küçük şikayetlerle başlayan mide kanserini zamanında yani erken olarak saptamaktır. En iyi tanı erken tanı ve acil yapılacak endoskopidir. Endoskopi sırasında kansere tanı konulur ve biopsiler alınır” diye konuştu.

    “MİDE KANSERİNDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ”

    Mide kanseri tedavisinde cerrahi ve kemoterapinin ana yöntemler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emin Ersoy konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Erken tanıda yapılacak başarılı bir cerrahi hayat kurtarıcı olabilir. Tümörün tipine ve tümörün yerleşim yerine göre laparoskopik (kapalı) ameliyatlar yavaş yavaş açık cerrahi yerine tercih edilmektedir. Ameliyatta tümörlü doku ile birlikte lenf dokularının da çıkartılmasının önemi büyüktür. Bu hastanın yaşam süresini uzatan çok önemli bir faktördür. Bölgesel olarak ilerlemiş bazı mide kanserlerinde ise öncelikle kemoterapi ve sonra cerrahi tedavi planlanır. Laparoskopik tedaviye ilave robotik cerrahi girişimler de, gelecekte mide kanseri tedavisindeki yerini alacaktır”.

  • 220 Kilo Olan Kadına Başarılı Mide Ameliyatı

    Doktor Ersin Arslan Devlet Hastanesinde 220 kilo olan 46 yaşındaki Ayşe Fatma Yaymeşin’ne başarılı bir mide küçültme ameliyatı yapıldı.

    Gaziantep’te yıllardır fazla kiloları nedeniyle yatağa mahkum yaşayan Ayşe Fatma Yaymeşin, 220 kiloya ulaşan kilosu nedeniyle bel fıtığı ve şeker hastalığı ile de mücadele etmeye başladı. Tüm girişimlerine rağmen kilo veremeyen 5 çocuk annesi Yaymeşin, hayati riski göze alarak ameliyat oldu. Doktor Ersin Arslan Devlet Hastanesinde gerçekleşen ve 2 saat süren ameliyatın ardından tekrar sağlığına kavuştu. Ameliyat ile midesi küçültülen Yaymeşin, 1 haftalık tedavi sürecinin ardından taburcu edildi. Ameliyatı gerçekleştiren Op. Dr. Eren Ali Mecit, hastanın sedyelerin taşıma kapasitesini zorlayan bir ağırlıkta hastaneye müracaat ettiğini ifade etti.

    Tüm risklere rağmen hastanın talebi ile ameliyatı gerçekleştirdiklerini anlatan Mecit, “Hastamız bize başvurduğunda 220 kiloydu. Yardımcı alet kullanarak yürüyen bir hastaydı. Bunun yanında şeker hastalığı da vardı. Bu kilodaki bir hastayı ameliyat etmek tabi çok riskliydi. Daha önce bu tür ameliyatları yapmıştık. Ancak bu kadar ağır kilolu bir hastaya ilk defa bu ameliyatı gerçekleştirdik. Yaptığımız ameliyat midenin tüp haline getirilerek küçültülmesi ameliyatıdır. İnşallah hastamız bundan sonra istediği kilolara ulaşacaktır. Bu ameliyatın üzerinden 1 hafta geçti. Bugün hastamızı şifayla taburcu ediyoruz. Bundan sonra bizim kontrolümüz altında kilo vermeye devam edecek. Hasta sedyemizin taşıma kapasitesini zorlayan bir ağırlığı vardı. Ama çok şükür bir sorun olmadan bu ameliyat gerçekleşti” dedi.

    Ayşe Fatma Yaymeşin ise hayatına obez olarak devam etmemek amacıyla ’ya öleceğim ya kalacağım’ diyerek, ameliyat kararı aldığını ifade etti. Yıllardır yürümeyi özlediğini anlatan Yaymeşin, “Buraya geldiğimde sedyeyle geldim. Çocuklarım getirip götürüyorlardı. Kararımı verdim ya öleceğim ya da kalacağım dedim ameliyata başvurdum. Doğru dürüst ayağa kalkamıyordum, dışarı hiç çıkamıyordum. Gelinim ve kızımın yardımıyla hayatımı sürdürüyordum. Kendi kendime yetmiyordum. Burada bana cesaret verdiler yakınlarım, ve ameliyat oldum. Bundan sonra zayıflamak istiyorum, bol bol yürümek istiyorum. Kilolu insanlar kilo veremiyorsa, gelsin ameliyat olsunlar, korkmasınlar en zoru benimdi. Allah’a şükür Ben ameliyat oldum. Ev işimi yapmak, çocuklarımla gezmek istiyorum. Çok zor bir durum, çünkü bir elbise almak için bile, terzide yapmam gerekiyordu. Hiçbir yerde bana göre elbise yoktu. İnşallah bundan sonra olur. Ameliyatımı yapan bütün doktorlarıma teşekkür ederim” şeklide konuştu.

    Yaymeşin’in 1 yıl içerisinde 80-90 kilo vermesi hedefleniyor.

  • Ağrı Kesiciler Mide Ağrıtıyor

    Gastroenteroloji Profesörü Dr. Ethem Tankurt, toplumda “ilaçların enjeksiyon ya da başka yolla alınması halinde mide üzerinde yan etki oluşturmayacağı” inanışının hakim olduğunu söyledi. Bu bilginin yanlış olduğunu belirten Tankurt, “Bu ilaçlar zaten ağız yoluyla alındıklarında kan dolaşımına karıştıktan sonra mideye ulaşarak mukozada hasar yapıcı etkilerini gösterir. Dolayısıyla enjeksiyon yoluyla almakla yan etkiden korunulmaz, mukozada yine aynı hasar oluşur” dedi.

    Dünyada ve ülkemizde en yaygın tüketilen ağrı kesici ilaçların NSAİ (non-steroid anti inflamatuvar) grubu ilaçlar olduğunu belirten Prof. Dr. Ethem Tankurt, bunların mideye olan yan etkilerine dikkat çekti. NSAİ grubu ilaçların tablet, fitil ya da enjeksiyon formlarında sunulduğunu, ağrı üzerinde oldukça etkili olmalarına karşın yan etki yönünden de önemli bir ilaç grubu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tankurt, şöyle konuştu:

    “Bu yan etki özellikle yaşlı hastalarda görülüyor. Bel ve eklem sorunları nedeniyle bu ilaçları en yaygın olarak yaşlı bireylerin kullandığı düşünülürse konunun önemi ortaya çıkar. NSAİ grubu ağrı kesici ilaçlar öncelikle mide üzerinde önemli hasar verici etkiye sahip. Bu hasar basit zedelenme yani erozyondan başlar, derin ülserlere kadar değişebilir. Erozyon sıyrık şeklinde yaralardır.”

    Ağrı kesicilerin bazen şiddetli mide ağrısına neden olduğunu anlatan Tankurt, şunları söyledi: “Daha seyrek olarak kanamaya yol açar. Mideden gelen kanama dışkıda siyah renkte görülür ve mutlaka hastaneye başvurmayı gerektir. NSAİ grubu ağrı kesici ilaca bağlı ülser ise daha büyük ve derin olan mide yaralarıdır. Ciddi şekilde kanama yapabilir; bu da hayati tehlikeye yol açar. Nadiren de midede delinmeye (perforasyon) neden olabilir. Bu da hayati tehlike oluşturan ve acil cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur. Toplumda çok yanlış bilinen bir konu bu ilaçların sadece ağızdan alınırsa bu etkilerinin olacağı, enjeksiyon ya da başka yolla alınırsa mide üzerine yan etki oluşmayacağı bilgisidir. Halbuki bu tamamen yanlış bilgidir. Bu ilaçlar zaten ağız yoluyla alındıklarında da kan dolaşımına karıştıktan sonra mideye ulaşarak mukozada hasar yapıcı etkilerini gösterir. Dolayısıyla enjeksiyon yoluyla almakla yan etkiden korunulmaz, mukozada yine aynı hasar oluşur. Mide yan etkilerinden korunmanın en etkili yolu birlikte mide koruyucu tabir edilen proton pompa inhibitörü (PPİ) ilaçların alınmasıdır.”

  • Obezite Hastaları Tüp Mide İle Zayıflıyor

    Obezite ile mücadele tüm ülkelerde devam ediyor. Son birkaç yıldır sıkça uygulanmaya başlanan tüp mide ameliyatları ise çağın hastalığıyla pençeleşenlere can simidi gibi yetişti. Obezitenin hastalarda açtığı toplumsal yarayı fark eden Sağlık Bakanlığı son iki yıldır ameliyatın ücretini karşılıyor.

    İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇU) Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde üç ekiple “tüp mide ameliyatı” gerçekleştiren cerrahlar büyük başarıya imza attı.

    İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde son 1.5 yıldır 50’den fazla obezite (aşırı şişman) hastasını tüp mide ameliyatıyla sağlığına kavuşturan Prof. Dr. Osman Nuri Dilek, Doç. Dr. Yasin Peker, Doç. Dr. Evren Durak, Doç. Dr. Erdinç Kamer ve Yrd. Doç. Dr. Emine Özlem Gür, bu operasyonla; midenin büyük kenarlarının kesilip çıkarıldığını ve böylelikle mide hacminin yaklaşık yüzde 80 oranında küçültüldüğünü söyledi. Mide hacminin küçültülmesi ile mekanik bir sınırlandırma yaşanırken, mide hareketlerinin azaltılması da kilo kaybının kolaylaştırılmasını sağlıyor. Operasyonun ardından kalan mide; tıpkı muz biçiminde bir tüpü andırdığından bu yöntem, çoğunlukla tüp mide olarak anılıyor.

    İKÇÜ Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tüp mide ameliyatlarının oldukça yüksek standartlarda yapıldığının altını çizen Doç. Dr. Evren Durak, hastaların bu ameliyat sayesinde sadece fazla kilolarından değil diyabet, kısırlık, polikistik over sendromu (PCOS) ve hipertansiyon gibi farklı sorunlarından da kurtulduklarını söyledi.