Etiket: ‘Mevcut

  • Bakan Zeybekci: “Yurt dışında Fetullahçı Terör Örgütü’nün dezenformasyon gayretleri mevcut”

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, yurt dışında Fetullahçı Terör Örgütü’nün dezenformasyon gayretlerinin mevcut olduğunu söylerken,

    ekonomide İngiltere ile 2017’de yeni bir dönem başlayacağını kaydetti.

    Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, memleketi Denizli’de şehitlik ve Aile Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne bağlı huzurevi ve çocuk yetiştirme evine ziyarette bulundu. İlk olarak asri mezarlıkta bulunan şehitliği ziyaret eden Bakan Zeybekci, şehit aileleri ile bayramlaşıp, şehitlerin mezarlarına eşi Ayşen Zeybekci ile birlikte karanfil bıraktı. Daha sonra huzurevi ve çocuk yetiştirme evine geçen Bakan Zeybekci, çocuk yetiştirme evinde sohbet ettiği çocuklara zarfın içinde bayram harçlığı verdi. Diyarbakır’ın Lice ilçesi ve Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde şehit olanların ailelerini de ziyaret eden Zeybekci, Başbakan Yıldırım’ın gönderdiği bayram tebriğini verdi.

    Çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Zeybekci, “Bu bayram hürmetine de tüm İslam alemindeki akan masum gözyaşları dinsin. Dinmesi için bütün millet olarak dua ediyoruz. Akan masum kanları dinsin istiyoruz ve bunun için de mücadele veren bütün dünyanın, coğrafyamızın ve bütün İslam aleminin de ümidi haline gelen bu mücadeleyi veren güvenlik güçlerimize de dünyanın her yerinde olduğu gibi bugün Suriye’de, Güneydoğu’da, Türkiye’nin her yerinde mücadele veren güvenlik güçlerimizin de bayramlarını tebrik ediyorum ve onlara da Rabbim yardımcı olsun diyorum” dedi.

    Yurt dışında Fetullahçı Terör Örgütü’nün dezenformasyon gayretlerinin olduğunu belirten Bakan Zeybekci, “Şimdi belirli bir kampanya çerçevesinde bütün dünyayı dolaşmaya çalışıyoruz. Bizim programımızda 30 ülke var. Bunların çoğunluğu Avrupa kıtasındaki ülkeler, yani tamamı Avrupa Birliği ülkesi değil ve Japonya’dan Kore’ye kadar, Suudi Arabistan’dan Körfez ülkelerine ve Kanada’dan da Amerika’ya kadar da bir coğrafya var. İki türlü olgu var, iki tür şeyle karşılaşıyoruz. Birçok nadir de olsa dost görünümlü bazı yerlerde bu darbe girişimini belirli bir programın parçası olarak görüp Gezi olayları, 17-25 ve arkasından gelen o süreçteki bir bunun bir parçası olarak görüp şimdi buna bir algı operasyonuna dönüştürerek devam ettirme niyetinde olan belirli bir kitlenin veya belirli bir odakların aleti olan ve bunun farkında olarak veya olmayarak isteyerek, istemeyerek gönüllü şekilde olan bu tür vakalarla karşılaşıyoruz. O anlamda da çok büyük bir dezenformasyon olduğu veyahutta bilerek bir kampanyanın olduğu örneklerle de karşılaşıyoruz. Benim dolaştığım ülkelerde Avrupa Birliği’nde böyle bir şeyle pek karşılaşmadım. Sadece bir ülkede sadece bir yabancı gazetecinin eline yazılı olarak verilen ona ezberlettirilen birkaç soru vardı. Türkiye’de 240 kişiyi katleden, şehit eden, 2 bin 200 kişiyi yaralayan ve birçoğunun da sakat kalmasının sebebi olacak, parlamentonun bombalanmasını ve bu ülkede demokrasinin, insan haklarının, özgürlüğün kast edilmesini sorgulamayan ama içeriye alınan tutuklananlarla ilgili bir şeyler sormaya çalışan bir tek örnekle karşılaştım. Onun dışında bu seyahatlerimizde gerek CHP’den, gerekse MHP’den milletvekillerimiz her daim benimle beraberdi. Onlar da şahit oluyorlar ki ve bütün Türkiye’den giden basın mensupları, sivil toplum kuruluşları ve önde gelen o ülkelerdeki işleri olan şirket temsilcileri de şahit oluyorlar ki oralarda algının hakikaten çok hızlı bir şekilde değişmeye ve dönüşmeye başladığına hep beraber şahit oluyoruz” şeklinde konuştu.

    “Ekonomide İngiltere ile yeni dönem 2017’de başlayacak”

    Gelecek sene ekonomide İngiltere ile olan ilişkilerin daha da gelişeceğini belirten Bakan Zeybekci, “16 Temmuz tarihli yani 15’i 16’ya bağlayan o gece müthiş demokrasi, insan hakları ve özgürlükler zaferini takdirle herkesin fark ettiğini gördük ve Türkiye’nin bir fırsatlar ülkesi olan, gelecekte büyüme anlamında fırsatlar ülkesi olan bu ülkedeki fırsatları bizimle birlikte yaşamak istediklerini gördük. İşbirliği taleplerini gördük ve dün İngiltere’de İngiliz meslektaşımızla beraber brexit’ten sonra Türkiye’nin İngiltere ile ilk ama en kapsamlı en geniş hali ile serbest ticaret anlaşmasına dönüşerek yoluna devam etmesi yönünde de uzlaştık, anlaştık. Şu anda teknik çalışmalar da başladı, en geç ayın 30’una doğru bir noktada en azından çerçevesi belirlenmiş olacak, kapsam belirlenmiş olacak ve ardından da sonbaharda tekrar iki bakan olarak bir araya geleceğiz. 2017’de sanırım çok daha somut şeyler konuşarak 2017’nin sonunda İngiltere’nin Avrupa Birliği ile olan bu birlikteliği bittiğinde Türkiye ile olan o birlikteliği de bitmiş olmayacak, otomatik olarak başka bir süreç başlamış olacak. Hatta geniş yani Avrupa Birliği ile olan ilişkimizden olan çok daha geniş kapsamlı birliktelik başlamış olacak. Bu yönde son derece pozitif bir süreç devam ettiriyoruz” ifadelerini kullandı.

  • ZEYDER’de mevcut başkan göreve yeniden seçildi

    Bursa’da geçen şubat ayında kurulan Zeytin Üreticileri ve Sanayicileri Derneği ilk olağan genel kurulunu yaparken, Hidamet Asa ve ekibi yeniden yönetime seçildi.

    Zeytin sektöründe yaşanan meselelerin çözümü için 6 ay önce kurulan Zeytin Üreticileri ve Sanayicileri Derneği’nin (ZEYDER) ilk olağan genel kurul toplantısı 83 üyenin iştirakiyle Marmarabirlik’in Başköy’deki Entegre Tesisleri’nde yapıldı. Marmarabirlik Başkanı Hidamet Asa, kurucu başkanlığın ardından oy birliğiyle yeniden yönetime seçildi.

    Hidamet Asa genel kurulda yaptığı konuşmada, “Şubat ayında zeytin sektörünün bütün kesimlerini aynı çatı altında toplayarak derneğimizi faaliyete geçirdik. Bugüne kadar sıkıntılarımız aynı olmasına rağmen bir araya gelememiştik. Zeytin Üreticileri ve Sanayicileri Derneği’nin kurulmasıyla birlikte mevcut meselelerin çözüme kavuşturulması hedeflenmektedir. Çünkü üreticisiyle, sanayicisiyle, kooperatifiyle hepimiz aynı gemideyiz. Bir olmak ve birlikte olmak zorundayız” diye konuştu.

    Teşvik beklentisi

    Hidamet Asa, derneğin zeytin üretimi yapılan bütün bölgelere hitap eden, üretici ve sanayiciyi kucaklayan bir misyona sahip olduğunu belirterek, “Dernek faaliyetlerine başlanmış, derneğimizin tanıtılması ve dolayısıyla üye sayısının artırılması maksadıyla bölge ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Bugün itibariyle derneğimizin üye sayısı 120’ye ulaşmış bulunmaktadır. Ülkemizde ağaç başına verimin düşük olması ve kilogram maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle üreticimiz kazanamamaktadır. Dolayısıyla ağaç başına verimliliğin artırılmasıyla ilgili çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak, üreticilerimizin daha fazla kazanmasını sağlamalıyız. Derneğimizin bir diğer hedefi ise daha hijyenik ortamlarda, daha kaliteli sofralık zeytin üretimi yapmak, merdiven altını bitirmek, kayıt dışılığı önlemek ve ülkemizdeki kişi başı tüketim miktarını artırmaktır. Aynı zamanda sektörün en büyük problemlerinden birisi de haksız rekabet ortamının var olmasıdır. Şöyle ki diğer bölgelerden alınan ürünlerin Gemlik zeytini adı altında satılması aslında bindiğimiz dalı kestiğimizin bir göstergesidir. Teşvik verilmesi halinde, sofralık zeytin üretimi kayıt altına alınacak ve ekonomiye katma değer sağlanacaktır” diye konuştu.

    Tek liste ile yapılan seçimlerde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ömer Ceylan’ın da yer aldığı Hidamet Asa başkanlığındaki yönetim kurulu şu isimlerden oluştu:

    Prof. Dr. Haluk Başar, Hasan Gürses, Halit Sezgin, Mahmut K. Solaksubaşı, Mustafa Alhat, Süleyman Dönmez ve Raif Döner. Denetim kurulu üyeliklerine ise Remzi Bayram, Mutlu Demir ve Haluk Özgör seçildi.

  • Birkonfed, Mevcut Genel Başkanla Yola Devam Kararı Aldı

    Birleştirici İş Dünyası Konfederasyonu (BİRKONFED), Birinci Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Yeniden genel başkanlık görevine getirilen Osman Ünsal, “Türkiye’nin en büyük konfederasyonu, en etkili konfederasyonu olmasının sözünü veriyorum” dedi.

    2015 yılının Ekim ayında kurulan Birleştirici İş Dünyası Konfederasyonu (BİRKONFED), yeni genel başkanını belirlemek için seçime gitti. Birincisi gerçekleştirilen olağan genel kurula BİRKONFED Genel Başkanı Osman Ünsal, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen 16 ilin başkanları ve konfederasyonun Belçika Temsilcisi Turhan Günaydın’ın yanı sıra çok sayıda delege katıldı.

    Olağan Genel Kurulda konuşan BİRKONFED Genel Başkanı Ünsal, “4 ay içerisinde gece gündüz demeden ziyaretler yaptık. Kendimizi Türkiye kamuoyuna tanıtmaya ve kabul ettirmeye çalıştık. Gördük ki 4 ayda güzel şeyler yapmışız. Ekip ruhumuzu iyi oluşturduk. BİRKONFED 4 ayda bir çocuğu sıfırdan dünyaya getirdi ve büyüttü. Gerek ulusal basında gerek ulusal faaliyetlerde, gerekse ekonomik faaliyetlerde devamlı kendinden söz ettirdi ve kendini kabullendirdi. BİRKONFED bürokraside, Türkiye meselelerinde, terör konularında, sosyolojik konularda ve ekonomik konularda hem üretecek hem de Türkiye’de ayrıcalığını, üstün olma özelliğini Türkiye ve dünyaya gösterecek” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’NİN EN ETKİLİ KONFEDERASYONU OLMASININ SÖZÜNÜ VERİYORUM”

    Konfederasyonun gelecek faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Osman Ünsal, “Yönetim kurulumun, delegelerimin, federasyon başkanlarımızın, dernek başkanlarımızın bize tekrar teveccüh göstererek vermiş oldukları bu görev bizim için büyük bir sorumluluk, büyük bir güçtür. Biz de bu sorumluluğu üç yıllık periyotlara bölerek üç yıl sonra daha büyük ve coşkulu bir yerde Türkiye’nin en büyük konfederasyonu, en etkili konfederasyonu olmasının sözünü veriyorum. İl başkanlarımızı da yalnız bırakmayacağız. Bakanlarımızla, milletvekillerimizle en güzel açılışları, en güzel projeleri, en güzel faaliyetleri ortaya çıkarmak için destek vereceğiz. Çünkü Türkiye’nin hiçbir yerinde tabela oluşumu değiliz. Bundan sonra da bütün illerimizde İstanbul’da ne yapıyorsak aynısını yapacağız” dedi.

    Bahçelievler Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Birinci Olağan Genel Kurula tek listeyle gidildi. BİRKONFED Genel Başkanı Osman Ünsal genel başkanlık için yeniden aday oldu. Delegelerin oy birliğiyle mevcut genel başkan Osman Ünsal yeniden göreve getirildi.

  • Şentop: “Mevcut Anayasa Ruhunu Teslim Ederse Türkiye’nin Anayasa Sorunu Çözülür”

    TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Prof.Dr. Mustafa Şentop, Türkiye’de mevcut Anayasa’nın ruhunu teslim etmesi halinde Anayasa ile ilgili sorununun çözüleceğini söyledi.

    Canik Belediyesi tarafından “Yeni Türkiye Yolunda Yeni Anayasa” konulu konferans düzenlendi. Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen konferansa TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop konuşmacı olarak katıldı. Konferansa AK Parti Samsun Milletvekilleri Fuat Köktaş, İbrahim Sarıcalı, AK Parti İl Başkanı Muharrem Göksel, Canik Belediye Başkanı Osman Genç, İlkadım Belediye Başkanı Erdoğan Tok, Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dündar, AK Parti ilçe başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Konferans öncesi açılış konuşmasını yapan Canik Belediye Başkanı Osman Genç, “Belediyeler sadece taş, park, bahçe yapan kurumlar değil, ülkenin gelişim ve dönüşümüne katkı sağlayan önemli kurumlardır. Dolayısıyla biz yeni bir milli anayasanın yapılmasına aynı zamanda yeni milli bir sistemin geçişine katkı sağlamak amacıyla bu konferanslarımızın serisini başlattık” dedi.

    ŞENTOP: “MEVCUT ANAYASA RUHUNU TESLİM EDERSE TÜRKİYE’NİN ANAYASA SORUNU ÇÖZÜLÜR”

    Anayasa’da 17 tane değişiklik yaptıklarını belirten TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Prof.Dr. Mustafa Şentop, “Birisi başörtüsü ile ilgili değişiklik. Bunu Anayasa bütünüyle iptal etti. Bu 17 değişiklikten 16’sı yürürlüktedir. Anayasa’nın madde bazlı olarak yüzde 65’i, yüzde 70’i hüküm bazlı olarak değişmiş. Halbuki Türkiye’nin Anayasa ile ilgili sorunu çözülmemiş. Birçok mesafe alındığı düşünülüyor. Çok önemli değişiklikler var. Mesela bizim dönemimizde yapılan 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesinde insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşme hükümleriyle ‘Türkiye’deki kanunların hükümleri birbiriyle çelişirse kanun hükmü uygulanmaz, sözleşme hükmü uygulanır’ gibi değişiklik yapmışız. Yani Avrupa İnsan Sözleşmesine aykırı bir kanun hükmü varsa kanunu uygulamıyorsun, sözleşme hükmünü uyguluyorsun. Bunu Türkiye’de insan hakları sözleşmelerine aykırı olan bütün kanun hükümlerinin geçersiz hale getirilmesi anlamı taşıyor. Bu 2004 yılında bir devrim mahiyetinde düzenlemeydi. Uygulamaya bakarsak ciddi bir mesafe almadık, alamadık. Birçok değişiklik yapıldı, birçok hüküm değişti ama Anayasa ile ilgili sorunu değişmedi. Çünkü biz Anayasa’nın sadece sözünde değişiklik yapıyoruz, ruhunda değişiklik yapmıyoruz. Anayasa’nın ruhu ifadesi bir anayasa hükmüdür, bir anayasa kavramıdır. Anayasa’nın bir başlangıç kısmı var. Bu başlangıç kısmının sonlarına doğru bir yerde çok önemli bir ifade var. Derki, ‘bu anayasa sözüne ve ruhuna sadakatle anlaşılır ve uygulanır’. Bizim yaptığımız bütün değişiklikler Anayasa’nın sözüyle ilgili değişiklikler. Bir de ruhu var. Onun ne olduğunu bizim bilmemiz mümkün değil. O ruhu çağırıp ona soran, onun ne olduğunu açıklayan kurumlar var. Anayasa Mahkemesi en önemli kurumdur. Anayasa’nın ruh çağırıcısıdır. Onün için Abdullah Gül aday olduğunda 101. maddeyi farklı yorumluyor. Daha önce başka cumhurbaşkanları aday olmuş, seçilmiş bir maddeye göre sorun yok ama konjonktüre göre ruh farklı bir telkinde bulunuyor. Türkiye’de Anayasa ile ilgili temel sorunumuz bu ruhla, bu paradigmayla. Türkiye dolayısıyla Anayasa değişiklikleriyle değil ancak bu mevcut Anayasayı terk ederek yerine yeni bir anayasa yaparak anayasa sorununu çözebilir. Yeni mevcut Anayasa ruhunu teslim ettiği takdirde Türkiye’nin Anayasayla ilgili sorunu çözülecektir. Bunun için biz başından beri, parti programında da yeni anayasa vurgusunu devamlı yapıyoruz. Türkiye’nin gerçek manada sivilleşebilmesi için, Türkiye’nin bu vesayetçi anlayıştan, bürokratik holigarşiden kurtulması, millet iradesinin gerçek manada hakim olabilmesi için Türkiye’nin yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı var. Biz üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmak için anayasa değişikliği yaparken, şimdi hiçbir değişiklik yapmadan serbest hale gelebiliyor. Ne değişti? Bu paradigmada, zihniyette bir değişiklik meydana geldi. Bu siyasetin inisiyatif almasıyla oldu” dedi.

    TÜRKİYE’NİN BİR ANAYASASI YOK

    Türkiye’nin bir Anayasası olmadığını ve onun için bir Anayasa’ya ihtiyacı olduğunu ifade eden Şentop, “Türkiye’nin niye Yeni Anayasa’ya ihtiyacı var? Türkiye’nin bir Anayasası yok. Onun için ihtiyacı var diyorum. Yazılı metin olarak bir Anayasa var ama artık bu Anayasa’yı var eden bu Anayasa’nın kurmuş olduğu paradigma çöktü Türkiye’de. Bir muallak gibi boşlukta duruyor bu Anayasa. Onun için Türkiye’de Anayasa değişmediği halde birçok değişebiliyor. Bugüne kadar anayasaları devlet yapmış. Askerler darbe yapmış, anayasa yapmışlar. 12 Eylül ve 27 Mayıs’ta anayasa yapmışlar. Devlet anayasa yaparken kendisini sınırlama için anayasa yapmıyor. Milleti zapturapt altına almak için anayasa yapıyor. Artık tablo değişti, millet devleti zapturapt altına almak için, devleti sınırlamak için bir anayasa yapacak duruma geldi. Yeni Anayasa’nın eski anayasalardan farkı bu. Artık Anayasa’yı millet adına seçilenler yapacak. Bu anayasa milleti değil devleti düzenleyecek” diye konuştu.

    Şentop şöyle devam etti: “Yeni Anayasa tartışmaları içindeki en önemli konunun başkanlık sistemi konusudur. Başbakanlık sistemi meselesi bu Türkiye’de devletin yeniden inşası sürecinin bir üst başlığıdır. Nasıl yeni Anayasa Türkiye’de büyük değişimi ifade eden kavramsa, devletin milletin hizmetine yeniden inşa edildiğinin üst başlığı ise başkanlık sistemidir. Teknik olarak bakarsanız Türkiye’de parlamenter sistem kalmamıştır. Özellikle Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinden itibaren yok. Başkanlık değil ama yarı başkanlık sistemi midir? Bu tartışılabilir. Fransa’da bu yarı başkanlık sistemidir. Şuan bizdeki sistemin Fransa’dan iki temel farkı var. Birincisi Cumhurbaşkanı Fransa’da aynı zamanda kabinenin başıdır. Bakanlar Kurulu toplantılarına başkanlık eder. Biz de böyle bir kural yok. Ama Cumhurbaşkanı gerekli gördüğü zaman Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırabilir. Biz de Cumhurbaşkanı olmadan Bakanlar Kurulu toplantısı yapılabilir. Fransa’da yapılamaz. İkinci fark ise, Cumhurbaşkanı’nın olağanüstü dönemlerde kararname çıkarma yetkisi var. Biz de böyle bir şey yok ama şöyle bir var: Olağanüstü durumda Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder ve kanun hükmünde kararname çıkartır. Tek başına değil, toplantıya çağırdığı Bakanlar Kurulu ile yapar. Bunun dışında Fransa’daki başkanlık sistemiyle başka bir fark yok. Türkiye’de parlamenter sistem işlemiyor. Dolayısıyla bir sistem arayışı zaruretten ortaya çıkıyor. Parlamenter sistem Türkiye’de darbecilerin iktidara el koyabileceği, siyaseten yönlendirebileceği, hükümet kurdurabileceği ve hükümet düşürebileceği bir imkanı sunuyor” şeklinde konuştu.

    Başkanlık sisteminde 2 dönem sınırlaması getireceklerini belirten Şentop sözlerini şöyle tamamladı: “Bu şahsa özel bir düzenleme değil. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da buna ihtiyacı yok. Başkanlıkla, yarı başkanlıkla siyasetin gündeminde kalmış bir isim değil sonuçta. Başkanlık sistemi Türkiye’de istikrarı garanti etmek için, devleti inşa etmek için gerekli bir sistem. Bazıları Türkiye’nin başkanlık sistemi ile bölüneceğini söylüyorlar. ’Türkiye’de federasyon olur’ diyorlar. Bu doğru değil. Bu tamamen bir yalandan ibarettir. Bizim Meclis’e önerdiğimiz bir başkanlık sistemi var. Madde madde yazdığımız ve Anayasa Uzlaşma Kurulu’na verdiğimiz bir teklif. Bizim başkanlık sistemi ile söylediklerimiz kitaplarda yazan teorik bilgiler değil, resmi metindir. Madde madde yazmış olduğumuz bir metin var. Başkanlık sistemi üniter devlet modeli ile beraber yürütülecek. Yeni federasyon değil, üniter olacak. ABD’de Başkanlık var, federasyon olabilir. Ülke şartları öyle. Almanya’da parlamenter sistem var ama federasyon var. Bizde parlamenter sistem var üniter devlet var. Her ülkenin şartları ve tarihi geçmişi, siyaset ortamı, toplumsal yapısı devlet şekli ile ilgili tabloyu ortaya koyuyor. Türkiye üniter bir devlet modeliyle yönetilmiştir, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren. Tek ve merkezi yasa ve yürütme merkezi var. Türkiye’de ‘başkanlık sistemi ile federasyon sistemi gelir üniter devlet yapısı ortadan kalkar’ demek bu sistemi hiç bilmemek anlamına gelir. Başkanlık sistemin bir tek tehlikesi var. Bu tehlike devlet için değil, millet için değil, bugünkü siyasi parti liderleri içindir. Muhalefet partileri için var. Çünkü 7 Haziran ortaya bir tablo çıktı. CHP, MHP ve HDP’nin bir araya gelmesi durumunda hükümette yer alma durumu ortaya çıktı. Ama başkanlık sistemine geçersek bu partilerin hükümette yer alma ihtimalleri sıfır. Niye, çünkü başkanlık sisteminde bir partinin yüzde 50 oy alması gerekir. Onların derdi bu bakımdan Türkiye değil. Eğer başkanlık sistemi olursa bu zihniyetteki partiler hükümette kıyamete kadar yer alamayacaklar.”

  • Rasim Bacacı: “Mevcut Yönetimle Değişim Grubu Arasındaki Fark, Siyah İle Beyazın Farkı Kadar”

    Makine Mühendisleri Değişim Grubu Başkanı Makine Yüksek Mühendisi Rasim Bacacı, mevcut oda yönetimi ile Makine Mühendisleri Değişim Grubunun arasındaki farkın, siyah ile beyaz arasındaki fark kadar belirgin olduğunu söyledi.

    Makine Mühendisleri Değişim Grubu Başkanı Makine Yüksek Mühendisi Rasim Bacacı yaklaşan Makina Mühendisleri Odası seçimindeki projelerini, düşüncelerini anlattı.

    “GELİŞMEK İÇİN DEĞİŞMEK GEREKİYOR”

    Makina Mühendisleri Değişim Grubu’nun bütün meslektaşlarına hizmet etmeyi amaçlayan bir anlayışın ürünü olduğunu belirten Bacacı sözlerine şöyle devam etti:

    “Makina Mühendisleri Değişim Grubu, meslektaşlarımızı asgari müştereklerde bir araya getirmeyi amaçlayan; insan sevgisini, hoşgörü ve iletişimi, her türlü siyasi görüşün ve ideolojinin üzerinde tutan, idealist, çalışmaktan yılmayan, ilkeli, dürüst, tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkan, milli ve manevi değerleri önemseyen, ülkemizin bilim ve teknoloji temelinde gelişimini hedef edinmiş bir gruptur. Ulus devletler dünyasından küresel dünyaya, modernist düşünceden postmodernist düşünceye, sanayi toplumundan bilgi toplumuna, seri üretimden esnek üretime, temel mühendisliklerden multidisipliner mühendisliklere geçiş gibi büyük değişimlerin yaşandığı günümüz dünyasında; Makina Mühendisleri Odası’nın mevcut bağnaz ve ayrıştırıcı yönetim yapısından daha üretken ve inovatif bir yönetim yapısına evrilmesi gerektiğine, bahsettiğimiz gelişmenin sağlanabilmesi için değişimin esas olduğuna inanıyoruz. Bu maksatla gurubumuzun ismini Makina Mühendisleri Değişim Grubu olarak belirledik”.

    “SEÇİM ÇOK ÖNEMLİ”

    Seçimim, meslektaşların mesleki gelişimlerine ve haklarına sahip çıkmaları açısından önemli olduğunu vurgulayan Rasim Bacacı, “Zira meslektaşlarımızın piyasada karşılaştıkları haksız muamele karşısında haklarını savunacak tek toplu organizasyon meslek odalarıdır. Örgütlü bu yapıların ideolojik kazanımlar peşinde koşmak yerine meslektaşlarımızın haklarını savunması gerekiyor. Fakat mevcut yönetimin düşünce yapısı ile bunu gerçekleştirmek mümkün değil. Makine Mühendisleri Odası İstanbul şubesi dar, içine kapanık ve marjinal gruplar tarafından yönetiliyor. Üyelerine ulaşmak ve onların haklarının savunucusu olmak yerine, odayı kendi ideolojilerini savunacak bir mecra olarak kullanmayı tercih ediyorlar. Bizler,Makine Mühendisleri Değişim Grubu olarak bu yönetim tarzının değişmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunun da tek yolu sandıktan geçiyor. Seçim bu sebeple ‘Çok önemli’ Biz de odaya kayıtlı tüm meslektaşlarımızı bu maksatla sandık başına gelerek en doğal üyelik haklarını kullanmaya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

    “MEVCUT YÖNETİMLE ARAMIZDA SİYAH İLE BEYAZ KADAR FARK VAR”

    Mevcut oda yönetimi ile Makine Mühendisleri Değişim Grubu’nun arasındaki farkın, siyah ile beyaz arasındaki fark kadar belirgin olduğunu söyleyen Bacacı, “Seçimin neden önemli olduğunu anlatmaya çalışırken bu konuya da değinmiştim; fakat cevabın biraz daha açılmasının uygun olacağını düşünüyorum. Mevcut oda yönetiminin marjinal ve dar bir grup olduğunu belirtmiştik. Bu grup uç ideolojilere sahip, politize olmuş insanlar tarafından yönetiliyor. Her türlü sokak eyleminde devletin otoritesini ve milletin birliğini sarsacak eylemlerin içinde yer alıyorlar. Hatta birçoğunda bu eylemleri örgütleyen konumda bulunuyorlar. Marksist, Leninist çizgide tavır ve tutumlarla oda üyelerinin büyük bir kısmını ötekileştiriyorlar. Bu marjinal grup, bilimin ve tekniğin ışığından istifade edip ülkenin kalkınmasında öncü rol oynaması gerekirken, birçok projede el freni görevi görüyor. Bütünün içindeki eksiklik ve hataları düzeltmek yerine bütüncül olarak reddetmeyi tercih ediyorlar. Bu tutumlarını Marmaray ve 3. Havalimanı projelerinde gördük. Projeleri mühendislik açısından kritiğini yapmak yerine topyekün reddetme yoluna gittiler. Makine mühendislerinin tavrının bu olmaması gerektiğine inanıyoruz. Eğer projelerde hatalı ya da eksik taraflar varsa bunları teknik olarak masaya yatırıp idarecilerin hatalarını düzeltmelerine imkân tanınması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

    “ADİL BİR ODA YÖNETİMİNİN GÖREVE GELMESİ İÇİN ÜYELERİMİZİN EN DOĞRU KARARI VERECEĞİNDEN EMİNİZ”

    Makine Mühendisleri Değişim Grubu olarak kendilerini anlattıklarını vurgulayan Bacacı sözlerine şöyle tamamladı:

    “Bu seçim üyelerimizin şu kararı vermesi gerekiyor: Meslek Odamız, mesleki olarak gelişimimizi ve ülkemizin kalkınmasını mı hedeflemeli yoksa alınan aidatlarla ve muayene ücretleri ile dar bir ideolojik grup tarafından aslına uygun olmayan bir şekilde yönetilmeye devam mı etmeli? Biz inanıyoruz ki üyelerimiz bu iki seçenek arasından makul olanı seçeceklerdir. 17 Ocak 2016 tarihinde Özel Şişli Karagözyan İlköğretim Okulunda yapılacak olan MMO İstanbul Şube 32. Dönem Seçimine tüm meslektaşlarımızı davet ediyorum. Ayrıca, üye aidat borcunun oy kullanmaya mani olmadığının da altını çizmekte fayda görüyorum.18 Ocak sabahı marjinallikten uzak ve meslektaşlarımızın haklarını savunacak daha adil bir oda yönetiminin göreve gelmesi için üyelerimizin en doğru kararı vereceğinden eminiz. “