Etiket: ‘Mevcut

  • İçişleri Bakanı Soylu: “Mevcut sistem babayla oğlu birbirine düşürür”

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Mevcut sistem babayla oğlu birbirine düşürür, kardeşi kardeşe düşürür” dedi.

    Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç da Hollanda’ya tepki göstererek, “Sizden de korkacak değiliz, istersen köpeklerinle gel, istersen atlarınla. Bizim milletimizin yüreğinde iman var iman” ifadelerini kullandı.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Samsun’un Bafra ilçesinde vatandaşlar buluştu. Bakanlar, Atatürk Bulvarı parti binası önünde halka hitap etti.

    Kılıç’tan Hollanda’ya: “Batsın sizin seçiminiz”

    Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, “Son bir kaç zamandır Avrupa’da çok farklı şeyler oluyor. Şunu dile getirmemiz gerekiyor: Hiç bir diplomatik ilişkiye, hiç bir ev sahipliğine, hiç bir insanlığa, hiç bir hakka sığmayan bir davranışla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızı Roterdam’daki başkonsolosluğumuza Hollandalılar sokmadılar. Maalesef tüm uluslar arası anlaşmalara rağmen bizim konsolosluk görevlilerimizi darp etmeye kalkıştılar. Gözaltına almaya kalktılar. Daha beteri orada haklarını kullanan, gösteri hakkını kullanan, söz söyleyen hem Türk vatandaşlarına hem Hollanda vatandaşlarına atlarla, köpeklerle saldırdılar. Hollanda da Gerd Milles diye bir adam var. Bu adam ırkçı, bu adam insanlar arasında dinine, inancına, ırkına göre ayrım yapıyor. Ve diyor ki ‘insanlar bir arada yaşayamaz.’ Ve diyor ki ‘ülkemizi terk edin.’ Maalesef Hollanda hükümetinde başbakan olduğunu iddia eden o kişi aynı onun yolunda yürüyor. Korku ne diyorlar yarın seçim var. Batsın sizin seçiminiz. İnsanoğluna yakışmayacak bu hareketleri yaparken seçim mi düşünüyorsunuz. Zaten o seçimi kaybettiniz. Zaten o seçim bitti. Çünkü siz insanlık onurunu ayaklar altına aldınız. Sonra ne diyorlar ‘Türkiye’de şöyle işler var, falanca işler var.’ Siz önce gidin de kendinize bakın, aynaya bakın. Sabah aynaya baktığında ne gördüğünde ona dikkat et. Irkçılığa teslim oldunuz, teslim oldunuz. Yabancı düşmanlığına teslim oldunuz. Birde utanmadan çıkıyorsunuz bize ders vermeye kalkıyorsunuz. Bir başka iş şey var çıkıp da FETÖ’nün uşakları, FETÖ’nün teröristleri konuşacağı zaman onlara diyorsunuz ki ‘konuş.’ Bu millet teröristlere kol açanlara, onlara yataklık yapanlara cevabı verdi ve verecek. Hollanda’nın içerisinde seçim yapanlar bir şeyi unutuyorsunuz, orada oy kullanacak bizim vatandaşlarımız da var. Onların da hakları var. İçişleri Bakanımız için ‘lale’ benzetmesi yapmış. Demiş ki ‘laleleri gel seyret.’ Haddini bil. O lalelerin nereden geldiğine iyi bak. Senin daha ortada hiç bir şeyin yokken biz cihana hükmediyorduk. Gerektiği takdirde tepkimizi hem demokratik en iyi şekilde göstermeyi biliriz. Sizden de korkacak değiliz, istersen köpeklerinle gel, istersen atlarınla. Bizim milletimizin yüreğinde iman var iman. İnanç var ve insan sevgisi var. O ırkçıya iki lafım var. O insanlıktan nasibini almamışa iki çift lafım var. Evine git kapıyı kitle zehirle baş başa otur, bu dünyada senin söyleyecek lafın yok. Seni dinlemek istemiyoruz ve duymak da istemiyoruz. Hollanda’da benim vatandaşlarım o ülkenin kalkınması için ter döktü, alın teri döktü. Şimdimi diyorsunuz ki ‘gidin.’ Sizi tarih yargılayacak. Tarih önünde hesap veremeyeceksiniz. Geçmişte veremediğinizi gibi. Hiç bir zaman veremeyeceksiniz” diye konuştu.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yaptığı konuşmada, “Bunlar ne diyorlar ‘bu sistem içerisinde parlamento güçsüz olacak.’ Bu ülkede 1960 darbesinde de parlamento vardı. Bir günde feshettiniz parlamentoyu. Onun başbakanını, meclis başkanını tarumar ettiniz. Bırakınız bu işleri. Bu milleti aldatmayın, bu milleti kandırmayın. İstediğiniz zaman meclis iradesini ortadan kaldırmaya çalışan, onu baypas eden, onu zayıflatan bir sitem oluşturdunuz yıllarca bu ülkede. Ben meclise gidemiyorum. Önümüzde bin dosya var, birçok işimiz var. Acaba gidersek bu işlerden bir tanesi eksilirse bunu milletimiz maliyetle öder mi diye aylardan beri en büyük sıkıntımız bu. Bir taraftan bakanlık yapacaksın, bir taraftan Güneydoğu’da terörler mücadele edeceksin, bir taraftan DEAŞ’la mücadele edeceksin, bir taraftan FETÖ denilen lanetle uğraşacaksın, bir taraftan DHKP/C ile mücadele edeceksin, bir taraftan bu ülkede göçle mücadele edeceksin. Birçok işle mücadele ederken meclise gidip çalışma zamanımız olmuyor. Ben de milletvekiliyim, orada görevimi yapmak zorundayım, eğer görevimi orada yapar bakanlıkla ilgili işleri mi gerçekleştirmezsem bilmenizi istiyorum ki bu memleketi kim idare eder biliyor musunuz? Ya bir gün başka FETÖ gelir ya bir gün başka PKK gelir ya bir gün başka örgüt gelir ve Türkiye’yi teslim alır. Bürokrasi adım atmakta zorlanır, siyasi irade olmazsa adım atmak zordur. Her işimizi takip edeceğimiz bir Türkiye tablosu var. Bugün 2 bin dolarlık bir ülke değiliz, 3 bin dolarlık bir ülke değiliz tam 11 bin dolarlık ülkedeyiz ve hedeflerimiz var. Güçlü bir meclis olması lazım. Milletle devlet arasında, hükümet arasında köprü olacak milletin, milletin derdi sürekli kulağında olacak, kulağı meclise açık olacak bir meclis olacak. Türkiye’mizin demokrasi için en önemli adımlardan bir tanesi budur. Güçlü meclisle yarınlara adım atacağız” şeklinde konuştu.

    “Bu sistem babayla oğlu bir birine düşürür”

    Bakan Soylu sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu sistem babayla oğlu birbirine düşürür, kardeşi kardeşe düşürür. Çünkü bu sistemin sorumlulukları kimde belli değil. Yetkisi kimde belli değil. Bu sistemin ortaya koyduğu süreç belli değil. Kim ne yapacak belli değil. Herkesi bir birine düşüren sistem bu sitemdir. Siyaseti kıyma makinesine koyan sistem budur. Yeni sitemin en büyük önceliği artık Türkiye’de iş yapana milletin bakacağı bir siyaset gelmektedir. Takmışlar ‘gençlerden bir şey olmaz, milletvekili olmaz’ diye. Siz Balkan harbinde şehit olun. Siz gidin bu ülkenin gençleri olarak Çanakkale geçilmez deyin. Çanakkale’de şehit olan gençlerimizin yaşlarına bir baksınlar. Eğer burada hür yaşıyorsak, özgür yaşıyorsak, burada ayağımız üzerinde duruyorsak, ezanla buluşuyorsak o gençlerin sayesindedir. İstiklal Mücadelesinde de o gençler vardı. Avrupa’nın yüzde 73’ü 18 ile 21 yaş arası gençleri milletvekili seçiyor. Derdi ne? Avrupa yaşlanıyor. Gençleri daha önce hayatın içine alıyım, ona sorumluluk veriyim ki üretimimi sağlayayım diye düşünüyor. Doğru bir iş yapıyor. Bizim en büyük avantajımız genç nüfusumuz. Bunu gelişmiş ülkeler yapacak ama biz 18 yaşında ki kardeşimize şu sorumluluğu veremeyeceğiz. Diyorum ki artık bu ülkeyi beraber yöneteceğiz. Dünyada olmayan bir lider bulduk. Size bütün inancımla, bütün anlayışımla söylüyorum biz bunu Tayyip Erdoğan’ın dışında kimseyle aşamayız. Biz bu ülkeyi, içinde bulunduğu durumu, sistemi, bir daha tuzağa düşmemeyi onun dışında kimseyle aşamayız. Hep birlikte 16 Nisan’dan sonra bu yolculuğa güçlü adımlarla çıkıp geleceğinize, gelecek nesillerimize en büyük mirası bırakabilecek bir anlayışı ortaya koyalım.”

  • Başbakan Yardımcısı Şimşek: “Mevcut sistem krizlere gebe bir sistemdir”

    Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, vatandaşların anayasa değişikliği paketinin içeriğini öğrendikçe çok güçlü bir şekilde destek vereceğini belirterek, “Vatandaşımız anayasa değişikliği paketinin içeriğini öğrendikçe çok güçlü bir şekilde destek vereceklerdir. Çünkü mevcut sistem krizlere gebe bir sistemdir” dedi.

    Bir dizi program için Bursa’ya gelen Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Bursa Valiliğini ziyaret etti. Vali İzzettin Küçük, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve AK Parti İl Başkanı Cemalettin Torun tarafından karşılanan Bakan Şimşek, ardından Valilik Şeref Defterini imzaladı. Ardından basın mensuplarının referanduma ilişkin sorularını yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Kampanya güçlü bir şekilde daha yeni başlayacak. Hafta sonu partimizin Ankara’da çok güçlü bir toplantısı olacak. Ondan sonra hepimiz sahada olacağız. İyi gidiyor. Sonuçta çok önemli bir dönüm noktası. Türkiye için çok kritik bir karar. Vatandaşımız anayasa değişikliği paketinin içeriğini öğrendikçe çok güçlü bir şekilde destek vereceklerdir. Çünkü mevcut sistem krizlere gebe bir sistemdir. Bugün aynı partiden cumhurbaşkanı, hükümet ama ileride bu sistem devam ederse çok ciddi sıkıntılara gebedir. Hem cumhurbaşkanın çok geniş yetkileri var, hem cumhurbaşkanı halk tarafından doğrudan seçilmiş olacak. Güçlü bir şekilde en az yüzde 50’nin üzerinde bir oyla. Bu taraftan da mevcut yapısıyla bir de hükümet olacak. İster istemez iki başlılığın getirdiği bütün sorunlarla Türkiye karşı karşıya gelecek. Onun için işin bir de bu boyutu var. Bu sistem böyle devam ederse bu sıkıntılar olacak. Değişiklik olmazsa olmazdır şeklinde bakmak lazım. Ben inanıyorum ki milletimiz bu çerçevede değişiklikleri içeriğini anladıkça güçlü bir şekilde destek vereceklerdir. Ekonomi açısından da çok önemli. 65. hükümetiz biz. Cumhuriyet tarihimize baktığımız zaman 20 tane bile olmaması lazım. Ortalama 5 yıllık bir perspektifle baktığınız zaman. Ortalama ömrü 18 ay olan hükümetler. Böyle hükümetler takdir edersiniz ki uzun vadede düşünüp, yapısal sorunları çözüp Türkiye’yi çok daha güçlü bir şekilde küresel rekabette zor taşır. Ortalama ömrün bu kadar kısa olduğu bir hükümet yapısıyla” dedi.

  • Bakan Özlü: “Son 14 yılda yakaladığımız başarıları, inanın mevcut sistem sayesinde değil, bu sisteme rağmen elde ettik”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Son 14 yılda yakaladığımız başarıları, inanın mevcut sistem sayesinde değil, bu sisteme rağmen elde ettik” dedi.

    Sanayi sektörünü, sanayicilerin beklentilerini, taleplerini konuşmak ve sanayi sektörünü geliştirmek için yapılacak çalışmaları yerinde incelemek üzere Sinop’a gelen Bakan Özlü, ilk olarak Boyabat ilçesinde sanayici ve iş adamlarıyla bir araya geldi. Boyabat Kalebağı Tesislerindeki toplantıda konuşan Bakan Özlü, “Siz değerli iş adamları hem kendiniz kazanıyorsunuz, hem de çevrenize ve ülkenize kazandırıyorsunuz. Bu nedenle AK Parti hükümetlerinde ekonominin temel ilkesi reel sektörü güçlendirmek olmuştur. Reel sektör ne kadar güçlüyse, üreten kesim ne kadar güçlüyse bir ülke de o kadar güçlü olur” diye konuştu.

    Bakan Özlü, 14 yıldır bu anlayışla hareket ettiklerini vurgulayarak, “Sizlerin önünüzdeki engelleri, zorlukları kaldırdık. El ele verdik, omuz omuza verdik ve bu ülkeye çok büyük başarılar yaşattık. Sizin bir sıkıntıda olduğunuzu gördüysek o sıkıntıyı aşmak için hemen müdahale ettik. Örneğin geçtiğimiz yılın sonlarında nakit sıkışıklığı olduğunu fark ettik. Bu nedenle KOSGEB aracılığıyla 50 bin liralık faizsiz kredi uygulamasını başlattık. İlk etapta 15 bin kişinin yararlandığı bu destek programından daha fazla KOBİ’nin ve esnafın yararlanması için bu yıl çok daha yüksek bir bütçeyle bu desteği sürdürüyoruz. Neden böyle yaptık? Çünkü biz 15 bin KOBİ’ye destek verdik ama programa 250 bin KOBİ başvuru yaptı. 235 bin KOBİ’nin başvuru yapıp da destekten yararlanmamasına gönlümüz razı olamazdı ve olmadı. Bu nedenle ilave bütçeyle 2017’de de bir yılı ödemesiz olmak üzere toplam üç yıl vadeli faizsiz kredi desteğine devam edeceğiz. Daha önce bu desteğe başvurulduysa tekrar başvurulmasına gerek bulunmuyor eğer başvurmadıysanız Şubat ayının 20’sine kadar başvuru süremiz var. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde piyasayı canlandırmak üzere beyaz eşya ve mobilyada vergi indirimine gittik. Esnafımızla konuştuğumuzda bu uygulamanın kısa süre içerisinde çok iyi sonuçlar verdiğini ifade ettiler” şeklinde konuştu.

    İstihdam seferberliği

    Bakan Özlü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde bir istihdam seferberliği başlattıklarına işaret ederek, “Seferberlik kapsamında alınan kararla 2017 yılında işçi alımı yapan iş adamlarının çalışanlarına artık sadece maaş ödeyecekler. Prim, fon ve vergi için devlete ödeyecekleri 773 lira kendilerinden alınmayacak. Aralık ayına göre bu sene işe aldığınız her bir kardeşimiz için siz artık sadece maaş ödeyeceksiniz. Prim fon ve vergiyi devlet ödeyecek ve bu meblağ asgari ücret üzerinden hesaplandığında 773 lira gibi bir meblağ tutuyor. Hem siz çok daha uygun maliyetlerle personel istihdam edeceksiniz hem de ülkemizdeki işsizlik oranını ciddi bir şekilde düşürmüş olacağız” dedi.

    Kamu ve özel sektör işbirliğinin muhteşem bir örneğinin daha ortaya konulacağından emin olduğunu aktaran Özlü, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “80 milyon vatandaşımızın hayalindeki Türkiye’yi inşa etmek için daha yoğun bir gayret içindeyiz. Eminim ki siyasi görüşü ne olursa olsun, her birimiz, daha güçlü bir ekonominin ve daha iyi bir demokrasinin hayalini kuruyoruz. Bu yolda ciddi bir mesafe de kaydettik. Ancak Türkiye’yi bu yoldan döndürmeye çalışıyorlar. Bizim bu yolda kalmamız, beka ve istikbal sorununu çözmemiz ve hayalini kurduğumuz ülkeyi inşa etmemiz için, çok daha iyi işleyen bir sisteme ihtiyacımız var. Mevcut sistemin bizi taşıyabileceği seviyeye geldik. Hatta Recep Tayyip Erdoğan gibi bir lider sayesinde, mevcut sistemin bize çizdiği sınırların çok ama çok ötesine geçtik. Son 14 yılda yakaladığımız başarıları, inanın mevcut sistem sayesinde değil, bu sisteme rağmen elde ettik.”

    Bakan Özlü, 367 krizi veya kapatma davası gibi yaşanan krizlerin birçoğunun mevcut anayasadaki çarpık zihniyetten kaynaklandığını savunarak, Türkiye’nin bu sistemle devam etmesi halinde benzer sorunları yine yaşayacağını belirtti. Mevcut sitemin Türkiye’ye patinaj yaptırdığını ifade eden Özlü, şunları kaydetti:

    “Bu sistemle devam eden Türkiye, mehter gibi, iki ileri bir geri gider. Allah korusun, geçmişte koalisyonlar nedeniyle ortaya çıkan krizler, yarın tekrar yaşanabilir. Bu nedenle, yürütmedeki iki başlılığa son vermeliyiz. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki ilişkileri muhakkak daha sağlıklı bir zemine oturtmalıyız. En büyük hata kişi odaklı düşünmek olur. Çünkü bu değişiklik kişilerle ilgili bir değişiklik değildir. Mesele Türkiye’nin sistem sorunudur. Milletimiz aklıyla mevcut sistemin ileride yol açabileceği sıkıntıları görüyor. Bu nedenle, 16 Nisan’da milletimizin ’evet’ diyeceğine tüm kalbimle inanıyorum.”

    Bakan Dr. Faruk Özlü, konuşmasının sonrasında iş adamlarının sorun ve taleplerini dinledi.

  • Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Karatepe: “Mevcut anayasamız halk iradesiyle hazırlanmadı”

    Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Prof. Dr. Şükrü Karatepe, mevcut anayasanın halk iradesiyle hazırlanmadığını söyledi.

    Bartın Üniversitesi tarafından “Yeni Anayasa Süreci ve Başkanlık Sistemi” konulu bir konferans düzenlendi. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Kaplan, millet iradesinin yansıtıldığı bir anayasa yapılması gerektiğini söyledi. Rektör Kaplan, “Anayasalar milletlerin temel metinleridir. O bakımdan bugün içine girdiğimiz süreç tarihi ve önemli bir süreçtir. Anayasalar bugüne kadar hazırlanması da uygulamaya girmesi de sorunlu zamanlarda olmuştur. Bu sıkıntıların ortadan kaldırılması noktasında millet iradesi ne kadar anayasaya yansıtılırsa o kadar kolay olacaktır” dedi.

    “Şu anki anayasamız halk iradesiyle hazırlanmadı”

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Şükrü Karatepe, “Yeni Anayasa Süreci ve Başkanlık Sistemi” konulu bir konuşma yaptı. Karatepe mevcut anayasanın meşru olmayan iktidarlar tarafından oluşturulduğunu kaydederek, “1961 anayasası bir ara rejim döneminde hazırlanıyor. Olağanüstü halde hazırlanıyor. Arkasından 1961’den 1980’e geldiğimizde ülkemizde bir ara rejim daha yaşıyor. Demokratik yolla seçilip iş başına gelmeyen bir meclis hazırlıyor. Anayasayı hazırlayan meclislere biz kurucu meclis diyoruz. Gerek 1961 gerekse 1982 anayasalarının kurucu iktidarları demokratik değildir. Yani halk iradesini temsil etmiyor. Bu anayasalar bu şekliyle gitmiyor zaten 1982’de yürürlüğe giren bu anayasalar 1986’da değiştirilmeye başlanıyor. 1986’da merhum Kenan Evren cumhurbaşkanımızdı. Onun liderliğinde bu anayasa yapılmış ve yine o baştayken değişmeye başlamıştır” diye konuştu.

    “Parlamenter sistemde cumhurbaşkanı sembolik lider”

    Karatepe, parlamenter sistem ile cumhurbaşkanlığının törensel nitelikten öteye geçemeyen sembolik bir makam olduğunu ifade ederek, “Parlamenter sistem demek hükümetin parlamentodan çıkması demektir. Hükümet parlamentodan çıkıyor, parlamentodan güvenoyu alıyor, parlamento görevlendiriyor bir bakıma. İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç krallıkla idare edilir ve monarşidir. Bir seçimlik hükümet vardır, bir de soydan gelen krallık vardır. Ancak seçilmiş hükümet bütün yürütmenin hükümlülüğünü üstüne alır, krallar ise semboliktir, tören yaparlar sadece. Bir ülke parlamenter sistem ile yönetilmiyorsa oranın cumhurbaşkanı da törenseldir” şeklinde konuştu.

    “İki parti yeni anayasa sürecinde etkin”

    Yürütülen yeni anayasa çalışmaları hakkında da bilgi veren Karatepe, “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir açıklama yaptı. Başkanlık sistemine destek vereceklerini söyledi. Ve Sayın Başbakanla yaptıkları görüşmede kendisine hem geniş kapsamlı hem de dar kapsamlı değişiklik gösterildiğinde kendisinin dar kapsamlı değişiklikten yana olduğunu söyledi. Hatta bunu merdiven sistemine göre daha dar kapsamlı istediklerini söyledi. Ve kendilerine verdiğimiz 22 maddeyi görüşüp, bize 12 madde ile geldiler. ’Bu 12 madde yeter’ dedi. Bundan sonra iki parti arasındaki görüşmede bir kısmı bizim teklif ettiklerimizden çıktı. Bunun yerine MHP’nin teklif ettiği diğer maddeler eklendi. Sonuç olarak yine 22 maddelik bir teklif ortaya çıktı” dedi.

    Etkinlik sonunda Karatepe, öğrencilerin sorularını cevaplandırdı.

  • Doç. Dr. Demirel: “Türkiye, mevcut durum düzelene kadar, kendi güvenliğini sağlamak amacıyla sınır-ötesi askeri operasyonlar yapabilir”

    Son günlerde Türkiye’nin Irak’taki varlığının tartışılmaya başlanması, ülkemizin bu varlığının uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmesini de gündeme getirdi. Konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Naim Demirel, “Türkiye, mevcut durum düzelene kadar, meşru müdafaa hakkına dayanarak kendi güvenliğini sağlamak amacıyla sınır-ötesi askeri operasyonlar yapabilir. Bu onun uluslararası hukuktan doğan hakkıdır” dedi.

    Konunun öncelikli olarak uluslararası hukukta tanınan meşru müdafaa hakkı noktasından ele alınması gerektiğini belirten Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Naim Demirel, “11 Eylül saldırıları sonrasında devlet dışı aktörlerin (terör örgütleri vs) kuvvet kullanma eylemlerine karşı da devletlerin meşru müdafaa hakkı olduğu kabul edilmeye başlandı. 11 Eylül olayından bu yana da bu kabul her geçen yıl içinde pekişerek gelişmiştir. Özellikle terör örgütlerinin coğrafi alan hâkimiyeti kurduğu devletlerin bu örgütün başka devletlere yönelik eylemlerini önlemeye yönelik acziyetinin, bu eylemlerin muhatabı olan devlete meşru müdafaa hakkı verdiği konusunda artık bir tereddüt bulunmamaktadır. Suriye ve Irak devletlerinin toprakları üzerinde belli bir alanda kontrol sağlamış olan terör örgütlerinin Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden eylemlerine karşı Suriye ve Irak devletlerinin gerekli önlemleri alamadıkları, almaya güçlerinin yetmediği ya da isteksiz olmaları bilinen bir gerçektir. Bu tablo karşısında Türkiye, mevcut durum düzelene kadar, meşru müdafaa hakkına dayanarak kendi güvenliğini sağlamak amacıyla sınır-ötesi askeri operasyonlar yapabilir ve bu yerlerde askeri varlık tesis edebilir. Bu onun uluslararası hukuktan doğan hakkıdır” ifadelerini kullandı.

    “BM Güvenlik Konseyi gerekli tüm tedbirleri alma çağrısında bulunmaktadır”

    “Türkiye’nin Irak’taki varlığını meşru kılan ikinci husus da BM Güvenlik

    Konseyi’nin 20 Kasım 2015 tarihli 2249 sayılı kararıdır” diyerek açıklamalarına devam eden Doç. Dr. Naim Demirel, “Bu kararın operatif kısmının 5. paragrafında Güvenlik Konseyi, Suriye ve Irak’ta DAEŞ ve diğer terörist grupların eylemlerini önleme ve bastırma kapasitesi olan her devlete, daha fazla gayret sarf ederek ve işbirliği yaparak gerekli tüm tedbirleri alma çağrısında bulunmaktadır. ’Gerekli tüm tedbirleri alma’ ifadesinin, kuvvet kullanmayı içeren tedbirlere başvurma imkânı veren BM Sözleşmesi’nin yedinci bölümüne doğrudan referans olarak kabulü gerekir. Her ne kadar yedinci bölüme açık bir referans olmasa ve kuvvet kullanma yetkilendirmesi açıkça ifade edilmemişse de, Konsey’in devletlere gerekli tüm tedbirleri alma çağrısında bulunmuş olmasının, kuvvet kullanmayı içeren tedbirlere başvurmayı da kapsadığı yorumunun kararın nihai amacına uygun olacağı kanaatindeyiz. ’Daha önce benzeri görülmemiş şekilde uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden’ diye nitelediği terör eylemlerine karşı, kararın kuvvet kullanmayı içeren tedbirler için çağrıda bulunmadığını söylemek, kendi içinde çeliştiğini söylemekle aynı anlama gelecektir. Ayrıca Konsey’in kuvvet kullanmayı açıkça ifade ettiği karar metinlerinde üye devletleri buna davet için kullandığı ’Calls upon’ tabiri kararın kuvvet kullanmayı da kapsadığına işaret eder” diye konuştu.

    “Türkiye’nin sınır-ötesi operasyonları uluslararası hukuka uygundur”

    Türkiye’nin, terörle mücadele kapsamında Irak ve Suriye’deki askeri varlığının hukuka aykırı olduğu iddiasının hukuken asılsız ve politik bir söylem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Demirel, “Binlerce kilometre öteden gelip terörle mücadele kapsamında Irak ve Suriye’de askeri operasyon düzenleyen devletlerin; bu yerlere yüzlerce kilometre sınırı olan ve DAEŞ’in birçok olumsuz etkisine maruz kalan Türkiye hakkında, bölgedeki askeri varlığını ve operasyonlarını sorgulamasının başka türlü izahı mümkün gözükmemektedir. Türkiye’nin meşru müdafaa hakkına ve Güvenlik Konseyi’nin 2249 sayılı kararına dayanarak Suriye ve Irak’ta sınır-ötesi askeri operasyon yapması uluslararası hukuka uygundur” diyerek konuya açıklık getirdi.