Etiket: Mesleğini

  • İzmirli Öğrenciler Mesleğini Bu Fuarda Seçecek

    Konak Kaymakamlığı’nın öncülüğünde, Konak Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nin koordinasyonunda düzenlenen ’Lisemi Seçiyorum, Ortaöğretim Kurumları Tanıtım Günleri’ etkinliğinin 22-24 Mart tarihlerinde Kültürpark 2 No’lu Holde gerçekleşeceği bildirildi.

    Anadolu, Fen, Sosyal Bilimler, Anadolu Meslek, sağlık meslek ve teknik olmak üzere kamu ve özel okulların katılacağı ’Lisemi Seçiyorum, Ortaöğretim Kurumları Tanıtım Günleri’ etkinliği üç gün sürecek. Öğrenciler bu süre zarfında, katılımcı okulların öğretmen ve yetkililerine meslek seçimi, TEOG, liseden üniversiteye geçiş gibi merak ettikleri tüm konuları danışabilecek. 22-24 Mart tarihlerinde Kültürpark 2 No’lu Holde gerçekleşecek fuarın öğrencilerin meslekleri tanımaları, doğru mesleği seçmeleri açısından çok önemli olduğunu belirten Özel İzmir Anadolu Sağlık Meslek Lisesi’nin yetkilileri, sağlık çalışanı olmak isteyen öğrencilere sağlık eğitimi ve üniversite süreci hakkında bilgi vereceklerini belirtti. Okullarının İzmir’de sağlık alanında açılan ilk özel lise olduğuna dikkat çeken yetkililer, sağlık meslek liselerini bitiren öğrencilerin iki yıllık üniversitelere sınavsız geçiş hakkı bulunduğunu, öğrencileri hem mesleğe, hem de üniversiteye hazırladıklarını ifade etti.

  • Ertekin: “Hakemlik Mesleğini Üniversitelere Koymalıyız”

    Bandırmaspor Teknik Direktörü İsmail Ertekin, hakemliğin üniversitelerde ders olarak okutulması gerektiğini söyledi.

    Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İsmail Ertekin, hakemlik mesleğinin üniversitelere konması gerektiğini belirterek, “Hakemlerle kendilerine not verenler aynı odada durmamalı. Not verenle notu alan aynı yerde duruyorsa bu görüntü iyi olmaz. Geçmişte de bu fikirlerimi söyledim. Notu alan hakem notu veren gözlemci. Eğer hakem maçı iyi yönetmiyorsa siz de kötü not verirseniz az maç yönetecektir veya yönetemeyecektir. Bunlar maç öncesi ve maç sonrası beraber olurlarsa, aynı odada olurlarsa nasıl sen kötü not vereceksin ki? Bu bir günlük iş değil. Bunun mutlak suretle Türk futbolu için revize edilmesi gerekir” dedi

    “ÜNİVERSİTELERDE BÖLÜM AÇALIM”

    Ertekin, üniversitelerin 4 yıllık antrenörlük eğitimi verdiğini hatırlatarak, “O zaman bizim hakemliği de üniversitelere koymamız gerekir. Bölüm açalım üniversitelerde. En azından 18 yaş gurubundan 22 yaşına kadar hem teorik hem de pratik dersler verilerek hakem adayları eğitilebilir. Buradan da çıkabilecek iyi çocuklara önümüzdeki yıllarda profesyonelce hakemlik yaptırabiliriz. Ben geçmişte de bu öneriyi söyledim şimdi de söylüyorum. Bizim üniversitelerin bu olaya el atması gerekir diye düşünüyorum. O zaman daha bağımsız, daha rahat maç yönetebilir hakemler. Biliyorsunuz spor programlarında bu olaylar tartışılıyor. Hakemlerin kulüplere bağımlı olduğu sürece futbol federasyonun da bünyesi kulüplerden oluşuyor. Öyle olunca da gücü olanlar biraz daha baskın oluyorlar. Başrol sanatçıları var diğerleri figüran” diye konuştu.

  • (Özel Haber) Ülkesindeki Savaş Suriyeli Öğretmenin Bir TEK Mesleğini Değiştiremedi

    Suriye’deki savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan ailesine sahip çıkmak için Kuveyt’teki öğretmenlik mesleğini bırakarak Kocaeli’deki ailesinin yanına yerleşen Suriyeli öğretmen Mahmut El Mısri, gönüllü Arapça dersleri vererek meslek aşkını canlı tutmaya çalışıyor.

    Suriye’deki savaş nedeniyle ölüm korkusuyla küçük bir köyde yaşayan ailesini Kocaeli’ye getiren Suriyeli Öğretmen Mahmut El Mısri, öğretmenlik duygusunun kaybolmasını engellemek ve savaşın izlerini unutmak için Türk öğrencilere gönüllü olarak Arapça dersleri veriyor. 2008 yılına kadar Kuveyt’te İngilizce dersleri veren El Mısri, Suriye’deki rejime karşı başlatılan mücadelenin ardından çıkan iç savaştan ailesini sağ çıkarmak için mesleğine ara vermek zorunda kaldı.

    SAVAŞIN İZLERİNİ ÖĞRETMENLİK DUYGUSUYLA YENİYOR

    Daha önce geldiği Türkiye’deki arkadaşlarının da tavsiyelerini dinleyen Mısri, ailesi için Türkiye’ye sığınma başvurusunda bulundu. Suriye’deki savaş nedeniyle ailesini güvene almak isteyen El Mısri, başvurunun da kabul edilmesiyle mesleğine ara vererek, ailesinin bir kısmını önce İstanbul’a ardından Kocaeli’ye getirdi. Kocaeli’ne geldikten sonra öğretmenlik mesleğine devam etmek için çözüm yolları arayan Suriyeli öğretmen Mısri, yine arkadaşlarının tavsiyesi ile gönüllü olarak özel bir kursta gönüllü öğretmenliğe başlayarak yeni öğrencilerine Arapça dersi veriyor. Yeniden öğretmenlik yapmaktan dolayı çok mutlu olduğunu söyleyen Mısri, öğrencilerini eğiterek hem savaşın etkilerini unutmaya hem de öğretmenlik duygusunun yok olmasını engellemeye çalışıyor.

    “TÜRK ÖĞRENCİLERİ ÇOK SEVİYORUM”

    Türk öğrencileri diğer öğrencilerden daha fazla çok sevdiğini belirten El Mısri, “Ben Suriyeliyim Humus Üniversitesi İngilizce bölümünde mezun oldum. İngilizce bölümünden mezun olduğum için İngilizce öğretmenliği yapmaya karar verdim. Kuveyt’te 2008 kadar İngilizce öğretmenliği yaptım. 2008’den sonra ailemden uzak durmak istemiyordum ve yanıma almak istiyordum. Kuveyt Devleti aileme gelmesi için izin vermiyordu. Daha sonra edindiğim birkaç Türk arkadaşımdan biri, Türklerin de Arapça ile çok ilgilendiklerini söyledi ve Türkiye’de bir merkez kurmam için teklif etti. Bu şekilde bir merkez kuralım Türkler Arapça’yı çok seviyor. Kafama yattı çünkü ailemden uzak olmak istemiyordum. Sonra buraya geldim. Türkleri çok seviyorum, Türklerin Arapça sevdasını çok seviyorum. O yüzden buraya geldim ve Arapça dersleri vermeye başladım. Şu an ailemle de hayatımı mutlu bir şekilde sürdürüyorum. Suriye’de savaş olduğundan dolayı ailemle birlikte Suriye’de olamıyordum. Ailemi de savaştan uzak tutmak istiyordum. Arkadaşlarımdan böyle bir teklif gelince, ailemle yaşayacağım için teklifi kabul ettim” dedi.

    “BURADA GÜVENDEYİZ”

    Türkiye’de mutlu olduklarını vurgulayan El Mısri, “Suriye’de savaş var. O yüzden evinden bile dışarı çıkmaya korkuyor. Yeğenlerimi, kuzenlerimi buraya davet ettim. Orada, orduya gidip insanları öldüreceklerdi ya da orduya gitmeyip evlerinde öleceklerdi. Bu tarz şeylerden uzağız. Türkiye’ye geldik, Türkiye hükümetine çok teşekkür ediyorum. Burada mutluyuz, ailem mutlu. Dışarı çıkmaktan zevk alıyoruz. Burada hayat çok güzel, şükürler olsun Allah’a ki, Türkiye’deyiz, Türkiye hükümeti bizi kabul etti” diye konuştu.

    “SURİYE’YE DÖNMEMİZ ÇOK ZOR”

    Savaş bitse bile Suriye’ye bundan sonra sadece ziyaret amaçlı gitmek istediklerini belirten El Mısri, “Bir ülke savaşı girdiğinde, o ülkenin toparlanması çok zor olur. Suriye de bunu yaşadı. Toparlanması çok zor olacak. Ben eğer Suriye’ye gidersem işim yok, gücüm yok, arkadaşlarım yok, arkadaşlarımı kaybettim. Bu yüzden ailemle konuştuk ve ortak karar aldık. Bundan sonra gideceksek de Suriye’ye, sadece ziyaret için gideceğiz. Burada benim 3 çocuğum var. Eşim, kardeşim burada, kardeşimin ailesi burada ve şu anda toplamda ailemden 10 kişi buradayız. Suriye’deki savaştan kaçtık. İnşallah bundan sonra da belki onların ailesi, benim annem buraya gelecek, istiyoruz buraya gelmesini. Türkiye hükumetine teşekkür ediyorum, bizi kabul ettiği için” şeklinde konuştu.

    “SURİYE’DEKİ SAVAŞ ÇIKAR SAVAŞI OLDU”

    Suriye’deki savaşı da yorumlayan Mısri, “Bu savaş artık uluslararası çıkar savaşı oldu. Burada tek kazancımız sağ kalan Suriyeli insanlar olur. Biz Suriyeli insanlar olarak söylüyorum. Biz bunların hiçbirini hak etmedik. Bu savaşın bitmesini Allah’tan istiyoruz ve sürekli dua ediyoruz. Bu noktada tek yapabildiğimiz bu” ifadelerini kullandı.

    “SAVAŞ ÖĞRETMENLİK DUYGUMU ETKİLEMEDİ”

    Savaşın öğretmenliğini etkilemediğini söyleyen Mahmut El Mısri, “Ben burada Arapça öğretmeniyim Suriye’deki savaş beni etkiledi ama öğretmenliğimi etkilemedi. Çünkü bu kalbimizdeki bir duygu, ben bunun için yaşıyorum. Hiçbir şekilde benim öğretmenliğimi etkilemedi. Burada Türkiye’de olmaktan çok mutluyum. Türk öğrencilerini özellikle diğer öğrencilerden daha çok seviyorum. Dilleri bizim dilimize yakın bir dil ve Türk öğrencilerine Arapça anlatmaktan çok mutluyum” diye belirtti.

    “ÖĞRETMENİMİZDEN MEMNUNUZ”

    Suriyeli bir öğretmenden Arapça dersi almaktan mutlu olduklarını dile getiren öğrencilerden Zeynel Abidin Kazanç ise, “Mahmud hocayı duyunca biz tabi önce tekniği bizi ilgilendiriyor. Pratik Arapça verildiğini duyunca daha çok ilgimizi çekti. Gramere fazla girmeden direk kalıpları öğretme şeklindeki usulü benim çok hoşuma gitti. Uzun zamanda araştırdığım bir usuldü kah İngilizcemiz, kah Arapçamız gelişiyor. Ama hocamıza Türkçe öğreteceğiz. İletişimimiz güzel hocamız da cana yakın biraz da Orta doğuda olmanın verdiği avantajla iyi anlaşıyoruz kendisine teşekkür ediyoruz” dedi.

  • Düziçi’nin Son Kalaycısı Mesleğini Yaşatmaya Çalışıyor

    Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde çocukluk yıllarında kalaycılık mesleğini öğrenen 85 yaşındaki Ahmet Gürz, unutulmaya yüz tutan mesleğini yaşatmaya çalışıyor.

    Düziçi ilçesinde mesleğe evine kurduğu ocakla devam eden Gürz, kalaycılık işine 15 yaşında ustası Ali Tatar’ın yanında başladı. Gürz, 65 yılını geride bıraktığı mesleğini, makineleşmenin gelişmesiyle çok fazla gelir elde edemese de aldığı siparişle geçimini sağlıyor.

    Gürz, kalaycılığın Düziçi’nde son temsilcisi olduğunu söyledi. Gürz, mesleğe ilk başladığında yaya olarak köy köy gezerek kalay yaptığını şimdi ise evine kurduğu ocakla işine devam etmeye çalıştığını belirtti. Mesleğe başladığı dönemde ilçede 15’e yakın kalaycı ustasının bulunduğunu belirten Gürz, “Bu mesleğe çıraklıktan yetişerek başladım. Kalaycılık bir zamanlar çok önemli bir meslekti. Şimdi bu mesleği yaşatmak için çalışıyorum” dedi.

    Gürz, teknolojinin gelişmesiyle çelik ve plastikten yapılan kapların yaygınlaştığını, bakır kapların kullanımının azaldığını aktardı. Kalay için getirilen kapları kostik ve tuz ruhu ile temizlediklerini anlatan Gürz, “Kum ile ovalayarak kalay yapılacak hale getiriyoruz. Alüminyum, plastik, çelik, teflon ve cam kapların kullanımı arttıkça, bakır kaplarını kalaylatmak için gelenler de azaldı. Makine yapımı kaplar bizi bitirdi” diye konuştu.

    Bakır kapların insana hiçbir zararının olmadığını dile getiren Gürz, şöyle devam etti:

    “Kalaylanmış kapların gıda sektöründe kullanılabilecek en hijyenik ürünlerden olduğunu düşünüyorum.Şimdiki insanlar çelik teflonla yapılan kapların fiyatı uygun olduğu için şuan o kaplar rağbet görüyor halbuki bu kaplar insanları resmen zehirliyor, hiçbir yararı yok. Şuan bizim kap turistik mekanlarda, bazı lokantalarda kullanılıyor. Eskiden bizim kaplar hemen hemen bütün evlerde kullanılırdı işleri yetiştiremezdik şimdi işler çok kısıtlandı bende az da olsa gelen işle geçinip gidiyorum. Kalaylı kapların kullanıldığı dönemde bu kadar hastalık yoktu. Bakır kapları yapanların kalmaması mesleğimizin unutulmasında önemli rol oynadı.”