Etiket: Merkez

  • İFM Merkez Bankası ihalesinin son oturumu yapıldı

    İstanbul Uluslararası Finans Merkezi’nde (İFM) yükselecek Merkez Bankası binası için başlayan ihale sürecinde son oturum gerçekleşti.

    Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) öncülüğünde hayata geçirilen İstanbul Uluslararası Finans Merkezi’nde (İFM) kamu ayağının çalışmaları devam ediyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) binası için başlayan ihale sürecinde son oturum gerçekleşti. TOKİ Başkanı Ergün Turan, ihalenin son oturumunda ilk oturuma katılan YDA İnş. San. Ve Tic. A.Ş. ile İntaş Taah. Yapı San. Tic. A.Ş.’nin teklif verdiğini söyledi.

    Merkez Bankası ihalesinin son oturumunu yaptıklarını söyleyen Turan, “İhalemizin son oturumunda YDA inşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. bir milyar 725 milyon TL, İntaş Taah. Yapı San. Tic. A.Ş bir milyar 440 milyon TL teklif verdi. Arsa satış karşılığı idare payı gelirinde en yüksek teklifi ise 180 milyon TL ile İntaş Taah. Yapı San. Tic. A.Ş yaptı” dedi.

    Bugün yapılan ihalede yüklenicilerden teklif aldıklarını söyleyen Turan, incelemelerin ardından ihaleyi kazanan ilgili yüklenici ile sözleşme imzalayacaklarını açıkladı.

    Arsayı alan şirketin, arsa üzerinde proje geliştirecek ve elde ettiği gelirin satışta belirlenen oranını da arsa payı olarak TOKİ’ye vereceğini belirten Turan, arsa satış karşılığı idare payı gelirinde, İntaş Taah. Yapı San. Tic. A.Ş 180 milyon, YDA İnş. San. ve Tic. A.Ş. 172 milyon 500 bin TL’lik teklif verdiğini söyledi.

    Merkez Bankası Hizmet Binasının 2’nci bölge 10’uncu parselde yer aldığını, 15 bin 960,61 metrekare ve 55 katlı olup, içerisinde ofis, ticaret alanı, otel yer alacağını, söyleyen Turan, “İnşaatları devam eden SPK ve BDDK binaları ile ihalesini yaptığımız Merkez Bankası, finans merkezimizin kalbi olacak. Yaklaşık 3 milyon metrekare alan üzerinde gerçekleştirilecek Finans Merkezi Projesinin 768 bin metrekarelik bölümü idaremizce inşa edilecek” şeklinde konuştu.

    TOKİ Başkanı Ergün Turan, “İstanbul Finans Merkezinin tamamlanmasıyla fiziki yapısı, nitelikli iş gücü ve üstün teknolojik altyapısıyla, reel sektörün tüm ihtiyaçlarının karşılandığı uluslararası bir kurumsal yapıya kavuşacağız. 50 bin çalışan, 25 bin ziyaretçi, 11 bin oturan ile günde 90 bine yakın insan sirkülasyonunun oluşacağı bölgede, iş ve alışverişiyle, kendi ekonomisini de oluşturan bir yerleşime dönüşecek. Dolayısıyla, yaklaşık 3 milyar lira yatırım maliyetli bu dev projeyle, İstanbul’a şehir içinde şehir; bir finans şehri ekleniyor. Merkez, Türkiye Varlık Fonu gibi uluslararası kurumsal girişimlerin güçlenmesine katkı sağlayacak. Bu sayede ülkemiz, her türlü finansal aracın ihraç edilebildiği dünyanın önde gelen küresel finans merkezleri arasında, deyim yerindeyse, ’devler liginde’ hak ettiği yerini alacak. TOKİ olarak altyapısını gerçekleştireceğimiz bu yatırımla, finans piyasalarını devler ligine hazırlanıyoruz” açıklamasında bulundu.

  • “Merkez bankaları para musluklarını kısmaya hazırlanıyor”

    Bankacılık ve Sigortacılık Öğretim Görevlisi Kutay Gözgör, İngiltere Merkez Bankası (BOE) ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) varlık alım programlarına devam etse de iki ülkenin merkez bankası başkanlarının artık bu sürecinin sonuna gelinmeye başladığına yönelik mesajlar vermeye başladığını söyleyerek, “Bu etkilere karşı Türkiye yüksek büyüme potansiyeli devam ederse, en az şekilde etkilenecektir” dedi.

    Nişantaşı Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Öğretim Görevlisi Kutay Gözgör, küresel ekonomilerin söz sahiplerinden olan ABD Merkez Bankası (FED), İngiltere Merkez Bankası (BOE) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) gibi bankalarının orta ve uzun vadeli planları ve Türkiye’ye etkileri üzerine değerlendirmede bulundu. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) 2008 yılında yaşadığı Mortgage krizi sonrası, FED’in ekonomiyi canlandırmak için faiz oranlarını rekor düşük seviyelere indirmesi ve parasal genişleme programını başlatmasının ancak 2013 yılından itibaren toparlandığını kaydeden Gözgör, ABD ekonomisiyle birlikte FED, varlık alım programını sonlandırıp faiz yükseltme sürecine resmen geçtiğini kaydetti.

    “İngiltere ve Avrupa Merkez Bankası sırada”

    İngiltere Merkez Bankası (BOE) ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) para basarak ekonomilerini canlandırmaya hala devam ettiğini belirten Kutay Gözgör, “BOE, İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılma kararı alması sonrası parasal genişleme programını yeniden başlattı. FED ve diğer merkez bankalarının uyguladığı bu politikalar piyasalarda döviz likiditesini yükselterek gelişmekte olan ülkelere ’sıcak para’ adı verilen portföy yatırımları olarak geri dönmektedir. FED’in parasal genişleme programını sonlandırması portföy yatırımlarının miktarının azalmasında etkili olurken gelişmekte olan ülke para birimleri değer kaybetmeye başladı” şeklinde konuştu.

    “Fon çıkışları Türkiye’de sınırlı olur”

    Her ne kadar ECB ve BOE varlık alım programlarına devam etse de iki ülkenin merkez bankası başkanlarının artık bu sürecinin sonuna gelinmeye başladığına yönelik mesajlar vermeye başladığının altını çizen Gözgör, “Merkez bankaların teşviklerini yavaşlatması gelişmekte olan ülkelere yönelen portföy yatırımlarının miktarını azaltabilir. Aynı zamanda FED’in Eylül ayında bilançosunda yer alan tahvilleri elinde çıkarmaya başlayacak bir bakıma 2008 krizi öncesi döneme geri dönülmeye çalışıyor. Tüm bu gelişmeler önümüzdeki süreçte Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelere olan portföy yatırımlarını nasıl etkileyeceğini görmemiz için önemli olabilecektir. FED’in varlık alım programını sonlandırmaya başlaması sonrası 2014 yılının ilk çeyreğinde gelişmekte olan ülkelerde yaşanan fon çıkışlarının farklı miktarlarda olduğunu görmüştük. Türkiye Yatırımcı İlişkileri Derneği (TÜYİD) ve sermaye piyasaları veri sağlayıcısı IPREO’nun verilerine göre, 2014 yılının ilk çeyreğinde 21 milyon 700 bin dolarlık fon çıkışı olurken, aynı dönemde Rusya’dan 2 milyar 60 milyon dolarlık fon çıkışı gerçekleşti. İlk başta ülkelerden fon çıkışı yaşansa da ardından gelişmekte olan ülkelere yeniden fon girişinin yaşandığını görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

    Kutay Gözgör, Türkiye ekonomisinin yüzde 5’e yakın büyüme potansiyelinin devam etmesi ve diğer gelişen ülkelere göre pozitif ayrışma ihtimali ve gelişmiş ülkelerin merkez bankalarının yapacağı para politikası değişikliklerinden en az şekilde etkilenmesine neden olabileceğini de sözlerine ekledi.

  • Almanya, Köln DİTİB Merkez Camii’nde ilk bayram namazı eda edildi

    Sabahın erken saatlerinde Almanya’nın Köln DİTİB Merkez Camii’ne akın eden Müslümanlar ile ilk bayram namazını eda etti. Köln DİTİB Merkez Camii’ni dolduran müminler, Ramazan ayında ibadete açılan camide bayram namazı kılmanın mutluluğunu yaşadı.

    Almanya’nın Köln DİTİB Merkez Camii’ndeki bayram vaazını, Başkanlık Vaizi Nurettin Muhtar Acar ve Köln Din Hizmetleri Ataşesi Ahmet Dilek verdi. Bir aylık eğitimin ardından Ramazan ayında kazanılan hasletlerin seneye Ramazan ayına kadar aynı hassasiyet ile devam ettirilmesinin önemine vurgu yapan Acar, tüm dünyada huzur ve barışın egemen olması için dua ve niyazda bulundu. Bayram vaazının ikinci safhasında kürsüye çıkan Köln Din Hizmetleri Ataşesi Dilek de, “Bir aylık Ramazan ikliminde, orucun derin manevî eğitimini, sahur ve iftarın bereketini, teravihin coşkusunu ve Kur’an tilâvetinin kalbimizde huşû uyandırmasının sevincini derinden hissederek gönüllerimizi coşturup maneviyatımızı canlandırdık. Köln DİTİB Merkez Camii’nde de ilk Ramazan ayını, ilk kadir gecesini şimdi de ilk bayram namazını eda ediyoruz. Rabbim camileri cemaatsiz bırakmasın” dedi.

    Ramazan güzelliklerini bütün yıla yayalım

    Köln Din Hizmetleri Ataşesi Ahmet Dilek ise, vaazında birlik ve beraberlik duygusuna vurgu yaptı. Bayramların kardeşlik, dostluk, sevgi, saygı, muhabbet gibi insani ilişkilerin pekiştirildiği günler olduğunu hatırlatan Dilek şöyle konuştu: “Ailemizde, mahallemizde, ülkemizde ve yaşadığımız ülkemizde kavga, huzursuzluk, kin ve nefret olmasın. Bile bile kimse kimseye dokunmasın, kanını akıtmasın, canını acıtmasın, kasten kimse kimseyi üzmesin. Biz beraberiz, kardeşiz. İslam hayattır, kardeşlik, barış ve sevgi dinidir. Ramazan’da yaşadığımız güzellikleri bütün yıla yayalım“ dedi.

    Bayram hutbesini okumak için tekbirlerle minbere çıkan Köln DİTİB Merkez Camii Din Görevlisi Emre Şimşek de, “Bayramların ilki olan Ramazan Bayramı’na bizleri eriştiren, bizlere bayram sevincini ve coşkusunu yaşatan, bu mübarek bayram sabahında imanları bir, gönülleri bir, gayeleri bir kardeşler olarak bu yüce mabette, aynı kubbe altında bizleri buluşturan Rabbimize şükürler olsun. Bu bayram vesilesi ile varlık sebebi anne-babalarımızı hatırlayalım. Akrabalarımızın, komşularımızın bayramını tebrik edelim. Dargınlık ve kırgınlıklarımızı bayramı vesile ederek aradan kaldıralım. Ramazan’da edindiğimiz güzel alışkanlıklarımızı devam ettirelim. Şu mübarek bayram gününde, hayatlarını sevinç ve neşeden uzak, binbir sıkıntı içesinde sürdürmeye çalışan masum ve mağdur kardeşlerimizi unutmayalım, onlar için dua edelim” dedi.

    Hutbe sonrası eller semaya açılarak dünyanın çeşitli bölgelerinde sıkıntı yaşayan, gözyaşı döken ve Ramazan Bayramı coşkusunu yaşayamayan Müslümanlar ve tüm İslam âlemi için dua edildi.

    Kılınan bayram namazının ardından Köln Başkonsolosu Hüseyin Emre Engin, Köln Din Hizmetleri Ataşesi Ahmet Dilek, Başkanlık Vaizi Nurettin Muhtar Acar ve Merkez Camii din görevlileri, camiyi dolduran müminler ile teker teker bayramlaştı.

    Yaşlısından gencine binlerce insanın akın ettiği DİTİB Merkez Camii’nde namaz sonrası tatlı ikram edildi.

  • Ağrı’da vatandaşlar merkez camisine akın etti

    Ağrı merkez camiinde ziyarete açılan Sakal-ı Şerif’i görmek isteyen binlerce vatandaş uzun kuyruklar oluşturdu.

    Ağrı’da bin bir aydan daha hayırlı rahmet ayı olan Ramazan’da vatandaşlar camilere akın etti. Merkez camiinde kılınan teravih namazının ardından kent merkezi başta olmak üzere İlçeler ve köylerden gelen yediden yetmişe genç, yaşlı binlerce vatandaş Sakal-ı Şerif’i ziyaret etmek için uzun kuyruklar oluşturdular. Güvenlik güçlerinin güvenlik bariyerleri arasında merkez camisinin önünde başlayan sıra kuyruğu Cumhuriyet Caddesi’nden devam ederek Belediye otoparkına kadar uzadı. Saatlerce sırada bekleyen vatandaşlar Sakal-ı Şerif’i ziyaret edip dua ettiler. Sakal-ı Şerif-i ziyaret edip dua etmek için sırada bekleyen Yasin Deniz adlı vatandaş, Kadir Gecesi’nin bin aydan daha hayırlı olduğunu söyledi. Bugünün özel bir gece olduğunu rahmet ve bereket ayı olan Ramazan ayını geride bırakmak üzere olduklarını dile getiren Deniz, “Rabbime hamd u senalar olsun ki bu mübarek güne bizi kavuşturdu. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Bekliyoruz şuan mahşeri bir kalabalık var. İnşallah Sakal-ı Şerif’i ziyaret edeceğiz. Bekliyoruz, inşallah sahura kadar sıra bize ancak gelir. Rabbim bu günü İslam âlemine mübarek kılsın inşallah. Bugün İslam âleminin kurtuluşuna vesile olur inşallah, özel bir duam rabbim İslam âleminin birlik ve beraberliğini sağlasın, bu kanı ve kavgayı İslam âleminden ayırsın” dedi.

    Bir başka ziyaretçi Muhammed Can Taşdemir ise, burada oldukları için çok mutlu olduklarını ve bu nedenle Türkiye başta olmak üzere tüm İslam âleminin Kadir Gecesi’ni kutladığını ifade etti. Sıranın oldukça uzun olduğuna dikkat çeken Taşdemir, yine de bekleyeceklerini anlattı.

  • (Özel Haber) Obezite cerrahisinde “donanımlı merkez” vurgusu

    Bülent Ecevit Üniversitesi Obezite ve Diyabet Uygulama ve Merkezi Müdürü Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, ömür boyu sağlığı etkileyecek olan obezite cerrahisinin iyi donanımlı merkezler tarafından yapılması gerektiğini vurguladı.

    Değişen yaşam şartlarıyla dünyada ve Türkiye’de önemli bir sağlık sorunu haline gelen obezite, küçük yaştan itibaren sağlığı olumsuz etkiliyor. Hızlı ve çabuk tüketilen besinlerin yanı sıra çok kalorili beslenme alışkanlığına fiziksel aktivitenin azalması, hareketsiz yaşamın da eklenmesi, obezite ve diyabet hastalıklarının riskini hızla arttırıyor.

    Türkiye’nin ve Zonguldak’ın ilk kamu kurumuna ait ücretsiz ve kamu hizmeti yürüten bir merkez olma özelliğini taşıyan BEÜ Diyabet ve Obezite Uygulama ve Araştırma Merkezi, hastalıkların tedavisinde öncülük ediyor.

    “Erken yaşta sorun olmaya başladı”

    Merkez Müdürü Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, obezitenin Dünya Sağlık Örgütünce kırmızı alarm verdiği sağlık sorunlarından birisi olduğuna dikkat çekti. Yaklaşık 4 erkek ve 3 kadından birinde obezitenin varlığını belirten Bayraktaroğlu, şöyle devam etti:

    “Obezite, değişen yaşam şartlarıyla dünyada, ülkede ve bölgemizde de olsa önemli bir sağlık sorunudur. Beslenme alışkanlıklarımız, beslenme içeriğindeki özellikle hızlı ve çabuk tüketilen, rafine karbonhidratlarla kilo almaya meyil eden ve çok kalori alma şeklinde bir beslenme alışkanlığına yönelimimiz ve fiziksel aktivitemizin azalması, asansörleri kullanmadan tutun, bilgisayar veya televizyon başında geçirilen zamanın artması, hem obezite hem de diyabet ve hipertansiyon için risk faktörüdür. Erken yaşta, çocuklarımız üzerinde bu sorun olmaya başladı. Sonuçta bu sıklığı giderek artan ve artık Dünya Sağlık Örgütü’nün kırmızı alarm verdiği noktadaki sağlık sorunlarından birisidir. Ülkemizde yaklaşık diyabet yüzde 14 civarındadır. Bölgemizde de 2004’te baktığımızda yüzde 13-14 civarında. 600 bin nüfuslu yerde yaklaşık 60 bin diyabet olduğunu öngörüyoruz. Yaklaşık 4 erkek 3 kadından birinde obezite olduğunu düşünüyoruz. Vücut kitle indeksi dediğimiz ağırlığın boyun karesine bölümüyle elde edilen değer, bu 40’ı geçince ölümcül obezite dediğimiz ağır hastalık grubu oluyor. Bunların oranlarını daha sağlıklı tespit edebilmek için araştırmalar yapıyoruz.”

    “Ömür boyu sürecek, iyi takip etmek gerekiyor”

    Obezite tedavisi için kişinin sağlık durumunu düzeltmek için beslenme, yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz ve medikal tedavisi sürecinde sorunların iyi saptanıp takip edilmesi gerektiğini belirten Bayraktaroğlu, obezite cerrahisindeki karar alma sürecine vurgu yaptı.

    Karar alma sürecinde ameliyatı gerçekleştiren merkezlerin iyi donanımlı olması gerektiğinin de altını çizen Bayraktaroğlu, “Obezitenin tedavisi içerisinde özellikle kişinin sağlık durumunu düzeltmek için beslenme, yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz ve medikal tedavisi, sorunlarını saptayıp iyi takip etmek gerekiyor. İyi takip yapılmış bireylerde vücut kitle endeksi 40 ve üzerinde olan bireylerde özellikle istekli olanlarda yapan iyi bir merkez mide ve değişik ameliyatlarla obezite cerrahisi uygulamaları var. Özellikle bu hastaların iyi seçilip, tespit edilip, uygun olanların uygun şartlarda ve iyi takip edilmesi gerekiyor. Karar verilecekse, ciddi bir karar olduğunu bilmek gerekiyor. Çünkü ömür boyu sürecek bir değişiklik yapılacak. Ameliyatla kişinin yaşam şartlarını sonra da bozmadan, beslenmesine, egzersizine dikkat ederek yaşaması gerektiğini bilerek ameliyat olması lazım. Ameliyat olurken öncesi de sonrası da ciddi önem arz ediyor. Karar veren ve uygulayan merkezler açısından iyi donanımlı olmak gerekiyor. Öncelikle bu tür bireylerin en azından bir yıl, altı ay çok iyi takip edilmelidir. Şartlar açısından, beslenme, egzersiz ve medikal tedavide yeterli ağırlık kaybı ve kilo sağlıklı sağlanabiliyorsa belki cerrahi ihtiyacı da olmayacak. Uzun dönemde cerrahi yapılacaksa karar da verilecekse iyi merkezlerde yapılmalı ve takip edilmelidir” dedi.

    “Takipte 5-10 yıl sonrası sorun haline gelebiliyor”

    Obezite ile mücadelede her zaman cerrahi müdahaleye gerek duyulmadığını, düzenli takip ile hastanın ameliyat olmadan da kilo verebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Taner Bayraktaroğlu, ameliyattan 5-10 yıl sonraki sürece değindi.

    Bayraktaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bariatrik cerrahi dediğimiz obezite cerrahisi diyabet için cerrahi diye de tanımlanıyor. Herkes olmak durumunda değil. Ama bunun da çok iyi ekiple yapılıp iyi izlenmesi gerekiyor. Bununla ilgili biraz Sağlık Bakanlığımızın konuya yoğunlaşması belki ihtiyaç olacak. Çünkü yapılan ameliyatların ne olduğu, ameliyatların çeşidi, kime nasıl yapıldığı, ameliyat sonrası takibinin sağlık açısından, hayatını kaybedecek bireyleri engellemek açısından önemli olduğunu söylüyorum. Dikkatli olmak ve iyi takip etmek gerekiyor. Bu hastalar ameliyat olacaksa belli kıstaslarla ameliyatın olması gerekiyor. Ameliyat öncesi kararların hastayla iyi paylaşılması, sonuçlarının da iyi takip edilmesi gerekiyor. Bu açıdan ekipte bir genel cerrah, endokrinolog, göğüs hastalıkları uzmanı, kardiyoloji uzmanı, psikiyatri uzmanı, beslenme uzmanı gerekiyor. Bu ekibin belki altı ay, belki bir yıl iyi değerlendirdiği hastalar, seçilmiş hastalar, ihtiyacı olan ve isteyenler ameliyat edilebilir. Ameliyattan sonra diyabet, kan şekeri, kilosu, sağlık açısından bir yıl, üç yıl çok iyi olan hastalarımız var. Takipte. Ancak 5-10 yıl sonrası biraz sorun haline gelebiliyor. Tekrar kilo alanlar çıkabiliyor. Bu yüzden bariatrik cerrahi geçirecek hastaların ameliyat olduğu an ciddi önem arz ediyor. Bunu da sadece ameliyat olduğu merkez değil, özellikle sağlık otoritelerinde ciddi olarak ameliyat edilen hastaları takip etmelidir. Daha yetkin olanlarca gerekirse denetlemeler çok iyi yapılmalıdır. Bu açıdan Sağlık Bakanlığımıza önemli işler düşüyor. İlgili daire başkanlıkları bu konuda belki çalışmaları vardır. Ama bu ameliyatların da uygun olup olmadığıyla ilgili kararlar ve değerlendirmeleri yapmaları ihtiyaç olacağını düşünüyorum. Kilosu olanların, kendi sağlıklarını önemsemesi ama iyi merkezlerde takip edilmesi geleceğe doğru daha iyi adımlarla, hasarsız organlarla, güçlü iyi bir nesil için ellerinden geleni yapmalarını diliyorum.”

    Bayraktaroğlu, BEÜ Diyabet ve Obezite Merkezi’nin faaliyete geçmesinde desteklerini esirgemeyen BEÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer ve ekibine de teşekkür etti.