Etiket: Merhum

  • Nazilli’de Basın Bayramında merhum gazeteciler unutulmadı

    Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı nedeniyle, ilçede görev yapan gazeteciler ve basın mensuplarıyla birlikte, merhum gazetecileri mezarları başında andı. Merhum gazetecilerin yakınlarının da bulunduğu ziyarette Başkan Alıcık ve merhum gazetecilerin yakınları, mezarlara gül bıraktı.

    Eğriboyun ve Evranlı Mezarlıklarında, merhum gazeteciler Rıfat Yüzer, Mustafa Ünlü, Ali Yapucoğlu, Müjdat Şevket Altınayar, Mehmet Ergin Panayırcı ve Hamza Fuat Vardar Basın Bayramında mezarları başında anıldı. 24 Temmuz Basında Sansürün Kaldırılışı ve Basın Bayramı olarak kutlanan günde Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık, Nazilli Belediye Başkan Yardımcısı Ender Vardar, Nazilli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ertan Çetiner, Aydın Gazeteciler Cemiyeti Nazilli Şubesi Başkanı Metin Özden, Nazilli’de görev yapan basın mensupları, yazarlar, gazete sahipleri ve merhum gazetecilerin yakınları ile birlikte merhum gazetecilerin kabirlerini ziyaret etti. Başkan Alıcık, basın mensupları ve merhum gazetecilerin aileleri, merhum gazetecilerin mezarları başında dualar okuyarak mezarlarına gül bıraktı. Başkan Alıcık merhum gazetecilerin kabirleri başında kendileri ile yaşamış olduğu güzel anılar ve hatıralardan da bahsettiği mezarlık ziyaretinde hayatta iken mesleklerinin hakkını vererek icra eden merhum gazetecilere Allah’tan rahmet dileyerek, mekânları cennet olsun dedi.

    Başkan Alıcık, merhum gazetecileri ziyaretleri sırasında ülkemizin zor bir sınavdan geçtiğini ancak Milletin kararlı duruşunun demokrasiyi ve devleti kurtardığını belirterek, Türk milletinin kıyamete kadar hür ve bağımsız yaşayacağını söyledi. Alıcık, “Demokrasinin gelişmesi sürecinde ‘olmazsa olmaz’ bir faktörü teşkil eden basın, milletin müşterek sesi olması dolayısıyla çok sesliliğin bir diğer tarifidir. 24 Temmuz 1908’de sansürün kaldırılması yönünde alınan karar, işte bu bakımdan tarihi bir önem taşımaktadır. İçinde bulunduğumuz bilişim çağı, kitle iletişim araçlarına çeşitlilik, bilgi akışına ise hız kazandırmıştır. Toplumun her türlü sorunlarının yanı sıra ülke gündemine ilişkin gelişmelerin ve haberlerin kamuya duyurulmasında aracı olurken, öte yandan kişilerin haber alma özgürlüğünü sağlamakta ve kamuoyu oluşturulmasında etkin bir rolü üstlenmektedirler. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Basın milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı vermekte, hulusa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir’ sözleriyle basının milletin ortak sesi olması gerektiğini ifade ederek; basının önemine vurgu yapmıştır. Bu duygu ve düşüncelerle, bütün gazetecilerin ve basın kuruluşlarının 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramını en kalbi duygularımla kutlarım. Kalemlerinin daima ve kesintisiz olarak yazması dileğiyle sevgilerimi sunar, merhum gazetecilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerim” şeklinde konuştu.

  • MHP’nin Merhum Genel Başkanı Türkeş, Kabri Başında Anıldı

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörist eylemlerle Türkiye’yi zayıflattılar mı amaçlarına ulaşacaklarını sanan hain ve işbirlikçiler, 1071’de Malazgirt ve 1453’de İstanbul’un fethiyle değişen dengelerin hesabını sorma arayışındadırlar^dedi.

    MHP ’nin merhum Genel Başkanı Alparslan Türkeş, vefatının 19. sene-i devriyesinde Anıtmezar’da düzenlenen tören ile anıldı.

    MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin katıldığı törene çok sayıda Ülkü Ocakları ve MHP mensubu katıldı. Merhum Türkeş ve şehitlerin ruhuna okunan Kur’an-ı Kerim okunmasıyla başlayan törende Bahçeli, Türkeş’in kabrine karanfil bırakarak, ibrikle su döktü.

    Bahçeli, anma töreninde yaptığı konuşmada, “Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in rahmet-i rahmana vasıl oluşunun 19’uncu yılındayız. Onu kabri başında dualarımızla yad ediyor, özlem dolu kalplerimizle muhterem hatıralarını paylaşıyoruz. Türkeş Bey, büyük bir mücadele, engin bir gönül ve ülkü insanıydı. Taraflı tarafsız herkesin üzerinde ittifak ettiği üzere, hayatını mukaddes davasına adamış, ruhunu Türk-İslam ülküsünün başarısına vakfetmişti. Onda ufuk ötesini görme kabiliyet ve becerisi vardı. Onda karmaşık olayları kavrama, anlama ve çözüme kavuşturma vasfı hâkimdi. O, vatanına ve milletine bağlı bir devlet adamı, yaşantısıyla önemine büyük bir değer atfeden demokrasi neferi, ama en önemlisi dava adamlığının yol başçısıydı” ifadesini kullandı.

    “Siyasi krizlerin baş gösterdiği dönemlerde sağduyunun sesi olarak hareket eden, aşılmaz görülen sorunları sükûnetle halleden bir şahsiyetti” diyen Bahçeli, merhum Türkeş’in Türk siyaset ve devlet hayatına milli, ahlaki ve manevi bir yorum getirme konusunda heyecan ve aşk dolu olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Türk milletinin tarih ve kültür hazinesinde ülkücü nesillerin düşünü kuran, Türk ve İslam coğrafyalarına umut meşalesi yakan yine Türkeş Bey’in fikir ve akıl ölçüsüydü.

    Haksızlık karşısında hiç susmadı. Zalimler karşısında hiçbir zaman el pençe divan durmadı.

    Yozlaşma akıntısına bütün gücüyle direndi, yolsuzluk seline her şeyiyle göğüs gerdi, yoksulluk batağını kurutmak için çare ve formüller üretti. Dokuz Işığın aydınlığında geleceğin büyük Türkiye’sini planladı, bunu da bıkmadan, usanmadan, yüksünmeden devamlı surette anlattı. Taşıdığı kutlu misyonuyla, sahip olduğu parlak vizyonuyla yüksek hedeflerin çatısını fedakârlık şuuruyla ördü, karşılaştığı zorlukları inançlarıyla örttü. Türkeş Bey durgunluğu reddetti, hareket ve ilerlemeyi ısrarla tavsiye etti. Bu itibarla milliyetçiliğin kuvveden fiile, derinden yüzeye, saklı durduğu damardan milli bünyeye çıkarılmasında önemli derecede gayret ve emeğinin geçtiği bir hakikattir. Türkeş Bey uzun soluklu olmasının yanında, sürekli engellenmek, çelme takılmak, durdurulmak istenen Türklük mücadelesinin umut saçan mimarıdır. İnanmış bir yürekle, azim ve kararlılıkla dolmuş bir iradeyle karamsarlık ve kötümserlik çemberini tek başına da kalsa yarmasını bilmiştir. Onun üslubunda, onun lügatinde, onun hayatında yenilgiyi kabullenmek, korkuya teslim olmak, ümitsizliğe kapılmak asla görülmemiştir. Çünkü Türkeş Bey Türklüğün mukadderatına güvenmiş, milletin basiret ve ruhuna sırtını dayamıştır. İnanmış kişilerin yenilmeyeceğini işaret eden, bunu da hem söz hem de davranışlarıyla ispatlayan bizzat Merhum Başbuğumuzdu. Bizlere kolay bir başarı vaat etmemişti. Kısa zamanda iktidar umanların bizimle yola çıkmamalarını öğütlemişti.

    Hiçbir zaferin, mahvolduklarını zannedenler tarafından kazanılmayacağını öngören ve öğreten de oydu. Basit heveslere teslim olmayan, günü birlik heyecanlara itibar etmeyen, sorumluluk ve sağduyu yolundan sapmayan mizaç ve müyesser kişilikler insanlık tarihine her zaman istikamet vermişlerdir. Türkeş Bey de işte onlardan birisi, belki de en önemlilerindendir. Her zaman ihtiyatlı, her anında diri bir şuura sahipti. Fazilet sahibi bir insan olarak temayüz etmiş; yer geldiğinde gözünü daldan budaktan esirgemeyen cesaret sembolü, yeri geldiğinde de karıncayı incitmeyecek kadar şefkat ve merhamet sahibi olmuştur. Yumuşak huylu, alçak gönüllü, himmet ve haya sahibi mümtaz bir kişilik olarak hala şükranla anılmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı Türk milletinin haklı takdir ve övgüsüne layık olmuş, milyonlarca seveniyle gönüllerde taht kurmuştur.

    Büyük düşünürümüz Yusuf Has Hacib’in; “insanlık doğruluğun adıdır. İnsan nadir değil, insanlık nadirdir; insan az değil, doğruluk azdır” sözlerine gönülden bağlı olarak 80 yıllık bir ömre çok şeyi sığdırmıştır. Merhum Türkeş Bey Türklüğün aktif, atılgan, akıl ve feraset yüklü sevdalısıdır. O Türk vatanının ateşli bir tutkunu, yılmaz bir bekçisidir. Ve merhumun anılarıyla, geride bıraktığı eserleriyle ne kadar gurur duysak yetersiz, ne kadar iftihar etsek azdır.”

    Türkeş’in zihni ve fikir temelinde güçlü bir tarih şuur hakim olduğuna dikkat çeken Bahçeli şunları kaydetti:

    “Türk milletinin geçirmiş olduğu nice felaket ve güçlükleri iyi biliyor, kafasının derinliklerinde taşıyordu. Türklüğün bugün de, eski dünyanın belkemiğini teşkil eden bölgede; milletlerarası hayat ve siyasetin en haraketli kuşağında bulunduğunu her fırsatta söylüyordu. Bölünmeye karşı, bölücülüğe düşmandı. Türkiye’nin çıkarlarına uygun olmayan her ilişki ve bağlantıya tavır alıyor, arasına aşılmaz mesafeler koyuyordu. Her insanımızı aziz bilen, her insanımıza muhabbet duyan bir vicdana sahipti.

    Bu nedenle Milliyetçi Hareket’in temel felsefesini “insan sevgisi” olarak belirlemiş, bizlere de bunu miras bırakmıştır.

    “Gerçek milliyetçiliğin, milleti meydana getiren her insanı hiçbir ayrım yapmaksızın aynı derecede sevmek” olduğunu söyleyerek, Milliyetçi Ülkücü Hareket’e iftira atanlara haddini bildirmiş, alayını birden püskürtmüştü.

    Kıskançlığın, hasedin, sahteciliğin, yalancılığın, alçaklığın çirkefi içinde beslenen kimselerin aleyhimize her çeşit faaliyeti yapmalarının olağanlığı konusunda da bizleri uyarmıştı.

    Zaman Türkeş Bey’i elbette haklı çıkarmıştır.

    Bu haklılığı sonucunda yaşarken liderlik yaptığı Milliyetçi Ülkücü Hareket, onun vefatının ardından günden güne büyümüş, ehil ve tertemiz ellerde, samimi ve davaya sadık yüreklerde daha da yücelmiştir.

    Milliyetçiliğin derin yatağı, milletimizin sinesinde mahfuz duran değer ve eserlerle daha iyiye, daha güzele, daha da perçinlenmiş kardeşlik vadisine taşınmak üzere akış ve ilerleyişine hız vermiştir.”

    1071’DE MALAZGİRT VE 1453’DE İSTANBUL’UN FETHİYLE DEĞİŞEN DENGELERİN HESABINI SORMA ARAYIŞINDADIRLAR

    Türkiye’nin sorunlarının ortada olduğuna dikkat çeken MHP lideri Bahçeli sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türk milletinin nasıl bir azap ve eziyet verici bir dönemden geçtiği hepimizin malumudur.

    Müslüman Türk milletinin varlık ve egemenlik hakları hiç olmadığı, hiçbir dönemde yaşanmadığı şekilde saldırı ve taciz altındadır.

    Terörist eylemlerle Türkiye’yi zayıflattılar mı amaçlarına ulaşacaklarını sanan hain ve işbirlikçiler, 1071’de Malazgirt ve 1453’de İstanbul’un fethiyle değişen dengelerin hesabını sorma arayışındadırlar. Fakat dün başaramadılar, bugün de sonuç alamayacakları kesindir.

    Bunun güvencesi ise Türk milletinin sağlam iradesi ve bin yıllık kardeşlik hukukudur.

    Merhum Türkeş Bey, “dalından kopan bir yaprağın kaderini rüzgâr tayin eder” sözüyle herkesi birliğe, beraberliğe çağırıyor, milletimizin her ferdini; kökeni, anasının dili ve yöresi ne olursa olsun aynı ruh ve tutuma davet ediyordu.

    İhtiyacımız olan da hiç şüphe yok ki budur.

    Türkeş Bey, seneler evvel ülkülerinin rotasını belirlemiş ve şöyle seslenmişti:

    ’Biz aziz milletimize müreffeh, kuvvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz. Kendimizi millete adıyoruz. Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz’.

    Bugünkü şartlarda, Milliyetçi Hareket Partisi bu uğurda gece gündüz demeden çalışacaktır.

    Dedikoduyu meslek edinmiş, fitneye zihnini kaptırmış, iç ve dış mahfillerde kurgulanmış algı ve bayat siyaset operasyonlarıyla Milliyetçi Hareket’in yörüngesini oynatmaya niyetlenmiş bazı odakların, millet nezdinde mahcup ve mağlup olacağını da hep birlikte göreceğiz.

    Bizim yönümüz Hakk’a dönüktür.

    Bizim gücümüz Türk milleti, yegâne sığınak ve manevi mükâfatımız Rabbimizin himaye ve ihsanıdır. Biz doğrunun yanındayız, meşru olanın tarafındayız, milliyetçilikle demokrasinin çakıştığı tarih ve millet kaynağındayız. Türklüğün varlığı ve Türkiye’nin bekası için her şeyi göze alırız. Vatan ve ülkü şehitlerimizin mirası kılavuzumuzdur.

    Demir parmaklıkları taş medreseye dönüştürmüş yiğitlerimiz bizim göz bebeğimiz, Milliyetçi-Ülkücü gençlik asıl teminatımızdır. Merhum Başbuğumuz diyordu ki, “yeni bir Türk mucizesi doğmalıdır, doğacaktır, belki yarın, belki yarından da yakın.”

    İşte bize buna talibiz, mucizeyi maluma çevirmek ve nefes vermek için tüm gücümüzle varız, milletimizin müşfik ve muazzam gönlündeyiz.

    Tarihin volkanından çıkmış, kültürün fay hatlarından süzülerek çağlamış maneviyatçı, akılcı, demokratik, çağdaş bir milliyetçilik anlayışımızla Türkiye’nin ve Türklüğün belini doğrultacağız, huzur ve kardeşliğin tek adresi olacağız.

    Buna Merhum Başbuğumuzun manevi huzurunda söz veriyoruz.

    Bu vesileyle Merhum Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey’i, terörle mücadelede şehit düşmüş evlatlarımızı, dava ve ülkü şehitlerimizi bir kez daha rahmet ve şükranla yâd ediyorum.

    Bu mukaddes borcu ifâ ederken, merhum liderimizin kabrinin nur, mekânının Cennet olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.”

  • Merhum Muhsin Yazıcıoğlu Sorgun’da Anıldı

    Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ölümünün 7’inci yılında Sorgun’da düzenlenen programla anıldı.

    Büyük Birlik Partisi Sorgun İlçe Başkanlığı tarafından Sorgun İlyas Arslan Sinema ve Tiyatro Salonunda düzenlenen programa Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Şenliler, BBP Sorgun İlçe Başkanı Kadir Yılmaz, Sorgun Enaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Mehmet Aktaş, partililer ve vatandaşlar katıldı.

    Kuran-ı kerim tilavetiyle başlayan programda, BBP Sorgun İlçe Başkanı Kadir Yılmaz bir konuşma yaptı. BBP Lideri Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun, millet ve vatanın bekası için kendi varlığını ve geleceğini feda edebilmeyi hayat düsturu olarak gördüğünü belirterek, “ O daima büyük bir davanın, büyük bir yolun dümdüz bir takipçisi, katıksız, temiz bir ülkünün saf ve sade lideri olmuştur. İnancıyla, dava adamlığıyla, ilkeleriyle, duruşuyla, üslubuyla çilekeş ve örnek şahsiyetleriyle bu milletin çok değerli bir evladı olan Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na ve beraberinde hayatını kaybeden yol arkadaşlarına Cenab-ı Allah’tan rahmet yad ediyor, ailelerine ve sevenlerine sabırlar diliyorum” dedi.

    Konuşmaların ardından öğrenciler şiir okudu.

  • Merhum Gazeteci-yazar Aslan Mengüç Doğum Gününde Anıldı

    Merhum Gazeteci-Yazar Aslan Mengüç’ün doğum günü nedeniyle Merit Lefkoşa Otel’de bir anma etkinliği düzenlendi.

    Anma etkinliğine Kıbrıs’ta yaşayan Mengüç’ün yakınları, gazeteci arkadaşları, ailesi ve İsveç ve Türkiye’den gelen sevenleri katıldı. Mengüç’ün arkadaşı ve dünürü Nazif Bozatlı, Gazeteci Mesut Günsev, Basın Konseyi Başkanı Şule Aker ve Kızı Elin Mengüç konuşmalarının yer aldığı programda, Mengüç’le ilgili video ve slaytların gösterimi de yapıldı. Dış Basın Birliği eski başkanlarından ve Kıbrıs Türk Basın Konseyi Yürütme Kurulu üyesi, araştırmacı yazar-gazeteci-televizyon programcısı ve öğretim üyeliği de yapan Arslan Mengüç, tedavi gördüğü İsveç’te 6 Ocak’ta, 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Mengüç, 2 Şubat 2015’de geçirdiği beyin kanaması nedeniyle, geçen Nisan ayında, kızlarının yaşadığı İsveç’in başkenti Stockholm’e götürülerek tedavisi orada sürdürülmüştü.

    Deniz Harb okulu 100 ler sınıfına da mensup olan Arslan Mengüç ün mücadele dönemini yaşayan 400 Kıbrıslı Türk Kadınla görüşerek yayına hazırladığı 700 sayfalık belgesel eser “Kıbrıs’ın Kdınları” ölümünden kısa süre önce okurlarıyla buluşmuştu.

  • Rektör Şeker: “Merhum Necmettin Erbakan’ı Rahmet Ve Minnetle Anıyoruz”

    Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker; Üniversiteye ismini veren merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın vefatının 5. yıl dönümünde bir mesaj yayımladı.

    Rektör Şeker mesajında: “Türkiye’nin yetiştirdiği nadir devlet adamlarından, başarılı bilim insanı niteliğiyle tanınan ve siyasete getirdiği özgün yaklaşımıyla ön plana çıkan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı, vefatının beşinci seneyi devriyesinde rahmet ve minnetle anıyoruz. Kendisi oldukça renkli kişiliği, siyasi sorunlara farklı bir üslup getiren tarzı ve insanımızı kucaklayıcı hüviyetiyle toplumun tüm katmanları tarafından yakından tanındı ve sevildi. Dünya barışının sağlanmasında, mazlum coğrafyalara dönük yaklaşımıyla özellikle tebarüz etti. Bugün üzüntüyle takip ettiğimiz, etrafımızdaki ülkelerde ortaya çıkan insan hakkı ihlalleriyle, içeride devletimize ve milletimize karşı yöneltilen tehditleri anlama ve gerekli tepkiyi verme bakımından O’nun fikir ve yaklaşımını bir kez daha okumak ve üzerinde düşünmek zorundayız. Ayrıca, bir mühendis olarak milli ekonomi ve kaynaklarımızın geliştirilmesi için çaba sarf etti, icatlar yaptı. Prof. Dr. Necmettin Erbakan; genç nesillere ve eğitim çağındaki tüm bireylere azim, kararlılık, ciddiyet, şahsiyet, milli duruş ve özgüven aşılama noktasında hayatı, eserleri ve ilkeleri iyi bir şekilde anlaşılmalıdır. Bu vesile ile kendisine bir kez daha rahmet, sevenlerine ise başsağlığı diliyoruz” ifadelerine yer verdi.