Etiket: medyasına

  • Bakan Avcı, batı medyasına ateş püskürdü

    Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, 52 ülkeden 145 gazetecinin katıldığı ve aralarında Avrupa’dan da gazetecilerin yer aldığı forumda terör konusunda batı medyasına tepki gösterdi. Bakan Avcı, “Suriye’de veya Pakistan’daki bir patlamayı sanki Türkiye’de olmuşcasına lanse ediyorlar. Bu algı devam ederse bundan hepimiz etkilenir sadece Türkiye değil. Bir başkasının felaketi bizim mutluluğumuz olamaz. Türkiye’nin maruz kaldığı algılar, döner bu algıları üretenlerin ülkelerini de etkiler” dedi.

    “Türkiye-Gücünü ve Potansiyelini Keşfet” sloganıyla gerçekleştirilen Turkey Discover the Potential (TDP) tanıtım etkinlikleri çerçevesinde Uluslararası Medya Forumu Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezinde gerçekleştirildi. Aralarında ABD ve Rusya’nın da bulunduğu Ortadoğu ve Avrupa’dan 52 ülkeden 145 gazetecinin katıldığı forumda, Türk ekonomisi ve turizmi anlatıldı. Foruma, Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi ile çok sayıda kurum ve kuruluşun üst düzey temsilcisi katıldı.

    Batı medyasına eleştiri

    Dünya medyasının en geniş katılımlı uluslararası etkinliği olarak görülen forumda konuşan Bakan Nabi Avcı, Türkiye’de yaşanan terör olayları sonrası özellikle batı medyasına eleştirilerde bulunarak, “Türkiye’de patlama gibi terör olayları bulamayınca, Suriye’de veya Pakistan’daki bir patlamayı sanki Türkiye’de olmuşcasına lanse ediyorlar. Bu algı devam ederse bundan hepimiz etkilenir sadece Türkiye değil. Bir başkasının felaketi bizim mutluluğumuz olamaz. Türkiye’nin maruz kaldığı algılar, döner bu algıları üretenlerin ülkelerini de etkiler” diye konuştu.

    “Küresel tehdit ancak küresel bir işbirliğiyle etkisiz hale getirilebilir”

    6 ay öncesine kadar batı medyasının çok sistematik bir şekilde Türkiye’deki terör olaylarını abartarak verdiğini kaydeden Avcı, “Terör bütün dünyanın meselesidir. Dünya’da hiçbir ülke ben daha güvenliyim diyemez. Avrupa’da oluyor mu oluyor, Fransa’da oluyor mu, olağan üstü hal var mı, İngiltere’de Brüksel’de, ABD’de de oluyor. Biz diyoruz ki; terör global, küresel bir tehdittir. O yüzden de küresel işbirliği gerektir. Küresel tehdit ancak küresel bir işbirliğiyle etkisiz hale getirilebilir. Sadece güvenlik istihbarat birimleri arasında işbirliğiyle halledilmez, aynı zamanda medya arasında da bunun olması gerekir. Eğer siz Fransa’da olan bir terör olayı ile Türkiye’de yaşanan terör olayını aynı şekilde veremiyorsanız, o zaman işimizi doğru yapamıyoruz demektir” diye konuştu.

    “Türkiye Avrupa ülkelerinin çoğundan daha güvenlidir”

    Türkiye’de terör olayı olunca özellikle Batı medyasının olayı abartarak Türkiye’nin savaş alanına dönmüş gibi gösterildiğini belirten Avcı, herhangi bir olay olmadığında ise yine aynı medya gruplarının Suriye ve Pakistan’da yaşanan terör olaylarını Türkiye’de olmuşcasına lanse ettiğini söyledi. Avcı şöyle konuştu:

    “Türkiye’de olay bulamayınca Suriye’de veya Pakistan’da bir patlamayı Türkiye’de olmuşcasına lanse ederek, ‘oralar güvenli değilse Türkiye’de güvenli değildir’ algısını oluşturuyor. İşi gerçekten medya olan, gerçek medya editörlerinin, muhabirlerinin bu konuda katkılarına çok ciddi ihtiyaç var. Sadece Türkiye açısından değil, bu algı devam ederse bundan hepimiz etkilenir sadece Türkiye değil. Türkiye’nin en az Almanya kadar Fransa kadar, Belçika kadar, güvenli olduğunu vurgulamakta fayda var. ‘Türk ve kültür turizm bakanı tabi böyle söyler’ diyebilirsiniz. Hayır. Uluslararası suç endekslerine bakın. Türkiye suç endekslerinde ABD’den de İtalya’dan da, İngiltere’den, Avrupa ülkelerinin hepsinden daha güvenlidir. Bireysel güvenlik bakımından suç endeksleri gösteriyor ki bu saydığım ülkelerden güvenlidir. Bir başkasının felaketi bizim mutluluğumuz olmaz. Türkiye’nin maruz kaldığı algılar, döner bu algıları üretenlerin ülkelerini de etkiler. Turizm iyi dedikçe iyi olan kötü dedikçe kötüye gidecek sektördür. Algıyı ne kadar iyi verirsek, olgu da o kadar iyileşir” ifadelerini kullandı.

    “15 Temmuz gecesi CNN İnternational ortalık bulandırıyordu”

    Yabancı bir gazetecinin 15 Temmuz sonrası Türkiye ile yurt dışındaki medya arasındaki durumu sorması üzerine Avcı, Türk medyasının 15 Temmuz gecesi kahramanlık göstererek dik durduğunu hatırlattı. O gece aradığı her televizyon kanalının tehdit aldıklarına yönelik bilgi verdiğini söyleyen Avcı, ancak yurt dışında CNN İnternational, BBC, Newyork Times, The Guardian yayın organlarının darbecilere cesaret verecek yayınlar yaptığını kaydetti. Avcı, “CNN Türk, askerler tarafından basılırken ve çalışanları yasa dışı iş olduğunu, suç olduğunu buna uymayacaklarını söylerken CNN İnternational ortalık bulandırıyordu. Darbecilere esaret verecek yayınlar yapıyorlardı. BBC, cumhurbaşkanının Almanya, yurt dışına kaçtığına dair yayınlar yapıyordu. Ters giden bunlardı” diye konuştu.

  • TİKA’dan Kosova medyasına destek

    Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) Kosova’da medyaya destek amaçlı önemli bir proje başlattı.

    TİKA’nın desteğiyle Priştine’de “RTK Kosova Radyosu Türk ve Topluluklar Redaksiyon Ofisleri ile Yönetim Ofisinin Tadilatı ve Tefrişatı” adlı projeye, Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Kıvılcım Kılıç ve TİKA Kosova Koordinatörü Necip Özay Özütok’un katılımı ile start verildi.

    RTK Kosova Radyosu Müdürü Azem Bujupi’nin eşliğinde tadilat ve tefrişatı yapılacak olan Türk, Boşnak, Sırp ve Roman Redaksiyon Ofisleri ile yönetim ofisini ziyaret eden konuklar, proje kapsamında başlayan ön çalışmaları yerinde inceledi.

    İnceleme ardından yapılan basın açıklamasında RTK Kosova Radyosu Müdürü Azem Bujupi, Türkiye devleti ve TİKA tarafından , Kosova Radyosu’nda azınlıktaki toplulukların medya mensuplarına yönelik daha iyi çalışma şartlarının sağlanmış olmasından büyük bir mutluluk duyduklarını belirtti. Bujupi, mali durumu elverişli olmayan Kosova Radyosu’na yapılan bu bağışın, bu kamu kurumunda çalışanların yararına olacağına inandığını belirterek, Türk devleti ve TİKA’ya teşekkürlerini ifade etti.

    Türkiye’nin Priştine Büyükelçisi Kıvılcım Kılıç da basın açıklamasında, TİKA tarafından gerçekleşmekte olan bu önemli projenin başlatılmış olması nedeniyle mutluluk duyduğunu belirtti. Hem Kosova hem de dünyanın değişik ülkelerinde halklara erişim sağlayan ve çok önemli projelere imza atan TİKA’nın değişik alanlarda büyük işler yaptığını hatırlatan Büyükelçi Kıvılcım Kılıç, her seferinde toplumların gelişmesindeki en önemli alanlar olarak eğitim ve sağlığın olduğunu düşündüğünü, iyi ama bugün burada medya gibi bir diğer çok önemli sektörde çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili çok önemli bir projenin gerçekleşmekte olduğunu vurguladı. Türkiye olarak ve burada tüm Türk kurum ile kuruluşları olarak tek bir şey görmek istiyoruz. Bu güzel ülkenin bu dost ülkenin, kardeş ülkenin Kosova’nın ve halklarının mutluluğu, huzuru, refahı ve aydınlık bir geleceğe sahip olması. Bu süreçte Türkiye olarak, Türk halkı olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her an Kosova’nın, Kosovalı dostlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuşan Büyükelçi Kılıç, TİKA’nın başlattığı bu projenin hayırlı olmasını, basın mensuplarının ise çalışma koşullarının iyileştirilmesini ve bu güzel ülkeye çok daha kaliteli hizmetler sunma imkanına kavuşmaları dileğinde bulundu. Medya projesinin 25 Nisan tarihinde açılışının yapılması bekleniyor.

  • Bakan Çavuşoğlu’dan Avrupa medyasına eleştiri

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa medyasını eleştirerek, “Yatıyor kalkıyor yukarıdan talimatı alıyor her gün Recep Tayyip Erdoğan’a, Türkiye’ye ve Müslümanlara saldırıyor. Aynı sistem, Wilders kafasında hepsi. ’Popülizm yapacağız, çok satacağız’ diye bir sistem kontrol ediyor” dedi.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AK Parti il Başkanı Rıza Sümer ile birlikte Akseki ve İbradı ilçelerinde halk oylamasına yönelik çalışmalarını sürdürdü. İlk olarak Akseki ilçesini ziyaret eden Çavuşoğlu, kendisini karşılayan vatandaşlarla tek tek tokalaşarak sohbet etti. Bakan Çavuşoğlu, daha sonra AK Parti Hükümetinin Akseki ilçesinde yaptığı yatırımları anlattı. Her koalisyon döneminde krizler olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, “Hep kriz. Bu riski almaya mecbur muyuz? Bugün istikrar sisteme bağlı olmalı, şahıslara değil. Sistemin kendisini güçlü yapmamız lazım. Halkın yüzde 50 artı bir oyuyla seçilen cumhurbaşkanı güçlü bir sistem olacaktır” dedi.

    Türkiye’nin istikrarsızlığa mahkum edilmemesi gerektiğinin altını çizen Çavuşoğlu, “Soruyor bana Avrupa’daki, siyasetçiler Cumhurbaşkanı Meclisi istediği zaman feshedebilecekmiş. Onlara diyorum ki şu anki sistemde feshedebiliyor doğru ama yeni sistemde Meclisi feshetme değil de seçime götürürse kendisi de seçime gitmek zorunda. Bunu biliyor muydunuz? ’Yok bizim gazeteler böyle yazmadı’ diyor. Senin gazeteciler yalancı. Yatıyor kalkıyor yukarıdan talimatı alıyor her gün Recep Tayyip Erdoğan’a, Türkiye’ye ve Müslümanlara saldırıyor. Senin gazetecilerin ırkçı, senin basının yalancı. Aynı sistem, Wilders kafasında hepsi. ’Popülizm yapacağız, çok satacağız’ diye bir sistem kontrol ediyor. Neymiş efendim ’Avrupa’da basın hürmüş’, öyle diyorlar. Vallahi billahi de hür değil. Sistemin yüzde 100 kontrolü altında. Avrupa’daki ülkelerin çoğunda basın sistemin yüzde 100 kontrolü altında. Bakın bazı ülkeler sağ sol, yarı sağ tüm bu akımların gazetecileri Türkiye’ye yönelik attıkları manşette kelimesi kelimesine, virgülüne kadar aynı şey. Bu tesadüf mü? Bir merkezde hazırlanıyor, tüm gazetelere servis ediliyor. Oradan da amaca hizmet ediyor” dedi.

    Bakan Çavuşoğlu, buradaki mitingin ardından İbradı ilçesine geçti. Cumhuriyet Meydanı’nda, kurulan platformdan halka hitap eden Çavuşoğlu, yeni sistemi anlattı.

  • Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Alman medyasına konuştu

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı camilerde görev yapan bazı imamların casusluk yaptığı iddialarıyla ilgili olarak “Din görevlilerinin yahut DİTİB’in kendi vatandaşlarımızı, Müslümanları FETÖ ve DEAŞ gibi örgütlerin yanlış düşüncelerinden koruma reflekslerini, çabalarını ve gayretlerini casusluk olarak adlandırmak, akıldan uzak bir şeydir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Alman basının sorularını cevapladı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ortaya çıkan her türlü iddiayı araştıracağını ve gereğini yapacağını vurgulayan Görmez sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye ile Almanya’nın derin ve köklü tarihsel ilişkileri vardır. Ayrıca günümüzde, ortak akrabaları ve vatandaşları olan, birbirine çok yakın, birbirine sırt çeviremeyecek iki önemli ülkedir. Almanya ile Türkiye’nin ilişkileri sadece iki ülkenin ilişkisi değildir çünkü Almanya Avrupa’nın en önemli ülkesi, Türkiye de İslam dünyasının en önemli ülkesidir. Bu iki ülkenin ilişkisi aynı zamanda doğu ile batının, batı ile İslam dünyasının ilişkisi demektir. Son yüzyılda üretilen düşünce ve felsefeyle kültürel yakınlıklar kuran bu iki ülkenin, küresel dünyanın bu zor döneminde ilişkilerini sürekli geliştirerek dünyanın, barışa doğru yürümesine katkıda bulunmaları gerekir. DİTİB, Almanya’da kurulmuş en önemli din hizmeti yürüten, sosyal ve kültürel hizmetleri yapan çok önemli bir kuruluştur. Barışı önceleyen, her türlü dini ve kültürel aşırılıktan uzak, birlikte yaşamaya çok önem veren, hukuka saygılı bir Alman sivil toplum örgütü olarak hep varlığını sürdürmüştür. Avrupa’daki Müslüman topluluklara örnek bir kuruluş olmuş ve entegrasyona çok önemli katkılarda bulunmuştur. 35-40 yıllık geçmişinde, bir tek camisinde bile bir sorunun yaşanmamış olması, DİTİB’in tarihine kaydedilecek çok önemli bir değerdir.”

    “DİTİB kuruluşundan itibaren Diyanet’in manevi otoritesini kabul etlmiş bir kuruluştur”

    DİTİB’in kuruluşundan itibaren, Diyanet’in manevi otoritesini kabul etmiş, din hizmetleri ve din eğitimi alanında Diyanet’in tecrübesinden istifade eden bir kuruluş olduğuna dikkat çeken Görmez, “DİTİB, Diyanet’le ilişkilerini uluslararası hukuk ve her iki ülkenin hukuk sistemlerini dikkate alarak geliştirmiştir. Bu ilişkide, Almanya’nın bilgisi dışında hiçbir unsur söz konusu değildir. Zaten her din görevlisinin gönderilmesi dahi Alman Büyükelçiliğine müracaat ederek, bu şartları yerine getirerek, hukuk göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmiştir. Bu ilişki hem DİTİB’e, hem Diyanet’e, hem Almanya’ya, hem Türkiye’ye çok şey kazandırmıştır. Çünkü göç başladığında hem gönderen ülke olarak Türkiye’nin, hem de kabul eden ülke olarak Almanya’nın bu topluluğun din hizmetini, dini rehberliğini nasıl yapacağına dair hiçbir öngörüleri olmamıştı. DİTİB’in bütün camileri, dernekleri ve lokalleri Almanya’da yaşayan ve sonra Alman vatandaşı olan Müslüman Türk vatandaşlarının kendi emeklerinin ürünüdür. Onlar, kendi çocukları için zor şartlarda kazandıkları paralardan biriktirerek bu camileri, dernekleri ve lokalleri yaptılar. Bu büyük merkezlerin ortaya çıkmasında devletler olarak ne Türkiye’nin, ne de Almanya’nın hiçbir katkısı yoktur. Bu çok saygın bir şeydir ancak kendi cami içinde yürüteceği din hizmeti noktasında, din eğitimi noktasında Diyanet’in rehberliğine ihtiyaç duyduğu için başlangıçtan itibaren böyle bir işbirliği oluşmuştur” değerlendirmesinde bulundu.

    “‘Diyanet’in görevlilerinin casusluk yaptığı’ şeklinde takdim edilmesi son derece yanlış ve üzüntü vericidir”

    Gerek Türkiye-Almanya ilişkileri, gerekse DİTİB-Diyanet ilişkilerinin medyatik algılara feda edilemeyecek kadar önemli olduğunu belirten Görmez, “Son zamanlarda yaşanan tartışmalardan çok büyük üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı ve DİTİB’in en önemli ilkelerden bir tanesi; hizmet götürdüğümüz insanları her türlü aşırıcılıktan, her türlü yanlış düşünceden, yanlış dini anlayışlardan korumak ve doğru bilgilendirmektir. Coğrafyamız ve dünyamız çok zor zamanlardan geçiyor. Coğrafyada meydana gelen DEAŞ ve benzeri örgütlerin ideolojilerinin Avrupa’daki çocuklarımıza bulaşmaması için başladığı günden itibaren DİTİB’le birlikte çırpındığımızı bütün Alman dostlarımızın bilmesini isterim. Bu çabayı gösterirken elbette ayrım yapamayız. Her türlü aşırı, her türlü yanlış din yorumlarından oradaki vatandaşlarımızı korumak, hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin, hem bölgenin barışına önemli bir katkı olacaktır. Ortaya çıkmıştır ki Türkiye’de neşvünema bulan FETÖ örgütü de tıpkı DEAŞ gibi bir şahıs kültü etrafında, dine dayanarak geliştiğini söylemiş ve sonra devlete sızarak bu milletin tanklarını, silahlarını, uçaklarını bu millete yöneltecek kadar ileri gitmiştir. Açıkça bir küresel dini istismar hareketi olduğunu ve 15 Temmuz’da da şiddete başvurduğunu bütün dünya görmüştür. Almanya ve Avrupa’da, FETÖ denilen örgütün zararlarından, oradaki insanları korumak için gösterdiğimiz çabayı ‘Diyanet’in görevlilerinin casusluk yaptığı’ şeklinde takdim edilmesi son derece yanlış ve üzüntü vericidir. Hiçbir din görevlisi, kendi cemaatinden herhangi birisinin mahrem hayatıyla ilgili hiçbir bilgiyi paylaşmaz, paylaşamaz. Din görevlilerinin yahut DİTİB’in kendi vatandaşlarımızı, Müslümanları, ortak vatandaşlarımızı bu tür örgütlerin yanlış düşüncelerinden koruma reflekslerini, çabalarını ve gayretlerini casusluk olarak adlandırmak, akıldan uzak bir şeydir. Bu görevliler 1 sene önce gitmediler. Bu hizmeti, Diyanet ve DİTİB, 3 senedir, 5 senedir değil 35 senedir yürütüyor. Bu ilişki 35 senedir ahlak ve hukuk temelinde yürümektedir. Bu ilişki gelişerek devam etmektedir. Bu suçlamaları kabul etmek mümkün değildir” şeklinde konuştu.

    “Avrupa’nın ufkuna yakışmayan yabancı düşmanlığı, ırkçılık, aşırı sağcılık gibi hareketler ilerlemeye başladı”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, denetim kurumları olan son derece ciddi bir kuruluş olduğuna değinen Görmez, “Ortaya çıkan her türlü iddiayı araştırır ve gereğini yapar. Ahlak ve hukuktan taviz vermemiz mümkün değildir. Küresel dünyada dinler ve kültürler iç-içe geçti. Çok kültürlülüğü, çok dinli, çok inançlı hayatı yönetmek zorlaştı. Bu zorluk beraberinde nefretleri, düşmanlıkları doğurdu. Avrupa’nın ufkuna yakışmayan yabancı düşmanlığı, ırkçılık, aşırı sağcılık gibi hareketler ilerlemeye başladı. Her gün birkaç cami saldırıya uğramaya başladı. Bütün bunları konuşmamak, bütün bunları göz ardı etmek için, bazen yanlış bilgilerin peşinde koştuğumuzu ifade etmek isterim. Hâlbuki eğer dünyanın barışını birlikte kuracaksak bunları konuşmalıyız. Medyaya yansıyan söz konusu yazışma şahıslarla ilgili değil, yanlış dini düşüncelerle ilgilidir. Bu yazışma ne camilerle, ne de din görevlileriyle ilgilidir. Sadece Büyükelçilikte, Diyanet’i temsil eden görevlilerle yapılmış ortak bir yazışmadır. Yazışmanın amacı; asla şahısların özeli, şahısların mahremiyetiyle ilgili değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı ve DİTİB’in ortak gayelerinden bir tanesi; Avrupa’da ve Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın yanlış din anlayışlarından, din istismarından ve şiddet içeren dini yorumlardan uzak tutulmasıdır. Biz, cami cemaatimizi DEAŞ ve El Kaide’nin yanlış, sapkın düşüncelerinden korumakla mükellef olduğumuz gibi, küresel çapta bir kötülük hareketi olduğu ortaya çıkan, aynı zamanda şiddet içeren, 15 Temmuz darbesiyle de kendi ülkesine, kendi insanlarına bu ülkenin tanklarını, uçaklarını, silahlarını yönelten bir hareketin de kötülüklerinden korumakla mükellefiz” ifadelerini kullandı.

    “Benim bu iddiada bulunanlara şöyle bir sorum olacak: Eğer bu yazışma FETÖ ile ilgili değil de DEAŞ’la ilgili olsaydı, acaba aynı eleştiriler olacak mıydı?” diyen Görmez, şunları kaydetti:

    “Eğer bu yazışma El Kaide’yle ilgili olsaydı yahut Boko Haram’la ilgili olsaydı acaba aynı tepkiler olacak mıydı? Sayın Merkel’in bir çağrısını hatırlatmak isterim, dedi ki; ‘Herkes Türkiye ile empati yapsın. Bizim ordumuz, bizim meclisimizi bombalasaydı biz ne yapardık?’ Bu kurumun çok güçlü denetim mekanizmaları var, bunların tamamı incelenir, en küçük bir bireysel hata söz konusuysa bunun gereği yapılır.”

    “En büyük kötülük; barış, sevgi, hoşgörü ve diyalog kılığına bürünerek toplumlara sirayet eden kötülüktür”

    FETÖ mensuplarının, baskılar nedeniyle DİTİB’in camilerine gitmediği ile ilgili sorulan bir soru üzerine Görmez, “Adaletin en temel ilkesi, suçun şahsiliği ilkesidir. Suça ve şiddete bulaşmış insanla, bulaşmamış insanı birbirinden ayırt etmek, adaletin en temel görevidir. Bazı vatandaşlarımız oradaki dini söyleme aldanmış olabilirler, yanılmış olabilir, onları düzeltmek ve kazanmak da her din görevlisinin en temel vazifesidir. Hem DİTİB’in felsefesi, hem Diyanet’in felsefesi, hem ikisinin birlikte geliştirdiği işbirliğinin felsefesi, suçluyla suçsuzu, hainle masumu birbirinden ayırmaktır. Suçsuz, şiddete ve kötülüğe bulaşmamış bir tek kardeşimizin dahi bu şekilde suçlanması bizi de yaralar, bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Eğer böyle bir tehlike söz konusuysa, bu iki kurum işbirliği yaparak bunun üstesinden gelecektir. Ancak şu tehlikeyi de göz ardı etmemeliyiz: FETÖ’nün bunu bahane ederek alternatif camiler kurmaya başladıklarını, çalıştıklarını biliyorum. Alman dostlarımız şunu unutmasın: En büyük kötülük; barış, sevgi, hoşgörü ve diyalog kılığına bürünerek toplumlara sirayet eden kötülüktür. Biz bunu tecrübe ederek öğrendik ve yaşadık” cevabını verdi.

    “Almanya’da doğup büyüyen öğrencilerden isteyenler gelip Türkiye’de ilahiyat eğitimi alacak”

    Bu konunun, 11 Eylül olaylarıyla birlikte yeniden konuşulmaya başlandığını söyleyen Görmez, “Biz, Alman dostlarımızı bu konuda ikna etmeye çalıştık, fakat müspet adım atılmadı. İlk adımı biz atmak durumunda kaldık ve Frankfurt Üniversitesinde Goethe Enstitüsü bünyesinde bir İslam İlahiyatı Kürsüsünün açılması çalışmalarını birlikte başlattık. Biz, bu konuda Alman dostlarımıza her türlü bilimsel desteği vereceğimizi ifade ettik. Bunun içindir ki, hem Osnabrück Üniversitesinde, Tübingen’de, Erlangen’de İslam İlahiyat Fakülteleri açıldı. Ancak, sadece imam sorununu çözmek için fakülteler açılmaz ve fakülteler açılsa dahi böyle birkaç ayda, birkaç senede sosyal sorunların tamamını çözecek konumda olamazlar. Ancak, Almanya’nın kendi Müslüman vatandaşlarını dikkate alarak, İslam ilahiyatını, üniversite içinde öğretmeye başlamış olmasının sadece Almanya için değil, Avrupa için de önemli olduğunu hep düşündük ve destek verdik. Alman dostlarımızın eleştirilerini dikkate alarak bir proje daha geliştirdik, bunu da birlikte gerçekleştirdik. Bu da, Avrupa’da doğup büyüyen ve Almanya’da doğup büyüyen, gymnasiumu bitirmiş öğrencilerin, isteyenlerin gelip Türkiye’de ilahiyat eğitimi almasıdır. Çünkü Türkiye’deki ilahiyat eğitimi, İslami ilimlerle sosyal bilimleri, felsefeyi, eğitim dillerini birleştiren evrensel bir programa sahiptir. Almanya’da yaşayan Müslümanların, kendi çocuklarını, en yüksek seviyede din eğitiminden geçirmeleri bizi sadece mutlu eder. Aynı şekilde, yüksek din tahsili görmüş çocuklarını, o camilerde görevlendirmeleri, birlikte hizmet etmeleri, bizi sadece mutlu eder. Diyanet’in herhangi bir ülkeye müdahil olmak gibi bir düşüncesi asla olamaz. Ancak Almanya’da 3 milyonu bulan millet varlığına da sırtını çeviremez. Biz istenmediğimiz bir yerde, hiçbir zaman olmadık. Rusya’daki Müslümanlar da bizden din hizmeti ve din eğitimi alanında hizmet istiyor, onlara da hizmet götürüyoruz. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri bizden yardım istiyor, onlara da götürüyoruz. Balkanlar’daki Müslümanlar yardım istiyor, onlara da götürüyoruz. Afrika’dan, Latin Amerika’dan, Amerika’dan, Avustralya’dan, bizden birisi hizmet istediği zaman, biz bu hizmeti kendilerine sunuyoruz” diye konuştu.

    “Bu bir oyun olarak, iki ülke arasını bozmak için, her gün Alman basınını etkilemeye devam ediyor”

    Türkiye’de bu kurumu itibarsızlaştırmak için uydurulan haberlerin, Avrupa’da düşünen kafaları dahi etkisi altına almış olmasının üzüntü verici olduğunu kaydeden Görmez, “Bunlar, nasıl kirli bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir. Artık bu tarz haberler bir yönteme dönüştü. Türkiye’de bir gazeteye haber yaptırılır ve Türkiye’de hiç kimse o habere inanmaz, sonra da o haber Avrupa medyasında abartılarak bir İslamofobik malzeme olarak kullanılır ve sonra da bu sorunlar hepimizi kuşatmaya başlar. Örnek olarak; Diyanet’in çocuk dergisi Çanakkale Savaşı’nı anlatan bir sayı çıkarır. Çanakkale Savaşı’nı anlatırken de ‘şehit’ kavramından söz eder. Türkiye’den bir gazete, ‘Diyanet’in IŞİD’çilik yaptığına’ dair haber yapar. İki gün sonra aynı haber, Alman basınında yer alır. Bu ahlaksızlık karşısında ne yapabiliriz söyler misiniz? Bu bir oyun olarak, iki ülke arasını bozmak için, her gün Alman basınını etkilemeye devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, dini bir müessesedir. Diyanet İşleri Başkanlığının her personelinin siyaset yapma yasağı vardır. Dolayısıyla biz kendi alanımızda kalarak, dinler, kültürler, inançlar arasındaki barışı sağlayabilirsek kendimizi mutlu addederiz. Küresel dünyada, pek çok ülke, din kurumlarını bir ‘soft power’ olarak adlandırmak ister. Biz, başlangıçtan itibaren asla böyle bir şeyi kabul etmediğimizi ilan etmişiz. Biz ne ‘soft power’, ne de ‘hard power’ olmayı, dinlere ve dini kurumlara yakıştırmayız. Ancak ‘herz power’ (gönül gücü) olmayı tercih ederiz” açıklamasında bulundu.

    Görmez, açıklamalarını, “Dünyanın dostluğa, barışa, kardeşliğe çok ihtiyacı var. Hep beraber büyük bir çaba göstererek dünyamızı kuşatan kötülükleri ortadan kaldırmalıyız” temenniyle bitirdi.