Etiket: Medeniyetler

  • TDED Genel Başkanı Erdem: “Güçlü medeniyetler ancak güçlü diller ile inşa edilebilir”

    TDED Genel Başkanı Erdem: “Güçlü medeniyetler ancak güçlü diller ile inşa edilebilir”

    Türkiye Dil ve Edebiyat Derneğinin (TDED) Erzurum’da 3 gün sürecek istişare ve değerlendirme toplantısı başladı. TDED Genel Başkanı Ekrem Erdem, güçlü medeniyetlerin ancak güçlü diller ile inşa edilebileceğini belirterek, toplantılarında hedef planlamaları yaptıklarını söyledi.

    TDED 6. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı, Atatürk Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Gösteri Merkezi Mavi Salon’da başladı. Toplantıda Türkçe’nin doğru kullanımı ve dilin kullanımı konusunda kimlik sorunu konularına değinildi. Bir yıllık hedeflerin belirleneceği istişare toplantısının açılış programında daha önce belirlenen hedeflerin de değerlendirileceğine vurgu yapıldı.

    TDED Genel Başkanı Ekrem Erdem, Türkçe’nin yabancı etkilerden kurtulabilmesi için okullarda sözlüğün mecburi ders olarak okutulması gerektiğini vurguladı. İstişare toplantılarında hedef planlamaları yaptıklarını belirten Erdem, “Güçlü medeniyetler ancak güçlü diller ile inşa edilebilir. Yüksek bir kültür seviyesine erişebilmek için yüksek seviyede bir kültür diline sahip olmamız gerekir. Dünyada söz sahibi olmak isteyen bir milletin öncelikle kendi diline sahip çıkması gerekir. Türkçe’nin yabancı kelimelerden kurtarılarak, bağımsız bir şekilde gelecek nesillere taşınması için çalışmamız gerekiyor” dedi.

    İsim ve soy isimlerdeki yanlışlıkların mahkeme kararı ile düzeltilebildiği durumlarda kolaylık olması için 2017 yılında geçici bir yasa getirildiğini ifade eden Erdem, süresi dolan 7039 sayılı geçici Kanun’un 3 yıl süre daha uzatıldığını açıkladı. Erdem, isim ve soy ismin dilekçe ile değiştirilmesine dair yasal düzenleme ile mahkeme kararı almaya gerek kalmaksızın dilekçe ile vatandaşların yanlışlıkları nüfus müdürlüklerinde düzelttirebileceğini söyledi. İsimlerin kimlik olduğunu belirten Erdem, bir insanın isminden hangi ülkenin mensubu olduğunu, hangi yörenin insanı olduğunu rahatlıkla bilinebileceğini söyledi. 24 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen Soyadı Kanunu sonrasında bilerek ya da bilmeyerek küçük düşürücü, aşağılayıcı birçok kelimenin soyadı olarak kullanıldığını ifade eden Erdem, Yenge, Enişte, Salakoğlu, Yalaka, Dönekoğlu gibi soy isimler olduğunu ve bu soy isimlerin büyük bir sıkıntıya sebebiyet verdiğini dile getirdi. İsimlerin anlamlarının bilmeden değiştirildiğini ifade eden Erdem, şapkalı kelimelerin telaffuzu konusunda da uyardı. “İlk insan Âdem aleyhiselamdan bahsederken veya çocuklarınıza koymuş olduğunuz ismi yanlış bir telaffuz ederken kullandığınız ‘Adem’ lafı yok sayma anlamına geliyor. Çünkü adem kelimesinin anlamı yok demektir, Türkçemizi doğru kullanalım” şeklinde konuştu.

    TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş ise, 93 harbinde Erzurum halkının mücadelesinin yıl dönümü olduğunu belirterek, Erzurum’a Türkiye’nin dört bir yanından gelen 100 edebiyatçıya şehrin öneminden bahsetti.

    Toplantıda TDED Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş, Atatürk Üniversitesi Rektörü Ömer Çomaklı, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Erzurum Milletvekili Selami Altınok ve TDED Genel Başkanı Ekrem Erdem sırasıyla açılış konuşmalarını gerçekleştirdi.

  • GAÜN’’de bilgi ve medeniyetler tarihi konferansı

    Gaziantep Üniversitesi’nde “Bilgi, Bilginin Önemi ve medeniyetler tarihi” konulu konferansta konuşan (GAÜN) Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, “Batı doğunun eserlerini alıp üzerine erdemsiz yeni bir medeniyet inşa etti” dedi.

    Gaziantep Üniversitesi Konferans salonunda bir cemiyet tarafından düzenlenen “Bilgi, Bilginin Önemi ve Medeniyetler Tarihi konulu konferans söylendi. Gerçekleşen programda konuşan Prof. Dr. Ali Gür, tarih boyunca doğu ve batı medeniyetlerinin sürekli çatışma halinde olduklarını belirtti. Prof. Dr. Ali Gür, bilim açısından ilk medeniyetlerin Antik Yunan medeniyeti olmadığını Hint, Çin, Mezopotamya medeniyetleri olduğunu söyledi. Gür, “Bu medeniyetlerin arkasından Mısır geliyor. Bu dört büyük medeniyetten çok sonraki yıllarda Yunan-Roma medeniyeti geliyor. Yunan ve Roma medeniyetleri asıl gelişmelerini doğu medeniyetleri üzerine inşa etmişlerdir. Büyük İskender doğuya seferini düzenlerken doğu medeniyetlerinin hâkim olduğu yerleri ele geçirirken, doğu medeniyetlerinin ihtişamı ile tanıştı ve etkileşim sağlayarak batıya medeniyeti taşıdı. Doğu kendi medeniyetinin zirvelerinden hızla inişe geçerken batı aldığı düşünce ve yaşam algılarını geliştirerek kendisine yeni bir medeniyet inşa etti ve gelişen batı medeniyeti oldu. İslamiyet’in gelmesi ile birlikte yeniden doğu medeniyeti yükselişe geçti ve Türk-İslam bilginlerinin bilime yaptığı muhteşem katkılarla tüm dünyayı saran yeni bir medeniyet dalgası oluştu. Batı dünyası orta çağ karanlığını yaşarken doğu dünyası bilim ve teknolojinin zirvesinde yaşıyordu” dedi.

    Bir dönem ilim merkezi olan Anadolu, Bağdat, Buhara ve bölgenin diğer ilim yerleri Moğol istilası ile harap edilip yerle bir edilince İslam yani doğu medeniyetinin kaynağı olan milyonlarca el yazması eserlerin yer aldığı muhteşem kütüphanelerinin yok edildiğini ifade eden Gür, “Moğollara, Harezmîler ve Anadolu Selçuklu devleti karşı durarak Anadolu’ya girişlerini geciktirmiştir. Moğolların doğu topraklarını tahrip etmesi sonucu haçlı seferi ile gelen Tapınak Şövalyeleri elde ettikleri eserlerin büyük bir kısmını yakıp yok ettiler az bir kısmını da batıya götürdüler. Biz eserlerimizi kaybederken onlar eserlerimizi alıp tercüme ederek bu eserler üzerine yeni bir medeniyet kurdular” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Gür, “Gerek haçlı seferleri ile Anadolu, Arap yarımadası ve Kudüs gibi ilim merkezlerinden gerekse Sicilya ve İspanya’dan kaçırılan eserlerle Batı dünyası yeniden bilim ve medeniyetle tanıştı. Haçlı seferleri, Moğol istilası ve İspanya’nın batı barbarları tarafından istila edilmesi ve yok edilerek eserlerin batıya kaçırılması ile batıda başta İtalya’da olmak üzere Fransa ve diğer bölgelerde reform ve Rönesans’ın temelleri atıldı. Anadolu’daki iktidar kavgaları da doğu medeniyetinin gelişimine büyük darbe vurdu ve batı gelişmeye başlarken doğu hızla yeniden düşüşe geçti. Batı doğudan aldığı eserleri kaynak göstermeksizin etik ve ahlaktan yoksun bir şekilde kendine mal etti ve yeni medeniyetini kurarken bilinçli bir şekilde her şeyin başına ‘modern’ kelimesini koyarak doğu medeniyetini yok saydı ve yok etti. Batı, doğunun bilim ve teknolojik gelişmelerini ve bilimsel eserlerini alırken etik, ahlak ve erdemini almadı bu yüzden de teknolojik ve bilimsel olarak gelişmiş ancak etik, ahlak ve erdemden yoksun bencil ve kendisi dışındakileri hunharca yok eden sömürü odaklı barbar bir medeniyet inşa etti ve dünya zulüm, kan ve gözyaşına teslim edildi. Artık yeniden doğu medeniyetinin yükselme zamanı geldi ve batı gerilerken Büyük Asya coğrafyasında Çin, Hindistan, Malezya, Türkiye vb. doğu medeniyetinin temsilcisi ülkeler yükselişe geçmeye başladı. Önemli olan batı medeniyetinin yaptığı hataları yapmadan bilim ve teknolojiyi sadece mutlu azınlığın değil tüm insanlığın yararına kullanmak; etik, ahlak, adalet, erdem ve dürüstlükten vazgeçmeden yeni bir medeniyetin temellerini atarak din, dil, ırk, mezhep, sınıf ayrımı yapmadan insanlığa tümden bir barış ve huzur getirmektir. Medeniyetler çatışmasını değil medeniyetlerin ortak yaşam kültürü geliştirmesini sağlamaktır. Bu yüzden Anadolu başta olmak üzere İslam coğrafyası zaman ve mekanın ruhunu iyi okuyarak tarihin yüklediği sorumluluğun bilinciyle erdemli toplum oluşturma temelinde doğu medeniyetinin yükselişine yeniden öncülük etmelidir” ifadelerini kullandı.

    Rektör Prof. Dr. Gür, “İstanbul’unfethi ile birlikte Anadolu’daki birçok beylikle beraber Orta Doğu ve Asya’daki çoğu büyük alim ve bilgini de Fatih Sultan Mehmet bizzat İstanbul’a getirtti. Bunlardan önemli bilim insanlarından biriside Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu en önemli Astronomlardan birisidir. Osmanlı döneminde Kadızade-i Rumi, Akşemseddin, Hezarfen Ahmet çelebi, lagari Hasan Çelebi, Sabuncuoğlu Şerafettin, Piri reis, Mimar Sinan, Katip çelebi gibi sayısız bilim adamı ve sanatkar ile Anadolu çok önemli bir ilim merkezi olmuştur. İslam âlemi güçlü olduğu zaman aynı zamanda bilimde güçlüydü. Batı medeniyeti sürekli kompleks içindedir. Batı medeniyeti doğu medeniyetinden ilmi ve bilgiyi alırken etik ve ahlakı almadı. İslam aleminin hakim olduğu dönemlerde dünyada huzur vardı. Şuanda modern bilim gelişmiş görünüyor ama huzur yok. Batı, doğu medeniyetlerinden çaldığı eserleri tercüme edip kendilerine mal etmeye çalıştılar ama ayakta duran doğu medeniyetlerinin tarihi eserlerini hesap etmediler. Batı merkezlerindeki müzelere baktığınızda büyük bir çoğunluğu doğu medeniyet merkezlerinden çalınarak oluşturulmuştur. Bu yüzden batının bizlere aşıladığı geri kalmışlık ve çaresizlik kompleksinden kurtularak ve tarihimizi iyi okuyarak yeniden kendimize gelmeliyiz” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Milli Birlik Cemiyeti Gaziantep İl Başkanı Hüseyin Bozaslan tarafından Rektör Prof. Dr. Ali Gür’e hediye verildi. Programa GAÜN Rektörü Prof. Dr. Ali Gür’ün yanı sıra, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Metin Bedir, Genel Sekreter Doç. Dr. Ayhan Doğan, Genel Sekreter Yardımcısı Nuh Okumuş, cemiyet üyeleri katıldı.

  • Bakan Çavuşoğlu, BM Medeniyetler İttifakı Dostlar Grubu Bakanlar Toplantısı’na katıldı

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı Dostlar Grubu Bakanlar Toplantısı açılış oturumuna katıldı.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, BM Medeniyetler İttifakı Dostlar Grubu Bakanlar Toplantısı’nn açılış oturumuna katıldı. Toplantıda konuşan Bakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin Medeniyetler İttifakı üzerinde neden çok önemli bir rol oynadığını ve bu girişime neden çok fazla yatırım yaptığını açıkladı. Türkiye’nin farklı etnik ve dini kökenli 80 milyonun üzerinde nüfusa sahip olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, Anadolu’nun birçok medeniyete ev sahipliği yaptığının altını çizdi. Çavuşoğlu ayrıca, ayrımcılık ve aşırıcılığın tehlikeli bir şekilde yükseldiğini, bu tür problemlerin görmezden gelinmemesi gerektiğini ifade etti.

  • (Özel Haber) Anadolu Medeniyetler Müzesi’nde tarihin ilkleri sergileniyor

    İsviçre’nin Lozan kentinde 68 müze arasında birinci seçilerek “Avrupa’da Yılın Müzesi” olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen dünyanın en eski şehir planı, günümüzdeki banyo küvetlerinin ilk hali, ilk mektup ve zarflar ile arkeoloji harikaları olarak adlandırılan ahşap masalar ve mobilyalar ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

    Anadolu toprakları, binlerce yıllık geçmişiyle birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. Tarihi yapıları, köklü geçmişi ile bugünlere gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 1997 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde 68 müze arasında birinci seçilerek “Avrupa’da Yılın Müzesi” unvanını elde etti. Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Anadolu arkeolojik eserleri Paleolitik Çağ’dan başlayarak günümüze kadar kronolojik bir sırayla sergileniyor. Müzede sergilenen önemli eserler arasında dünyanın en eski şehir planı, günümüzdeki banyo küvetlerinin ilk hali, ilk mektup ve zarflar ile arkeoloji harikaları olarak adlandırılan ahşap masalar ve mobilyalar yer alıyor.

    Dünyanın en eski şehir planı

    Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görevli Arkeolog Belma Kulaçoğlu, dünyanın en eski şehir planının orijinal duvar resminin müzede sergilendiğini ifade etti. Kulaçoğlu, “1921 yılında kurulan Anadolu Medeniyetleri Müzesindeyiz. Paleolitik Dönem’den başlayarak günümüze kadar kronolojik bir sıra içinde bugün Türkiye adını verdiğimiz Anadolu topraklarından çıkan yaşayan medeniyetlerin eserlerini göreceğiz. Bu müzede dönemlerinin en önemli merkezlerinde yapılan kazılardan çıkarılan özel koleksiyonlar sergilenmekte. Bunlardan bir tanesi de Neolitik Dönemi tarihlenen ve dünyanın en gelişmiş Neolitik merkezlerinden biri kabul edilen Konya Çumra’daki Çatalhöyük’ten 1960’lı yıllarda yapılan kazılardan gelen eserler. Bu dönemde yapılan kazıların eserleri de Konya Müzesi’nde sergilenmekte. Gördüğünüz orijinal duvar resmi bugün dünyanın en eski şehir planlarından biri kabul ediliyor. Burada volkanik bir dağ olan Hasandağı’nın bir patlaması sırasında dikdörtgen planlı evlerden oluşan Çatalyöhük’ün bir tabakasının evlerini görüyorsunuz. Arkeoloji açısından ve insanlık tarihi açısından çok önemli bir eser. En eski şehir planlarından bir tanesi. Sadece arkeoloji değil mimarlık tarihi açısından da çok önemli. Bizim de göstermekten gurur duyduğumuz eserlerimizden bir tanesi” dedi.

    Günümüz banyo küvetlerinin atası

    Günümüz banyo küvetlerinin atası kabul edilen banyo kaplarının ilk örneklerinin de müzede sergilendiğini ifade eden Kulaçoğlu, şöyle devam etti:

    “Günümüzden 4 bin yıl kadar önce Anadolu’ya ticaret yapmak amacıyla Mezopotamya’dan tüccarlar geliyorlar. Anadolu halkı ile birlikte yaşıyorlar ve ticaret yapıyorlar. Ticaret merkezlerinden en bilineni Kayseri yakınlarındaki Kültepe Höyüğü. Antik dönemdeki adı Neşa ve Kaniş olarak geçiyor. Bu Kaniş Karum olarak iki bölümden oluşuyor. Bu Kaniş kısmı tepenin üstü, orada idareci insanlar yaşıyor. Alt kesimde etekteki yerleşimde de tüccarlar halkla birlikte ticaret yaparak yaşıyorlar. Türkiye’de bugün kazılarla bilinen 10 tane Karum pazar yeri var. 15 tane de Vabartum olarak adlandırılan daha küçük pazar yerleri var. Bu Kültepe, Acemhöyük, Alişar gibi merkezlerde de bu tüccarların yaşadığını biliyoruz. Nereden biliyoruz? Anadolu’ya gelen yazıyla birlikte biliyoruz. Kültepe ve Alişar’da yapılan kazılarda evlerde banyo kabı olarak adlandırdığımız kaplar ortaya çıkıyor. Bu kapları da yarıya kadar toprağa gömüyorlar ki içine girip çıkması kolay olsun diye. Günümüz banyo küvetlerinin atası kabul edilen banyo kaplarının ilk örnekleri de Türkiye’de yapılan kazılarda ortaya çıkıyor. Bu müzede sergilediğimiz iki banyo kabının bir tanesi Alişar’dan, bir tanesi de Kültepe Kaniş’ten.”

    İlk mektup ve zarflar

    Kazılarda ortaya çıkarılan çivi yazılı tablet mektupların ekonomi, siyasi, veraset, aşk ve şikayet konularını içerdiğini aktaran Kulaçoğlu, “Milattan Önce 2000 başlarında Anadolu’ya Mezopotamya’dan insan kafilelerinin girdiğini görüyoruz. Bunlar Asurlu tüccarlar. Anadolu insanıyla birlikte ticaret yapmak amacıyla geliyorlar. Bu dönemin adı da Asur Ticaret Kolonileri dönemi olarak adlandırıyoruz. Bu tüccarlar yanlarında gelenler Anadolu’ya Mezopotamya’da bin seneye kadar önce kullanılmaya başlayan yazılarını da getiriyorlar. Anadolu’da artık yazılı tarih başlıyor. Anadolu’da hemen hemen 10 tane ticaret Karum adı verilen Pazaryeri olarak adlandırılan ticaret merkezi var. 10-15 tane de Vabartum diye daha küçükleri var. Bu merkezlerden en bilinenleri merkezi yönetime sahip olan Kayseri yakınlarındaki Kültepe Kaniş Höyüğü. Bu tüccarlarla gelen tabletler, tüccarların bir kısmı Anadolu’da kalıyor bir kısmı Mezopotamya’ya dönüyor. Oradan ailelerinden mektuplar getiriyor ya da ticari anlaşmaları içeren mektuplar getiriyorlar. Bunlarda Kültepe Kaniş’te arşivleniyor. Bu tabletler pişmiş topraktan yapılmış kil henüz yaşken şekil veriliyor kamıştan ya da ahşaptan yapılan uçları çiviye benzeyen ince aletlerle de batırılarak şekiller veriliyor. O yüzden adına da çivi yazısı deniyor. Çivi yazılı tabletler olarak da adlandırılıyor. Tüccar gelirken bu mektubu açık getirmiyor. Kuruduktan ya da pişirildikten sonra tekrar bir kil tabakasıyla kaplayıp ona zarf yapıyor. Onun üzerine de gönderen kişi mührünü basıyor. Siz o zarfı aldığınız zaman elinize Mezopotamya’dan bunu size kimin gönderdiğini biliyorsunuz o mühürden. Bu dönemde tabletlerin üzerinde silindir mühürler gözüküyor. Ondan önce damga mühürlerdi Anadolu’nun geleneksel mühür şekli. Bu zarflardan bazıları sebebini bilmediğimiz nedenle açılmamış. Arşivlerde açılmamış olarak bulunmuş. Bunların içinde özel mektuplar, listeler, ticaret anlaşmaları, ritüellerin talimatları var. Su dağ ağaç gibi olgular insan yaşamında tanrısallık atfediyorlar. Suyla ilgili bir törenin nasıl yapılacağı bu tabletlerde de anlatılabiliyor. Akat Kralı Sargon’un bir mektubu var. Yüzlerce konuyu içeren mahkeme kararları, cezalar, uygulamalar, boşanma belgeleri, ilk boşanma belgeleri de yazılı olarak elimize Kültepe’den geçiyor. Bunlar Asur ve Akat dilinde yazılmış mektuplar. Bunların içinde de Asurca ve Akatça olmayan Hint Avrupalı isimler görüyoruz. Buradan Hititlerinde bu dönemde peyder pey Anadolu’ya geldiğini ve Anadolu insanı ile birlikte tüccarlar ve Anadolu insanıyla birlikte yaşadıklarını anlıyoruz. Daha sonra siyasi güce eriştiklerinde Anadolu’nun ilk siyasi devletini kuran insanlar” dedi.

    Arkeoloji harikaları olarak adlandırılan ahşap masalar ve mobilyalar

    Yığma mezarlardan çıkarılan ahşap masa ve mobilyaların arkeolojik harika olduğunu söyleyen Kulaçoğlu, “Milattan Önce 1200’lerde Anadolu’ya batıdan Trakya üstünden ve Ege üstünden göç dalgaları girmeye başlıyor. Biz bunları Ege göçleri ya da deniz kavimleri göçü olarak adlandırıyoruz. Bu dönemde bir kaos ortamı var Anadolu’da. Hititler Güneydoğu Anadolu’ya çekilmiş, imparatorluk son bulmuş. Güneydoğu Anadolu’da Antep, Maraş, Adana gibi şehirlerde şehir krallıkları olarak yaşamlarını devam ettiriyorlar. Doğu Anadolu’da Urartu Krallığı var. Bu giren kavimlerden bir tanesi de Frigler. Onlar da Ankara’ya kadar geliyorlar ve Polatlı Gordion başkenti olmak üzere krallıklarını kuruyorlar. Batı Anadolu’da da ilk İyon ve Dor şehirleri kurulmaya başlıyor. Gordion’da yapılan kazılarda görülüyor ki yeni bir ölü gömme sistemi de Anadolu’ya girmiş Friglerle birlikte. Tümülüs olarak adlandırdığımız yığma tepeler. Mezar odasını ardıç ya da sedir gibi ağaçlarla yapıp içine ölüyü hediyeleriyle birlikte koyuyorlar ki ölümden sonraki yaşamada inanç var. Daha sonra üzerlerini çakıl taşları ve toprakla doldurarak tepe haline getiriyorlar. Gordion’da yapılan araştırmalarda 120’ye yakın büyüklü küçüklü tümülüs ortaya çıktı. Bunlardan en büyüğü Midas Tümüsülü olarak adlandırılan ama Midas’a ait olup olmadığı hala tartışılan büyük tümülüs. Burada 1957-1959 yılları arasında yapılan kazılarda bronz objelerin yanında bizim arkeolojinin harikaları olarak adlandırdığımız ahşap masalar ve mobilyalarda ortaya çıktı. Bu mobilyalar oyma ve kakma tekniğiyle yapılmış farklı renkteki küçük ağaç parçalarının açılan deliklere yerleştirilmesiyle motiflerin oluşturulduğu inanılmaz sabır isteyen bir teknik ve güzellikteki ahşap mobilyalar. Midas tümülüsünde bulunanlardan bir tanesi masa bir tanesi de servis masası. Milattan Önce 8’inci yüzyıla denk geliyor” diye konuştu.

  • Sinop’ta Antakya Medeniyetler Korusu konseri

    Sinop’ta Antakya Medeniyetler Korosu bir konser verdi.

    Sinop Belediyesi tarafından 10.Geleneksel Ramazan Etkinlikleri kapsamında Antakya Medeniyetler Korosu konseri düzenlendi.

    İskele Meydanı Atatürk Anıtı yanında gerçekleşen konsere Sinop Belediye Başkan Yardımcısı Bülent Oktay ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Saat 21.00 sıralarında başlayan konser gece yarısı sona erdi.