Etiket: marka

  • Antalya’ya ’Marka Şehir’ Ödülü

    Bu yıl beşincisi düzenlenen Türk Patent Ödülleri Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle verildi. Antalya, gecede Marka Şehir ödülünü aldı.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Türk Patent Enstitüsü tarafından, sınai mülkiyet hakları konusunda toplumda farkındalık yaratılması, inovasyona daha fazla önem verilmesi amacıyla düzenlenen Türk Patent Ödüllerinin beşincisi Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı tören ile sahiplerini buldu. Törende Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Cumhurbaşkanlığı logosunun Türk Patent Enstitüsü tarafından tescil edilen koruma marka belgesi takdim edildi.

    ÖDÜL CUMHURBAŞKANI’NIN ELİNDEN

    Törende Antalya’ya, ‘Marka Şehir’ ödülü verildi. Antalya adına ödülü Vali Muammer Türker ve Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı. Gece de “Yılın Markası” ödülünü ise Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim aldı. Fatih Terim, Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ile birlikte geçtiğimiz günlerde Adana da bir başka ödül töreninde bir araya gelmiş ve beraber ödül almıştı.

    EN FAZLA MARKA BAŞVURUSU TÜRKİYE’DE

    Törende, 2011’den bu yana Avrupa’da en fazla marka başvurusunun yapıldığı ülkenin Türkiye olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen yıl 110 bin marka başvurusuyla aynı başarının devam ettiğini anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Her kim ki Gezi olaylarının, 17-25 Aralık darbe girişiminin, son terör eylemlerinin hatta bölgemizdeki gelişmelerin bu durumla hiçbir ilişkisi olmadığını söylerse onun idrakinden şüphe ederim. Ama şu gerçeğin de görülmesi lazım, Türkiye artık eski Türkiye değil. Ayağına her çelme takıldığında yere kapaklanan, küçük manipülasyonlarla krizlere sokulan, istikrarı pamuk ipliğine bağlı Türkiye artık yok. Yeni Türkiye yolunda kararlılıkla yürüyoruz. Allah’ın izniyle 2023 hedeflerimize mutlaka ama mutlaka ulaşacağız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

    BİZİM HEDEFLERİMİZ ÇOK BÜYÜK

    Türkiye’nin bugün geldiği yer itibarıyla küçük başarılarla yetinmesinin söz konusu olamayacağını ifade eden Erdoğan,”Bizim hedeflerimiz çok büyük. Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmeden, o günleri görmeden kendimizi gerçek başarıya ulaşmış saymayacağız. Ülkemizin ihracatını 500 milyar dolara ulaştırmadan bize rahat yok. Kendi uçağını, otomobilini, savunma sanayi ürünlerini, yüksek teknolojiye dayalı bir üretimi ortaya koymayan, kendi yazılımlarının sahibi olmayan bir Türkiye, yeni Türkiye olamaz” diye konuştu.

  • Selçuk, Dünya’da Marka Üniversite Olacak

    Selçuk Üniversitesi’nin 41. kuruluş yıl dönümü düzenlenen törenle ve çeşitli etkinliklerle kutlandı. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, “Üniversitemizin 50. yılında ‘Dünya’da marka üniversite’ olacağından ‘öncü ve yenilikçi üniversite’ amacına erişeceğinden şüpheniz olmasın” dedi.

    Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene, AK Parti Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, Selçuklu Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, rektör yardımcıları, fakülte dekanları, yöneticiler, çok sayıda akademisyen ve davetliler katıldı. Törende konuşan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, üniversitenin 41. kuruluş yılı münasebetiyle düzenlenen toplantıdan dolayı büyük bir mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Devletin gücü devleti oluşturan kurumların güçlerinin birleşmesinden oluşur. Üniversiteler devletlerin gelecek ile ilgili her türlü çalışmaların yapıldığı kurumlardır. Ülkemizin en önemli ve büyük üniversitelerinden birisi olan Selçuk Üniversitesinin güçlü olması, birlik ve beraberlik içinde olması ülkemiz ve devletimiz açısından büyük bir önem arz etmektedir. Selçuk Üniversitesi’ni büyük ve güçlü kılan sadece rakamlar değildir. Konya’mızı tam 900 yıl önce başkent yapan atalarımız olan Selçukluların mirası üzerinde bulunuyor olmamız bizi hem büyük yapmakta, hem de güçlü kılmaktadır. Ayrıca bu güç bize sınırsız imkanlar sunmakta ve uçsuz bucaksız ufuklar açmaktadır. Bizlere düşen bu üniversitenin yöneticileri olarak, akademisyenleri olarak, öğrencileri olarak, mezunları olarak ve çalışanları olarak bu çatı altında ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için, toplumsal refahın artması için tarihi ile bağlarını güçlü tutarak ve istikbali hedefleyerek sarsılmaz bir millet şuuru oluşturmak için çalışmaktır. Üniversitemiz büyüdükçe ve güçlendikçe ülkemiz ve devletimiz de gelişecek ve daha güçlü olacaktır. Böylesi bir etkinliğin düzenlenmesindeki temel çıkış noktamız ve gerekçemiz yukarıda açıklamaya çalıştığımız hususlardır” dedi.

    “SELÇUK ÜNİVERSİTESİ OLARAK İLERİYE DAHA KARARLI VE EMİN ADIMLARLA YÜRÜMELİYİZ”

    Üniversitelerin iki temel misyonu olduğunu anlatan Rektör Şahin, “İlki ülkenin ihtiyacı olan eğitimli insanları yetiştirmektir. İkincisi ise bilgiyi üretmek ve yaymaktır. Selçuk Üniversitesi olarak biz her yıl yaklaşık 20 bin mezun vererek bu alanda önemli bir hizmet vermekteyiz. Bilgi üretme ve yayma konusunda da ülkemizin önde gelen üniversitelerinden biriyiz. Ama biz bu yaptıklarımızdan daha fazlasını yapmak zorundayız, çünkü ülkemizin gelişip-güçlenmesi için bunlardan daha fazlasına ihtiyaç duyulmaktadır. 41 yıllık geçmişi ve birikimi ile bin yıllık ecdat mirası ile Selçuk Üniversitesi olarak ileriye daha kararlı ve emin adımlarla yürümeliyiz. Büyük üniversitelerin gelenekleri vardır, gelenekler ise kurumları her zaman dinamik ve hizmete hazır tutar. Biz de var olan birikimlerimizi gün yüzüne çıkarabilmek ve milletimizin hizmetine sunabilmek için 11 Nisan’ın Geleneksel Selçuk Üniversitesi Pilav Günü olmasını arzu ettik ve 41. yıl kutlamaları ile bu geleneği başlatmış olduk” diye konuştu.

    “SELÇUK ÜNİVERSİTESİ 50. YILINDA ‘DÜNYA’DA MARKA ÜNİVERSİTE’ OLACAK”

    “Zaman, ayrılma ya da ayrışma değil; bir olma ve beraber yürüme zamanıdır” diyen Mustafa Şahin, “Birlikten kuvvet doğacağını, birimizin gelişmesinin hepimizin gelişmesi olduğunu hatırlatır; 41. Yılında devraldığım Selçuk Üniversitesi’nin 50. yılında ‘Dünya’da marka üniversite’ olacağından ‘öncü ve yenilikçi üniversite’ amacına erişeceğinden şüpheniz olmasın. Gerçek anlamda aydın, özgür ve evrensel bilim anlayışına dayalı, en başta kendini eleştirebilen yeni Türkiye’nin bilim insanlarını ve dünya çapında yöneticilerini birlikte yetiştirmenin görevimiz olduğunun altını çiziyorum” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından program doçentlik cübbeleri ve profesörlük belgelerin takdimiyle devam etti.

  • Akbulut: “Tescilsiz Marka Ve Patentler İçin Geri Sayım”

    Adres Patent Genel Müdür Yardımcısı Cumhur Akbulut, marka, patent ve tasarım tescil belgelerinin sadece firmaların duvarlarına asılacak belgeler olarak görülmemesi gerektiğini, bu belgelerin sağladığı hakların firmalar için ‘Sermaye Niteliğinde’ olduğunu söyledi.

    Buluş sahiplerinin korunmasından, Sınai Mülkiyetin Uluslararası tescil işlemlerinden, taklitle mücadeleye, patent ve tasarım teşviklerinden cezai yaptırımlara kadar marka, patent ve tasarım konularında akıllarda oluşan birçok soru işaretine açıklık getiren Adres Patent Genel Müdür Yardımcısı Cumhur Akbulut, konu hakkında açıklamalarda bulundu. Marka, patent ve tasarım tescil belgelerinin sadece firmaların duvarlarına asılacak belgeler olarak görülmemesi gerektiği belirten Akbulut, bu belgelerin sağladığı hakların firmalar için ‘Sermaye Niteliğinde’ olduğunu, hatta bazı markalarda, marka değerinin firmaların piyasa değerlerinin kat kat üzerinde olduğunu söyledi.

    “PATENT SAYILARIMIZI ARTTIRMAMIZ GEREK”

    Patent denilince genel olarak akla ilk gelen teknolojik buluşlar olsa da günümüzde giyimden, sanayiye hemen hemen her sektörde buluşlar yapıldığına dikkat çeken Akbulut, daha çok güncel hayatı kolaylaştıracak, insan ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik buluşların yanı sıra bir çeşitli uygulamaların ve makine parçalarının tescile konu olduğunu dile getirdi.

    Türkiye genelinde sadece 2015 yılında yapılan patent başvuru sayısının 5 bin 512 adet olduğu gerçeği baz aldığında buluşların niteliği, içerikleri, çeşitlilikleri kadar adetlerine de önem verilmesi gerektiğini ifade ederek, ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin aldıkları patentlerin içerikleri kadar sayıları ile de doğru orantılı olduğunu, nitekim Türkiye de yılda 5 bin adet patent başvurusu yapılıyorken Amerika daha bin 900’lerin başında 1 milyonuncu patentini alındığına dikkat çekti. Akbulut, bir takım kıyaslamaları yaparken Türkiye’deki buluş niteliklerinin yanı sıra dünya geneli veya gelişmiş ülkelerin patent çeşitliliklerinin ülkemize yakın gelecekte ne tür gelişmelerin önünü açacağını da doğru okumak gerektiği ifade etti.

    Akbulut, “İşletilmesi gereken hukuki süreçler ve özellikle dava aşamasındaki teknik ve bilimsel detaylarının, toplumun her kesimince tam anlamıyla anlaşıldığı söylenemez. Hukuki süreçlerde hızın yanı sıra buluş sahiplerinin haklarını koruyacak ceza maddesinin bulunmaması ve tazminat hesaplaması sistemi de buluş sahiplerini yüzde 100 tatmin eder nitelikte olmaması önemli sorunların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra ülkemizde uzun zamandır yasalaşmayı bekleyen patent kanunu ile birlikte bir takım olumlu düzenlemelerin de gerçekleşeceğini gözlemliyoruz” dedi.

    “KONUSUNDA UZMAN VEKİLLER İLE ÇALIŞILMALI”

    Patent alma süreci hakkında da açıklamalarda bulunan Akbulut, Türkiye’de patentlerin koruması 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki KHK ile düzenlendiğini belirterek, Türk Patent Enstitüsüne yapılan bir başvurunun izleyeceği yol bir takım yasal düzenlemelerle belirlendiğini ifade etti. Akbulut, bu noktada süreçlerin doğru ve pratik bir şekilde işletilmesi belge alma sürecini etkilediği kadar sonrasındaki hukuki yaptırımlar ile ilgili süreci doğrudan etkileyeceği için konusunda uzman patent vekilleri ile çalışılması gerektiğine dikkat çekerek, diğer taraftan buluşların tescil edilebilirlik kriterlerine göre hazırlanıp başvuruya hazır hale getirilmesi süreç yönetiminden daha fazla önem taşıdığını sözlerine ekledi.

    Yakın zamana kadar araştırma süreçleri dünyanın kabul ettiği birkaç ülkede gerçekleştirildiğini ifade eden Akbulut, son birkaç yıldır bu araştırmalar ülkemizde yapılmakta olup süreçlerin kısalması yönünde fayda oluştururken, ülke ekonomisine de katkı sağlayan bir durum oluşturduğuna işaret etti. Buna göre başvurudan itibaren yenilik kriteri içerin bir ürün için patent alma koşulları Türk Patent Enstitüsü’nün başvuruyu kabul ettiği andan çok daha öncesinde başladığını ifade eden Akbulut, “Çünkü başvuru süreçleri belirli yasal düzenlemelerle sınırları çizilmiş adımlardır. Günümüzde e-imza uygulaması birçok alanda kullanıcılara özellikle başvuru yapma adına hız kazandırırken diğer taraftan süreç yönetiminin de bürokrasinin de bu hıza ayak uydurması gerekiyor. Bu denge her iki taraf için sağlandığı takdirde yaşanan sorunlar tamamen olmasa da ciddi derecede çözüme kavuşacaktır.

    Sınai mülkiyet tescil işlemlerinde tescil alma ülkesellik kapsamındadır dolayısıyla ülkemizde başvurusu yapılan bir patent veya markanın koruma sınırları sadece Türkiye’yi kapsar. İhracat yaptığımız veya yapmayı planladığımız ülkelerde marka başvurusu yapmak günümüzde eskiye oranla daha kolay Madrid Protokolü kapsamında aynı anda 100’den fazla ülkeye marka başvuru yapabildiğiniz gibi PCT anlaşması ile de 150 ülkede patent başvurusu daha kolay ve hızlı yapılabiliyor. Süreç eskiye oranla çok daha entegre ve hızlı bir şekilde ilerliyor. Çeşitli ticari anlaşmalar tescil süreçlerini kolaylaştırırken beraberinde bir takım sorunları da doğruyor, bu nokta da ürünlerin küresel pazarlarda yer bulmasından önce bir takım faaliyet serbestliği araştırmalarının yapılması ve daha sonra pazara girilmesi ortadaki sorunları minimize edecektir” ifadelerini kullandı.

    Patent almak buluş sahibi adına üretilen ürünün hak sahibi olduğunu ispatlayan bir belge olduğunu belirten Akbulut, “Bunun yanı sıra Patentler; Teknolojik üstünlük aracıdır. Rakipleriniz karşısında fark oluşturan sektöre yön veren bir farklılıktır. Tabi ki de patent almak tek başına yeterli değildir. Zamana ve rekabet şartlarına göre ürünlerimizde geliştirmeler yapmalı, piyasayı takip etmeli en önemlisi sizden sonra ürününüze benzer veya taklit ürün üretmek isteyen firmaların patentlerini de takip etmelisiniz. Bu hususta yapılması gereken başvuru tarihinden itibaren ürünlerinizin taklit edilmesi durumunda yasal süreçlere başvurup aynı zamanda bu gibi durumlardan sürekli haberdar olmak için konusunda uzman bir patent vekilinden yardım almalısınız. Yeni yasa tasarısı ile birlikte tescil süreçleri kısalacak. Buna bağlı tüm süreçlerde otomatik olarak yeniden şekil bulacak. Ar-Ge kanunu kapsamında iyileştirilen patent ve tasarımlarda belge alma süreçleri yüzde yüz teşvik kapsamına alındı. Buluş sahipleri açısından bu son derece önemli bir gelişme aynı zamanda yaratıcılığın ve sürdürülebilir üretkenliğin önünü açan bir uygulama olacak” dedi.

    Marka, patent ve tasarım hukuku bu güne kadar kanun hükmünde kararnameler ile korunduğunu vurgulayan Akbulut sözlerini şöyle tamamladı: “Böylesi önemli bir konunun KHK ile düzenlenmesi bir takım eksiklikleri de beraberinde getiriyordu. Bu bağlamda sınai mülkiyet yasa tasarısı hem üç konuyu bir başlıkta toplayacak hem de sınai mülkiyet hukuku, kanunla korunacak. İlan sürelerinin kısalmasıyla birlikte tescil belgesi almak kolaylaşacak ve yaptırımların önü açılarak hukuki süreçler hız kazanacak. Bunlar çıkacak olan kanunun olumlu yönleri, bununla birlikte tasarıda bir takım eksiklikler söz konusu veya netleştirilmemiş bazı hususlar var. Bunlarda yönetmeliklerle düzenlenecektir”.

  • Başkan Fazlı Kılıç, Marka Şehirler Zirvesi’ne Katıldı

    Marka Şehirler Zivesi’nde konuşan Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, hayata geçirilen projeler ve kentsel dönüşüm çalışmaları sonrasında kamu ve özel sektörün prestijli çalışmalarının Kağıthane’ye çekildiğini söyledi.

    Markalaşan şehirlerin ülke ekonomisine olan katkısını arttırmak amacıyla bu yıl ilk kez düzenlenen Marka Şehirler Zirvesi’nde markalaşmada bölgesel, ulusal ve yerel düzeyde uygulanan ekonomi politikaları ile kentsel dönüşümlerin şehirlere katkıları konuşuldu. CVK Bosphorus Hotel’de düzenlenen zirveye Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve Türk ekonomisinin marka gücü olan firma sahipleri katıldı.

    BAŞKAN KILIÇ KAĞITHANE’Yİ ANLATTI

    150’nin üstünde prestij sahibi firmanın bir araya geldiği zirvede Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç da Kağıthane’yi markalaştıran projeleri ve kentsel dönüşüm çalışmalarını anlattı. Başkan Fazlı Kılıç, “Kağıthane aslında şehrin merkezinde olmasına rağmen şehrin uzağında ve esasında antik devirden bu yana yerleşim yeri olmasına rağmen Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde 20, 30, 40 yıl içerisinde gecekondulaşarak oluşmuş bir yerleşim yeri algısı vardı. Hemen bunu aşmaya çalıştık. Bu algıyı değiştirmeye başladık. Kağıthane’nin şehir merkezinde olduğu algısı oluşturmak için bir takım çalışmalar yaptık. Şimdi arama sitelerine girip İstanbul’un merkezi neresi diye baktığımızda Kağıthane Nato Caddesi, Çavdar Sokak, numara 36 diye karşımıza çıkıyor. Esasında tam şehrin merkezindeyiz” dedi.

    “PRESTİJLİ ÇALIŞMALARI KAĞITHANE’YE ÇEKTİK”

    Kağıthane’de gerçekleştirilen kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında tarihi yapıların da restore edildiğini ifade eden Kılıç, “Kağıthane tarihi ile ilgili çalışmalar yaptık. Bunlarda Büyükşehir Belediye Başkanımızın önemli çalışmaları oldu. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Bakanlıklarımızın çok önemli etkileri oldu. Bunların hepsinin başında Dolmabahçe – Kağıthane tüneli çok etkili oldu. Tünel sonrası Kağıthane şehir merkezine 5 dakika algısı oluştu, hemen arkasından milli arşiv sitesi yapıldı bunun sebebi de tünelin yapılmasıdır. Bu şekilde kamu ve özel sektörün prestijli çalışmalarını Kağıthane’ye çektik. İlk göreve geldiğimizde halkla yönetim arasında bir kopukluk olduğunu fark ettik. Göreve gelir gelmez belediyemizde makam odamızın kapısını kaldırdık. Cep telefonumuzu sürekli açıp tutup, kendimiz bakıyoruz. Kağıthane’yi 500 bin kişi bir aile olarak görüyoruz. Bütün bu çalışmalar halkla yönetim arasında karşılıklı güven ve saygı oluşturdu” diye konuştu.

  • “İşinizi Aşk İçin, Toplum İçin Yapınca Marka Olursunuz”

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi öğrencileriyle bir araya gelen Nef İcra Kurulu Başkanı Erden Timur, “İşinizi aşk için, toplum için yapınca marka olursunuz” dedi.

    Timur, marka olmanın ve inşaat sektöründe başarıya ulaşmanın sırlarını gençlerle paylaştı. Girişimci gençlere tavsiyelerde bulunan Timur, “Gençlerin mutlaka davaları olsun. Mücadele, para ve başarı için olmaz. Mücadeleyi dünya için, başkaları ve çevrelerindeki sorunlar için yapsınlar” dedi.

    “NEF İNSAN İHTİYAÇLARI İÇİN ÜRETİLDİ”

    Markalaşmadaki ana unsur ihtiyaç odaklı olmak diyen Nef İcra Kurulu Başkanı Erden Timur, “Kapitalizmin temelinde duyguya çok yer vermeme yatıyor, duygusuzluk değil tabii strateji için duygu var. Bizim Nef’de marka olmamızı sağlayan iki unsurdan birincisi; sadece duygu için duygu değil, aşk ile yapmak da değil aşk için yapmak tabirini kullanıyoruz. İkincisi sadece insanın ve insan ihtiyaçlarının temel alındığı işler yapıyoruz. İnovasyonlarımızın, 19 tane patentimizin olmasının ve faydalı modelimizin sebebi budur. Dünyada farklı lokasyonlarda iş yapıyor olmamızın sebebi de budur. Nef tamamen insanın temel ihtiyaçları için üretilmiş bir markadır. O yüzden hem Türkiye’de hem de bambaşka bir kültürde olan Amerika’da iş yapıyoruz. Ana sebebimiz koca bir şirket yapalım diye olmadı o yüzden beşinci senesinde Türkiye’nin pazar lideri bir şirket olduk,aşk için yapınca oluyor” ifadelerini kullandı.

    “GENÇ YAŞTA MİLYONLAR KAZANIN AMA KAZANDIĞINIZ MİLYONLARI UMURSAMAYIN”

    “Girişimci gençlerin mutlaka davaları olsun mücadele salt para,başarı için olamaz” diyen Timur, açıklamalarına şöyle devam etti: “Mücadeleniz dünya için, başkaları için veya çevrenizdekilerin sorunlarına çözüm bulmak için olsun Başarının sırrı kendinden vazgeçebilmektir, kendini düşünerek varacağınız noktayla, dünyayı düşünerek varacağınız nokta elbette ki bir olmayacaktır. Dünyayı düşünün ama para kazanmak veya kariyerinizde yükselmek için de değil de, gerçekten dünyanın ihtiyacı olduğu için düşünün. Hepiniz genç yaşta milyonlar kazanmak isteyebilirsiniz ancak esas olan milyon kazanmayı amaç edinmeden insanın derdine çözüm bulmak için çalışmaktır. Odağınıza insanı alıp böyle düşündüğünüzde ancak o haya ettiğiniz milyonları kazanabilirsiniz.”