Etiket: makale

  • Haluk Pirimoğlu Erzurum Büyükşehir Adayı mı  ?

    Haluk Pirimoğlu Erzurum Büyükşehir Adayı mı ?

    Seçimlere yaklaştığımız şu günlerde kulislerde adı geçen isimler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Ama doğru, ama yanlış… Adayların açıklandığı güne kadar da bu söylentiler devam edecek kuşkusuz.

     

    Son günlerde Milliyetçi Hareket Partisi’nin Erzurum’u tekrar kazanmak için çalışmalarını hızlandırdığını söyleyebiliriz. Kamil Aydın, Jale Alcan, Cemal Polat derken önceki gün Erzurum’un sevilen isimlerinden Haluk Pirimoğlu ismi yerel medyada yer buldu…Bu haber halk tarafından ilgiyle karşılandı.Halkımızın merakını giderebilmek adına hemen telefonu aldım elime…

     

    Onlar kadar bu haberin doğruluğunu benimde merak ettiğim şüphesizdi.Bir yazar olarak bu konunun kulağıma daha önce gelmemesi beni fazlasıyla şaşırttı.Bu yüzden haberin doğruluk payının yüksek olma ihtimalini göz önünde bulundurarak Sayın Pirimoğlu’na ulaştım. Uzunca sohbet ettik.Ne var ne yok, kendi ağzından duymak istiyordum. Neden aradığı mı da az çok tahmin etmişti zaten.Öfkeli olduğu belliydi ses tonundan.Sonrasında da söylediklerinden…

     

    Basına karşı kızgındı.Fakat sevgiyle yaklaşımı öfkesini  alıp yok ediyordu. Merak edilen soruyu yönelttiğim de ‘’ Böyle bir şey düşünmüyorum Burak’cım ‘’ dedi evvela, ‘’ sağolsun sevenlerimiz yakıştırmış ama…’’  Aması sayın Pirimoğlu çıkan haberlerden rahatsızdı.Bu yüzden de neredeyse her cümlesinin sonunda bir ama vardı…Oysa halkın çoğunluğu ismini duyunca mutlu olmuştu.Bu yüzden teşekkür etmeyi de  unutmadı, telefon konuşmasında…Herkese uzaklardan bolca selamlar söyledi.

     

    Kendisinin geniş açıklamalarına yer vermeyi düşünürken sizleri daha erken aydınlatabilmek için sadece  bu konuda ki düşüncelerini paylaşabildim…

     

    Aldığım duyuma göre önümüzde ki hafta Erzurum’a gelecek olan Pirimoğlu’nun bu konuda yeni açıklamaları olursa sizlere ileteceğim. Şimdilik şunu söyleyebilirim ki Haluk Pirimoğlu şuan MHP  Erzurum Büyükşehir Belediye  Başkanlığına aday değil ama yarın ne olur bilinmez.

  • Kemal Koç ayağını kaldırmış, o basmış!

    Kemal Koç ayağını kaldırmış, o basmış!

    Bizim Koç Cağ Kebap’ın sahibi Kemal Koç rol model olmuş da haberimiz yokmuş! ” Biz eğer bugün ekmek yiyorsak, bu Kemal Koç’un sayesinde” diyordu İstanbul’daki  cağ kebapçısı Ali Ertek!..

     

     

    Sadece ‘İstanbul’da 100 kadar cağ kebapçı’ olduğunu söyleyen Kartal’da ki Erzurum Sofrası’nın sahibi Ali Ertek, işi o kadar ileriye götürmüş ki, sanki Kemal Koç ayağını kaldırmış, o basmış! Melodisiyle beraber bir ara insanların akıllarında yer etmiş başarılı bir TV reklamı sloganı vardı. ‘İşin sırrı Olin’de..’ diye.. Kemal Koç da işin sırrının ‘reklam’ olduğunu pek bir bülürdü! Hesapta Tortumlu ya, uyanık olacak ya! Ali Usta da yememiş, içmemiş, Kemal ağabeyiden bu rolü de çalmış! Bırakın işyerine gelen ünlülerin resimlerini duvarlara asmasını, NTV’nin dünyaca tanınmış ‘madalyalı’ proğramcı gurmesi Vedat Milor’a bile cağ tattırmış ve beş yıldızı kapmış, reklamın kralını yaptırmış!

     

     

    ***

    Bir defa ”Ben şahsen Uzundereliyim” diyerek Tortumluluğu kendinden biraz ‘ırakta’ tutsa da Ali Ertek de Kemal Koç gibi Tortumlu! Müşteri ile ilgilenmesi, yakınlık gösterenin masasına ‘yanlamasına’ oturması, Tortum aksanlı cağ kebap tarifi, öyle Kemal Koç’un tıpkısının aynısı! Öyle böyle taklidi değil. Resmen fotokopisi! Oturma bölümlerinin de olduğu, sadece cağ kebap hizmeti veren mekanında Kemal Koç’tan ayrılan bir tarafı, duvarlarında Ali ustanın şiir ve vecizeleri olmaması! O kadar Kemal Koç’a benzemiş de, ne var ki bu işte biraz ‘gevşek’ kalmış Ali usta! Onu da zaten ‘oraya kadar okumaması’na veriyorum!

     

     

    ***

    Bir kere burada yediğimiz cağ kebabına 5 yıldız vermek için  Vedat Milor gibi Mehmet Yaşin gibi ‘gurme’ olmaya hiç gerek yok! Hakikaten eti de, tadı da, hem de ‘kuyruklu’ beş yıldızlık! Ne yalan söyleyeyim! İstanbul’da Bakırköy Marmara Forum’da da Cağ Kebap yemişliği olan biri olarak ‘ahan ki ilk defa’ İstanbul’da Erzurum’daki cağ kebabının lezzetini Ali ustanın mekanında aldım! Ali Ertek cağ kebapta ne kadar Kemal Koç ise, kadayıf dolmasında da o kadar Muammer Usta! Bir dolma getirdiler, tanıdık çıktı! Bu bal gibi bizim Mamo’nun dolması! Nerde olsa tanırım o mübareği’! Hele de yeni pişirmişler ki, sıcak sıcak bir kaç tane de  paket yaptırıp, taa Erzurum’a, eve ‘gönderesi’ geliyor insanın!

     

     

    ***

    Ne varki Kemal Koç’un ünlüleri, Ali Ertek’in ünlülerini döver! Ali ustanın mekanı biraz yeni olduğu için, duvara asılan ünlüler, Kemal ağabeyinin ünlüleri kadar fazla değil! Üşenmedim, tatlıya geçmeden giriş katından, salona kadar duvara asılan resimlere tek tek baktım, kimler gelmiş cağ yemiş diye. İşte size aklımda kalan ünllülerden bazıları: Nuri Sesigüzel, Necati Şaşmaz, İbrahim Erkal, Nükhet Duru, M.Nuri Yılmaz, Kutsi, Hakkı Bulut, Vatan Şaşmaz, Selahattin Alpay, Vahe Kılıçarslan..

     

     

    ***

    Sohbetin bir yerinde Ali Usta’ya İstanbul ve cağın durumunu soruyorum. ”Şu anda 100 kadar cağ kebapçı var” diyor ve genelde Erzurumluların yoğunlukta olduğu Anadolu yakasında kebapçıların fazla olduğunu söylüyor. ”En fazla cağ kebapçı nerede?” sorusuna ise Ali usta, ”Sanıyorum Darıca’da” cevabını veriyor. İşletmesinde çalışanlar ile ilgili bir soru sorduğumda da şu yanıtı veriyor: Çalışanların yüzde 90’ı Erzurumlu. Gelen müşterilerin yüzde 70’ini Erzurumlular teşkil ediyor. Cağ etini bizzatihi geceden ben hazırlıyorum. Etlerimiz maalesef Balıkesir’den geliyor. İnşallah yakında yine Erzurum’dan et getirmeye başlayacağız. Vedat Milor bize 5 yıldız verdikten ve proğram yayınlandıktan sonra masa sayısını artırdık. Biz kıymet bilen insanlarız. Allah Kemal Koç’dan razı olsun! O olmasasaydı  ne işimiz olurdu ne de cağ kebap diye bir şey. Ben dahil yüzlerce insan, onun sayesinde ekmek yiyoruz!

     

     

     

    ***

    Kemal ağabeyiyi Erzurum’dan biliriz. Yemek sonrası, yakınlık duyduğu ve masasına oturduğu müşteriyi ‘çay manyağı’ eder! Biz de burada o çay manyaklarından hem de ‘cırılarak’ ediliyoruz ve başarı dileklerinmizi ileterek mekanı terkediyoruz! Kemal Koç gibi Ali Ertek de, nezaketen  dış kapıya kadar geliyor, uğurlama faslını icra ediyor! ”Yengeler ile de bekleriz” ricaları ile aracımıza biniyoruz! Hakikaten kapısında Vedat Milor’dan ‘beş yıldız’  aldığını yazan dev afişin asıldığı mekandan biz de ‘beş beş’ olup uzaklaşıyoruz!

     

     

    ***

    (NOT: Bunun bir ‘yıkama yağlama’ yazısı olduğuna aldanarak cağı beleşe getirdiğimizi düşünen gafiller! Peşinen söyleyeyim ki kafalar karışmasın. İnanmayan inanmasın ama parasını ödedik. Yaa, işte böyle! Biz hem parasını veririz, hem de adamı methederiz! Yediğimizin parasını kasada verdik, öyle çıktık! İnanmayan Ali ustaya sorabilir! Ali Ustaya da inanmazsanız garsona sorabilirsiniz. O kadar bahşiş aldı, hoş inkar edecek hali yok ya!!!)

  • Buruk Kutlama

    Bir 12 Mart daha geride kaldı. Kutlu Olsun ! Erzurum’umuzun ” GEÇMİŞTEKİ ” düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü güzel bir törenle kutlandı.Onur duyduk, gurur duyduk.

     

    Aslında 12 Mart’a fazla değinme taraftarı değilim.Sebebi de birçok yazarın zaten bu konuyu ele almış olması…Elbette her terzinin işleyişi farklıdır ama ben bu sayfayı açarken dönemlerde yaşanan toplumsal bilinç kaybını işlemeyi düşündüm.Mesela 12 Mart gibi gurur verici olayın ve de zaferi kazanan ataların ardından ülkemizde neler yaşanıyor ? O dönem de ” vatan, toprak, millet ” olan anlayışın bu dönemde ” ver kurtul, aman ses çıkarma, Ne mutlu Türk’üm diyemeyene ” olarak dönmüş durumda ! Peki bundan anladığımız nedir ? Ne yazık ki geçmişteki güçle, başarıyla avutuyoruz kendimizi.Her işimizde böyle değil miyiz zaten ? Kendi yaptığımız hiç birşey olmaz, zulme sessiz kalan dilsiz şeytan görevini üstleniriz fakat yaşanan başarıların havasını atmayıda ihmal etmeyiz.Oysa o zorlukları çekip, zaferleri kazananlar istiyorlar ki bu ülke sadece  ve sadece rahatlığa ve başarıya ulaşsın.Yaşanan o kadar büyük zaferimiz, bayramımız var ki insan bu dönemde yaşananlarla karşılaştırınca gerçekten utanıyor.Bu da ne yazık ki yavaş yavaş benliğimizi kaybettiğimizin göstergesi olmuş durumda.

     

    12 Mart akşamı Yoncalık semtinde kaçak bir şahsın yakalanması durumundan dolayı  Türk polisine nasıl saldırıldığına hepimiz tanık olduk.Bu ve bunun benzeri birçok olayla karşılaşıyoruz hemen hergün.Kurumlar da ve kuruluşlar da cirit oynanması ! Devlet’in kazancını kendi çıkarları doğrultusunda kullananlar… Toprak, toprak diye haykıranlar… vs vs saymakla bitmez ! Herkes seyre dalmış durumda.Bir insandan ses çıkmaz mı  ?

     

    Hani bir hadisi şerif vardır. ” Önce kendi çevrenizdeki fakir fukarayı doyurun ”  değil mi ? İşte bu yukarda saymış olduğum adamlarda ( toprak isteyenler, devleti kullandığını sananlar, çıkar peşinde koşanlar ) malesef ki beyin fukarası !  Herkes kendi çevresinde ki bu adamlara ve kahpeliklerine ses çıkarırsa bu ülke bir daha bu duruma gelmez.Bu şekilde de beyin fukaralığı dahil her türlü fukaralığa son verilmiş olur.

     

    Durumda ki ciddiyetin farkına varalım.Bugün kutlamasını yaptığımız toprakların, bu toprakları bize hediye bırakanların bizden beklentileri olduğu kuşkusuz. Düşmandan kurtulduğumuzu zanneden bizler, içimizde barındırdığımız asıl düşmanları göremiyoruz.Ne zaman ki içimizdeki vatan hainleri  temizlenir, işte o zaman tüm zaferleri bile geride bırakacak büyük bir zafer kazanmış oluruz.Ancak o durumda Ata’larımızı hakkıyla yad etmiş oluruz.

     

    Ne diyelim Allah yardımcımız olsun.Gözümüzü açarsak en azından bugünleri aramamış oluruz.Allah’a şükür ki bugün zafer kutlaması yapabilecek sorumluluğumuz var. Kutlu olsun Erzurum, kutlu olsun Türkiye ! Zaferlerimizi daha güzel günlerde kutlamak ümidiyle…

  • Ölüyü- diriyi bıraktınız

    Bundan birkaç ay önce Beyaz Tv’de Derin Futbol adında güzel bir tartışma programını seyrediyorum.O zamanlar konuk Fenerbahçe’nin eski kaptanı Ümit Özat…Rasim Ozan telefonla bağlanıyor ve Ümit Özat’la aralarında sert bir tartışma geçiyor.Rasim Ozan’ı bilirsiniz bağrış, çağrış hızını alamıyor, Ahmet Çakar’a da aradan bir laf sokuyor.Ahmet Çakar her ne kadar Rasim Ozan’dan farksız bir kişilik olsa da bu programda biraz ağırlığı olduğundan lafı hazmedemeyip herkesi susturuyor ve toplumumuzda aşağı yukarı herkesçe bilinen ” Rasim Ozan ! Ölüyü diriyi bıraktın gözü bana mı diktin ” diyerek veryansın ediyor…

     

    Bugünlerde Ahmet Çakar’ın bu sözü nedense sık sık aklıma geliyor. Bazı çevrelerden ara ara aleyhte duymuş olduğum sözlerden olsa gerek…

     

    Önce ki gün çok sevdiğim bir ablamı, hocamı ziyaret etmek üzere kapısını çaldım.Hararetli bir telefon görüşmesi sırasında rahatsız ettim kendisini.Beni görünce çok sevdiğinden hemen telefondaki kişiye benden bahsetmeye başladı. Bense görüşmesinin özel olabilme ihtimaline karşı ayakta beklerken hocanın bu tutumu karşısında karşısındaki koltukta yerimi aldım. Telefonun ucundaki gür ses neredeyse odanın içerisinde yankılanırken konuşmanın bir kısmına istemeyerek vakıf oldum.Konu benimle alakalıydı.Karşı tarafın her söylediği sözde hocanın yüzü giderek asılmaya başladı.Çünkü hoca benim konumu açarken karşı taraftan olumlu sözler duymayı bekliyordu.Az çok bende konuşulanları işittiğimden mahcup olmuştum.Saygı duyduğum bir insana, hakkımda bu tür sözler söylendiğinden, yerin dibine girmiştim adeta.

     

    Hani dedim ya ! Aslında bugünlerde duymadığım şeyler değildi ama şahsımla alakalı bir konuda değildi ! Daha önce yazdığım gazetenin düşüncesi, inancı yada kafa yapısı hakkında yorum alıyordum. Bu muhabbet ile hiç alakam olmadığından farklı kişiler tarafından adımın zikredilmesi hoşuma gitmediği gibi gözümün önünde sürekli olarak Ahmet Çakar’ın o fotoğrafı beliriyordu !  ” Ölüyü diriyi bıraktınızda, gözü ……… ”

     

    İsmini, cismini dahi bilmediğim, tanımadığım kişiler o kadar güzel konuşuyorlardı ki…Maaşallah !  Gazeteci ya hani ! Geçmişte yazmış olduğum yerlerden birisi öyleymiş, böyleymiş…Neden o kadronun içinde bulunmuşum falan, filan… Kardeşim ! Bulunduk, bulunduk da çıkıp orda burda kimseyle gezip tozmuş muyum ?  Yok !  Bir yerlerde oturup konuşmuş, görüşmüş müyüm ?  Yok !  Bir kuruş paraları mı boğazımdan geçmiş ?  Yok !  Vaziyet böyleyken kim, ne konuşuyor ?  O öyleymiş, bu böyleymiş…Banane kardeşim ! Beni  ben bağlarım ! Çok mu bilinçli davranıyorsunuz bu konuda ? Bir ay önce bahsi geçen kuruluşun sahibi ile değerli gazeteci Sayıl Narmanlıoğlu arasında bir durum söz konusu oldu.Hanginiz gazetenizde yer verdiniz ? Bu mu sizin samimi duruşunuz ? Kulis yapmayı bırakında hakiki samimiyetinizi gösterin ! Birileri üzerinden birilerini karalamak yakışmaz.

     

    Ben sizler gibi gazeteci değilim ! Yine söylüyorum gazeteci sıfatını kabul etmiyorum.Ben yazarlık tahsili gören bir köşe yazarıyım.Tahsilimin gerektirdiği gibi Yazarlık yapıyorum. Benim ki, bazıları gibi BOŞ ZAMANLARIMI DOLDURMA AMAÇLI YADA HOBİ OLARAK YAPILAN DURUM değil, mesleki bir durum ! Demem oki gerçek bir yazarın nerde yazdığı ile değil, neler yazdığı ile ilgilenmeniz gerekir ! Bunun içinde okumak gerekir.Gazete basmayla yada çıkarmayla olmaz bu işler.Ha ! Olacağı da varsa bir gazete de biz açarız.Zor birşey değil.Sağolsun sizlerden kat kat bilgili, destek olacak gazeteci ağabeylerimiz, dostlarımız mevcut, lakin ; bizler karalama yapmayız.Gerçi karalama yapanların okur sayısınıda biliriz ya neyse ! Sizin gazetenizin okur sayısı kadar unutmayın ki milletin ailesinde fert var.

     

    Son olarak ; Bu memleket Dursun Ali Codur’lar, Selahattin Codur’lar, Sebahattin Codur’lar da gördü.Bir Codur daha eklenmesi sizi bu kadar düşündürmesin.Yarın Hürriyet’te olur, Milliyet’te olur, A’da olur B’de ( ki buna sevinmeniz lazım ) ama hangisi olursa olsun, kimileri gibi sağcıyla sağcı, solcuyla solcu, akla ak, karayla kara olmak bizim duruşumuza yakışmaz. Ne olursa olsun, hangi çatı altında olursak olalım ! Ne BİLDİĞİMİZDEN şaşarız ne de DOĞRUMUZDAN…

  • Erzurum’a yükte hafif, pahada ağır sanayi!

    Erzurum Milletvekili Prof.Dr. Recep Akdağ’ın ‘yerel kalkınma formülleri’ üzerinde kafa yormasını, proje üretmesini, fikir beyan etmesini son derece önemli buluyoruz.

     

    ‘Ben on sene büyük bir bakanlığı başarıyla idare etmiş bir siyasetçiyim, artık biraz dinleneyim, gündelik işlerle fazla haşır neşir olmayayım, sade milletvekilliği rolünü benimsemeyeyim’ yaklaşımına prim vermemesi örnek bir duruş, alkışı hak eden bir durum değil mi, sizce de?

     

    ***

    Sayın Bakan, siyasetçi kişiliğinin yanı sıra bir bilim insanı. Yıllarca bu memleketin havasını teneffüs etmiş, karında yürümüş, buzunda üşümüş, zemherisinde bıyıkları buz tutmuş bir hemşerimiz.

     

    Dolayısıyla bu konularda söz söyleme, fikir yürütme, elini taşın altına sokma keyfiyeti onun için sadece bir görev değil,  ihmali vebal olan bir sorumluluk.

     

     

    Kartvizitinde ‘Bakan unvanı’ yazarken, evet, o Türkiye’nin bakanı idi. Ama şimdi Erzurum Milletvekili ve Erzurum’a daha çok, daha yoğun vakit ayırması temel görevi, hakiki sorumluluğu…

     

     

    Hem, Parlamenter sistemde aslolan milletvekilliğidir, bakanlık gibi diğer ilave görevlerin bitmesi bu asli sıfatı önemsiz kılmaz. Bakanlık emaneti alınan bir zata ‘emekli siyasetçi’ nazarıyla bakmak ne kadar yanlış…

    Onun, on yıllık bir mesainin meyvesi olan siyasi, idari birikiminden şehrin istifadesini sağlamaya çalışmak lazımdır diye düşünüyoruz.

    ‘Proje demetini’ bu açıdan çok yararlı, gerekli buluyoruz.

     

     

    ***

    Bu vesileyle, yaza yaza sizi bıktırdığımız, ağzımıza sakız ettiğimiz, tazeleyip canınıza pek çok kez çektiğimiz bazı hususları tekrarlamış olalım.

     

     

    ***

    Şehrin kalkınmasını çerçeveleyen‘Kış ekonomisi’ diye bir kavram geliştirdiğimizi okuyucularımız bilirler.

    Bir müddet önce  ‘şehrin yeni bir kalkınma paradigmasına’ ihtiyacı var diye yazdığımda ‘Bu da nereden çıktı, paradigmayı bırak paradan haber ver’ diye latifeli bir yorumla muhatap olmuştum.

    Evet, şehrin yeni bir kalkınma paradigmasına ihtiyaç var.

     

     

    20. yüzyılın, belli yatırım ve sanayi tesislerini belli bölgelere hapseden kalkınma anlayışı çoktan değişti.

    Artık, özellikle ‘yükte hafif, pahada ağır’  ‘bilgi çağı sanayisi’ bize uzaktan göz kırpıyor. ‘Ben Erzurum için çok uygunum diyor. Kıştan, kardan, coğrafi uzaklıktan hiç ürkmem, rahatsız olmam, bu güzel şehir için biçilmiş kaftanım’ diyor…

    Bu köşede birkaç kere ifadeye çalıştım, ENER olarak projelendirdiğimiz üç önemli meseleyi.

     

     

    ***

    Birisi, Erzurum’a Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi Kurulmasına ilişkin önerimizdi. Hükümetin güzel bir uygulamasıydı, birçok şehre kurulmuş, hizmete geçmişti. Bugün değerli milletvekillerimizin, Sayın Başbakana dilekçe vererek ‘depolardaki etleri fakire verelim, EBK kesim yapsın’ diye haklı olarak çırpındıkları bir kadim meselenin ana çözümü bu değil midir? But but etleri, işleyip raf ürünü haline getirmeden, büyük market zincirlerinin itibar ettiği markalara dönüştürmeden, şehrin hayvancılıktaki iflasına nasıl çare bulabiliriz ki?

    Öyleyse, sanayileşme dersek, hareket noktamız yüksek teknolojiye dayalı gıda sanayii olmalı, hayvancılıkla ilişkili sanayi olmalı…

     

     

    ***

    Bir diğer önemli önerimiz şu idi;

    Erzurum Beyin Gücü Sektörlerine yatırım yapmalıydı. Doğu Anadolu adeta yeni bir Silikon Vadisi olmalıydı, Hindistan’da en ücra bölgelerin olduğu gibi.

     

     

    ***

    Daha geçen günkü açıklamamızda, Sağlık Bakanlığınca hayata geçirileceği açıklanan ‘Sağlık Organize Sanayi Bölgeleri’nden birisinin Erzurum’a kurulmasını önerdik.

    Bu köşede yazdık. ENER, önerisi olarak kamuoyuna duyurduk. Erzurum Vakfı, öneriyi desteklediğini açıkladı.

    Açıklamadan sonra bir önemli metni inceleme fırsatı buldum. Hayıflandım. Keşke açıklamadan önce bu önemli, kapsamlı çalışmayı görmüş olsaydım da, bazı bölümlerini sizinle paylaşabilseydim.

     

     

    ***

    KUDEKA’nın ‘TIBBİ CİHAZ SEKTÖRÜ’ başlıklı raporundan söz ediyorum.

    Bu güzel çalışmanın sahiplerini ve kurumu kutluyorum. Okuyucularıma bu kapsamlı, yararlı çalışmayı incelemelerini öneriyorum.

    Bu güzel raporun son bölümünü dikkatinize sunuyorum:

     

     

    Sağlık Bakanlığımızın Sağlık Kentleri, Ar-Ge Merkezleri, NanoTeknoloji, biyo teknoloji gibi tıbbi teknolojilere yönelik “yap,kirala,devret” projelerini 16 ilde desteklemektedir. Yeni teknolojileri destekleyen AB Komisyonu; nanoteknoloji ile moleküler düzeyde teşhis ve görüntüleme sistemlerinin geliştirilmesine yönelik büyük ölçekli fonları hareketlendirmiş bulunmaktadır.

     

     

    Yerli sanayimizin bu fonlardan yararlanması veya yararlandırılmasına katkı sağlanmasında sayısız yararlar vardır. Bu kapsamda üreticilerimizin; mühendislerine nanoteknoloji eğitimlerini aldırmaları ve nanoteknoloji, biyoteknoloji ve mikroelektronik laboratuarlarını kurmaları gerekmektedir.

    ***

    Şimdi,

    Bakanlık sözü geçen uygulamaların merkezi haline gelecek ‘Yeni Bölgeler’ kuracağına göre…

    Yeni Kalkınma Paradigmasında, iklimin, bölgenin, coğrafyanın belirleyici olmadığına göre…

    Erzurum bilimsel, ulaşımsal olarak gerekli altyapıya sahip olduğuna göre…

    Ve bizim gözümüzde ’21. Asrın İpekyolu Merkezi’ olduğuna göre…

    Neden bu bölgelerden birisi bizim olmasın?

    Dedik ya… Yükte hafif, pahada ağır sanayi…