Etiket: Mahkemeden

  • Ankapark ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 5 mahkemeden onay çıktı

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine (TMMOB) bağlı 5 oda, yapımı devam eden Ankarpark ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin de aralarında bulunduğu,Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) imar ve ulaşım planlarının iptali amacıyla açtığı davaların 5’ini daha kaybetti.

    Mimarlar Odasının başını çektiği bazı odalar tarafından Ankapark ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni de kapsayan AOÇ sınırları içindeki çalışmalara izin veren Bakanlar Kurulu kararlarının iptali amacıyla idare mahkemelerinde ve Danıştay 6. Dairesinde birçok dava açılmıştı. Gerek imar planlarının, gerekse Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı (KDGPA) ilanına ilişkin kararların iptaline yönelik açılan davalardan 5’i TMMOB aleyhinde sonuçlandı. Ankarapark’taki çalışmaların iptali için de mahkemeye giden ve bir kez daha eli boş dönen odalar, sadece Ankapark ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bulunduğu AOÇ’deki plan iptalleri için açtığı davalardan 4’ünü 2016 yılında, 1’ini de 2015’de kaybetmiş oldu.

    “Yasal Amaçları Hariç, Her İşi Yapıyorlar”

    TMMOB ve bağlı odaları (Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Peyzaj Mimarlar Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve Çevre Mühendisleri Odası) ile Ankara Barosu tarafından açılan davalardan 5’i, Danıştay 6. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından bu yıl içinde ya reddedildi ya da mahkemece verilen karar bozuldu.

    Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, verilen kararları Ankara’nın daha güzel bir kent olması adına son derece “mutluluk verici” olarak nitelendirerek, “Mimarlar Odası, bugüne kadar Ankara’da her hayırlı işi engellemek için oluşturulmuş bir yapıya sahiptir. İşleri güçleri ideolojik beyanat vermektir. Yasada meslek dayanışması için kurulan oda, yasada yazılan amaç hariç her işi yapmaktadır” diye konuştu.

    “Mahkeme kararları boşa koştuklarının ispatı”

    Gökçek, Ankaralıların 22 yıldır oylarıyla destek verdiği, dünyanın örnek aldığı çalışmaların sadece Mimarlar Odası ve arkasına takılan birkaç oda tarafından engellenmeye çalışılmasının ideolojik saplantıdan başka bir şey olmadığını ifade ederek, şunları kaydetti:

    “Ankara için değil de ideolojik olarak bunu yaptıkları bir kez daha kanıtlandı. Mahkemelerden çıkan kararlar, Mimarlar Odası başta olmak üzere arkasına takılan diğer odaların AOÇ hakkında boşa konuştuklarını ispatlamıştır. Mahkemeler bunlara iyi bir ders verdi. Ama bunların aldıkları derslerle uslanacaklarını da sanmıyorum.”

    Gökçek’in de sık sık eleştirerek, açılan ve hukuka uygun olmayan davalarla çalışmaları büyük oranda aksattığını belirttiği odaların kaybettiği söz konusu davalar şunlar:

    “TMMOB ve bağlı 4 oda ile Ankara Barosu tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Ankara Büyükşehir Belediyesi aleyhine Ankara 5. İdare Mahkemesi tarafından AOÇ alanlarındaki nazım imar planları ve ulaşım şemasının iptaline karar verildi. Danıştay 6. Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda Ankara 5. İdare Mahkemesinin bu iptal kararı, 2 Mart 2016 tarihli kararıyla bozuldu. Böylece daha önce Ankapark ve AOÇ ile ilgili olarak 2010 yılında yapılan imar planı tekrar geçerli hale geldi. MİTAŞ Enerji ve Madeni İnşaat İŞL. A.Ş. tarafından yapılan başvuruya istinaden, yine aynı yerdeki imar planları Ankara 5. İdare Mahkemesince verilen 10 Şubat 2014 tarihli kararla iptal edildi. Bu karar da Danıştay 6. Dairesinin 2 Mart 2016 tarihli kararıyla oy birliğiyle bozuldu. TMMOB Orman Mühendisleri Odası tarafından Başbakanlık ve Ankara Büyükşehir Belediyesi aleyhine, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bulunduğu, önceki adıyla “TC Başbakanlık Gazi Yerleşkesi” (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali amacıyla Danıştayda dava açıldı. Dava sonunda Danıştay 6. Dairesi, 11 Kasım 2015 tarihli kararıyla dava konusu Bakanlar Kurulu kararının şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı yönlerinden hukuka aykırı bulunmadığı gerekçesiyle oybirliğiyle davanın reddine hükmetti. Davacı TMMOB Orman Mühendisleri Odası tarafından Danıştay 6. Dairesinin verdiği ret kararının temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da 11 Ekim 2016 tarihli kararıyla davanın reddine ilişkin Danıştay 6. Dairesinin kararını onadı. TMMOB’a bağlı 5 oda tarafından Başbakanlık ve Büyükşehir Belediyesi aleyhine yine AOÇ alanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali amacıyla dava açıldı. Danıştayda açılan bu dava da diğerleri gibi Danıştay 6. Dairesince 11 Kasım 2015 tarihli kararla reddedildi. Davacı odalar tarafından bu ret kararının temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da 11 Ekim 2016 tarihli kararıyla davanın reddini onadı. Aynı odalar, Büyükşehir Belediyesi Meclisinin AOÇ ile ilgili kararının iptali amacıyla yine dava açtı. Davaya TC Başbakanlık da müdahil olarak katıldı ve dava sonunda Danıştay 6. Dairesince dava konusu sınır teklifinin onayına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 11 Kasım 2015 tarihli kararla davanın reddine hükmedildi. Davacı 5 odanın bu ret kararını temyiz etmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 11 Ekim 2016 tarihli kararıyla bir kez daha Danıştayın verdiği ret kararını onadı.”

    Büyükşehir Belediyesi Hukuk Müşaviri Veysel Kazan, söz konusu davalara ilişkin yaptığı açıklamada, “Alınan bu kararlarla AOÇ Gazi Yerleşkesi’nde Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı ilanının hukuka ve mevzuata uygun olduğu, hem Danıştay tarafından hem de Danıştayın idari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından tescil edilmiştir” dedi.

  • (Özel Haber) Kabin amirinin Japonya’daki ölümüne mahkemeden ’iş kazası’ kararı

    Türk Hava Yolları (THY) kabin amirinin Japonya’da otel odasında hayatını kaybetmesiyle ilgili mahkeme “iş kazası” kararı verdi. 3 yıl boyunca süren hukuk mücadelesinde, Adli Tıp Kurumu, kabin amirinin ölümünü, iş stresine bağlı beyin kanaması olarak değerlendirdi.

    Türk Hava Yolları’nda kabin amiri olarak çalışan Zeynep Sema Müstecaplıoğlu 9 Mart 2013 tarihinde İstanbul- Osaka seferinin ardından konakladığı otelde, beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybetmişti. Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK) müfettişleri yaptığı incelemenin sonucunda, vefat nedeni ile yaptığı iş arasında bir illiyet bağı kurulamadığı gerekçesi ile Müstecaplıoğlu’nun ölümünü iş kazası olarak değerlendirmedi.

    Aile ölümün iş kazası olarak tespiti için dava açtı

    Ölümün iş kazası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten aile, Müstecaplıoğlu’nun vefatının iş kazası olduğunun tespiti talebi ile SGK ve THY aleyhine Bakırköy 18. İş Mahkemesine dava açtı. Ailenin avukatı Hasan Erdem tarafından mahkeme dosyasına sunulan dilekçelerde, önceden THY’de çalışma sonrası 48 saat ara dinlenmesi verilmekteyken, uzun uçuşlar sonrası ara dinlenme sürelerinin 24 saate kadar düşürüldüğüne değinildi.

    “Dinlenme süresinin azalması vefatı kaçınılmaz kıldı”

    Dinlenme sürelerinin uçağın piste teker konması ile başladığı vurgulanan dilekçelerde, yolcuların uçaktan tahliyesi, uçaktan iniş, otele gidiş ve bunlara ek olarak her seferden 2-3 saat öncesinde hazır bulunmak gibi süreçlerin çıkartılması ile personele 13-14 saatlik bir dinlenme süresi kaldığı, 24 saatten daha az dinlenmelere, uçuşların yüksek irtifada gerçekleşiyor olması ve kabin içi basıncındaki değişiklikler de eklenmesiyle, Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun rahatsızlanması üzerine vefatının gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğuna değinildi.

    SGK ve THY davanın reddini istedi

    Davaya dilekçe sunan SGK avukatı, iş kazasının tarifinin kanunda açık olduğunu ifade ederek dava konusu kabin amirinin ölümü ile yaptığı iş arasında illiyet bağı bulunmadığını, bu nedenle davanın reddedilmesini istedi.

    Yine davaya dilekçe sunan THY avukatı ise Müstecaplıoğlu’nun iş kazası sonucu hayatını yitirmediği, alınması gereken önlemlerin alındığını ve ölümde THY’nin bir sorumluluğu bulunmadığını aktararak davanın reddedilmesini istedi.

    Stres gibi faktörlerin beyin kanamasında kolaylaştırıcı etkisi

    İki tarafın dilekçelerinin ardından mahkeme, Müstecaplıoğlu’nun ölümüne ilişkin Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınmasına karar verdi. Adli Tıp Kurumunca dava dosyasına ulaşan 29 Temmuz 2015 tarihli raporda “Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun kabin görevlisi olması nedeniyle uzun süreli sık seyahat ettiği, stres gibi faktörlerin beyin kanamasında kolaylaştırıcı etkisinin olabileceği” ifade edildi.

    Bilirkişi raporu: “İş kazası olarak kabulü gerekir”

    Yine dava sürecinde alınan 28 Nisan 2016 tarihli bilirkişi raporuna göre ise “Sigortalının işveren tarafından görevle iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi halinde, asıl işini yapmaksızın geçen zaman birimi içinde uğradığı tüm kazaların, iş kazası olarak kabulünün gerekeceği” belirtildi.

    Mahkeme ‘iş kazası’ dedi

    Kararını açıklayan mahkeme, Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun iş verenin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ederken beyin kanaması geçirerek vefat ettiğini belirtti. Kararında 5510 sayılı yasanın 13-c maddesi hükmüne göre “sigortalının iş veren tarafından görevle iş yeri dışında başka bir yere gönderilmesi halinde asli işini yapmaksızın geçen zaman diliminde uğradığı tüm kazalar iş kazası olarak kabul edilecektir” hükmünü hatırlatan mahkeme, Zeynep Sema Müstecaplıoğlu’nun istirahat için konakladığı otelde beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmesinin iş kazası olarak kabulüne karar verdi.

  • Cinayet Zanlılarına Mahkemeden Tahrik İndirimi

    Kastamonu’da iki aile arasında çıkan silahlı kavgada 2 kişinin öldüğü ve 4 kişinin yaralandığı olayda mahkeme heyeti, cinayet zanlılarının cezası suçun tahrik altında işlendiği gerekçesiyle indirildi.

    Olay, 16 Kasım 2014 tarihinde Taşköprü Cumhuriyet Meydanı’nda yaşanmış, aralarında daha önceden husumet bulunan iki aile arasında çıkan tartışma silahlı kavgaya dönüşmüştü. Tabancaların kullanıldığı kavgada Sinan Kaya ve Mesut Gümüş, vücuduna isabet eden mermilerle hayatını kaybetmiş, Kenan Kaya ve Yusuf Gümüş ile olay yerinden geçen İbrahim A. ve Şükrü Ö. ise yaralanmıştı.

    Yaşanan olay sonrası gözaltına alınan sanıklar Yusuf Gümüş, Kenan Kaya ve Yılmaz Kaya, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Son kez hakim karşısına çıkan tutuklu sanıklar Yusuf Gümüş, Kenan Kaya ve Yılmaz Kaya, duruşmaya video konferans sistemiyle katıldı. Sanıkları dinleyen mahkeme heyeti, Sinan Kaya’yı öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılan Yusuf Gümüş’ün cezasını mahkemedeki iyi halinden dolayı 25 yıl hapis cezasına çevirdi. Ayrıca Yusuf Gümüş, silahla adam yaralama suçundan 15 ay 47 gün ve ruhsatsız tabanca taşımaktan da 1 yıl 3 ay hapis cezası ile bin TL para cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, toplamda Yusuf Gümüş’e 27 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası verdi.

    Diğer tutuklu sanık Kenan Kaya ise, Mesut Gümüş’ü öldürmekten ilk olarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ardından mahkeme heyeti, cezayı tahrik altında işlediği gerekçesiyle 18 yıla, mahkemedeki iyi halinden dolayı da 15 yıla indirdi. Ayrıca Kenan Kaya, Yusuf Gümüş’ü öldürmeye teşebbüs suçundan ilk olarak 12 yıl hapis cezasına çarptırılırken, mahkemedeki iyi halinden dolayı cezayı 10 yıla düşürdü. Son olarak Kenan Kaya, ruhsatsız tabanca taşımaktan 1 yıl 3 ay hapis cezası ile bin TL para cezası alarak toplamda 26 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    CİNAYET ZANLISINA AĞIR TAHRİK İNDİRİMİ

    Diğer tutuklu sanık Yılmaz Kaya da, Yusuf Gümüş’ü öldürmeye teşebbüs suçundan ilk olarak 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Suçu tahrik altında işlediği gerekçesiyle cezası 2 yıl 3 ay hapis cezasına düşürülen Yılmaz Kaya, son olarak mahkemedeki iyi halinden dolayı 1 yıl 10 ay 15 güne indirildi. Ayrıca Mesut Gümüş’ü öldürmekten müebbet hapis cezasına çarptırılan Yılmaz Kaya, suçu ağır tahrik altında işlediği gerekçesiyle 18 yıla, mahkemedeki iyi halinden dolayı da hapis cezasını 15 yıla indirdi. Yılmaz Kaya, ruhsatsız tabanca taşımaktan da 1 yıl 3 ay hapis cezası ile bin TL para cezasına çarptırıldı. Yılmaz Kaya, toplamda 18 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı.

  • Anneye Mahkemeden Evlat Şoku

    Adana’da, resmi nikahsız yaşayan çift, töre baskısıyla Sevgi Evlerine verdirilip daha sonra koruyucu aileye teslim edildiği iddia edilen erkek bebeklerini almak için dava açtı. Mahkeme, “çiftin nikahsız olmaları’ nedeniyle çocuğu aileye vermedi.

    Yüreğir ilçesinde evli olan 25 yaşındaki Ö.Ş. ile resmi nikahsız yaşayan 25 yaşındaki F.D. isimli kadın, 2014’de dünyaya bir erkek bebek getirdi. F.D, bebeğini ailesinin zorlamasıyla Antalya Sevgi Evlerine verdi. F.D. ve eşi Ö.Ş, erkek bebeklerini alabilmek için geçen yıl Antalya 5. Aile Mahkemesine ‘Çocuk hakkındaki koruma tedbirinin kaldırılması ve öz annesine teslimi’ davası açtı. Yaklaşık 8 ay süren dava kısa süre önce sonuçlandı. Mahkeme hakimi, öz bebeklerini almak isteyen anne ve babanın açtığı davayı reddederek M. isimli bebeği öz annesi ve babasına vermedi. Kararın gerekçesinde, “Tüm delillerin birlikte değerlendirilmesinde davacının halen evli olmadığı, diğer davacı ile birlikte de olsa küçüğe gereği gibi bakıp gözeteceği yönünde mahkememizde hiçbir kanaat oluşmamıştır. Çocuğun yüksek menfaatleri gereğince ve yasal düzenlemeler karşısında davacı F.’nin rızanın geri alınmasına çocuğun kendisine teslimine yönelik davasının reddine karar verilmiştir” denildi.

    Ö.Ş. yönünden de davada taraf sıfatı bulunmadığından davasının reddine karar verildi.

    Şimdi 1.5 yaşını geçen oğlunu sadece ailesinin baskısı sonucu yurda verirken bir kez gördüğünü belirten anne F.D, avukatı aracılığıyla kararı temyiz ettirdi. Bebeğini alabilmek için hukuk mücadelesine devam edeceğini belirten F.D, bebeğinin elinden aldığını belirterek şunları söyledi:

    “Adana’da 2010 yılında serada çalışırken benim gibi tarım işçisi olan Ö.Ş. ile tanıştık. Birbirimizi sevdik. Ailem durumu öğrenince 2013’te Antalya’ya taşındı, beni de zorla götürdü. Kaçıp 2014’de Ö.Ş’nin yanına geldim. 7 ay birlikte nikahsız yaşadık. Eşim berdel evliliği yaptığı için aile baskısı yüzünden boşanamıyor. Ablam beni arayarak, Antalya’ya dönmemi aksi taktirde birlikte yaşadığım Ö.Ş’nin ‘töre’ gereği öldürüleceğini söyledi. Ö.Ş.’nin öldürülmek istenmesine dayanamayıp, baskı ve tehditle tekrar Antalya’ya dönmek zorunda kaldım. Babam R.D. ve ağabeyim H.İ.D, eşim Ö.Ş. ile iletişimimi engellemek için telefonuma el koyup sim kartını kırdı. O sıra 2.5 aylık hamileydim. Bebeği aldırmam için ailem ısrar etti. Karnımdaki bebeğimi korumak için 155 İmdat Polisi arayarak yardım istedim. Çocuğum için her türlü baskı ve şiddete direndim.” 2 Ağustos 2014’te Antalya Atatürk Devlet Hastanesinde bir erkek bebek dünyaya getirdiğini anlatan genç kadın, “Ancak, ailem beni bir odaya kapatıp bebeğimi görmeme, emzirmeme izin vermedi. Babam, hastane kayıtlarıyla nüfus müdürlüğüne gidip bebeğime ismini M. yazdırıp nüfus cüzdanı aldı. Bana da, ‘Ya bebeğin açlıktan ölür ya da yurda bırakırsın’ dedi. Bebeğimin öldürülmesinden korkup, 4 Ağustos 2014’te, ‘Tecavüz sonucu doğurdum, bakamıyorum’ diyerek yavrumu Antalya Çocuk Esirgeme Kurumuna bıraktım. Yaşadıklarımdan dolayı bunalıma girip canıma bile kıymak istedim. Polisi arayıp koruma istedim. Koruma altındayken Adana’ya gidip tekrar eşimle yaşamaya başladım. Şu anda eşimle mutluyum, bir çocuğumuz daha oldu.”

    F.D, evli olan eşinin diğer eşinden berdel yüzünden boşanamadığını da belirterek şunları söyledi:

    “Yavrumu benden kopardılar. Doyasıya kucağıma alıp sevemedim. Öpüp koklayamadım. Şimdi başkalarının elinde. Ne olur yavrumu, oğlumu bana verin. Ben baskı ve tehdit sonucu yurda vermek zorunda bırakıldım. Hiçbir anne yavrusunu yurda vermez. Devlet büyüklerimize, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza yalvarıyorum, oğlumu tekrar bana verin. Yavrum olmadan yaşayamıyorum. Bana yardımcı olun.”

    Acılı annenin avukatı Ayşe Duygu Özgüven, kararı temyiz ettiklerini belirterek, “Mahkeme müvekkiller arasında resmi nikahın bulunmayışını gerekçe göstererek davayı reddetmiştir. Ancak çocuğun menfaati, resmi nikah üzerinden değil, ruhsal ve bedensel gelişiminin koşulları üzerinden değerlendirilebilir. Karar tarafımızdan temyiz edilmiş olup, Yargıtayca incelenecektir. Müvekkillerin 01.11.2015 tarihinde ortak bir kız çocukları daha dünyaya gelmiş olup, M.Ş’nin kız kardeşinden ayrılmasının çocukların menfaatine uygun olmadığı Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla da sabittir” dedi.

  • Mahkemeden Parkomat Kararı

    Samsun Büyükşehir Belediyesi aleyhinde açılan parkomatlarla ilgili dava, Samsun 2. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

    Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin sınırları içerisindeki yol üstü otopark alanları ile ilgili olarak 14.04.2015 tarih ve 166 sayılı karar ile Büyükşehir Belediye Meclisi’nde alınan “UKOME kararıyla belirlenen yollarda (cadde ve bulvarlarda) yol üstü otopark uygulaması, ayrıca imar planı değişikliğine gerek olmaksızın yapılabilir” plan notu eklenmesine ilişkin karara itiraz ederek dava açan Avukat Kemal Vehbi Gül’ün itirazı mahkemece reddedildi. Daha önce yine Kemal Vehbi Gül tarafından açılan davada 1. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermiş ancak Büyükşehir Belediyesi mahkeme kararında belirtilen eksikliği gidererek aldığı kararla itiraz nedenini ortadan kaldırmıştı. Alınan bu kararı da mahkemeye taşıyan Gül’ün bu girişimi de böylece 2. İdare Mahkemesi’nce reddedilmiş oldu.

    “PARK ÜCRETİ İŞLETME İZNİ VERİLEN KİŞİLERCE ALINABİLİR”

    Parkomat uygulaması ile ilgili para tahsilatı yapan kişilerin yetkilerinin bulunmadığı yönündeki itirazlara da açıklık getiren karar gerekçesinde, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun birinci fıkrasının f bendinde Büyükşehir Belediyelerinin meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermesinin belediyenin yetki ve sorumlulukları arasında olduğu kaydedilerek, “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 79. maddesinde, karayolu üzeri park yerindeki araçlar için park ücretinin, yetki ve sorumluluk alanına göre, park yerini tespite yetkili idarece veya bu idare tarafından izni verilen gerçek ve tüzel kişilerce alınabileceği, erişme kontrollü karayolları (otoyol-expres yol) hariç olmak üzere büyükşehirlerde yetkili idarelerin, büyükşehir belediyeleri olduğu kurala bağlanmıştır” denildi.

    “BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KARARI HUKUKA UYGUNDUR”

    Daha önce 1. İdare Mahkemesi tarafından alınan ve yönetmeliğin tamamen iptal edilmesi yönündeki kararın, 23/01/2015 tarih ve E:2013/1112, K:2015/42 sayılı Danıştay 8. Dairesi’nin E:2015/3515, K:2015/9956 sayılı kararı ile bozulduğunun belirtildiği kararda şu görüşlere yer verildi:

    “Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek hak ve yetkilerine sahip olan davalı idarenin sahip olduğu bu yetki kapsamında aldığı, 1/5000 ölçekli nazım imar planına ‘UKOME kararıyla belirlenen yollarda, (cadde ve bulvarlarda) yol üstü otopark uygulaması, ayrıca imar planı değişikliğine gerek olmaksızın yapılabilir’ plan notu eklenmesine ilişkin Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 14/04/2015 tarihli ve 166 sayılı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”