Etiket: Liderlere

  • AB Konseyi Başkanı Michel’den liderlere “Covid-19” çağrısı

    AB Konseyi Başkanı Michel’den liderlere “Covid-19” çağrısı

    AB Konseyi Başkanı Charles Michel, AB üye ülkelerin liderlerini yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınında vaka sayılarında devam eden artış üzerine gayrı resmi toplantıya çağırdı.

    Avrupa ülkelerinde yeni tip korona virüs (Covid-19) salgınında günlük vaka sayılarında art arda rekor kırılırken, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel’den önemli bir çağrı geldi. Michel sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, AB üye ülkelerin liderlerini Covid-19 gündemiyle olağanüstü toplantıya davet etti. Michel paylaşımında, “Liderleri 29 Ekim 2020’de Covid-19 ile ilgili olarak gayrı resmi bir video konferansa davet ediyorum. Covid-19 ile savaşmak için ortak çabamızı güçlendirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

  • Başbakan Yıldırım’dan Afrikalı liderlere FETÖ uyarısı

    Başbakan Binali Yıldırım, Afrika Ekonomik İş Forumu gala yemeğinde Afrikalı yetkililere FETÖ konusunda uyarıda bulunarak, “Örgütün kıtadaki varlığına son verilmesi istikametinde var olan desteğinizin devamını bekliyoruz. Emin olun ki bu küresel terör örgütü herkes için bir tehdittir. Asla bunları aranızda barındırmayın” dedi.

    Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye-Afrika Ekonomi İş Forumu gala yemeğine katıldı. Programda konuşan Başbakan Yıldırım, Afrika kıtasının öneminden bahsederek, “Afrika 54 ülke, 1 milyar aşkın nüfustan bahsediyoruz. Dünyada ekonomik kriz devam ederken yüzde 6’ya yakın büyüyen bir kıtadan bahsediyoruz. Dolayısıyla geleceği olan bir kıtadan bahsediyoruz. Türkiye-Afrika ilişkileri batı dünyasının veya gelişmiş ülkelerin Afrika ile olan ilişkilerinden farklı. Tek taraflı menfaat ilişkisin bizim geleneğimizde yoktur. Biz işbirliği yaptığımız, beraber çalıştığımız ülkelerle uzun vadeli bir yol arkadaşlığı yaparız. Beraber kazanırız, birlikte kaybederiz. Beraber seviniriz, beraber üzülürüz. Menfaat ve işbirliği bizim geleneğimizde yoktur. Bu bakış açısıyla son on yılda Türkiye Afrika ile her anlamda ilişkilerini geliştiriyor” diye konuştu.

    Türkiye-Afrika ilişkilerinin gelişmesindeki en önemli noktalardan birinin havacılık sektörü olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Bugün Afrika kıtasına sadece Kuzey Afrika’ya 4 noktaya uçulurken, bugün 31 Afrika ülkesine 50’den fazla uçuş gerçekleştiriyoruz. Eskiden Afrika’ya gitmek için Avrupa’ya giderdiniz, bir sonraki uçağı beklerdiniz. İki gününüz en az yollarda geçer, perişan vaziyette verimli bir çalışma yapamadan geri gelirdiniz. Bunu ortadan kaldırdık. Sadece Afrika değil dünyanın 283 noktasına erişimi olan küresel bir havayolu şirketimiz var. Türk Hava Yolları, Türkiye havacılıkta çok mesafe kat etti. Sadece yurtiçi değil yurtdışında. Sadece taşımacılıkta değil havaalanı yapımında da büyük mesafe kat ettik. Türkiye’de alternatif finansal yöntemlerle havaalanlarının yapılması, bugün dünyaca bilinen bir iş yapma şekli olarak güncelliğini koruyor. Birçok ülkede müteahhitlerimiz yap-işlet-devret modeli ile havalimanları yapıyorlar, işletiyorlar. Bu modellerle bütçe imkanlarının el vermediği durumlarda yatırım için kaynak üreterek bu eksikliği gideriyorlar” şeklinde konuştu.

    “6 milyar dolarlık ticaret hacmimiz, 18 milyar dolara çıkmış vaziyette”

    İki ülke arasında hava taşımacılığı ile başlayan ulaşım kolaylığının ticari ilişkilere de yansıdığını söyleyen Yıldırım, “Afrika ile ticaretimiz son yıllarda önemli ölçüde arttı. Bundan on yıl önce 6 milyar dolar bir toplam ticaretimiz varken, şu anda 18 milyar dolara yaklaşmış vaziyette. Bu yeterli mi? 1 milyar nüfus, 2.7 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklükten bahsediyoruz. Tabii ki bu gerçek potansiyeli yansıtmıyor. Türkiye ile Afrika arasındaki gerek ekonomik potansiyel, gerek yatırım imkanları bunun çok üstünde. Bu ve buna benzer toplantılar, bu potansiyelin ortaya çıkmasını ve daha da geliştirilmesini sağlıyor. Şu anda Türk müteahhitlerinin Afrika kıtasındaki doğrudan yatırım tutarları 6 milyar doları aşmış durumda. Yatırımlardaki bu artış ve üstlendiği iddialı projelerle takdir kazanan Türk müteahhitlik sektörünün öneminin altını çizmek isterim. Engin tecrübeleri ve kaliteli hizmetleri ile Afrikalı dostlarımıza, imkan tanındığı takdirde yatırımcılarımızın kıtanın ihtiyacı olan altyapı geliştirilmesine önemli katkı sağlayacağına hiçbir tereddüt yoktur. Afrika’da faaliyet gösteren firmaların büyük çoğunluğu orta ve küçük ölçekli işletmeler. Bu firmalar tecrübelerini araziden doğrudan muhatapları ile paylaşmakta ve bölgenin ekonomisinin, istihdamının gelişmesine katkı sağlamaktadır” ifadelerini kullandı.

    “Güvenliğin olmadığı yerde, sürdürülebilir kalkınma da mümkün değildir”

    Konuşmasında terörizm konusuna da değinen Yıldırım şunları söyledi:

    “Güvenliğin olmadığı yerde sürdürülebilir kalkınma da mümkün değildir. Terörizm ve sınır aşan suçlar uluslararası işbirliği ve dayanışmayı gerektiren önemli konulardan biridir. Türkiye olarak Afrikalı dostlarımıza her türlü desteği vermeye hazırız. 2016 Haziran ayına kadar Afrika ülkelerinden toplam 3 bin askeri personele eğitim sağladık. Türkiye polis akademisinden mezun olan bin 165 polis amiri, eğitimini tamamlayarak ülkelerine dönmüş ve görev almışlardır. Afrika Birliği’ne her yıl sağlanan maddi destek çerçevesinde Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisi’ne katkıda bulunuyoruz. Kıtadaki 9 birleşmiş milletler barışı koruma misyonundan 7’sine Türkiye olarak destek sağlıyoruz.”

    “Asla bunları aranızda barındırmayın”

    Başbakan Yıldırım, konuşmasının sonunda FETÖ ile ilgili Afrikalı yetkililere uyarılarda bulunarak, “15 Temmuz’da ülkemizde yaşadığımız alçak darbe girişimi hiçbir ülkenin terörden ari olmadığını göstermiştir. Biz gelmeden bu salonda o gece yaşananların özetini gördünüz. Belki Türkiye’ye gelmeden olaylara dışarıdan baktığınızda farklı düşünceleriniz olabilir ama darbeden sonra geçen süre içerisinde bütün ziyaretçilerimiz duydukları ile gördüklerini kıyaslayarak işin nasıl anlatıldığı değil, nasıl olduğu konusunda çok daha keskin kanaatlerle memleketlerine dönmüştür. Maalesef bu alçak terör örgütü Türkiye’nin huzuruna, güvenliğine zarar vermekle kalmamış, Türkiye’nin dışarıdaki imajına da zarar vermiştir. Bu terör örgütünün yaptıklarının sadece Türkiye ile sınırlı olduğunu düşünürseniz büyük yanılgı içinde olursunuz. 160 civarında faaliyeti olan bu küresel terör örgütü, ülkelerinizde gelecekte sizin için potansiyel bir tehdit olduğunu asla aklınızdan çıkarmamanız gerekir. Gereken tedbirleri vakitlice alıp, böyle bir belayla yüzleşmek zorunda kalmayın. Darbe girişim ardından siz değerli dostlarımızın desteğinden dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum. Girişimin bünyesinde bulunan eğitim, yardım dernekleri kılığı altında faaliyet gösteren birçok kuruluş, sizin ülkelerinizde de var. Örgütle bağlantılı iş adamları, örgütün illegal faaliyetlerine destek sağlamaktadır. Örgütün kıtadaki varlığına son verilmesi istikametinde var olan desteğinizin devamını bekliyoruz. Emin olun ki bu küresel terör örgütü herkes için bir tehdittir. Asla bunları aranızda barındırmayın” dedi.

  • Sinan Ergin: “Korkusuz ve zeki liderlere ihtiyacımız var”

    Live Consulting and Academy kurucu ortağı Sinan Ergin, şirketlerin devamlılığı için korkusuz ve zeki liderlere ihtiyaç olduğunu söyledi.

    Live Consulting and Academy kurucu ortağı Sinan Ergin, şirket devamlılığını sağlayacak liderlerin zeki ve korkusuz olması gerektiğini belirtti. Ergin, “Türkiye gibi her an dalgalı bir ekonomiye ve değişken iş dünyasına sahip bir ülkede, şirketlerimizin devamlılığı için sorumluluk seviyesi yüksek, endişelerden arınmış, bilgi ve tecrübesini kullanma yeteneği gelişmiş, firmasını sahiplenmiş, korkusuz ve zeki liderlere ihtiyacımız var” dedi.

    Kişiye üst görev verilirken liderlik özelliklerinin gelişmiş olmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Ergin, “Özellikle yöneticilik görevine gelmeden ve ya yöneticilikten direktörlüğe geçmeden önce kişi liderlik özelliklerini geliştirmediyse; alacağı yetkilerle beraber iş ve insan yönetiminde şirketimizi zora sokabilecek büyük yanlışlara neden olabilir.Bu doğrultuda Live Consulting & Academy olarak ’New Generation Leadership’ programını oluşturduk ve başarıyla devam ettiriyoruz.” şeklinde konuştu.

  • Meclis Başkanı Kahraman’dan Liderlere Mektup

    TBMM Başkanı İsmail Kahraman, yeni anayasa çalışmalarını yürütecek Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulması için parlamentoda grubu bulunan parti liderlerine mektup gönderecek.

    Meclis’te düzenlediği basın toplantısında yeni anayasa çalışmalarını yürütecek Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurulması için parlamentoda grubu bulunan partilerin liderlerine bir mektup göndererek, her partiden komisyon için üç üye isteyeceğini belirten Meclis Başkanı İsmail Kahraman, kurulacak komisyona kendisinin başkanlık yapacağını, komisyonun çalışma usul ve esaslarına komisyonun kendisinin karar vereceğini kaydetti. Bugünkü anayasanın toplumun ve devletin ihtiyaçlarına cevap vermediğinin ve yetersizliğinin ortak bir kanaat haline geldiğini kaydeden Kahraman, “Yeni bir anayasa yapılması hususunda genel bir mutabakat ve uzlaşma vardır. Yeni bir anayasa inşa etmeliyiz. Siyasi partilerimiz seçim beyannamelerinde bu ihtiyacı dile getirmiş, yeni bir anayasa düzenlemesine gideceklerini vaat etmişlerdir” dedi.

    24. Dönemde kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve çalışmalarından bahseden İsmail Kahraman, komisyonda görev yapanlara ve çalışmalara katkı sağlayanlara teşekkür etti. Kahraman, “Bu çalışmalardan azami ölçüde faydalanılacağı, kalınan noktadan devam edilerek zaman kaybının önleneceği tabidir” diye konuştu.

    Başbakan Davutoğlu’nun muhalefet partileri liderleri ile yaptığı görüşmelerde olumlu sonuçlar aldığını hatırlatan Kahraman, “Meclis’te grubu bulunan 4 parti genel başkanlarına birer mektup göndereceğim. Genel başkanlardan yeni bir uzlaşma komisyonu kurmamız, her partiden üç kişinin iştirak edeceği çalışmalar neticesinde bir metin ortaya koyabilmek için yardım ve desteklerini beklemekteyim. Yeni bir anayasanın ortaya çıkmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

    Önceki uzlaşma komisyonunda olduğu gibi kurulacak olan komisyonun çalışma esaslarını düzenleyen bir metni ortaya koyacaklarının altını çizen Kahraman, “Komisyonun başkanlığını ben yapacağım. Kısa zamanda bitmesini istiyoruz tabi ama çalışma takvimini komisyonumuz belirleyecek” açıklamasında bulundu.

    24. Dönemde kurulan uzlaşma komisyonunda önemli mesafeler alındığını belirten Kahraman, o dönemde yapılan çalışmalarda 172 maddenin ele alındığını, 60 maddede mutabık kalındığını söyledi. Kahraman, 24. Dönemde kurulan uzlaşma komisyonunda güzel bir neticenin ortaya çıktığını, bu dönemde kurulacak olan komisyonun çalışma esas ve usullerini, hangi yoldan gidileceğini, 60. maddeden mi devam edileceği yoksa baştan mı başlanacağına komisyonun karar vereceğini kaydetti. Uzlaşma komisyonunun nihai bir komisyon olmadığını da belirten Kahraman, ortaya çıkacak metnin yine Meclis Anayasa Komisyonu’nda ve Meclis Genel Kurulu’nda görüşüleceğinin altını çizdi. “Bu parlamento yeni bir anayasa yapamaz” şeklindeki eleştirilere de cevap veren Kahraman, “Bence yeni bir anayasa çıkar. Bir kere bu anayasanın uygun olmadığını, gelişmeye mani olduğu, hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu ifade ediliyor. 17 kere değişiklik yapılmış, 113 maddesi değişmiş. Yüzde 63’ü değişmiş yamalı bir bohça. Bütün partileri beyannamelerinde bu ihtiyacı ortaya koymuşlar. Bir konsensüs sağlanacağına yürekten inanıyorum. Ben Meclis’in milletin hakimiyetini temsil eden yeni bir anayasa yapacağına inanıyorum. Bu dönemin böyle bir şerefi taşıyacağına inanıyorum” dedi.

    Meclis İçtüzük çalışmaları için farklı bir komisyon kurulacağını ve o komisyon için de liderlere birer mektup göndereceğini kaydeden Kahraman, içtüzük çalışmalarını yapacak komisyon için partilerden birer üye isteyeceğini söyledi.

    Türkiye’de başkanlık sistemi mi, yoksa parlamenter sistem mi olması gerektiği konusunda kendisinin de bir görüşü olduğunun altını çizen Kahraman, “İstikrarlı bir Türkiye istiyoruz” diyerek, dünyada uygulanan üç ana sistem olduğunu, bunların başkanlık, yarı başkanlık ve parlamenter sistemler olduğunu belirtti. Kahraman, “Hepsinde esas olan kuvvetler ayrılığı. Kuvvetler ayrılığına dayalı bir sistem olması, bugünkü sistemin gözden geçirilerek toplumun da benimsediği bir yapı benim temennimdir. Benim ana özlemim, bugünkü sistem ile sıkıntılar çeken bir Türkiye’deyiz. Bu sistem elden geçirilmelidir” diye konuştu.

  • Siyasi Liderlere Depresyondaki Seçmeni Kucaklama Çağrısı

    Psikiyatrist Dr. Pervin Sevda Bıkmaz, 1 Kasım seçimlerinin ardından özellikle sosyal medyada çokça tartışılan ‘ülkeyi terk etme’ planlarına karşı siyasi liderlere sağduyu çağrısında bulundu. Bıkmaz’a göre; kanaat önderleri ve liderler halkı daha kucaklayıcı, birleştirici ve ayrılıklara tahammüllü olmayı becerebilirlerse benzer bir toplumsal antantı halk da başarabilir.

    1 Kasım sandığından çıkan sonuçlara göre tek başına iktidar olmaya hak kazanan AK Parti’nin aldığı oy oranı kendi seçmeni ve anket şirketleri de dahil olmak üzere her kesimde şaşkınlığa yol açtı. Bu sonucun ardından AK Parti seçmeni, ‘yeniden’ eski günlerine döndükleri söylemiyle zafer turları atarken tercihini diğer partilerden yana kullanan vatandaşların bir bölümü ise ülkeyi terk etme planlarından söz ediyor. Toplum olarak üst üste iki seçim yaşamanın gergin atmosferini geride bırakmak için özellikle siyasi parti liderlerine, kanaat önderlerine büyük görev düştüğünün altını çizen Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Pervin Sevda Bıkmaz, birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Topluma yön verenlerin ayrıştırıcı olmaktan çok bütünleştirici bir tutum sergilemesi gerektiğini beliren Bıkmaz, seçimlerinin ardından özellikle sosyal medyada yurtdışına çıkma kararı alacaklarını belirten çeşitli isimlerin de daha istençli ve tahammüllü olmaları gerektiğini söyledi.

    LİDERLER BAŞARIRSA HALK DA BAŞARIR

    Toplumsal bütünleşmeyi sağlayabilmek ve çökkünlük hissiyle başa çıkabilmek için ötekileştirme davranışından uzaklaşmak gerektiğini belirten Bıkmaz, “Ekran önündeki kanaat önderleri ve liderler halkı daha kucaklayıcı, birleştirici ve ayrılıklara tahammüllü olmayı becerebilirlerse benzer bir toplumsal antantı halk da başarabilir. Önyargılarla, kalıp yargılarla ve ötekileştirmeyle insanları bir takım yerlere oturtmak ayrıştırmayı kolaylaştırıyor. Vatandaşlar, seslerini ifade edebildikleri, ötekileştirilmedikleri, damgalanmadıkları ve fikirlerinin -en azından- tartışıldığı güvenli bir ortamın kendilerine sunulması talep ediyorlar” dedi.

    “KAYBETMEYİ GÖZE ALABİLMELİYİZ”

    Seçim sonuçlarını istedikleri gibi bulmayan kesimin seslerini duyuramadığı, ötekileştirildikleri ve ayrıştırıldıkları fikirlerinin ‘çökkünlük ve yenilmişlik’ duygusunu yaşamalarında etkili olduğunu söyleyen Bıkmaz, “Bu seçmenler, gelecekle ilgili beklentilerini şekillendiremediğini ve kendini etkin bir biçimde ifade edemediğini düşündüğü bir yerde yeni bir gelecek planlayamıyor olabilir. ’Bir yerlere’ gitme arzularını dile getiren bu insanların ne kadarının bunu yapacakları tartışmalı bir konu. Farklı katmanlara ayrılma ve ayrıştırılma insanların bir takım sıfatlarla eşleştirilmesine neden oluyor. Ait olduğu ve yakın bulduğu o şey her neyse kendi kimliğini de onun bir parçası olarak görebiliyor. Böylece o ve onun ait olduğu katman her neyse; o iyi ve diğerleri kötü olabiliyor. Oysa toplumun diğer kesimlerinin de ‘neyi, nasıl’ yaşadığına tahammül edebilmeyi, diğerlerini de dinlemeyi öğrenmeliyiz. Eğer bu bir kaybetmekse de bazen kaybetmeyi göze alabilmeliyiz” diye konuştu.

    DEPRESYON NEDİR?

    Seçim sonuçlarından sonra ‘depresyon’ yaşadığını iddia eden seçmenlere de dikkat çeken Bıkmaz, öncelikle bütünlüklü bir depresyon tanımı yaptı. Depresyonun toplumsal olarak da üzerinde düşünülmesi gereken bir durum olduğunu dile getiren Bıkmaz durumun özellikle biyolojik ve sosyal açıdan değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Depresyonun kelime anlamının ‘çökkünlük’ olduğunu belirten Bıkmaz, “Depresyonun oluşumunda biyolojik, çevresel ve sosyal faktörler oldukça etkili. Fransız sosyolog Durkheim, anomi kavramıyla sosyal normların insanları birbirine bağlayan boyutlarının etkisiz hale gelmesi ile toplumu saran bir buhran, toplumsal bir moral çökkünlüğü ve depresyonun oluşmasını ifade eder. İnsanları bazı kalıplara göre kategorize edip ayırmak ve sonrasında bu kategoriler üzerinden önyargılar oluşturmak, katmanların arasındaki bağları zedeler. Bu ayrışma toplumsal uyumu bozar ve çökkünlüğe neden olur ve toplumun bütününe zarar verir. Tıpkı bireysel depresyonda olduğu gibi toplumsal depresyonda da toplumu saran umutsuzluk, karamsarlık, çaresizlik duygusu baş gösterirken; ayrıca etik değerlerin bozulması, toplumsal unutkanlık, sigara, alkol, uyuşturucu kullanım oranlarının artması, adalete ilişkin güvensizlikler, ailelerin parçalanması, her türlü şiddetin ve özellikle kadına yönelik şiddetin artması, silahlanmanın, hırsızlık, cinayet ve trafik suçlarının artması gibi kriterlerle ortaya konabilir” dedi.

    DEPRESYONDAKİ SEÇMEN NE YAPMALI?

    Sandıktan çıkan sonuçların ardından belli bir kesimin hüsran yaşadığını hatırlatan Sevda Bıkmaz, “İnsanlar bir hüzün yaşadılar fakat bu kırgınlık, kırılmışlık onarılacak ve herkes kaldığı yerden devam edecek. Bu hüznü yaşayanlar yüzeysel bir takım avunma araçları ve paylaşımlar yerine gerçekten hoşlandıkları hedeflerine ve üretime yönelik etkinliklerle, tarih, psikoloji ve sosyoloji okumalarıyla düşük olan enerjilerini arttırabilirler. Araştırarak, güçlü sivil toplum kuruluşları oluşumuna destek vererek, ruhlarını ve zihinlerini besleyecek etkinlikler tercih ederek, sorunlarını ve fikirlerini tartışarak, diyalog zemininde ısrarcı olarak, toplumu oluşturan bütün katmanların yer aldığı, her kesimin bir diğeri kadar hak, hürriyet ve fırsata sahip olduğu bir mutabakata sahip çıkarak bu duyguyla baş edebilirler. Önyargılar içselleştirilmemeli. Böyle olduğunda kimse doğup büyüdüğü toprakları terk etmek istemez. Sonuçta hepimiz bu tarihi dokunun birer parçasıyız ve -ona ya da buna oy versin- bu tarihin içinde herkese yer var. Yeter ki birbirimizi dinleyebilelim ve kendimizi ifade edebilelim” şeklinde konuştu.