Etiket: Kuru

  • Kuru Meyve İhracatı Yüzde 44,5 Artış Gösterdi

    Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Abdulkadir Çıkmaz başkanlığında GAİB hizmet binasında toplanarak, gündemi değerlendirme toplantısı yaptı. Yıla sektörün çok iyi başladığını ifade eden Çıkmaz, bir önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 44,5’lik bir artışla Ocak 2016’da 13 milyon 877 bin dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini ifade etti.

    Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Abdulkadir Çıkmaz, 2015 yılında Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin bin önceki yılına göre yüzde 12,7’lik bir artışla 218 milyon 897 bin dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini de sözlerine ekleyerek, 2016 yılının verilerine bakıldığında sektörün çok daha iyi bir başlangıç yaptığını söyledi. Çıkmaz yaptığı genel değerlendirmede, “Sektörümüzle ilgili yoğun bir tanıtım çalışması yürütüyoruz. Hedef pazarlarda ilerlerken mevcut pazarlarımızdaki gücümüzü de arttırıyoruz. 2015 yılı verilerine bakıldığında sektörümüzden bir önceki yıla oranla yüzde 12,7’lik bir artışla 218 milyon 897 bin dolarlık bir ihracat gerçekleştirdik. 2016 Ocak ayında ise bir önceki yılın aynı dönemine oranla 26 Ocak tarihine kadar ihracattaki artışımız yüzde 44,5’lik bir artışla 13 milyon 877 bin dolar oldu. 01-26 Ocak 2016 tarihleri arasında en çok ihracatı gerçekleşen ürünler arasında Antep fıstığı ilk sırada yer alırken çam fıstığı, kuru kaysı, çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir, kaysı ve zerdali gibi ürünlerimiz ilk sıralardaki yerini aldı” şeklinde konuştu.

    “OCAK AYINDA 77 ÜLKEYE KURU MEYVE İHRACATI YAPILDI”

    Abdulkadir Çıkmaz yaptığı değerlendirmede, 2015’da toplam 77 ülkeye kuru meyve ihracatı gerçekleştirildiğini de ifade ederek, “2015 yılı verilerine göre 77 ülkeye kuru meyve ihracatı gerçekleştirilmiştir. Ülke gurupları bazında bakıldığında Avrupa Birliği ülkeleri bir önceki yılın aynı döneme oranla 2015 yılında yüzde 17,6 oranında bir artışla 200 milyon 598 bin dolarlık ihracat söz konusudur. Yine aynı yıl Ortadoğu ülkeleri kuru meyve ihracatı yapılan ülke grupları arasında ikinci sırada yer almıştır. ABD üçüncü sırada yer alırken en fazla ihracat yapılan ülkeye bakıldığında İtalya birinci birinci sırada yer almış, ABD, Almanya, İran ve Fransa bunları takip eden ülkeler arasına girmiştir” ifadelerini kullandı.

    2016 yılıyla ilgili eylem planı üzerinde de değerlendirme yapan Abdulkadir Çıkmaz, hedeflerinin mevcut pazarlardaki payın arttırılması yanında hedef pazarlardaki arayışın sürdürülmesi olduğuna da dikkat çekerek, “2016 yılında durmak yok. Ülkemizin ortaya koyduğu 2023 vizyonunun gerçekleştirilmesi ve ürünlerimizin dünyanın her tarafına pazarlanabilmesi için tanıtım başta olmak üzere her türlü çalışmanın içerisinde yer alacağız” diye konuştu.

  • Kuru Ciltlere Sarı Koza İle Çözüm

    Ciltte görülen kurumanın cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri olduğu belirtildi.

    FEBS Biyoteknoloji Direktörü Dr. Şebnem Küçük, yağlı ciltlerin zamana karşı daha çok direnç gösterebildiğini, kuru ciltlerin ise daha çabuk kırışıp lekelenerek kişinin görünümünü daha yaşlı gösterdiğini kaydetti.

    YAŞLI GÖRÜNMEMEK İÇİN CİLDİNİZİ KORUYUN

    Dr. Küçük, bu önemli sorunu ortadan kaldırmak için insanların cilt bakımına özen göstermesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu: “Cilt bakımı ile ilgili günümüzde pek çok alternatif yöntem bulunmaktadır. Önemli olan bu yöntemlerden cildimiz için en doğrusunu seçmeyi bilmektir. Bu seçimi yaparken cilt bakımında kullanılan ürünlerin doğal olması kozmetik araştırmacıların önerdiği en temel hedeftir. Dünya genelinde bu konuda yapılan araştırmalarda ipek kozasının cilt bakımında son derece etkili ve doğal bir ürün olduğunu ortaya koymaktadır.”

    Dr. Şebnem Küçük, FEBS Biyoteknolojinin Japonya’da laboratuvarlarda özel yöntemle ürettirdiği ipek protein formunun, keratine karşı güçlü bir eğilim göstererek cilt yüzeyinde nemlendirici, yarı kapatıcı, koruyucu, kırışıklık önleyici bir ince film tabakası oluşturduğunu ifade etti.

    İPEK PROTEİNİ UZUN SÜRELİ ETKİSİYLE ÖNE ÇIKIYOR

    Dr. Küçük, bu formun ciltte ani ve uzun etkili, yumuşak, ipeksi bir his uyandırdığını söyledi.

    Cildin ömrünü uzatmak amacıyla Türkiye’de ilk defa kullanılan bir sarı koza yoğun nemlendirici bakım setini piyasaya sürdüklerini anlatan Dr. Küçük, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu sette yüzde yüz ipekten yapılmış ’Therasilk ipek proteinli göz altı pedi, Therasilk ipek proteinli yüz maskesi’ ve “Therasilk ipek proteinli boyun maskesi” bulunuyor. Göz altı derisi ince ve yağ açısından da fakirdir. Bu nedenle kurumaya daha çok maruz kalır. Eğer burada beyaz yağ butonları oluşmaya başladıysa, derinin ihtiyacı olandan çok fazla yağlı ürün kullanmaktasınız demektir.”

    Gözaltı Bölgesindeki Yağ Keseciklerine Dikkat

    FEBS Biyoteknoloji Direktörü Dr. Şebnem Küçük, yoğun nemlendirici maskelerin o bölgeye uygulandığında ya da cildin bünyedeki suyu tutamayıp nem kaybı olduğunda “mila” denilen yağ kesecikleri oluşturduğuna dikkat çekti.

    Dr.Küçük, ipek proteinin ise keratin yapıyı yağlandırmadan, nem kapasitesini yani cildin su tutma kapasitesini artırdığı için göz altında koruyucu bir tabaka oluşturduğunu ve istenmeyen oluşumları engellediğini bildirdi.

    Cildin su dengesinin bozulmasının ödeme neden olduğunu açıklayan Dr. Şebnem Küçük, bu durumun özellikle göz altında şişlik tarzında kendini gösterdiğini söyledi.

    Dr. Küçük, “İpek proteinleri cildin nem dengesini ayarladığı için, göz altındaki ödemi yani şişliği azaltıcı etki yapar. Düzenli kullanımda ise şişliği önleyici etki yapar. İpeğin bu özelliği kendisini göz altı ve çevresinde görülen koyu renkli görünümü azaltarak da gösterir” diye konuştu.

  • (Özel Haber) 3 Lira Ve 3 Kuru Ekmekle Başlayan Yolculuk

    Afganistan’ın Şyha köyünden 20 yıl önce annesinin kendisine verdiği 3 lira ve 3 kuru ekmekle Türkiye’ye doğru yola çıkan Afganistan’ın Hazara Türkleri’nden Muhammet Gül, bugün Trabzon’da 50 kişiye iş veren bir şirketin sahibi olarak istihdam sağlıyor.

    Afganistan’ın Aybek şehrinin Şyha köyünde doğduğunu belirten 39 yaşındaki Muhammet Gül, 20 yıl önce köyünden çıkıp baba ocağına 3 bin 500 kilometre uzaklıktaki Türkiye’ye gelişini, yolda yaşadığı zorlukları, üniversite ve iş hayatını anlattı.

    Filmlere konu olacak cinsten bir mücadele örneği sergileyen Gül, her şeyin köylerine Taliban güçlerinin saldırması ile başladığını söyledi. Taliban saldırıları nedeniyle büyük sıkıntılar yaşamaya başladıklarını ve 7 yaşındaki kız kardeşinin Taliban güçleri tarafından gözleri önünde kaçırılmasını hala unutamadığını ifade eden Gül, 5 çocuklu ailesinin fakir, geçim şartlarının çok zor olması ve Taliban saldırıları nedeniyle tek kurtuluşu köyünü terk etmekte bulduğunu belirtti.

    Gül “Afganistan halkı 90’lı yıllarda savaş ve ölümlerle mücadele ediyordu. 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti, Afganistan’da burslu bir sınav açmıştı. O sınava girerek kazandım. Bursu kazandıktan sonra eve geldim, babam yoktu çalışmaya gitmişti. Anneme, ’Ana ben Türkiye’ye, yurt dışına gideceğim, hakkını helal et’ diyerek helallik aldım. Fakirdik, anam bana şu anki 3 TL değerinde bir para ve 3 adet de kuru ekmeği bir beze sararak ’Oğlum benim varlığım budur, seni Allah’a emanet ediyorum’ diyerek beni yolcu etti. Köyümden böyle çıktım. Bazen otostop çekerek bazen yürüyerek bazen de özellikle yük taşıyan kamyonlara binerek Afganistan’dan Türkiye’ye geldim. Memleketimden Türkiye’ye gelene kadar bana güç veren hep o 3 TL’lik harçlığı saklayarak geldim. Türkiye’ye geldikten sonra 1 yıl Gaziantep’de kaldım. Burada dil merkezinde Türkçe öğrendim. Daha sonra burslu olmam nedeniyle KTÜ’ye geldim. 1997 yılından sonra KTÜ’de İnşaat Bölümü’nde okumaya başladım ve 4 yılda okulumu bitirdim” diye konuştu.

    Okuldan mezun olduktan sonra memleketi Afganistan’a dönme düşüncesinde olduğunu ancak şartların kendisini Trabzon’da kalmayı zorladığını ifade eden Gül, “Okulum bittiğinde Türkiye’de kalmayı hiç düşünmemiştim. Ancak nasip kısmet meselesi hanım ile 1999 yılında tanıştık. İşler öyle bir gelişti ki 2003 yılında evlendik ve evlendikten sonra da Türkiye’de kalma planlarımız yavaş yavan ağırlık kazanmaya başladı. Çünkü Afganistan’da Taliban’ın yükselişi savaşların daha da büyümesi yaşamanın daha da zor olacağını düşünerek bir müddet bu planımızdan vazgeçtik. Bu konuda sağ olsun eşim beni çok destekledi. Dolayısıyla Trabzon’da kalmayı kararlaştırdık. Türkiye’nin farklı yerlerinde şantiyelerde çalıştım. Afganistan’daki ailemi çok özlemiştim. Ya onları buraya getirecektim ya da ben oraya gidecektim. Beş kardeşiz. Bir tane kız kardeşim maalesef daha 7 yaşında iken Taliban tarafından kaçırıldı. Halen onların elinde tutuluyor. Diğer ailemin tamamını 2007’den itibaren Türkiye’ye getirebildim. Annem, babam 2 tane erkek kardeşim, 1 tane de kız kardeşim Trabzon’da Akçaabat’ta beraberiz. Afganistan’da akrabalarım var. Yerimiz yurdumuz orada. Ara ara oraya gidiyorum” diye konuştu.

    “TEKSUN’LA GELEN DEĞİŞİM”

    Okuldan sonra inşaat mühendisi olarak Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde çalıştığını ve 2007’den sonra şantiye hayatının artık kendisi için zor gelmeye başladığını ifade eden Gül “Artık tüm ailemi her akşam görmek istiyordum. Bunun için akşamları Trabzon’da, eve gidebileceğim bir işim olması gerektiğin düşündüm. Önce güneş enerjisi sektörüne girdim. Trabzon’da yeni bir sektördü ve ilk yıllarda güneşli gün sayısı az olan bir yöre için garip karşılandı. Ancak yılmadım bunun üzerine yoğunlaştım. 2010 yılında kurduğum şirketin ismini de koyarken çok düşündüm. Hem teknolojiyi hem de yöreyi çağrıştıracak bir isim olmasını istedim. Sonunda Teknoloji’nin ’Tek’i ile İngilizce güneş anlamına gelen ’Sun’ın birleşimi ile firmamızın ismini koyduk. Bu isim ayrıca bölgede ’bir tanesin, eşin benzerin yok’ anlamına da geliyordu. Çok hoşumuza gitti. Trabzon halkı bana bu konuda çok destek oldu. Halkımızın bize verdiği destek sayesinde firmamız lider konumuna geldi. Halkımız hem bizi hem de güneş enerjisini çok sevdi. Şu anda burada 10 kişi çalışıyor. Kış mevsiminde olduğumuz için şimdilik bu sayı az. Güneş enerjisi işlerimiz genelde yaz mevsiminde yoğunluk kazandığı için çalışan sayımız 40-50 kişiye kadar çıkıyor. İş yoğunluğumuz yaz aylarında oluyor. Güneş enerjisinin yanında beyaz eşya işine de girdik. Şu an iki dalda hem beyaz eşya dalında hem de güneş enerjisi dalında halkımıza hizmet vermeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BUGÜNLERE GELMEYİ HAYAL BİLE EDEMEZDİM”

    Bugünlere gelmeyi hiç hayal etmediğini anlatan Gül, “Hayatımda ticaretle alakalı bir düşüncem yoktu. Ben hep Afganistan’a dönüp bir şekilde halkıma nasıl hizmet edeceğimi düşündüm. 1999 yılında Trabzon’da Afganistan öğrenci birliğini kurduk. Bu öğrenci birliği ile beraber bir şeyler yapmaya gayret ettik. 2012 yılında da Afganistan Hazara Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurdum ve şu anda halen başkanlığını yürütmekteyim. Afganistan Hazara Kültür ve Dayanışma Derneği’ni olarak da elimizden geldiği kadarıyla da hem sığınmacı kardeşlerimize hem de burada öğrenci olarak gelen kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyorum. Aynı zamanda Türkiye ile Afganistan halkı arasındaki bir köprü gibi kültürel bağlamda elimizden geldiği kadarıyla da yardımcı olmaya gayret gösteriyoruz. Allahıma binlerce kez şükürler olsun memnunum, mutluyum” şeklinde konuştu.

    “HERKES BENİ ŞALPAZARLI ZANNEDİYOR”

    Bazı kişilerin sima olarak kendisini Trabzon’un Şalpazarlı ilçesindeki Çepni Türkleri’ne ya da Giresunlular’a benzettiklerini kaydeden Gül, “Çoğu kişi benim Afganistan’lı olduğumu anlayamıyor. Bana ’Şalpazarı’ndan mısın yoksa Giresun’dan mısın’ diye soranlar oluyor. Çünkü o yörenin insanları genelde Çepni Türkü olduğu için benzetiyorlar. Ben de bazen şaka ile karışık ’evet Şalpazarı’ndan Sinlice köyündenim’ diyorum. Çünkü oralarda çok iş yaptık. Daha sonra ’ben Afganım’ dediğim zaman bana ikinci kez sarılıyorlar ve daha çok mutlu oluyorlar. Genelde müşterilerimizle olan ilişkilerimiz bu şekilde. Türkiye’yi ikinci bir vatan olarak hiç görmedim. Türkiye bizim için kendi evimiz gibi. Kendi evinden çıkıp amcanın evine gittiğin zaman hiç yabancılık hissetmezsin. Biz de Türkiye’ye geldiğimizde hiçbir yabancılık hissetmedik. Vatan aynı vatan” ifadelerini kullandı.

    EŞİ TRABZON AKÇAABATLI

    Muhammet Gül’ün Trabzonlu eşi Zeynep Rümeysa Gül de eşi ile 1999 yılında tanışarak 2003 yılında evlendiğini ifade ederek “Eşimle 1999 yılında Trabzon’da tanıştım. O zaman KTÜ İnşaat Fakültesi’nde okuyordu. 2003 yılında evlendik. Evlenene kadar ailelerin ikna olmasını bekledik. Her insanın farklı bir coğrafyası, farklı bir kimliği var. Ben eşimi öyle sevdim ve öyle kabullendim. İslami olarak da uyuştuğumuz için bu günlere geldik. Eşimin memleketine hiç gitmedim. Eşimin ailesi 2007 yılında Türkiye’ye geldi. Memleketim Akçaabat’ta hep birlikteyiz, sık sık görüşüyoruz. Biri kız, 3’ü erkek 4 evladımızla mutlu şekilde yaşıyoruz” dedi.

    Muhammet Gül’ün firmasında çalışan Ahmet Salih Akkaya da şirket sahibi Muhammet Gül’ün hiç bir zaman kendilerine bir patron veya şirket sahibi gibi davranmadığını belirterek, “Muhammet bey çok aktif bir insan. Bazı zorluklar atlatarak buralara kadar geldi. Kendisinden çok memnunuz. Bizim insanımız nasıl yurt dışında iş kurup çalışıyorsa Muhammet bey de kendine burada böyle bir imkan sağladı ve bunda da başarılı oldu” diye konuştu.

    TRABZON’DA 2 BİN 500 SIĞINMACI VAR

    Afganistan’dan eşi ve 2 çocuğuyla birlikte Trabzon’a gelerek burada sığınmacı olarak yaşayan Seyit Ali Bakeri de Gül’ün kendilerine her konuda destek çıktığını kaydederek “Muhammet bey her derdimize koşmaya çalışıyor” diyerek Gül’e teşekkür etti.

    Afganistan’dan Trabzon’a yaklaşık 2 bin 500 kadar sığınmacı geldiğini kurdukları dernek sayesinde kendilerine yardımcı olmaya çalıştıklarını ifade eden Gül, ”Afganistan’dan Trabzon’a gelen her sığınmacı gibi Ali bey de derneğimize başvurdu. Kendilerine yönlendirme konusunda yardımcı olmaya çalışıyorum. Ortalama Trabzon’da 2 bin 500 kadar sığınmacı var. Hemen hemen hepsiyle görüştüm. Çoğu çalışma izinlerinin olmayışı yüzünden zor günler geçiriyorlar. Bize en çok iş konusunda talep geliyor” dedi.

  • Soğuklara Karşı Haftada 2 Kez Kuru Fasulye

    Kış aylarında daha sık karşılaşılan grip nezle ve bronşit gibi hastalıklardan korunmak için bağışıklık sistemi güçlendirilmesi gerektiğini belirten Amasya Halk Sağlığı Müdürü Dr. Öner Nergiz, haftada 2 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillerin tüketilmesini önerdi.

    İnfluenza virüsünün neden olduğu gribin çok kolay ve hızlı bulaştığını belirten Nergiz, “Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanları daha çok etkilemektedir. Yeterli ve dengeli beslenme bağışıklık sisteminin güçlenmesinde en önemli etkendir. Mutlaka sabah kahvaltısı yapılmalıdır. Özellikle içerisinde C vitamini bulunan maydanoz, tere, roka, ıspanak, karnı bahar, portakal, mandalina, limon, ayva, kuşburnu tüketmek, yumurta, süt, balık, yoğurt tüketmek, haftada 2 kez kuru fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillerden soframızda bulundurmak ve bol su tüketmek vücut direncimizi artırmamıza yardımcı olacaktır” diye konuştu.

    Eksi derecelerde seyreden aşırı soğukların insan sağlığını tehdit etmekte olduğunu anlatan Nergiz, “Aynı evde yaşayan ve aynı işyerinde çalışan insanlardan birisi hasta olduğunda diğerlerine bulaşma riski arttığından bu konuda daha dikkatli olunmalı, sık sık eller yıkanmalı, hasta kişi hapşırırken ve öksürürken kağıt mendil kullanmalıdır. En önemlisi de hasta kişi diğerlerine bulaştırmaması için virüs yaydığı ilk birkaç gün diğerlerinden uzak ve istirahat ederek geçirmelidir. Bunun yanında özellikle sağlık personeli, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar başta olmak üzere vatandaşlarımız grip aşısı yaptırarak hastalığa yakalanma riskini azaltabilirler. Soğuk kış şartlarının sağlığımıza olabilecek olumsuz etkilerinden korunmak için mümkünse özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, gebeler, engelliler ve çocukların gerekli olmadıkça evden çıkmamasına özen gösterilmelidir” şeklinde konuştu.

    Soğuk algınlığı şikayetlerinin artması sebebiyle ilde bulunan hastanenin acil servislerinde aşırı derecede yoğunluk yaşandığına değinen Halk Sağlığı Müdürü Nergiz, “Vatandaşlarımızın bu durumda acil servis yerine aile hekimliklerine başvurmaları daha yararlı olacaktır. Soba ve karbonmonoksit zehirlenmelerine dikkat edilmeli, özellikle rüzgarlı havalarda gece soba söndürülerek yatılmalı, odaya mangal alınmamalıdır” ifadelerini kullandı.

  • Yılbaşı Kuru Yemişçinin Yüzünü Güldürdü

    Yılbaşına sayılı günler kala yılbaşının vazgeçilmezlerinden olan kuru yemişe ilginin artması esnafın yüzünü güldürüyor. Fiyatların geçen seneye göre düştüğünü söyleyen Kayseri esnafı yılbaşının da etkisiyle satışlarda yaşanan yoğunluğun çarşıda olumlu bir hava estirdiğini belirtti.

    Kayseri’de kuru yemiş satıcılığı yapan Ahmet Duran Ertunç yerli kuru yemiş fiyatlarının düştüğünü ifade ederek “Bu sene ürün fiyatları geçen yıla göre biraz düştü. Geçen yıl 70 TL’ye sattığımız fındığın fiyatı şuan 40 TL. Antep Fıstığının fiyatı 75 TL’den 40 TL’ye düştü. Bu sene kuraklığın olmaması ve soğuk vurmaması fiyat düşüşünde etkili oldu” dedi.

    Özellikle yılbaşını aileleriyle evde geçirmeyi düşünenlerin kuru yemiş aldığını belirten Ertunç “ Yılbaşının yaklaşması çarşıyı canlandırdı. Satışlarda bundan dolayı da biraz artış var. Yılbaşında özellikle yurt dışından gelen gurbetçilerimiz de satışları etkilemekte. Vatandaşlarımız yılbaşından özellikle Antep fıstığı, badem ve fındık ilgi göstermekte” şeklinde konuştu.