Etiket: Kurtulun

  • Beğendiğiniz kıyafetin altına korse giymekten kurtulun

    Sarkmış karın için birçok kadının toparlayıcı korseler kullandığını belirten uzmanlar, bu tip geçici çözümlerden karın germe ameliyatıyla kurtulabilmenin mümkün olabileceğini söyledi.

    Karın sarkmalarının pek çok farklı sebebi olabileceğini belirten Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mesut Özcan, verilen aşırı kilolar, çok sık kilo alıp vermek, gebelik ve doğum sürecindeki fizyolojik değişimlerin başlıca sebepler arasında olduğunu söyledi. Prof. Dr. Mesut Özcan, “Karın bölgesinde bombelik, yayvanlaşma, karın derisinde bollaşma, çatlaklar, sarkma ve de deri altında fazla yağ birikintileri gözüken kişiler bu ameliyatlar için aday kişilerdir. Genellikle bir veya birden fazla kez doğum yapmış ya da ikiz gebelik geçirmiş, gebelik esnasında aşırı kilo almış veya gebelik yaşamadığı halde aşırı kilo alıp veren bayanlarda bu saydığımız karın görüntüsü değişiklikleri çoğunlukla rastladığımız bulgulardır. Ne yazık ki bu bulgular vücudun genel görüntüsünü ve estetiğini bozarak kişide psiko-sosyal sorunların da ortaya çıkmasına sebep olmaktadır” dedi.

    Karın bölgesinin alacağı nihai şekli görebilmek için kilolu hastalarda operasyon öncesi belli bir miktar kilo verilmesini talep ettiklerini de söyleyen Özcan, “Hastanın genel sağlık durumu, karın bölgesinin durumu, karındaki bombelik, deri fazlalığı, çatlakların yaygınlık derecesi, yağlanma ve sarkma gibi tespitler hekim tarafından yapılır. Hastanın başka bir sağlık problemi olup olmadığı, sigara ve başka kötü alışkanlığı bulunup bulunmadığı, sürekli kullandığı herhangi bir ilaç olup olmadığı hekim tarafından sorgulanır. Daha sonra ise istediği kıyafeti giyeceği vücuda kavuşmanın ilk adımı atılmış olur” diye konuştu.

  • Botoks tedavisi ile migren ağrılarınızdan kurtulun

    Migren rahatsızlığının toplumda sık görüldüğünü ifade eden uzmanlar, bu ağrılardan kurtulmanın ise botoks tedavisiyle mümkün olduğunu söyledi.

    Migrenin toplumumuzda kadınların yüzde 15’inde erkeklerin ise yüzde 6’sında görülebilen bir baş ağrısı olduğunu ifade eden uzmanlar, tanısının ise hastanın baş ağrısı yakınmasının özelliklerine göre konduğunu söyledi. Baş ağrısının genelde tek taraflı damar atar gibi göze vuran boyna yayılan şiddetli günlük işlerini aksatan bir ağrı çeşidi olduğunu belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ertuğrul Uzar, “Bulantı kusma, ışıktan, sesten ve kokudan rahatsız olma eşlik edebilir. Epizodik migren ataklar halinde olan ayda bir iki kez olan baş ağrısıdır. Kronik migren ise toplumda yüzde 1 ile 2 sıklıkta görülen ve kişiyi sosyal, ekonomik ve ailevi olarak oldukça etkileyen bir durumdur. 3 aydan uzun bir süre ayda 15 gün veya daha fazla baş ağrısı ise kronik migren hastası olarak düşünülür. Kronik migren hastalarının çoğu doğru tanı alamazlar, tedavileri yetersiz kalır veya sık yaşanan ağrı ataklar sebebiyle aşırı ilaç kullanımına giderler. Hemen her gün ilaç alan hastalar adeta ağrı kesici bağımlısı gibi olurlar” dedi.

    Baş ağrısı olan kişilerin ayda 3 ile 4’ten fazla ağrı kesici ilaç aldığı takdirde mutlaka bir uzmana görünmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Uzar, “Migren tanısı için diğer beyin hastalıkları tümör, damar hastalıkları, iltihap hastalıkları ve benzeri hastalıkların dışlanması için beyin görüntüleme filmi çekilmesi gerekir. Epizodik migren durumunda bazı ilaçlar atakların önlenmesi için kullanılır. Migren baş ağrısı sürekli hale gelse bile hastalar çaresiz değildir. Genelde estetik amaçlı kullanılan botulinum toksinin (Botoks) migren hastalarında da (atak önleyici olarak) güvenilir profilini ve etkin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kafa, boyun ve alında 31 noktaya küçük iğnelerle botoks ilaç enjeksiyonu 3 ayda bir yapılır. Botoks tedavisinin tecrübeli nöroloji uzmanları tarafından uygulanması gerekir. Kronik migrende botoks tedavisinin ağrının şiddetini ve sıklığını belirgin düzeyde azalttığı, hastaların migren atakları nedeniyle bozulmuş olan yaşam kalitelerinde sosyal yaşamlarında iş gücü kaybında ve uyku düzensizliklerinde belirgin iyileşme sağladığı saptanmıştır” diye konuştu.

    Botoks tedavisinin etkisini 2 hafta içinde göstermeye başladığını ifade eden Uzar, “Tekrarlayan enjeksiyonlarla etkinliği artar. Genelde botoks tedavisi hastalar tarafından iyi tolere edilir. Kronik migrenli hastaların yaklaşık yüzde 70’inde tedaviden olumlu yanıt alınır” şeklinde konuştu.

  • Bel fıtığından risksiz şekilde kurtulun

    Özel Ümit Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op.Dr. Hakan Bozoğlu bel fıtığı cerrahisinde mikrodiskektomi konusunda açıklamalarda bulundu.

    Diskektominin bel fıtıklarında kullanılan en yaygın cerrahi tedavi olduğunu söyleyen Bozoğlu, “Omurlar arası diskin dış yüzeyi yaşa ve zedelenmelere bağlı olarak güçsüzleştiğinde yırtılmalar meydana gelir. Diskin içteki yumuşak, esnekliği sağlayan parçasında bozulmalar olur, yerinden oynar ve dış tabakadaki yırtıklardan dışarıya doğru taşar ve disk hernisi olarak adlandırılır. Taşmış olan disk dokusu sinir kökünü sıkıştırabilir ya da zedeleyebilir ve sonuçta tek veya her iki bacağa yansıyan ağrıya, güç kaybı ve uyuşukluğa neden olabilir. Mikrodiskektomi, fıtıklaşmış disk parçalarını ve bozulan kısımlarını çıkarmak, böylece sinir kökündeki baskıyı hafifletmek ve ağrıyı dindirmek için yapılır. Mikrodiskektomide yaklaşık 2 santimetre küçük cilt kesisi ile girilir Kas dokusu çok az sıyrılır, daha az kemik alınır. Mikrodisketomi mikroskop ve mikrocerrahi aletler kullanılarak yapıldığı için sinir zedelenme ihtimali oldukça düşüktür. Cerrahi sonrası hasta daha çabuk işe döner” diye konuştu.

    Kimler ihtiyaç duyar?

    Diskektomiye kimlerin ihtiyaç duyacağı ile ilgili de bilgi veren Bozoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Disk hernili tüm hastalar cerrahiye aday değildir. Çoğu insanda dinlenme, fizik tedavi, analjezik- antiinflamatuvar kullanımı ve epidural enjeksiyonlar nöral terapi gibi tedavilerle ağrı hafiflemesi görülebilir. Bel ya da bacak ağrıları bu tip tedavilere cevap vermez ve 46 hafta veya daha uzun sürede hekimler, ağrının kaynağını tespit etmek için tanı koyucu testler; düz grafi, MRG ya da BT gibi, görüntüleme yöntemleri isteyebilirler. Disk hernisi tanısı doğrulanırsa mikrodiskektomi tavsiye edilebilir. Mikrodiskektomi disk hernilerinin cerrahi tedavisi için hala ’altın standart’ olarak kabul edilmektedir. Mikrodiskektomi genellikle genel anestezi altında gerçekleştirilir ve ortalama bir gün hastanede yatışı gerektirir. Hasta yüzüstü yatarken veya diz dirsek dayalı çömelmiş pozisyondayken gerçekleştirilir. Uygulama, omurganın etkilenmiş bölgesinin üstündeki deride açılmış yaklaşık 2 santimetrelik bir insizyondan yapılır. Kas dokusu etkilenmiş diskin altındaki ve üstündeki kemiklerden sıyrılarak disk mesafesine ulaşılır diskin olduğu bölgeye ulaşmak için kemik ve bağ dokusu temizlendikten sonra cerrahi mikroskop eşliğinde mikrodiskektomi işlemi yapılır. Daha küçük kesi yapılır, kas dokusu daha az sıyrılır ve daha iyi görüş sağlanır. Kesi daha sonra subkutan (estetik) kapatılır ve hasta iyileşme odasına alınır. Cerrahiden sonra insizyon bölgesinde ağrı hissedebilirsiniz ve cerrahiden hemen sonra ağrı tamamıyla yok olmayabilir.”

    “Düzgün fiziksel terapi, iyileşmenizi en üst düzeye çıkarabilir”

    Doktorun ameliyat sonrası süreci kolaylaştırmak için ağrı tedavisi düzenleyebileceğini söyleyen Op. Dr. Hakan Bozoğlu, “Anesteziden kurtulur kurtulmaz yürümeye başlamanız genellikle 6-8 saat sonra olmaktadır. Hastaneden ayrılmadan önce, merdiven çıkma, oturma ve araba ya da yataktan çıkma gibi aktiviteleriniz sırasında kendinizi rahat hissetmeniz için nelere dikkat etmeniz gerektiği anlatılır. Cerrahiden sonraki ilk 4 hafta içinde uzun süre oturmamak, ağır nesneleri kaldırmamak, aşırı eğilmemek ve gerilmemek gibi bazı kısıtlamalar getirilebilir. Ayrıca doktorunuz izin verene kadar otomobil kullanmayı denememelisiniz. Cerrahiden sonra yürüyüş deneyeceğiniz ilk fiziksel aktivitedir. Yürüyüş, ameliyat bölgesindeki doku yaraları riskini azaltacağı gibi omurganın hareket yeteneğini de sürdürmesine olanak sağlayacaktır. Birkaç hafta içinde bisiklet kullanmanıza ve yüzmenize de izin verilebilir. Düzgün fiziksel terapi, iyileşmenizi en üst düzeye çıkarabilir. Fiziksel uğraş gerektirmeyen meslekte çalışanlar 2-4 haftada veya daha az bir zamanda işlerine dönebilirler. Fiziksel olarak ağır mesleklerle uğraşanlar geri dönebilmek için cerrahiden sonraki 6-8 hafta beklemek zorunda kalabilirler” diye konuştu.

  • “Karekodlu çek ile 29 bin TL’lik riskten 60 kuruş ile kurtulun”

    Piyasadaki çeklerin yüzde 10’u karekodluya döndü. Çeklerde karekodun zorunlu hale gelmesi ile karekodlu çek sahibi kişi sayısı 140 bini, karekodlu çek yaprak adedi ise 4 milyonu aştı. Kredi Kayıt Bürosu Genel Müdürü Kasım Akdeniz,” Arkası yazılan bir çekin tutarının ortalama 29 bin TL olduğu düşünüldüğünde artık sadece 60 kuruşa karekodlu çeki okutarak bu tutardaki risklerden kurtulmak mümkün hale geliyor” dedi.

    1 Ocak 2017 itibarıyla zorunlu hale gelen karekodlu çek iki ay gibi kısa bir sürede piyasadaki çeklerin yüzde 10’una ulaştı. Kredi Kayıt Bürosu tarafından geliştirilen karekodlu çek sisteminin kullanımı için tüm bankalar gerekli alt yapı çalışmalarını tamamladı. Artık yapılması gereken tek şey her çek kabulünde çekin üzerinde yer alan karekodu okutarak çekini kabul ettiği kişinin geçmiş ödeme performansını görmek ve buradaki sonuçlara göre satış kararını vermek. Tüm bankacılık sektöründe eş zamanlı olarak kullanıma giren karekodlu çek, çeki alan ve kabul edenlerin tümünün daha güvenli ticaret yapmasını sağlıyor. Karşılıksız çek riskini minimuma indiren ve özellikle KOBİ’lerin sermayelerini koruyan karekodlu çek, inovatif bir finansal ürün olarak hızla hayatımızdaki yerini alıyor. Arkası yazılan bir çekin tutarının ortalama 29 bin TL olduğu düşünüldüğünde artık sadece 60 kuruşa karekodlu çeki okutarak bu tutardaki risklerden kurtulmak mümkün hale geliyor.

    Çekin Türkiye açısından yaygın bir kredilendirme aracı olduğunun altını çizen Kredi Kayıt Bürosu Genel Müdürü Kasım Akdeniz, “2016 yılında 21 milyon adet çek kullanılarak 700 milyar TL’nin üzerinde çek keşide edildi. Keşide edilen çekin cirolanmak suretiyle ortalama 4-5 ticari işlemde kullanıldığı dikkate alındığında çeklerin aracılık ettiği ticaretin boyutu bilinenden çok daha yüksek. Çekin ticari hayattaki önemi göz önünde bulundurulduğunda güvenli ve şeffaf ticaretin önünü açan karekodlu çek sistemi ticaret hacminin artırılması ve buna bağlı olarak üretim ve istihdamda artış sağlanması noktasında hayati önem taşıyor. Şubat 2017 itibarı ile karekodlu çeke sahip olan kişi sayısı 140 bini, karekodlu çek yaprak adedi ise 4 milyonu aştı. Artık piyasadaki çeklerin yüzde 10’u karekodlu. Bu hacim sadece iki ay gibi kısa bir sürede oluştu.Bundan sonra yapılması gereken tek şey bu çeklerdeki karekodu okutmak ve ticari kararları buna göre almak” dedi.

    Çeki kabul ederken keşidecinin geçmiş ödeme alışkanlıklarının görülebileceğini vurgulayan Akdeniz “Üzerinde karekod olan çek, Findeks Mobil Uygulamasına okutulduğunda herhangi bir onaya gerek olmaksızın çek keşidecisinin çek ödeme geçmişi görüntülenerek vadeli satış kararı daha güvenli bir şekilde verilebilecek. Diğer yandan karekodlu çek sistemi tahsilat riskini azaltırken yeni satış imkanlarını da gündeme getirecek. Daha önceden tanışmadıkları için çekle satış yapmayan satıcılar çek ile vadeli alım yapmak isteyen keşidecinin geçmiş çek ödeme performansını görebilecek ve çek ödemelerini uzun zamandır aksatmadan düzenli yapan kişilere vadeli mal satış kararı verebilecektir. Bu yönüyle karekodlu çek sistemi ticaretin hacmini artıracaktır” ifadelerini kullandı.

    Karşılıksız, sahte ve ikiz çekler mazide kalıyor

    Karekodlu çek sistemi’nin tek faydası karşılıksız çekleri önlemekle sınırlı olmayıp bu sistem sayesinde sahte çek ve ikiz çek kabulünün de önüne geçilebiliyor. Karekodlu çek sistemi ile çekin banka kayıtlarında mevcut olup olmadığına dair bilgi alınabiliyor. Çek üzerindeki bilgiler karekod okutulduğunda sistemden gelen bilgiler ile karşılaştırılarak sahteciliğe ve dolandırıcılığa karşı tedbir alınması mümkün hale geliyor.

  • Ürün etiketlerini okuyun obeziteden kurtulun

    Diyetisyen Ömer Faruk Korkmaz, hazır alınan paketli gıdaların etiketlerinde bulunan bilgilerin obeziteyi engellemek adına büyük önem taşıdığını dile getirdi. Korkmaz, “Besin etiketleri, bize besinler hakkında bilgi veren tablodur. Bu tabloda yer alan kalori, miktar, günlük ihtiyacı karşılama bilgilerine dikkat ederseniz, obezite hastalığına yakalanma riskiniz düşer” dedi.

    Obezite Cerrahı Doç. Dr. Serdar Kaçar’ın kliniğinde görev yapan Diyetisyen Ömer Faruk Korkmaz, besin etiketlerinin, paketli besinlerde yer alan ve bize besinler hakkında bilgi veren tablolar olduğunu söyleyerek, “Etikette yer alan tabloda besinin servis sayısı, servis büyüklüğü, günlük ihtiyacı karşılama miktarı ve besin ögelerini karışılama miktarlarına yer almaktadır. Paketli besinin içerik bilgilerinin yazdığı bölümde en çok hangi madde varsa en başa yazılmaktadır. Özellikle bu bölümde früktoz-şurubu, mısır şurubu, msg (mono sodyum glutamat), nitrit-nitrat tuzları içeren ve çok fazla katkı maddesi içeren besinleri tercih etmemeliyiz” diye konuştu.

    Etikette dikkat edilecek noktalar

    Öncelikle paketteki porsiyon büyüklüğüne dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Korkmaz, şunları söyledi:

    “1 pakette kaç porsiyon var ve 1 porsiyonun kaç gram ya da kaç mililitre olduğuna bakılmalıdır. Etikette ayrıca bir besinin günlük ihtiyacın karşılama miktarını vermektedir. Toplamda 2 bin kalori bir ihtiyaç varsayılarak değerler hesaplanır. 2 bin kalori olmasının sebebi dünya nüfusuna bakıldığında ortalama bir değer olmasından kaynaklanmaktadır. Bireylerin özelliklerine göre tabloda gösterilenden farklı olarak 2 bin kaloriden daha az veya daha fazla ihtiyacı olabilir. Yüzdesel olarak karşılanma miktarları da farklı olabilir. Hareketsiz bir yaşantısı olan bir bayanın ihtiyacı ortalama bin 500 kaloriyken, spor yapan bir erkeğin enerji ihtiyacı 3 bin 500 kaloriye kadar çıkabilmektedir. Onun için bu değere bakarken kendi aktivite, yaş, boy ve kilo parametrelerine bakarak kıyas yapmakta fayda var.”

    Sağlık için gerekli olan değerler

    Yüksek ve düşük olması gereken GD değerlerini açıklayan Korkmaz, “Özellikle yağ, trans yağ, kolesterol ve sodyumun yüzde 5’ten düşük olmasını istiyoruz. Vitamin mineral ve lif içeriğinin ise yüzde 20 veya üzerinde bir değer istiyoruz. Az miktarda şeker, sodyum ve doymuş yağ içeren besinler kronik hastalıklardan korunmaya yardımcı olur. Doymuş yağ ve trans yağlar kalp sağlığı ile alakalı olduğu için daha düşük olanları tercih etmemiz gerekmektedir. Fazla miktarda şeker içeriği olan besinlerin tüketimi ise diğer makro besinlerinin alımını zorlaştırır ve fazla kaloriye neden olur. Yüksek sodyumlu besinlerin tüketimi ise kan basıncında artışlara neden olmaktadır. Bu nedenle şeker, trans yağ ve doymuş yağ GD değerleri düşük olan besinler tercih edilmelidir” dedi.

    Vitamin, mineral, lif ve protein

    Korkmaz, yüksek lif, potasyum, vitamin D, kalsiyum ve demir alımı osteoporoz, anemi ve bazı sağlık sorunlarının oluşumunu engellediğini söyleyerek, şöyle konuştu:

    “Bu besin ögelerini alabilmek için sebze ve meyve tüketimi arttırmalıyız. Bunun yanında vitamin, mineral ve lif GD içeriği yüksek besinleri kullanmalıyız. Besinlerin kalorileri önemli olduğu kadar protein karbonhidrat ve şeker oranları da önemlidir. Proteinler özellikle kırmızı et, balık, kümes hayvanları, yumurta, yoğurt, peynir, soya, fıstık, soyada bulunmaktadır.”

    Karbonhidrat ve şeker

    Karbonhidrat ve şeker değerlerinin de oldukça önemli olduğunu söyleyen Korkmaz, “Karbonhidratlar şeker nişasta ve lif formunda bulunmaktadır. Tam tahıllı ekmekler, tahıllar, pirinç ve makarna, meyve ve sebzelerde bulur. Basit karbonhidratlar ya da şekerler, meyve suyu gibi besinlerde doğal olarak bulunmakta ya da sofra şekeri veya mısır şurubu olarak rafine kaynaklardan gelmektedir. Bu kaynaktan gelen şekerlerin günlük diyetin yüzde 10’unu geçmemesi tavsiye edilmektedir. Besinlerin içeriğine bakarken şeker içeriği daha az olan ve içerik olarak doğal şeker içeren besinleri seçmeliyiz” ifadelerini kullandı.