Etiket: Kurtarır”

  • Organ bağışı hayat kurtarır

    Kırıkkale Sağlık Hizmetleri Şube Müdürü Dr. Emel Yüksel organ bağışının hayati önemine dikkat çekerken şehirde organ bağışı üzerine yaptıkları çalışmalara değindi.

    Organ bağışında bulunan vatandaşların bu bağışlarına sonrasında izni gereken akrabalarının yüzde 78’inin izin vermediğine değinen Dr. Emel Yüksel, ülke üzerinde organ ihtiyacının durumundan bahsetti. Yüksel, “Ülkemizde 21.533 ‘ü böbrek olmak üzere 27.755 hasta organ beklemektedir. Organ nakli konusunda en çok merak edilen hususlardan biri de ‘beyin ölümü’ kavramı. Beyin ölümü, beyin fonksiyonlarının geri dönüşümü olmaksızın kaybıdır. Beyne kan gitmez ve bitkisel hayattan farklıdır. Bitkisel hayatta solunum ve beyin fonksiyonları devam ederken, beyin ölümünde bunlar yoktur. Kısaca, her ölüm bir beyin ölümüdür. Beyin ölümünün gerçekleştiğine Kardiyoloji, Nöroloji, Nöroşirurji ve anestezi uzmanlarından ikisi onay verir. Beyin ölümü gerçekleşen şahıs, aile onay verdiği takdirde organları alınır ve vücut bütünlüğü bozulmadan aileye teslim edilir. Alınan organlar 2238. Sayılı organ ve doku alınması, saklanması ve nakli hakkındaki kanun gereği ulusal koordinasyon sistemi ile belirlenen hastaya nakil gerçekleştirilir. Nakilde tıbbi aciliyet, doku uyumu ve mesafe önem teşkil eder. Herhangi bir ırk, cins ayırımı yapılması söz konusu değildir. Ülkemizde böbrek nakillerinin yüzde 70‘i canlıdan, %30 kadavradan gerçekleşirken; İngiltere’de yüzde 20 canlıdan, yüzde 80 kadavradan gerçekleşir. Ülkemizde organ bağışı hakkında farkındalık henüz oluşmadığından Avrupa ülkelerinin en gerisinde bulunmaktayız. Ülkemiz içinde ise doğudan batıya gidildikçe bağış oranı artmakta olup, ilimiz Kırıkkale organ bağışında ne yazık ki 62. sıradadır” dedi.

    “Organlarınızın toprak olmasına izin vermeyin”

    Özellikle okul çağı lise ve dengi okullarda organ ve doku bağışının önemini anlatarak onlarda farkındalık yaratmaya çalıştıklarından söz eden Dr. Emel Yüksel, “İleriye yönelik bir çalışmaydı bu çünkü 18 yaş altında organ bağışı alamadığımız için onları bilgilendirip sonrası için bir yatırım olarak düşündük, bu çalışmaları biz. Bunun yanı sıra devlet kurumlarını gezdik. Onlara ‘Organ bağışı nedir?’ den başlayarak organ bağışı nasıl yapılır, ne durumlarda yapılır, kimlere yapılır, kimlerden alınabilir, bununla ilgili çalışmalar yaptık. Gittiğimiz yerlerde direk organ bağışı kartları doldurarak insanların organlarını bağışlamalarını sağladık. Genel olarak bu konuda eğitimler düzenliyoruz. Bunun haricinde stantlar açıyoruz, halkı sık kullandığı alışveriş merkezleri, çarşı ve meydan gibi alanlarda bu stantlarımız vardı, üniversitemizin kapısında da açtık. Üniversiteli öğrenciler konusunda biraz daha duyarlıyız, onları öncelikli olarak kazanmak istiyoruz. Bu stantlarda başvuru formlarımız oluyor, bilgilerini alıyor ve organ bağışı kartlarını veriyoruz. Allah korusun, Allah geçinden versin başlarına bir şey gelirse ve şartlar uygun olursa kartı görerek ve yakınlarından izin alınarak organ nakli yapabiliyoruz. Eğer tabii yakını izin vermezse yine alınamıyor kişide organ veya doku. Stant açtığımız yerlerden en çok bağışı ise biz polis okulumuzdan aldık, Allah oradaki arkadaşlarımızdan razı olsun. 2238 sayılı yasaya göre 18 yaşını doldurmuş ve akli melekelere sahip her birey organ bağışı yapabilir. Organ bağışınızı size en yakın hastaneye veya İl Sağlık Müdürlüğü’ne yapabilirsiniz. Organlarınızın toprak olmasına izin vermeyin.” şeklinde konuştu.

  • Kanserde erken tanı hayat kurtarır

    Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Ömer Diker, hemen her kanser tipinde erken teşhisin hayat kurtardığını söyledi.

    Her kanser tipinde erken teşhisin hayat kurtarıcı olabileceğini, bu açıdan farkındalığı artırmanın büyük önem taşıdığını, söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Ömer Diker, dünyada yaygın olarak kullanılan kanser tarama programları irdelendiği zaman, öncelikli olarak kalın bağırsak kanserleri, rahim ağzı kanserleri, meme kanserleri, akciğer kanserleri, prostat kanserleri ve cilt tümörlerinden bahsetmenin uygun olacağını ifade etti.

    Kalın bağırsak kanseri 50 yaş ve üzeri kişilerde taranmalı

    Uzm. Dr. Ömer Diker, farklı yöntemlerle taranabilen kalın bağırsak kanserinin, 50 yaş ve üzeri bireylerde taranması uygun bir kanser tipi olduğunu ifade etti. Yıllık olarak dışkıda (Gaitada) gizli kan, yılda bir veya üç yılda bir DNA bazlı dışkı testleri, 5 yılda bir kalın bağırsak sol alt ucunun (sigmodoskopi) veya 10 yılda bir tüm kalın bağırsağın kamera bazlı yöntemlerle incelenmesinin (kolonoskopi) benzer tarama yöntemleri olduğunu belirten Uzm. Dr. Ömer Diker, hasta ve hekimin tercihleri doğrultusunda bir yol belirlenerek, tarama yapılması önerisinde bulundu.

    Meme kanseri tarama yaşı 40

    Meme kanserlerinde, tarama başlangıç yaşı ve tarama aralıkları açısından farklı kılavuzlarda farklı yaklaşımların mevcut olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, bu kılavuzların bir kısmında taramanın 40 yaşından itibaren, diğer bir kısmında ise 50 yaş itibariyle önerildiğini ifade etti. Yine bir kısım kılavuzda yıllık mamografi önerilmekteyken, diğer bir kısımda iki yılda bir taramanın önerilmekte olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Ömer Diker, sözlerine şöyle devam etti: “Benim kendi hastalarımda benimsediğim yaklaşım, ortalama riske sahip bireylerde (ailesinde meme kanseri hikayesi olmayan, kişinin kendi özgeçmişinde kanser öncülü diyebileceğimiz bir lezyonu bulunmaması) taramaya 50 yaş itibariyle başlamak ve iki yıla bir mamografik görüntüleme yapmaktır”.

    Rahim ağzı kanseri taramasına 21 yaşında başlanmalı

    Rahim ağzı kanserinin taramaya en erken yaşta başlanılan kanser tipi olduğu bilgisini veren Uzm. Dr. Ömer Diker, 21 yaş itibariyle 3 yılda bir rahim ağzı taraması alınmasının doğru olduğunu söyledi. 30 yaş ve üzeri bireylerde ise bu yönteme aynı şekilde devam edilmesinin kabul edilebilen bir yaklaşım olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, bununla birlikte 2012 yılından beri kullanılan altın standart tarama metodunun, kansere neden olan virüs taraması için HPV testinin ve sitolojinin beş yılda bir kombine olarak kullanılmasının doğru olacağını belirtti.

    Prostat kanserlerinde kullanılan tarama yöntemi PSA testi

    Prostat kanserinin, taramanın bir miktar tartışmalı olduğu kanser türü olduğundan bahseden Uzm. Dr. Ömer Diker, bu kanser türü ile ilgili yine farklı kılavuzlarda farklı önerilerin yer aldığını vurguladı. Amerikan Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı kılavuzlarına göre 45 yaş itibariyle taramaya başlanması ve tarama için elle muayene ve PSA testinin baz alınması önerilmekteyken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Prevensiyon Hizmetleri Görev Gücü kılavuzlarında tarama önerilmediğini belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzları’nda ise “Hastadan PSA testi istemeden önce sağlayabileceği faydalar yanında getireceği potansiyel zararlardan da bahsedin” ifadesine yer verildiğini, buradaki tartışmanın temelini, prostat kanserlerinin önemli oranda yavaş seyirli kanserler olması, pek çok prostat kanserinin kliniklere yansımaması ve hastaların herhangi bir şikayeti olmadan normal ömür sürelerini tamamlamasının olduşturduğunu ifade etti. Uzm. Dr. Ömer Diker, kanda PSA testi yapılması durumunda saptanabilecek yüksekliklere göre, cerrahi ve biyopsinin komplikasyonlar getirebileceğinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekerek, kendi pratiğinde bu tarama türüne yer vermediğini belirtti.

    Uzm. Dr. Ömer Diker: “30 paket/yıl sigara içmiş kişiler akciğer kanseri taraması yaptırmalı”

    Son yıllarda çalışmaları yayınlanan ve belki de en az bilinen tarama kapsamında yer alan akciğer kanserinin farklı birliklerin kılavuzlarına girdiğini söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, taramanın temelde 55 – 74 yaş arası bireylerde önerildiğini belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker şöyle devam etti: “Bu bireylerin taranmasındaki esas şart, 30 paket/yıl sigara içilmiş veya hala içiliyor olmasıdır. Kişiler paket/yıl hesabını nasıl yapacakları noktasında ise günlük içilen sigara paket sayısı ve kaç yıldır sigara içildiğinin çarpılması neticesinde bir sayıya ulaşmak mümkün olacaktır. Örneğin; 20 yıldır günde 2 paket sigara içen bir birey için 20 x 2 = 40 paket/yıl sigara içicisi olması gibi. Taramada kullanılan yöntem düşük dozlu bilgisayarlı tomografidir. 55-74 yaş arasında 30 paket/yıl sigara içmiş, bırakmış veya hala içen bireylere 3 yıl süreyle yılda bir düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilmesi esastır. Bu tarama işlemi de benim açımdan bir takım endişeler yaratmaktadır. Çalışmalar incelendiğinde bilgisayarlı tomografide bir anormallik saptandığı zaman, bunun %96’sının akciğer kanseri ile ilişkisiz olması ciddi bir sorun gibi gözükmektedir. Başka bir deyişle, 100 anormallik saptanan hastanın 4’ünde bu akciğer kanseriyken, 96’sında başka başka sebepler saptanmıştır. Bunları dışlamak için yapılacak biyopsi ve benzeri girişimler de kişiler açısından bir takım komplikasyonlar getirme ihtimaline sahiptir. Yine bu yalancı pozitif sonuçların kişilerde yaratacağı endişe ve psikolojik sonuçlar da bu yöntemi önerirken göz önünde bulundurulmalıdır”.

    Uzm. Dr. Ömer Diker: “Cilt tümörlerinde tarama gündeme alınmalı”

    Dünyada sıklığı giderek artan ve çok agresif bir kanser tipi olan cilt tümörlerine de değinen Uzm. Dr. Ömer Diker, tıp dünyasının geçmişe göre fersah fersah yol kat etmiş olduğuna, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde 2010 sonrasındaki dönemde çok ciddi tedavi başarılarından bahsetmenin gerekliliğine vurgu yaptı. Tarama açısından bakıldığında, ozon tabakasında oluşan değişimler sonrasında global manada son 10 yılda, yıllık tanı sıklıklarının 3 – 4 kat artış gösterdiğini ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, Onkoloji ve Dermatoloji alanlarında, taramaya yönelik giderek artan çalışmalar yürütüldüğünü, temel önerinin yılda bir kez dermatolojik muayene yapılması ve kişilerin vücutlarındaki benler konusunda eğitilmesi olduğunu belirtti. Kişi eğitiminde temel noktanın, ABCDE’nin öğretilmesi ve kişilerin aylık olarak vücutlarındaki benleri bu açıdan değerlendirmesi olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ömer Diker, değerlendirme sonucunda uyarıcı bulgular saptaması durumunda, kişilerin zaman kaybetmeden bir Dermatoloji hekimine başvurmalarını önerdi.

  • Ardahan’da doktorlardan ’Aşı Hayat Kurtarır’ eylemi

    Ardahan Devlet Hastanesinde çalışan hekimler, Anayasa Mahkemesinin zorunlu aşılar ile ilgili verdiği karara tepki gösterdi.

    Ardahan Devlet Hastanesi önünde toplanan doktorlar, Anayasa Mahkemesi’nin 26.10.2016 tarihinde zorunlu aşılar ile ilgili vermiş olduğu karara tepki gösterdi. Doktorlar adına konuşan, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Coşkun Canıvar, kararın toplum sağlığını doğrudan ilgilendirdiğini söyledi. Dr. Canıvar, “Mersin’de bir ailenin çocuklarına aşı yapılması ve topuktan kan alınmasına itiraz ederek mahkemeye başvurması sonucu Mersin Çocuk Mahkemesi bebek için aşı uygulanması ve topuk kanı alınması bağlamında sağlık tedbiri uygulanmasına karar verdi. Bunun üzerine bebeğin annesi ve babası karara itiraz ederek Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi kararında, çiçek aşısı haricindeki aşıların zorunlu aşılar arasında olduğuna dayanak oluşturacak bir kanun hükmünün mevcut olmadığını belirterek anne ve babanın istememesi durumunda çocuğa aşı yapılamayacağını belirtti. Mahkeme zorla aşı yapılmasını ‘hak ihlali’ olarak değerlendirmiş ve gerekçesini Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan ‘maddi ve manevi varlığın korunması’ güvencesine dayandırmıştır” dedi.

    “Aşısız birey kalmamasını hedefleyen aşı programlarına ihtiyaç bulunmaktadır”

    “Bizler sağlık çalışanları olarak yararı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış ve yan etkileri bilimsel olarak kabul edilebilir düzeyde az olan zorunlu aşı kapsamına girmiş olan aşıların toplum sağlığı için ne denli önemli olduğunu vurgulamak isteriz” diyen Dr. Canıcar, “Aşılar bulaşıcı hastalıklarla olan mücadelede tıbbın geliştirdiği en etkili yöntemdir. İnsanlık tarihinde milyonlarca insanın topluca hayatını kaybetmesine sebep olan çiçek hastalığı, kızamık, çocuk felci gibi hastalıklar geliştirilen aşılar sayesinde toplum sağlığı için tehdit olmaktan çıkartılmıştır. Sağlıkçılar olarak biliyoruz ki aşının toplumda koruyucu olabilmesi için uygulanması gereken toplum kesiminin çok büyük çoğunluğuna yapılması gerekmektedir. Aşıyla önlemeye çalıştığımız hastalığın tamamen yok edilebilmesi için aşısız birey kalmamasını hedefleyen aşı programlarına ihtiyaç bulunmaktadır. Hal böyle iken toplumun en değerleri bireyleri olan çocukların sağlığını doğrudan etkileyen ‘zorunlu aşıların’ yapılması kararı, bu konunun toplum sağlığı ve kendi çocuğunun sağlığı açısından önemini yeterince kavrayamamış olabilecek ebeveynlere bırakılmaması gerekmektedir. Bireyin hakkı toplumun haklarını, sağlıklı geleceğini bozuyorsa, burada karar toplumu ve diğer bireyleri koruma yönünde olmalıdır” ifadelerini kaydetti.

    Dr. Canıvar, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçe gösterdiği üzere ‘zorunlu aşıların yaptırılması’ hususundaki eksik yönetmeliklerin Sağlık Bakanlığınca hızla tamamlanmasını ve zorunlu aşıların tüm bebek ve çocuklara uygulanmasına devam edilmesini talep ettiklerini söyleyerek, “Başta Ardahan halkı olmak üzere ülkenin dört bir yanına Ardahan Devlet Hastanesinin sağlık çalışanları olarak sesleniyoruz; Aşı hayat kurtarır, aşısız çocuk kalmasın” şeklinde konuştu.

  • “Basit İlkyardım Tekniklerini Bilmek Hayat Kurtarır”

    Acıbadem Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Ankara Hastanesi Acil Servis Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Serkan Şener, basit ilkyardım tekniklerini bilmenin hayat kurtaracağını açıkladı.

    Acıbadem Ankara Hastanesi Acil Servis Sorumlu Hekimi Doç. Dr. Şener özellikle çocuklarda ev kazalarına karşı alınacak önlemler ve ilkyardımın önemi ile ilgili bilgi verdi. “Anne yada baba bebeği çoğunlukla yatağın üzerinde uyutuyor ve düşmesin diye yanına yastık koyduğunu söylüyor” diyen Doç. Dr. Şener, bunun yanlış bir yöntem olduğunu vurgulayarak,”Çünkü bebekler gelişim süresince yastığında üzerinden düşebiliyorlar. Bu noktada yatakların bebek yatağı olmasını öneriyoruz ve daha da iyisi paravanlı koruyuculu olmasını öneriyoruz. Anne babaları bebeğin alt değişimi esnasında dikkat edip yükseğe koymamaları ya da mutlaka yanlarından ayırmamaları konusunda uyarmak gerekiyor” dedi.

    “OCAK ÜZERİNDE PİŞEN YEMEĞİN YERİNE DİKKAT”

    Mutfağın özellikle yanıklar ve sıcak kazaları için önemli bir risk kaynağı olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Şener şunları vurguladı:

    “Günümüzde mutfaklardaki evyeler ve ocakların bulundukları yükseklikler belli standartlarda. Yemek yapılırken, herhangi bir şey kaynatılırken,dört gözlü ocakları kullanırken, kenardan uzak kısma koyarak çocukların ulaşmasını engellemek ve yemeğimizi pişirdikten sonra soğuması için ocağın üzerine değil de çocuğun ulaşamayacağı bir yere koymak önem taşımaktadır.

    Deterjanlar, kimyasal maddeler mutfakta saklanmamalıdır. Çocuklar özellikle yürümeye başladıktan sonra kapakları nasıl açacağını öğreniyor ve bu sıvılarmutfak lavabosu altındaki dolaplarda saklandığı takdirde çok kolay oradan alabiliyorlar. Kimyasalların herhangi bir sık kullanılan içecek kabının içine koyma alışkanlığından kesinlikle vazgeçmek gerekmektedir.

    “BANYO VE ISLAK ZEMİNLERDE GEREKLİ TEDBİRLER ALINMALIDIR”

    Banyo malum ıslak zeminler içeriyor, dolayısıyla banyoda bizim için kazaya neden olabilecek noktalar; küvetin içi ve dışında ki ıslak zeminler, seramik ve fayans kısımlardır. Buralardaki kazalardan korumak için kayganlığı engelleyecek plastik paspaslar ya da kuru tutmayı sağlayacak bez ve havlular kullanmak, çocuk ya da erişkinlerin düşmesine bağlı kafa travmalarına önlem olacaktır.”

    “AMELİYATA KADAR VARABİLECEK SORUNLAR İLE KARŞILAŞABİLİYORUZ.”

    “Çocukların altıncı aydan itibaren başparmağını fonksiyonel olarak kullanmaya başlaması, kavrama yeteneğini kazanması anlamına gelir” diyen Doç. Dr. Şener, “Kavrama yeteneğinin kazanılması ile çocuk oral dönemde yani yeme içmenin daha ön planda olduğu beslenmenin ön planda olduğu dönemde her şeyi ağzına götürmek isteyecektir. Bu noktada yerde serbest ufak cisim bırakmamak gereklidir. Bebeklerde emzirdikten sonra hemen yatırmamak yerine gazını çıkarmamız kusma veya hava yoluna süt kaçması durumunu engellemiş olur. Çocuklarda ise solunum yolu tıkanmalarına yabancı cisim yutulması neden olur. Örneğin 8 yaşın altındaki çocuklarda ses çıkmıyor, öksürmüyor ve morarma oluyorsa bu tam tıkanıklıktır. Sağlık ekiplerinin müdahalesini beklemeden hastayı hafifçe öne eğip sırtına vurmalıyız. Yabancı cismi ağız içerisinde görüyorsak parmağımızla çıkarmamız gerekiyor. Eğer göremiyorsak çocuğun ağzına parmak sokmak tehlikelidir. Cismi daha içeri ittirmemize sebep olabilir” diye konuştu.

    “YANIK DURUMLARINDA 10 DAKİKA SOĞUK SU UYGULAYIN ASLA CİLDE DOĞRUDAN BUZ UYGULAMASI YAPMAYIN!”

    Yanık ve kırık vakalarında yapılması gerekenlerle ilgili bilgi veren Doç. Dr. Şener, şunları kaydetti:

    “Yanıklarda, öncelikle yanığa sebep olan madde cilt üzerinden uzaklaştırılmalı bölge 10 dakika soğuk suyun altında tutulmalı ve oluşacak daha ileri hasarlar azaltılmalıdır. Sonra temiz bir bez ile bölgenin üstü örtülmeli ve sağlık merkezlerine başvurulmalıdır. Sıcak gibi soğuk da yanığa sebep olacağından yanık bölgesine direk cilt üzerine buz uygulanmamalıdır.

    Sık yapılan ilkyardım hatalarından biri olan kırılan kemiği yerine oturtmaya çalışmak veya deri dışındaki kemik çıkıntılarını içeriye sokmaya çalışmaktır. Bu hasta da daha fazla ağrıya sebep olacağı gibi yumuşak dokuda da hasarlara sebebiyet verir. Kırığın bulunduğu uzuv hareket etmeyecek şekilde desteklenmelidir. Kırık eğer deri altında ise kapalı kırık olarak tanımlanır. Bu durumda torbanın içerisine yerleştirdiğimiz buzu temiz beze sararak soğuk müdahale yapabiliriz açık yara bulunan kırıklarda ise yara üzerine temiz bir bez örterek sağlık merkezine ulaştırmalıdır.

    BURUN KANAMALARINDA BAŞ GERİYE ATILMAMALIDIR.

    Burun kanamalarında baş öne eğilmeli kemiğin bitip kıkırdağın başladığı noktaya baş parmak ve işaret parmağı ile beş dakika bastırmalıyız. Kemiğin başladığı yere soğuk uygulama yapmak faydalıdır. Burun damarları büzüşür kanama miktarı azalır.Hala kanama devam ediyorsa burna basar şekilde bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.”

  • Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol: “Aşı Hayat Kurtarır”

    Acıbadem Ankara Hastanesi, her yıl Nisan ayının son haftası olarak belirlenen “Aşı Haftası”na dikkat çekiyor. Aşının faydalarını ve sağlık açısından önemini Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol anlattı.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erol, aşının herhangi bir tedaviye gerek kalmadan hastalıkların oluşumunu engellediğine dikkat çekerek, “Aşı, hastalık yapıcı mikroorganizmaların (bakteri ve virüsler gibi) zayıflatılması ile oluşan, bağışıklık yanıt oluşturmak için ağız ya da enjeksiyon yolu ile vücuda verilen materyallerdir. Aşılama, tıp biliminin insanlığa sunduğu en büyük hediyedir. Çiçek aşısının ortaya çıkışı ile başlayan bağışıklık sistemini güçlendirme çocuk felci, difteri, kızamık, kızamık, kabakulak, Hepatit B aşılarının ortaya çıkısı ile devam etmiştir. Günümüzde yukarıda sözünü ettiğimiz hastalıklardan korunmanın en etkili ve pratik yolu, aşı yaptırmaktır.

    Aşılar, ilaç ya da cerrahi olarak herhangi bir tedaviye gerek kalmadan bir hastalığın hiç oluşmamasını sağlayabilmektedir. Aşılama ile bazı hastalıkların tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmuştur. Nitekim yüzyıllardır yüz binlerce insanın ölümüne neden olan çiçek hastalığının yeryüzünden tamamen silinmesi aşılama sayesinde olmuştur. Aşıların yaygın olarak kullanımı ile 10 önemli hastalık dünyanın belli bölgelerinde kontrol altına alınmıştır. Bu hastalıklar, çiçek, difteri,tetanos, sarıhumma, boğmaca, çocuk felci, kabakulak, kızamık, kızamıkçık, H. influenzanın sebep olduğu durumlardır.

    Amerika Birleşik Devletleri Hastalıkları Kontrol Merkezinin (CDC) 20.yüzyılın en önemli sağlık zaferi olarak tanımladığı aşılama sayesinde her yıl 3 milyon çocuğun hayatı kurtulmaktadır. Aşılama insanları hastalıktan ve hastalığın sebep olabileceği komplikasyonlardan korurken, aynı zamanda hastalığa sebep olan mikroorganizmaların kişiden kişiye aktarılmasına engel olur. Böylece tüm topum hastalıktan korunur. Ağızdan uygulanan çocuk felci aşısı da bunun bir örneğidir” bilgilerini verdi.

    “AŞININ ETKİNLİĞİNİN ARTIRILMASI İÇİN SÜRESİ ÖNEMLİDİR”

    Her aşının, etkinliği için minimum uygulanması gereken bir süre olduğunu vurgulayan Dr. Erol şunları kaydetti:

    “Örneğin Hemafilus, influenza gibi konjuge aşılar, yasamın 6. haftasından sonra yapılabilir. Rota virüs aşıları ise yaşamın 2. ve 8. ayları arasında yapılır. Ayrıca aynı aşının farklı dozları arasında da bırakılması gereken minimum bir süre vardır. Bu süre, aşının etkinliğinin artırılması için gereklidir.”

    “ÇOCUKLARINIZA BU AŞILARI YAPTIRIN”

    Her aşının etkinliği ve koruyuculuk oranları farklı olduğu gibi her ülke ya da bölgenin de aşılama şemasının farklı olduğuna dikkat çeken Dr. Erol, yapılması gereken aşıları şöyle sıraladı:

    1-Pnomokok enfeksiyonları (neden olduğu orta kulak iltihabı,zatürre,menenjit enfeksiyonları)

    2-Rota virüs ishalleri

    3-Human papilloma virüs neden olduğu hastalıklar (rahim ağzı kanseri, genital siğilller)

    4-Hemafilus influenza tip b enfeksiyonları (neden olduğu ortakulak iltihabı, menenjit, pnomoni, epiglottit gibi enfeksiyonlar)

    5-Hepatit B

    6-Hepatit A

    7-Verem

    8-Kızamık

    9-Kızamıkçık

    10-Kabakulak

    11-Difteri

    12-Suçiçeği

    13-Tetanos

    14-Kuduz

    15-Çocuk felci

    16-Boğmaca

    17-Grip

    18-Tifo

    19- Kolera

    20-Sarıhumma

    21- Meningokok (bazı türleri)

    22-Veba

    24-Çiçek

    25- Şarbon

    “HER DURUMDA AŞI YAPILAMAYABİLİR”

    Dr. Erol, çok nadir durumlarda immun yetmezliklerde,kemoterapi gören hastalarda ya da aşı içindeki maddeye karşı alerji olan hastalarda, aşı uygulamalarının hekime sorularak yapılması gerektiğini kaydetti.

    “GELECEKTEKİ AŞILAR, YENİLEBİLEN AŞILAR”

    Bilim adamları, gen mühendisleri, yeni aşılar ve uygulama yolları alanında çalışmaya devam ettiği vurgulayan Dr. Erol şunları ifade etti:

    “En önemli çalışmalar, yeni uygulama yolları ile aşı sırasında hissedilen ağrının yok edilmesine yönelik çalışmalardır. Ağız veya burun yolundan (inhaler tedavi) uygulama yöntemlerinin geliştirilmesi veya cilt içi uygulamalarının artırılmasına yönelik çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bunun yanı sıra, buzdolabında bulundurulması gerekmeyecek, oda sıcaklığında bozulmayan aşılar üzerinde de çalışmalar devam etmektedir. Gen mühendisliğinin katkısı ile muz gibi yenilebilen ama bağışıklık yanıtı da oluşturabilen aşılar üzerinde çalışılmaktadır. AIDS ve kanser gibi hastalıklar için de aşı çalışmaları devam etmektedir.”