Etiket: KÜRESEL

  • Flexobit’in Asya Ve Afrika’da Küresel Üssü Türkiye Oluyor

    Yalıtım sektöründe faaliyet gösteren Canpa, Flexobit membrandaki başarıları sayesinde Bitufa’nın Asya ve Afrika ülkelerine dağıtımını yapmaya başladı.

    Flexobit membran malzemesinin dünyada oldukça yaygın bir kullanım alanı olduğunu belirten Canpa Yönetim Kurulu Üyesi Murat Özcan, özellikle su yalıtımının çok kritik olduğu deniz bölgelerinde yapılan yalıtım uygulamalarında bu ürünün tercih edildiğini belirtti. Özcan, ‘’98 yılından beri Türkiye’de Bitufa’nın distribütörlüğünü Canpa olarak biz yapıyoruz. Türkiye’de önemli projelere attığımız Flexobit imzasıyla bizi Asya ve Afrika ülkelerinin dağıtım merkezi haline getirdiler’’ dedi.

    TÜRKİYE DUBAİ PAZARINI GEÇTİ

    Kendi kendini onarma özelliğiyle su yalıtımında mucize ürün olarak adlandırılan Flexobit’in dağıtımında Dubai’nin uzun zamandır daha başarılı olduğunu söyleyen Özcan, “Yüzde 1000 esneme kabiliyeti olan ve kopmayan yapıdaki bu malzeme, delinme durumunda kendi kendini tamir edebiliyor. Dubai deniz üzerine kurulu bir şehir ve suyun çözümü de Flexobit. Dünyanın en yüksek yapılarında kullanıldıktan sonra artık oradaki yapılaşma Türkiye’nin hızına yetişemiyor. Türkiye de artık bu uluslar arası standartlardaki ürünü kullanılır hale geldi. Mesela Dubai Mall, sadece bir AVM’nin temellerinde 1 milyon metrekare kullanıldı. Aynı zamanda denizin üzerine yapılan yapay kara parçası olan Palmiye’de tek onaylı su yalıtım ürünü Flexobit olduğu için çok büyük bir hacim vardı. Fakat her yeri doldurdular, alışveriş merkezleri, oteller, konutlar yapıldı. Bu yüzden şu an Dubai bizim kadar hızlı büyümüyor. Biz Türkiye olarak Dubai’ye yetiştik ve geçtik. Bu başarı sayesinde Flexobit’in Afrika ve Asya pazarlarının sorumluluğunu almaktan gurur duyduk” ifadesini kullandı.

  • Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi Dünyanın En İyi Düşünce Kuruluşları Arasında

    Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi (GPoT), Pensilvanya Üniversitesi’nin dünya çapında geleneksel hale gelen ‘Pennsylvania Üniversitesi Düşünce Kuruluşları ve Sivil Toplum Programı’nın Düşünce Kuruluşları Küresel Endeksi 2015 Raporu’nda en iyiler listesine girdi.

    İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) çatısı altında bağımsız bir araştırma birimi olarak kurulan Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi (GPoT), Pensilvanya Üniversitesi’nin dünya çapında yayınladığı University of Pennsylvania 2015 Global GoToThink Tank Index Report-2015’de (Pennsylvania Üniversitesi Düşünce Kuruluşları ve Sivil Toplum Programı’nın Düşünce Kuruluşları Küresel Endeksi 2015 Raporu) yer alan “Dünyanın En İyi Düşünce Kuruluşları” sıralamasında “Üniversite Bağlantılı Düşünce Kuruluşları” kategorisinde 73. sırada yer aldı. Bölgesel ve uluslararası politikadaki güncel eğilimleri inceleyerek yenilikçi ve farklı politik öneriler üretmek amacıyla İKÜ çatısı altında bağımsız bir araştırma birimi olarak 2009 yılında kurulan GPoT, 2013 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nde de özel danışman statüsüyle yer alıyor.

    GPOT Direktörü ve İKÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mensur Akgün, önümüzdeki yıllarda İKÜ’nün de verdiği destekle aynı listenin daha da üst sıralarında yer almayı hedeflediklerini belirtti. Bu ilerlemeden duyduğu mutluluğu aktaran Prof. Dr. Akgün, “Pennsylvania Üniversitesi’nin artık gelenekselleşmiş dünyanın en iyi düşünce kuruluşları sıralamasına üniversite bağlantılı düşünce kuruluşları kategorisinde 73. sıraya konduğumuz için çok mutluyuz. Hedefimiz İstanbul Kültür Üniversitesi’nin her zamanki desteğiyle ileriki yıllarda daha üst sıralarda yer almak. Ama hepsinden önemlisi çözmeye çalıştığımız sorunların çözümüne mütevazı da olsa katkıda bulunmak. Ben küçük ancak heyecanlı ve iddialı ekibimizle, üniversitemizin her kademesinden aldığımız destekle iki hedefimize de ulaşacağımıza inanıyorum” dedi.

    GPoT olarak en büyük amaçlarının küresel, bölgesel ve Türkiye’yi ilgilendiren sorunlara uygulanabilir çözümler üretmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Akgün, GPoT’un çalışma alanları hakkında şu açıklamalarda bulundu:

    “En çok Kıbrıs sorunu üstünde çalıştığımızı söyleyebilirim. Adil bir çözüme ulaşması için Kıbrıs konusunda toplantılar düzenledik, yayınlar yaptık. Farklı perspektifleri gündeme getirmeye, ama en çok da tarafların birbirini duymasını sağlamaya çalıştık. Adadaki iki toplumun önde gelen temsilcileriyle yakında 20.’sini yapacağımız toplantı dizilerimiz artık neredeyse tescilli. Hatta adı bile var. Çalıştığımız diğer konular arasında Ermenistan-Türkiye ilişkileri ile İsrail ve AB üyelik süreci de bulunuyor. Bu yıl Suriye sorununa farklı açılardan yaklaşan birkaç projemiz daha olacak. Mülteci sorununu farklı perspektiflerden ele almaya, Suriye muhalefetinin Suriye’nin geleceğinden ne anladıklarını ortaya çıkartmaya çalışacağız. İran hakkında da birkaç toplantı düzenlemiştik. Mart ayının sonlarına doğru bir toplantı daha düzenlemeyi planlıyoruz. Pek çok ülkede birlikte çalıştığımız güçlü ortaklarımız var. EUROMESCO gibi pek çok platforma üyeyiz, birlikte iyi işler yapıyoruz.”

  • Adana’ya Küresel Markalı Otel

    Son yıllarda önemli otel yatırımları alan ve tesis sayısı 40’a, yatak kapasitesi 11 bine erişen Adana, ticaret ve ekonomiye büyük katkılar sunacak Kiza Kurumsal İş Merkezi sayesinde bir de küresel markalı otele kavuşacak. Güney bölgesinde inşa edilen ve 12 blokta 990 ofis ile 287 iş yerinden oluşan Kiza Kurumsal İş Merkezi, bünyesinde yer alacak 120 odalı business otelin işletmesi için dünyanın en büyük otel zinciri ile prensipte anlaştı.

    Kiza Kurumsal İş Merkezi’nin inşaatını Balak Metal ortaklığıyla yürüten Kurt İnşaat’ın Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Kurt, “Business otel, bu gözde yatırımı taçlandıran bir eser olacak. Adana’nın marka değerini yükseltecek” dedi.

    Aydın Kurt, Adana-Mersin D 400 (E5) Karayolu üzerindeki eski Tekel Fabrikasının bulunduğu yerde, uluslararası yola 240 metre cepheli 55.262 m2 arsa üzerinde 180.000 m2 kapalı alanı kapsayan Kiza Kurumsal İş Merkezi’nin ekonomik yaşamın çekim merkezi olacağını söyledi.

    PRESTİJ KAZANDIRACAK DONANIM

    Prensipte anlaşılan uluslararası otel zincirini şimdilik gizli tutan Kurt, bu dev projenin içinde yer alan business otelin son yıllarda turizm sektöründe önemli gelişmelerin yaşandığı Adana’ya değer katacak prestijli bir yatırım olacağını vurguladı.

    Kiza’da rekabet gücünü artırmayı ve bulundukları pazarda rakiplerinden bir adım önde olmayı amaçlayan firmaların buluşacağını belirten Aydın Kurt, business otelin konaklamanın yanı sıra yemekli-yemeksiz toplantılar, kokteyl ve özel davetler ile lansman etkinliklerine ev sahipliği yapacağını kaydetti.

    Aydın Kurt, iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edilen otelin toplantı salonlarında yüksek hızlı internet, ses, ışık, görüntü sistemleri, simultane çeviri ve ekipman hizmetleri ile uluslararası standartlarda toplantı ve organizasyonların başarıyla gerçekleştirileceğini bildirdi.

    AVM TARZINDA MODERN İŞ MERKEZİ

    Kiza Kurumsal İş Merkezi’nde her türlü konforun düşünüldüğü 51 m2, 60 m2 ve 112 m2’lik lüks ofisler, kafe ve restoranları da kapsayan 287 adet iş yeri olacak. AVM tarzındaki modern kurumsal iş merkezi bünyesinde 1200 adet aracın park edebileceği 50.000 m2 kapalı ve 900 adet araçlık açık otopark bulunuyor. Kiza dahilindeki çarşıda 20 metre genişliğinde, 221 metre uzunluğunda, orta refüj bulunan, gidiş-geliş ana cadde yer alıyor. Bu cadde ile dik kesişen 15 metre genişliğinde, 110, 112 ve 126 metre uzunluklarında, belirli sektörlerin bir arada toplanmasına imkan veren 3 adet cadde ile Kiza İş Merkezi’nde ulaşımın rahatça sürdürülebilmesi planlanıyor.

  • Güler Sabancı, Davos’ta Küresel İş Dünyasına Seslendi

    Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, hissedarlar ve yönetim ekibinin yakın çalışması, kritik başarı ölçümlerine uzun vadenin konması ve stratejik planlamada uzun dönemli bakış açısı için önemli olduğunu söyledi.

    Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantıları kapsamında, ‘Uzun Dönemli Zorunluluklar’ başlıklı panele konuşmacı olarak katıldı. Sabancı panelde ekonomik belirsizliklerin yönetimleri çok fazla kısa vadeli kararlar almaya zorladığının; araştırmalara göre halka açık üç şirketten birinin beş yıl içinde kapandığının altını çizerken; yönetişim modellerini gözden geçirilmesinin, ölçümlerin ve stratejik planlamanın uzun vadede yapılması gerektiğini vurguladı.

    Sabancı, konuşmasında “şirketlerin uzun vadede ayakta kalabilmesi için kritik başarı faktörlerinde uzun vadeye yer verilmeli, stratejik planlamada uzun vade odağı olmalı. Her ne kadar kısa vadeye zorlama olsa da, bugünün performansından vazgeçmeden daha uzun vadeli bakmayı unutmamalıyız. Aile kontrolü ve sahiplik kültürü uzun vadeli bakışını destekliyor. Yönetişimde ortak ve çabuk karar alabilmek artık teknolojiyle mümkün” dedi.

    Bostan Consulting Group tarafından yakın dönemde yapılan araştırmanın 5 yıl içinde halka açık şirketlerin kapanma oranları oldukça yüksek olduğunu gösterdiğini belirten Güler Sabancı, konuşmasını şunları söyledi: Halka açık 3 şirketten 1’i kapanıyor. Bizim Sabancı’da yaptığımız hissedarlar ile yönetim ekibi arasındaki mesafeyi iyi belirlemek. Bu mesafenin yakın olmasına çabalıyoruz. Bunun başarıya ulaşması, öncelikle çok esnek ve çevik bir yönetim sistemi gerektiriyor.

    İkinci önemli konu ise, Kritik Başarı Göstergeleri. Yönetimin onları uzun dönem yönlendirecek, uzun vadeli düşünmeye zorlayacak Kritik Başarı Göstergeleri’ne (KPI) ihtiyacı var.

    Sabancı’da olan üçüncü konu ise uzun dönemli stratejik planlama döngümüz. Şirketlerimizin yönetim ekiplerini, bundan on yıl sonrasına odaklanmaya teşvik ediyoruz. Sahip olduğumuz teknolojik olanaklarla farklı senaryolara bakmak daha kolay. Ayrıca beş yıllık planlar çalışılıyor. Bunlar da yön gösterici oluyor.

    Planlar ve spontan durumlar arasında bir denge olmalı. Duruma göre davranabilecek beceriye sahip bir yönetim takımınız olmalı. Bunu, Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede kazandığımız tecrübelerden öğrendik. Zaman zaman türbülanslar olabilir. Tabii ki bunları dikkate almalı, düşünmeli ve izlemelisiniz. Ancak bunun her gününüzü etkilemesine izin vermemelisiniz. Proaktif olmalısınız. Her ne kadar kısa vadeye zorlama olsa da, bugünün performansından vazgeçmeden daha uzun vadeli bakmayı unutmamalıyız”.

    Araştırmaların, kadının üst yönetimde daha çok söz sahibi olduğu şirketlerin uzun vadeli bakış açısında daha başarılı olduğunu gösterdiğini dile getiren Güler Sabancı, bu sözleriyle paneli izleyenlerden büyük alkış aldı.

    Leiden Universitesi Ekonomi Profesörü Victor Halberstadt’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelin diğer konuşmacıları arasında Dow Chemical Company Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Andrew N. Liveris, McKinsey & Company Başkanı Dominic Barton, BlackRock Inc. Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Laurence Fink, Credit Suisse AG CEO’su Tidjane Thiam ve CPP Investment Board Başkanı ve CEO’su Mark Wiseman da yer aldı.

  • Iuc Başkanı Azizoğlu: “Küresel Değişim Ve Dönüşümde Hedef İslam Coğrafyasıdır”

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, “Türkiye gibi ülkeleri de bazen sınır bekçisi olarak yaptıkları bu küresel değişim ve dönüşümün sonu geldiği için yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Hedef seçilen bölge ilk temeli atılacak değişim ve dönüşümdeki bölge de İslam coğrafyası” dedi.

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (IUC) Kurucu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, Irak’taki Suriye’deki veya Türkiye’deki devam eden terörizm veya küresel savaşa dönüşen bölgesel kaos ve iç savaşların küreselden başlayarak, bölgesel ve lokal olarak analiz edilmesi gerektiğini belirterek, “Dünya hızla büyük bir değişim ve dönüşüme gidiyor son 10 yılda. Bunda özellikle kapital kazanımları olan güç odakları Amerika, Kanada, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya gibi ülkelerin yerini gelecekte Hindistan, Rusya, Çin, Türkiye, İran gibi ülkeler ekonomik alanda kanaat önderi olacağı için bunlarda da askeri, diplomatik alanlarda güç sahibi olacağı hızla değişen ve dönüşen bir dünyaya doğru gidiyoruz. Küresel değişim ve dönüşümde özellikle batı toplumlarının kapital kazanımları için Rusya’nın dahil olduğu batı toplumlarını kastediyorum. Doğu ve Batı blokları olarak ayrılan Türkiye gibi ülkeleri de bazen sınır bekçisi olarak yaptıkları bu küresel değişim ve dönüşümün sonu geldiği için yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Hedef seçilen bölge ilk temeli atılacak değişim ve dönüşümdeki bölge de İslam coğrafyası” diye konuştu.

    “BU COĞRAFYADA CEREYAN EDEN HİÇBİR TERÖR EYLEMİ VE TERÖRİSTLER HİÇBİR ETNİK YAPIYA, HİÇBİR IRKA, DİNE, MEZHEBE HİZMET ETMEMEKTEDİRLER”

    İslam coğrafyasında önce Arap Baharı diye bir projenin hayat geçirildiğini anlatan Azizoğlu, “Sözde İslam ülkelerinin evrensel hak ve hukuka hayat standartları yükseltilmiş toplumlar, demokratik sistemlerle yönetilen uluslar olarak bir halk ayaklanmaları ile başlangıç yapıldı. Fakat gördük ki Mısır’da, Libya’da Irak’ta haklar daha çok fakirleşti, daha çok evrensel ve hak ve hukuklarından mahrum kaldılar, küresel paydaşlıktan uzaklaştılar. İslam coğrafyasında cereyan eden bahar Arap Baharı değil de kapkaranlık proje kaçınılmaz olarak bizim de yakın coğrafyamıza bölgesel olarak bizim de sınırlarımıza dayandı. Önce Irak’taki iç savaşlar kaoslar Sünni Şii çatışmaları hızla yayılarak büyüdü. Suriye’de iç savaş patlak verdi. Halkların özgürlüğü, demokratikleşmesi, zenginleşmesi yerine yaşamsal alanlarını terk etmek zorunda kalan karada birbirlerinin hayatlarına son veren aynı dini, değerleri yüzyıllardır, bin yıldır birlikte yaşayan insanlar savaşırken yukarıda birbirine düşman olan farklı ülkelerden, farklı ülkelerden, milliyetlerden ülkelerin uçakları havadan bombalamaya başladı. Havada uçakların kanatları birbirine çarpmadı ama yerde bombalar birleşti. Bu iç savaşta en çok mağdur olan ülke Türkiye oldu. Bu coğrafyada cereyan eden hiçbir terör eylemi ve teröristler hiçbir etnik yapıya, hiçbir ırka, dine, mezhebe hizmet etmemektedirler. Sadece yaratılan kaoslarla efendileri olan emperyalist güçlere hizmet etmektedirler. Onların daha çok kapital kazanımlarına, daha çok silahlı güçlerini denemelerine ve ürettikleri silahları, bombaları bu coğrafyada tüketmelerine vesile olmaktadırlar bu terör örgütleri. İslam dışıdırlar, hiçbir etnik yapıya veya dine hizmet etmemektedirler” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’NİN HER ALANDA MÜDAHİL OLMA HAKKI EVRENSEL BİR HAKTIR”

    Azizoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yakın komşumuz, müttefikimiz olan Irak’ta cereyan eden olaylarda ise Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir coğrafya bir bölge güvenliğini, geleceğini ilgilendiren aynı dini, tarihi, coğrafi olarak da kaderi paylaştığımız bu uluslar ve dindaşlarımız, Kürt veya Türk ırkdaşlarımız olan bu kardeşlerimizle ilgilenmek, müdahil olmak bu sorunun parçası olmak zorunda bırakılıyoruz. Olmak zorundayız da. Özellikle DAEŞ terör örgütünün yapılanması çok karanlık bir projedir. Oradaki Araplarla Sünnilerle çok da ilgilisi olmayan onları mağdur eden bir yapılanmadır. Bu Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir yapılanmadır. Dolayısıyla Türkiye’nin her alanda müdahil olma hakkı evrensel bir haktır. Hiçbir coğrafi paylaşımı olmayan, hiçbir etnik yapısı olmayan, kültürel bağı olmayan çok uzaklardan gelen uluslar hak sahibi olduklarını iddia ediyorlar. Yerel yönetimler de bunu kabul ediyorlar. Fakat Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir konuda söz hakkının olmadığını iddia ediyorlar.”

    “IRAK’TA BİZLER ULUSAL SAVUNMAMIZI SAĞLAMAK İÇİN BULUNMAKTAYIZ”

    Irak’ın Musul kentinde kendisinin başkanlığında 2012 yılında çok büyük bir akademik konferans düzenlendiğini hatırlatan Azizoğlu, “Irak’ın ikinci büyük üniversitesi olan Musul Üniversitesi Konseyimizin kurucu üniversitelerinden birisidir. 7 kişiden birisi Musul Üniversitesi Rektörüdür. Musul’da yaptığımız konferans ve çalıştayda güvenlik sorunları vardı. O bölge Türkiye’ye karşı çok hassas. Duygusal anlamda da Türkiye’nin yardımını her bireyin istediğini sanıyorum ve Türkiye’nin güvenlik alanında da yardımına muhtaç bir bölge. İnsani bakış açısıyla baktığınız zaman bu. İkinci bakış açısıyla baktığınız zaman sizin ulusal güvenliğinizi tehdit eden bir bölge. Her an saldırıya uğrayabilir oradaki yapılanmalarla sizin ulusal güvenliğiniz tehdit altında ise üçüncü önemli etken orada Türkiye’nin yakın akrabalık bağlarıyla olan Kürt bölgesi var. Bu federal yapının da Türkiye’nin silahlı güçlerinin güvenliğine ihtiyaç duymaktadır. Bu üç nedeni bir araya getirdiğiniz zaman Türkiye’nin o bölgede çok önemli bir kanaat önderi olması hem ulusal hem bölgesel güvenliği için kaçınılmaz bir sonuçtur. Oradaki bütün toplumlar, halklar iç savaşlarla, kaoslarla mücadele ederken en yakın komşuları, tarihsel, dinsel, kültürel akrabalık bağlarıyla bağlı olduğu Türkiye’nin sessiz bırakılması, müdahale edemezsiniz mantığıyla yaklaşılması kabul edilemez bir mantıktır. Rusya ile de coğrafyada, bölgede baktığınızda hiçbir sorunumuz yok. Rusya halkı, devletiyle ilgili Türk devletinden herhangi negatif bir söz duyulmadı. Sağduyulu davranan bir milletiz. Çünkü biz Ruslar gibi asil bir millet, Ruslar gibi kökleri tarihsel dokuları olan bir devletiz. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısının söylediği ‘Türkiye garanti versin bir daha uçağımızı düşürmesin’ diye. Sınırlarımızı ihlal etmezsiniz uçağınızı düşürmeyiz. İhlal edersiniz savunma içgüdüsüyle reaksiyon göstermek durumundayız. Düşmanca tavrımızdan değil. Rusya, İran, Irak, Yunanistan Türkiye’nin asla düşmanları, askeri hedefleri değildir. Ama savunma içgüdüsüyle davranış kalıplarımızı oluşturmak zorundayız. Irak’ta da bu gerekçelerle bizler ulusal savunmamızı sağlamak için bulunmaktayız” açıklamasında bulundu.

    “15 BİN CİVARINDA TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İŞGALİ ALTINDA KALAN ÜNİVERSİTELERDEN ÖĞRENCİLERİN GÜVENLİ ÜNİVERSİTELERDE OKUMALARINA OLANAK SAĞLADIK”

    Irak’ta akademik olarak yapılan önemli çalışmalar olduğuna değinen Azizoğlu, Uluslararası Üniversiteler Konseyi’nin Türkiye’nin kurduğu bir kurum olduğunu ifade etti.

    2014 yılında Irak’ta yapılan bölgesel istişare toplantısıyla ilgili Azizoğlu, “Kürt ve Arap üniversite rektörleriyle yaptığımız toplantıda terör örgütü DAEŞ’in işgali altında bulunan Musul, Telafer, Ambar gibi üniversite rektörlerinin de katılımıyla güvenli bölgelerde Kerkük, Kürt bölgesi, Arap güvenli bölgeleri, Türkiye gibi üniversitelere öğrencilerin eğitimlerine devam etmeleri için çalışmalar başlattık. Mart ayında Ankara’da bölgesel bir toplantı yaptık. 15 bin civarında terör örgütünün işgali altında kalan üniversitelerden öğrencilerin güvenli üniversitelerde okumalarına olanak sağladık. Türkiye’nin akademik olarak katkısıdır bu” dedi.

    “BU COĞRAFYADA EN ÖNCE SÖZ HAKKI OLAN HER ALANDA ÜLKE TÜRKİYE’DİR”

    Türkiye’nin bu gelişmelerde hareket alanının tartışmaya açık bir konu olmadığını söyleyen Azizoğlu, şunları kaydetti:

    “Hiçbir coğrafi ortaklığı olmayan, dini, kültürel bağı olmayan, tarihsel bağı olmayan sadece emperyalist kazanımları için çok uzaklardan gelen veya yakınlardan gelip bu bölgedeki iki ülkenin içişlerine müdahale eden insanların çözüm için sözde mücadele ettiklerini söyleyen halkların daha çok kaoslara sürüklendiği bu coğrafyada en önce söz hakkı olan her alanda ülke Türkiye’dir. Çünkü mazlumların, Müslüman toplumların mazlum edilen Müslüman toplumların şuanda tek savunucusu olan ülke hakkı olan ülke Türkiye’dir. Bu hakkı her zaman söylemeye muktedirdir. Söylemeye de devam edecektir. Türkiye’de hiçbir bireyin, kurumun, konumu, mevkisi ne olursa olsun ulusal çıkarları bir tarafa bırakmaması lazım. Bu coğrafyada küresel güçlerin yaptığı hızlı bir değişim ve dönüşüm var, yeni bir yapılanma var. Bizim coğrafyamızda, komşularımızla yapılıyor. Bu yapılan projelerde Türkiye’nin söz hakkının olması lazım. İç politikalara asla alet etmemiz lazım. Farklı reaksiyonları verirken vicdani bakış açımızı ve ulusal çıkarlarımızı da ön planda tutarak hareket etmemiz gerekiyor.”