Etiket: KÜRESEL

  • Küresel Para Haftası, Borsa İstanbul Gong Töreni İle Başladı

    Geçtiğimiz yıl 38 ülkede borsa açılış gonguyla başlatılan Küresel Para Haftası (Global Money Week), bu yıl ülkemizde Borsa İstanbul’un ev sahipliğinde gerçekleştirilen gong töreni ile başladı. SPK-FODER iş birliğinde ve Borsa İstanbul ev sahipliğinde gerçekleştirilen gong töreni Küresel Para Haftası’nda gençlere, onların hayallerine ve finansal geleceklerine yönelik sembolik destek olarak ifade edildi.

    Küresel Para Haftası (Global Money Week), Borsa İstanbul, Sermaye Piyasaları Kurulu (SPK) ve Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği (FODER) işbirliği ile düzenlenen gong töreni ile başladı. Küresel Para Haftası geçtiğimiz yıl 38 ülkede gerçekleştirilen borsa açılış gongu törenine, bu yıl ilk kez Türkiye’de Borsa İstanbul ev sahipliği yapıyor. Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Zafer, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Kurumsal İletişim Daire Başkanı Emre Önyurt, Finansal Okuryazarlık ve Erişim Derneği (FODER) Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Denizmen’in yanı sıra yaşları 9-25 arasında değişen çocuk ve gençlerin katılımı ile gerçekleşen ’Küresel Para Haftası Açılışı Gong Töreni’ ile genç kuşakların hayallerine ve finansal geleceklerine yönelik sembolik destek ifade edildi.

    Gerçekleştirilen gong töreninin ardından konuşan Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Zafer Ankara’da gerçekleşen elim olay nedeniyle vefat edenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diledi. Zafer konuşmasında tasarrufların artırılması ve bilinçli ve en verimli şekilde değerlendirilmemesinin Türkiye’nin en önemli ekonomik meselelerinin başında geldiğini belirtirken, Türkiye’de toplumun 2014 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 13’ü oranında tasarruf ettiğine, GSYH’nin yüzde 19’unu ise yatırımlara yönlendirdiğini ifade etti. Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Zafer, “Aradaki farkı yurtdışı kaynaklardan karşılamak zorunda kalan bir ülke olduğumuz bu en basit istatistikte açıkça görülmektedir. Türkiye’de tasarruf oranının yükselmesi ve söz konusu tasarrufların Türkiye sermaye piyasalarında değerlendirilmesi bu sebeple büyük önem arz etmektedir” dedi.

    Borsa İstanbul’un diğer paydaşları ile beraber sermaye piyasasını derinleştirmek ve İstanbul’u dünyanın sayılı finans merkezlerinden biri yapmak için çalışmaların var güçleriyle devam ettiklerini belirten Zafer, “Finansal okur-yazarlığın geliştirilmesi, tasarruf ve yatırım bilincinin güçlendirilmesi büyük önem arz etmektedir. Tasarruf konusu bireylerin belirli bir gelir seviyesine ulaştığında gündemine alacağı bir konu olmaktan çıkmalıdır. Borsa İstanbul olarak, sosyal sorumluluk anlayışımız çerçevesinde, gerek konferanslar ve kampanyalar, gerekse de eğitimlerimizle bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.

    Çocuklar ve gençler için para farkındalığını artırma amaçlı uluslararası Child&Youth Finance International (CYFI) organizasyonu, her yıl Mart ayının ikinci haftasında dünyanın pek çok noktasında Küresel Para Haftası etkinlikleri düzenlediğini vurgulayan FODER Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Denizmen ise konuşmasında, “FODER olarak biz, finansal okuryazarlığı sürdürülebilir kalkınma ve büyümenin temel parametresi olarak görüyoruz. Gençler ve çocuklar ise bu parametrenin en önemli yapıtaşları. Küçük yaşta oluşacak tasarruf bilinci, hem gençlerimizin hem de ülkemizin geleceği için atılmış verimli bir tohum. FODER üyeleri, bu sorumluluğun son derece farkında. Akıllı tasarruf etmeyi bilen yeni nesiller, akıllı ekonominin olmazsa olmaz koşulu. Tüm FODER bileşenleri olarak bizler, gençlerimize ve çocuklarımıza bu bilinci kazandırmak için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeye hazırız. Küresel Para Haftası boyunca pek çok etkinlik ve eğitimle çocuklarımıza ve gençlerimize ulaşacağız. Türkiye’nin ekonomik geleceğini genç nesillerin finansal okuryazarlığı belirleyecek. Bu görüşü bizimle paylaşarak çalışmalarımızda daima bizlere destek olan başta Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul olmak üzere iş birliği yaptığımız tüm kurumlara ve aynı zamanda FODER’in bireysel ve kurumsal üyelerine teşekkürlerimizi sunarız” ifadelerini kullandı.

    SPK Kurumsal İletişim Daire Başkanı Emre Önyurt ise konuşmasında finansal eğitim kavramının yaşadığımız küresel finansal kriz sonrasında daha da önemli hale gelmeye başladığını belirterek finansal konulardaki bilgi yetersizliğinin, önce bireylerin sonra da ülkelerin ekonomik istikrarını tehdit ettiğini ifade etti. Önyurt konuşmasında ayrıca, “Finansal eğitim denildiğinde iki temel konunun ele alınması gerektiğini düşünüyoruz: Küçük yaşlardan itibaren düzenli tasarruf yapma alışkanlığının kazandırılması ve bireylerin hem gelirlerini hem de bu gelirlerinden artırıp tasarruf ettikleri birikimlerini planlı ve bilinçli kullanma tecrübesinin kazandırılması. Sermaye piyasalarımız ve ülke kalkınması için kritik öneme sahip bilinçli yatırımların temelini, bilinçli yapılan tasarruflar oluşturmaktadır. O nedenle bu seneki Küresel Para Haftası’nın teması olan ’Akıllı Tasarruf’u oldukça anlamlı bulduğumu belirtmek isterim. Bu konuyla alakalı olarak tüm halkımızın finansal konulardaki bilinç düzeyini arttırmayı amaçlayan finansal eğitim web sitesinin tanıtımının önümüzdeki günlerde yapılacağını buradan belirtmek istiyorum. Bu sistem üzerinden vatandaşlarımız tarafsız ve doğru bilgiye hiçbir kısıtlama olmadan ulaşabilecekler. Yatırım araçları, bireysel emeklilik, Faizsiz bankacılık gibi birçok konuda geniş bir yelpazede sunulan eğitimler neticesinde ülkemizdeki finansal eğitim seviyesinin farklı bir noktaya gelmesini hedefliyoruz” dedi.

    HAFTA BOYUNCA ’PARA KONUŞACAK’

    Küresel Para Haftası’nda FODER çatısı altında, SPK’nın da destek verdiği ve birlikte yürütecekleri etkinlikler gerçekleştirilecek. Bir yandan tasarruf bilincini oluşturacak projeler yürütülürken eş zamanlı olarak üyelerinin dahil olacağı etkinlikler gerçekleştirilecek. Hafta boyunca ülke genelinde pek çok ilköğretim okulu, lise ve üniversitede FODER tarafından finansal okuryazarlık eğitimleri verilecek. Eğitimler ile on binlerce çocuk ve gence ulaşılması hedefleniyor.

  • HKÜ’de “Suriye Bağlamında Bölgesel Ve Küresel Güçlerin Ortadoğu Politikası” Ele Alındı

    Hasan Kalyoncu Üniversitesi Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (KALMEC) ve Ortadogu Barış kulübü tarafından ‘Suriye Bağlamında Bölgesel ve Küresel Güçlerin Ortadoğu Politikası’ konulu panel, Stratejik Düşünceler Enstitüsü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin’in katılımı ile gerçekleştirildi.

    Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğrencilerinin yoğun bir ilgi gösterdiği panelde, genel olarak özellikle Suriye üzerinde uygulanan ve bölge genelini etkileyen politikalar ele alındı. Doç. Dr. Mehmet Şahin; HKÜ’de “Suriye Bağlamında Bölgesel ve Küresel Güçlerin Ortadoğu Politikası” üzerine yapılan ve Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (KalMEC) tarafından organize edilen panelde öğrencilerle buluştu. Panele, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz, Stratejik Düşünceler Enstitüsü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Şahin, KalMEC Müdürü Yrd. Doç. Dr. Bilal Çıplak, HKÜ Akademisyenleri ve öğrenciler katıldı. Panelin açılışında konuşma yapan HKÜ Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz, “Üniversite olmanın bazı ilkeleri var. Bunlar malumunuz çok iyi bir eğitim, öğretim vermektir. Hasan Kalyoncu Üniversitesi bunu başarı ile yönetiyor. Üniversitenin temel görevleri arasında yeralan AR-GE faaliyetleri çok önemlidir. Çok değerli insanların Üniversitemize gelip sunumlar yapmasını, bildiriler sunmasını çok önemsiyoruz. Bir sloganımız var, bu vesileyle onu da söylemek istiyorum, ‘sadece derslere girmekle bir meslek sahibi olunmaz’. Dersleriniz çok iyi olacak ama mutlaka onun dışında bir takım aksiyonların ve aktivitelerin içerisinde olacaksınız. Bugün burada çok önemli bir etkinliği gerçekleştiriyoruz” dedi. Doç. Dr. Mehmet Şahin ise Suriyelilerin iradelerinin ellerinden alındığını kaydederek, savaşın şu ana kadar bölgesel bir meseleyken Rusya’nın dahil olmasıyla küresel devletlerin rekabet alanına dönüştüğünü belirtti. Şahin, “Artık Suriye’de yerel güçlerin biz barıştık, anlaştık deseler dahi küresel güçlerin buna izin vermek istemeyecektir” dedi.

    Hasan Kalyoncu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz, panele katkısı için Doç. Dr. Mehmet Şahin’e plaket verildi. Program toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Küresel Büyüme Bu Sene De Beklenenin Altında Gerçekleşti”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, Küresel Ekonomik Beklentiler 2016 Toplantısı’nda küresel büyümenin bu sene beklenenin altında gerçekleştiğini dile getirdi.

    Küresel Ekonomik Beklentiler 2016 toplantısı İstanbul’da gerçekleşti. Toplantı ,Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Johannes Zutt’un konuşması ile başlarken, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Cansen Başaran-Symes’in ve diğer katılımcıların konuşması ile devam etti. Küresel büyümenin 2015 yılında da beklentilerin gerisinde kalmasının, yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik faaliyetteki yavaşlamanın devam etmesinin ele alındığı toplantıda konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, “Merkez Bankası’nın izlediği politikaların başarısını Merkez Bankası’nın hedefleri doğrultusunda, yani enflasyon hedefini tutturması açısından değerlendirmek gerektiğini hep söylüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, maalesef, enflasyon sadece hedeften yüksek olmakla kalmayıp, giderek yükselen bir trend izlemeye başladı. Aynı zamanda Merkez Bankası politikaları enflasyon hedeflemesinden uzak bir görüntü çiziyor. Enflasyon için hedef koymakla, para politikası olarak enflasyon hedeflemesi yapmak arasında fark var. Son zamanlarda sadece bir hedefe sahip olmak yeterliymiş gibi bir izlenim hakim. Asla ulaşamayacağımız bir oranı mı hedefliyoruz? Yoksa bu hedefe ulaşmamız için gereken politikaların yapılmasının önünde engeller mi var? Samimi olarak söylemeliyim anlamakta güçlük çekiyoruz” dedi.

    “SURİYE KONUSUNUN GİDEREK DERİNLEŞTİĞİNİ VE ÜLKEMİZ BAŞTA OLMAK ÜZERE DÜNYANIN BİRÇOK BÖLGESİNDE TERÖR OLAYLARININ ARTTIĞINI ÜZÜLEREK GÖRÜYORUZ”

    TÜSİAD Başkanı Symes, konuşmasına “Küresel büyüme bu sene de beklenenin altında gerçekleşti. Çin ekonomisi yavaşlamaya devam ediyor. Suriye sorununun giderek derinleştiğini ve ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde terör olaylarının arttığını üzülerek görüyoruz. Jeopolitik riskler geçen yıla kıyasla çok daha artmış durumda. Son zamanlarda her sohbetin, en tedirgin edici, baş konusu bu” diye devam ederek terör konusundaki endişelerini de dile getirdi.

    Konuşmasında petrol fiyatlarındaki düşüşten ve etkilerinden de bahseden Symes, “Düşük petrol fiyatları ise birçok ülkenin ekonomisinde hiç de tahmin etmediğimiz kadar istikrarı bozucu etki yapıyor, daralmaya neden oluyor. Uzun süre daha düşük seviyelerde kalacağı tahmin edilen fiyatlar yalnızca hammadde satarak sağlanan refahın sürdürülebilir olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bizim de buradan kendi adımıza çıkarmamız gereken ders, sadece hammadde gelirine bağımlı ekonomilere dayanarak büyümemizi sürdürülebilir kılamayacağımız. Bu durumun çözümünün de petrol fiyatlarının tekrar yükselmesini beklemek olmadığı son derece aşikar. İş dünyamız, pazar çeşitliliğinin önemini bugünlerde her zamankinden daha fazla hissediyor. Küresel gelişmeler artık istisnasız tüm ekonomilerde arz yönlü önemli yapısal değişiklikler olmasını kaçınılmaz kılıyor” dedi.

    “ÖNDE GELEN GELİŞEN ÜLKELER GRUBU YAVAŞLIYOR”

    Symes, gelişen ülkelerdeki ekonomik sorunlardan bahsederek, “Dünya Bankası raporunda gerek petrol ihracatçılarının içinde bulunduğu durum gerekse gelişmekte olan ekonomilerdeki zayıf büyümenin diğer ülkelere yayılma etkisi kapsamlı olarak ele alınıyor. Sonuçlar oldukça çarpıcı. BRICS denilen, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan, önde gelen gelişen ülkeler grubu yavaşlıyor. Hindistan hariç gözlenen bu yavaşlamanın küresel ekonomiye yayılması bekleniyor. Dünya Bankası araştırmacıları BRICS grubunun büyümesinin 1 yüzde puan kadar düşmesi durumunda, diğer gelişmekte olan ülkelerde büyümenin ortalama 0,8 yüzde puan, küresel büyümenin ise 0,4 yüzde puan azalacağını tahmin ediyorlar. Bunlar bizleri etkileyecek oldukça yüksek oranlar. Gelişen ülkelerin küresel ekonomide giderek daha büyük bir yer kapladığına ve bu piyasaların sağlıklı olmasının küresel istikrar için giderek daha önemli olduğuna şahit oluyoruz.  Ancak küreselleşmeyi ne kadar anlayabildik, gittikçe serbestleşen sermaye ve küreselleşen ekonominin gerektirdiği denetim ve düzenleme mekanizmalarını kurmayı başarabildik mi? Dünyadaki aktörler küresel ölçekte politika yapma kabiliyetine sahip mi? Bu son kriz belki de bize aslında ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi, mevcut uluslararası kurumların ne kadar dar bir politika alanına sahip olduğunu gün yüzüne çıkardı” dedi. Symes konuşmasında 2016 yılında Türkiye’yi zor bir dönem beklediğine de dikkat çekti. Toplantı diğer katılımcıların konuşmalarıyla devam etti.

  • Yrd. Doç. Dr. Mutlugün Küresel Genç Akademi Üyeliğine Seçildi

    Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) Elektrik Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Evren Mutlugün Küresel Genç Akademi üyeliğine seçildi. Yrd. Doç. Dr. Mutlugün, Akademi üyeliğine, birçok üstün nitelikli bilim insanı arasından seçildi.

    Küresel Genç Akademi, tüm dünyada genç bilim insanlarının sesi olma vizyonu ile 2010 yılında Dünya Ekonomik Forumu’na davet edilen üstün başarılı bir grup genç bilim lideri tarafından kuruldu.

    Küresel sorunların çözümüne odaklı proje ve politikalar üreten ve uluslararası bir akademi olan Akademi’nin, 58 ülkeden 200 üyesi bulunuyor ve üyeler akademik mükemmeliyet, bilimin gelişimine katkı ve topluma, insanlığa hizmete adanmışlık ilkelerine göre seçiliyor.

    Dünya çapındaki işbirlikleri ve yüksek donanımlı üyeleriyle, dünyanın bugününe ve geleceğine önemli katkılar sunabilecek bilimsel liderlik akademisi olan Küresel Genç Akademi, dünyanın dört bir yanından gelen seçkin genç bilim adamlarına küresel öneme sahip konuları ele almak için uygun bir platform sağlıyor.

  • Tüsiad Başkanı Symes: “Küresel Isınma Temel Yaşam Kaynaklarımızı Tehdit Ediyor”

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) 21’in sonuçlarının ele alındığı toplantıda “Küresel ısınma temel yaşam kaynaklarımızı tehdit ediyor” dedi.

    Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21. Taraflar Konferansı (COP 21) Aralık ayında Paris’te gerçekleştirildi ve iklim değişikliğiyle mücadelede 2020 yılı sonrasına yönelik yeni rejimin çerçevesini çizen bir anlaşma metni üzerinde uzlaşıyla sonuçlandı. Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği Refah Fonu İşbirliği, REC Türkiye ve Amerikan Büyükelçiliği desteği ile yapılan toplantıda Paris Anlaşması’nın Türkiye ve Türkiye’deki özel sektör açısından yansımaları ele alındı.

    Toplantıda konuşan Türk Sanayicilieri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Cansen Başaran-Symes, ekonomik faaliyetlerin çevresel kaygıları dikkate alan bir anlayışla sürdürülmesinin TÜSİAD’ın en öncelikli çalışma prensiplerinden olduğunu söyledi. Symes, 1996 yılından bu yana salt çevre ve iklim değişikliği konularına ilişkin olarak faaliyet gösteren, bir çok faaliyete imza atan son derece güçlü bir çalışma grubuna sahip olduklarının altını çizerek “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin Vizyon 2050 raporundan hareketle, TÜSİAD’ın 40. yılında, hazırlanan ’Vizyon 2050 Türkiye’ raporumuzda da ’Sürdürülebilir dünyaya nasıl ulaşabiliriz denkleminde iş dünyasının rolünü’ ele aldık. Son iki yıldır İklim Yatırımı Fonları (Climate Investment Funds) kapsamındaki Temiz Teknolojiler Fonu’nun (Clean Technologies Fund) gelişmekte olan ülkeler adına özel sektör gözlemci üyesiyiz. Dünyanın en kapsayıcı kurumsal sürdürülebilirlik platformu olan UN Global Compact’in Türkiye’deki sekretaryasını da TİSK ile birlikte yürütüyoruz. Geçen yıl hazırladığımız Gıda, Tarım ve Hayvancılık Rekabet Gücü raporumuzda olduğu gibi birçok çalışmamızda iklim değişikliğinin etkilerini ve alınması gereken önlemleri ele alıyoruz. REC Türkiye ile birlikte kurmuş olduğumuz, TÜSİAD üyesi olmayan iş dünyası temsilcilerini de içeren, İklim Platformu 2008 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Yine siz değerli paydaşlarımızla her yıl, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansının (COP) sonuçlarını, düzenlediğimiz toplantılarda ele alıyoruz. COP 21’de üzerinde uzlaşılan anlaşma metni, 2020 yılı sonrası için yeni bir iklim rejiminin çerçevesini çizdi. Sonuçlarını farklı boyutları ile tartışacağımız bu anlaşmanın gerek ekonomik gerekse çevresel yansımaları bakımından bir dönüm noktası olduğu düşüncesindeyiz. Biz de bu yılki toplantımızda, bir ekonomik dönüşümün temellerini atan Paris Anlaşması’nı iş dünyasının gözüyle ve uygulama perspektifinde tartışmayı hedefliyoruz” dedi.

    Dünyanın baş döndürücü bir değişimin, dönüşümün içinde olduğuna vurgu yapan Cansen Başaran-Symes, “Tükenen doğal kaynaklar, sayısı giderek artan doğal afetler, farkındalık artmış olsa da ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk, ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal açıdan artık mevcut biçimiyle sürdürülemez olduğunu gösteriyor. Büyüme, yaşam kalitesi ve iklimin korunması hedeflerinde dengeyi sağlayamadık. Ve maalesef küresel ısınma yaşam alanımızı ve temel yaşam kaynaklarımızı tehdit eder boyutlarda. Son 50 yılda ortalama sıcaklık artışının 1 santigrat dereceye yaklaştığı dünyamızda 2.7 milyar insan su sıkıntısı yaşıyor ve bu sayının daha da artacağını biliyoruz. Son 20 yılda çoğunluğu iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşen doğal afetlerin yol açtığı zarar 2 trilyon 300 milyon doları buldu. Bu afetler nedeniyle bir yılda göç eden insan sayısı 22 milyonu aşmış durumda.İklim değişikliği sorununun temel nedeni olan sera gazı emisyonları tarihteki en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Nitekim Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliği, önümüzdeki 10 yıl için, kitlesel imha silahlarından daha da önemli bir tehdit olarak birinci sırada konumlandırıldı.Geçen yıl bu konuların küresel ölçekte ve en üst seviyede çok çeşitli zirvelerde dillendirildiğine şahit olduk. Binyıl Kalkınma Hedefleri yerini Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine bıraktı. Dünya liderleri, 2030 yılına yönelik 17 hedef ortaya koydu: Bunların içinde ulaşılabilir ve temiz enerjinin temini, iklim değişikliğiyle mücadele, yoksulluğun ortadan kaldırılması gibi hedefler de yer alıyor. Bu 17 hedefin hepsi çok temel gereklilikler ve hiçbiri de maalesef yeni değil. Konular yeni olmadığına göre artık tespit değil eylem zamanı. Peki bu açıdan baktığımızda durum nedir? Geçen sene OECD ülkelerinin bu 17 hedef ve seçilen 34 gösterge çerçevesinde performansları değerlendirildi. Çalışmaya göre maalesef dünyanın en zengin ülkeleri bile hedefler için tam olarak hazır değil. Türkiye ise sadece 8 göstergede iyi ve üzeri not almış. Bu hedefler doğrultusunda acaba değişime ne kadar hazırız?” şeklinde konuştu.

    Symes, sürdürülebilir kalkınma zirvesinden üç ay sonra gerçekleşen COP 21’de üzerinde uzlaşılan anlaşmanın, bu hedeflerden belki de en zor olanına, iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin bir yol haritası ortaya koyduğunu belirterek “Düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçişi amaçlayan bu yol haritası ne demek? Sera gazı emisyonlarının azaltılması için üretim ve tüketim süreçlerinde, yaşam biçimimizde değişim demek: yani ulaşımdan, gıdaya, enerjiden, sanayiye kadar birçok alanda üretim ve tüketim süreçlerini çevresel maliyetleri göz önüne alarak yeniden tasarlamak demek. Bununla birlikte, küresel ısınmanın etkilerine dirençli bir yaşam biçimi demek. Tüm bunlar ise teknolojinin, Ar-Ge’nin, finans dünyasının bu dönüşümü gerçekleştirecek kapasiteyi, mekanizmaları, araçları hızla oluşturmasına ihtiyaç var demek. Artık iklim değişikliği konusu alışılagelmiş sektörel alanlar dışında da öncelikli ele alınıyor: örneğin, sigorta sektöründen bir örnek vermek gerekirse,  Münih İklim Sigortası Girişimi kapsamında kalkınmakta olan ülkelerdeki 400 milyondan fazla kişiye destek olma hedefiyle yeni modeller tasarlanıyor. Dünya Ekonomik Forumu’nda sanayide dönüşüm olgusunun konuşulduğu platformlarda konu iklim değişikliğine geliyor, döngüsel ekonomi tartışılımaya başlandı. Biz de TÜSİAD olarak 17 Mart’ta Sanayi 4.0 yaklaşımının Türkiye için potansiyelini ve fırsatları ele alan çalışmamızı kamuoyu ile paylaşacağız. İletişim teknolojileri, robotlar, biyo-teknoloji, malzeme bilimi, nano-teknoloji gibi birçok alandaki ilerleme bize bir başka gerçeği gösteriyor. Enerjiyi depolayan teknolojiler, üç boyutlu yazıcılar, kuraklığa dayanıklı tohumlar gibi bir dizi çığır açan buluşu tetikleyen değişim ve dönüşüm baskısı, yalnızca çevresel ve sosyal sorunların sonucu değil, aynı zamanda ekonomik gelişimin yarattığı bir fenomen” dedi.

    Atık yönetimi ve enerji verimliliği gibi alanlardaki yeni yaklaşımlardan doğan döngüsel ekonomi olgusunun da bu dönüşümün bir başka boyutunu ortaya koyduğunu söyleyen Symes, Avrupa’da döngüsel ekonomi prensipleri uygulanarak gerçekleştirilecek teknolojik dönüşümün 2030 yılında net 1.8 trilyon Euro kar sağlayacağı tahminleri yapılıyor” dedi. Symes, artık ürünün yaşam dönemi en uzun olacak şekilde tasarlanması ve üretilmesine yönelik Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarında yoğunlaşıldığını belirterek “Sadece atıkların yeniden kullanılması değil ürünün kendisinin ya da yan ürünlerin hammadde veya yakıt olarak yeniden ekonomik döngü içine girmesi artık yatırım planlamalarının bir parçası oluyor. Çevresel kaygılar ve iklim değişikliğiyle mücadele iş dünyasına önemli bir sorumluluk yüklüyor. Memnuniyetle belirtmek isterim ki yatırım kararları daha çevre ve iklim dostu hedefleri içermeye başladı. Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerinin mevzuatta yapılan son iyileştirmelerle bu çabalara önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.  Bununla birlikte, çoğunluğunun özel sektör tarafından yapılması öngörülen düşük karbonlu ve yüksek verimli teknoloji yatırımları için, öngörülebilirlik ve politikalarda uyum ihtiyacı önemle vurgulanması gereken bir konu olmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.

    TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Konuşmamın başında, TÜSİAD olarak, iklim değişikliğiyle mücadele konusunu birincil önemdeki konular arasında gördüğümüzü belirttim. Şimdi de bu mücadelede etkili uygulama için önemli gördüğümüz bazı konuları sizlerle paylaşmak isterim. Negatif etkilerini yaşamaya başladığımız iklim değişikliğiyle mücadelede ortak çabayı gösteren Paris Anlaşması’nın tarafları arasında olunması ülkemiz açısından mutlak bir önemdedir. Öte yandan, dünya ekonomisini de şekillendireceğine inandığımız bu anlaşmada ülkemizin konumunun, gelişmekte olan ülkelere yönelik finansal destek ve teknoloji transferi mekanizmalarından yararlanacak şekilde netleştirilmesi de eşdeğer gerekliliktedir.Bunu mümkün kılacak adımların uluslararası platformlarda ivedilikle ve kararlılıkla atılacağını düşünüyoruz. COP21 dönem başkanı Fransa’nın bu yönde desteğini sürdürmesini bekliyoruz. Öte yandan, ulusal düzeyde iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik tüm plan ve politikaların bir an önce net bir şekilde tariflenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu süreçte de; Çevresel, ekonomik ve sektörel hedeflerin bütüncül bir anlayışla ve birbirini tamamlar şekilde ele alınmasını; Etkili uygulamayı mümkün kılacak regülasyonların ve altyapının uyumlu bir takvimleme yapılarak hayata geçirilmesini; Uygun finansman mekanizmalarının eşzamanlı tasarlanmasını önemli görüyoruz. İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nın gözden geçirilmesi bu kapsamda bir ilk adım olacaktır. Bu politikalar dahilinde, sanayide enerji verimliliğini artırmaya ve yeni teknolojileri geliştirmeye yönelik yatırımların teşvik edilmesi öncelikli olmalıdır. Bu anlayışla Ar-Ge ve inovasyon vizyonumuz düşük karbon ekonomisini de merkeze alacak şekilde geliştirilmelidir.   Elektrik piyasalarının verimliliği özendirecek bir yapıya kavuşturulması için ilave tedbirler alınmalıdır. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimizin kullanılmasına yönelik son yıllarda sağlanan ivme artarak devam ettirilmelidir. Biz de TÜSİAD olarak iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik politikaları oluşturma sürecindeki çalışmalara katkı sağlamak üzere, piyasa temelli ve düzenleyici araçları maliyet ve etkinlik açısından ele alacak bir projeyi başlatıyoruz. TÜSİAD’ın 45. yılında gerçekleştireceğimiz bu projemizle, politika yapıcılara sunacağımız önemli bir etki değerlendirme çalışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Biraz sonra konuk konuşmacılarımız ve panelistlerimiz anlaşmanın içeriğini farklı yönleriyle ve çok etraflıca ele alacaklar. Ben bu noktada Davos Forumundan bir alıntı ile bu zorlu sürecin başarısı için gerekli gördüğüm unsuru paylaşmak isterim: “Bir planınız yoksa hedefler sadece dileklerdir”.