Etiket: ‘Kur

  • (Özel Haber) Kur artışı fiyatını iki katına çıkardı, imdada yerlisi yetişti

    Döviz kurunda yaşanan dalgalanma sebebiyle Norveç’ten ithal gelen somon balığının fiyatı iki katına çıkarken, Çarşamba açıklarından gelen yerli somona rağbet arttı.

    Protein zengini olarak bilinen ve özellikle çocuklara tavsiye edilen somon balığı, döviz kurunda meydana gelen dalgalanmaların artışın ardından fahiş zamlandı. İki ay evvel kilosu 35-40 TL arasında olan Norveç somonunun fiyatı 70’TL’ye kadar yükseldi. Daha çok otel ve restoranlar tarafından alınan Norveç somonunun fiyatındaki bu artış satışları düşürürken, imdada yerli somon yetişti.

    Karadeniz’de Çarşamba açıklarında avlanan ve her bir 2-2,5 kilo ağırlığında olan yerli somonlar, Bandırma Balık Hali’nde kilosu 25 TL’den satılmaya başlandı. Lezzet ve tazelik açısından daha çok tercih edilen yerli somon, otel ve restoranların menülerine girdi.

    Bandırma Balık Hali’nde balık satışı yapan Fethi Acemliler, “Bu somon balıkçıları Ordu Çarşamba’dan geliyor. Lezzetli ve besleyici. Çocuklar ve hamileler için tavsiye ediyoruz. Bu somonu yiyin, vücudunuz gelişsin. Şu anda kilosunu 25 TL’den satıyoruz. Kestiğimiz zaman da Norveç somonunu aratmıyor. İthalinden daha iyi, daha taze” dedi.

  • TİM İle Borsa İstanbul, İhracatçıyı Kur Riskine Karşı Bilgilendirdi

    İhracatçıları kur risklerine karşı korumak ve sermaye piyasaları aracılığıyla finansman sağlaması için Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Borsa İstanbul işbirliğinde firmalar bilgilendirildi.

    Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Borsa İstanbul işbirliğinde düzenlediği konferansla ihracatçıları döviz risklerinden koruma ve sermaye piyasaları aracılığıyla finansman sağlama avantajları konusunda bilgilendirdi. ’Sermaye Piyasaları Yoluyla Finansman Sağlama Alternatifleri ve Kur Riski Yönetimi’ konulu konferansta TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Borsa İstanbul Genel Müdürü ve aynı zamanda CEO’su Tuncay Dinç ile Borsa İstanbul uzmanları, PETKİM, TEB ve Çuhadaroğlu Metal Sanayi yöneticileri ihracatçılar ile deneyimlerini paylaştı.

    TİM Başkanı Büyükekşi ile Borsa İstanbul CEO’su Dinç, konuşmalarına Ankara’da dün meydana gelen terör saldırısını kınayarak başladılar. Büyükekşi, ünlü bilim adamı Einstein’ın “Hata yapmayan insan yoktur, kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir. Hatayı açıkça görmek insanı harekete geçirir, insan ancak düştüğünü fark ederse ayağa kalkar” sözlerini hatırlattı. Bunun üzerine “Hatanın en büyüğü, hatalı olduğunu bilip de onu düzeltmenin çaresine başvurmamaktır. Bütün dünyada kurlar bu denli dalgalanırken, ihracatçılarımızın neredeyse yarısı hala kendini korumak için hiçbir aksiyon almıyor. Kur riskini hedge etmiyor” diyen Büyükekşi, bu nedenle ihracatçıları bilgilendirme ihtiyacı duyduklarını ve bu konuda bir rapor hazırlayarak tüm firmaları bilgilendireceklerini söyledi.

    “İHRACATÇININ HEDGE KONUSUNDA KARNESİ İYİ DEĞİL”

    TİM’in gerçekleştirdiği anketlerde ihracatçıların yüzde 41’inin kur riskinden korunmak için hiçbir uygulamada bulunmadığını ifade eden Büyükekşi, “Kısacası, ihracatçımızın hedge konusunda karnesi iyi değil” dedi. Dünyayı küresel bir köye benzeten Büyükekşi, hiçbir şey yapılmaması halinde risklere maruz kalmaya devam edileceğini kaydederek şöyle devam etti:

    “Geçen yıl sadece parite etkisinden kaynaklı ihracat kaybımız 12,6 milyar dolar oldu. Biz bu kaybın bırakın tamamını, yüzde 20’sini bile kaybetmemiş olsaydık, ülkemize milyarca dolar kazandırmış olurduk. Dolayısıyla risklerin hedge edilmesi büyük önem taşıyor. Kırılganlığın önüne geçmek için de önümüzde 3 yol var. Bunlardan ilki bankalar aracılığıyla sigorta yaptırmak. Ancak, bu işlemlerin maliyeti yüksek. İkincisi, son günlerde reklamlarda da sıkça gördüğümüz forex işlemleri. Ancak bu işlemlerin büyük bir oranı spekülasyon amaçlı kullanılıyor. Üçüncü yol ise, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası, kısacası VİOB. Firmalarımız bu yollarla kendilerini kur riskine karşı koruyabilir”.

    “NAKİT AKIŞI YATAĞA DÜŞÜREN HASTALIK GİBİ”

    Borsa İstanbul CEO’su Tuncay Dinç de Türkiye’de 2,7 milyon KOBİ bulunduğunu, bunların borcunun ise 391 milyon lirayı bulduğunu hatırlatarak, “Şirketlerde nakit akışı ve kur riski vardır. Bir şirket kar etmeyebilir bu problemler belli vadede çözülebilir. Ama nakit akışı yatağa düşüren hastalık gibi. Borçlanmaya dayalı büyüme sürdürülebilir olması mümkün mü?” diye sordu.

    Tuncay Dinç, borçluluk oranının giderek arttığını ve bunun KOBİ’lerin büyüme oranını etkilediğini, bu nedenle halka arzı önemsediklerini vurguladı. Dinç, “Sağlıklı büyüme istiyorsanız muhakkak suretle kurumsallaşmak lazım. Şirkette profesyonelliği artırırsanız ömrünü de uzatırsınız. Halka açılırsanız dışarıdan sizi eleştirmeye, gözlemeye başlanıyor. Bir nevi cheçk up oluyorsunuz, fikir alıyorsunuz. Bunu şiddetle öneriyorum. Halka açıldığınızda finansmanı ortaklarla karşıladığınızda daha sağlıklı büyüyebilirsiniz. Bu konuda uzmanlarımızdan destek alabilirsiniz. Kur riskiniz için de vadeli işlemler borsası iyi bir uygulama. Yoksa olası döviz dalgalanmalarını yönetemez ve sıkıntıya girersiniz” dedi.

  • “Kur Savaşları 2016’da Da Devam Edecek”

    HASEN (Hazar Strateji Enstitüsü), 2015 yılı değerlendirme toplantısında konuşan HASEN Genel Sekreteri Haldun Yavaş, ” Türkiye için Asya’ya kayan küresel ticaretten pay almanın yolu Hazar’dan geçiyor” dedi.

    HASEN’nın (Hazar Strateji Enstitüsü), bugün düzenlenen toplantısında ekonomik, güvenlik ve siyasal alanda 2015 yılı değerlendirmesi yapılarak 2016 yılı için öngörüleri paylaşıldı. Toplantıya HASEN Genel Sekreteri Haldun Yavaş , HASEN Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı ve Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, HASEN YİK Üyesi aynı zamanda Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, HASEN Yönetim Kurulu Üyesi ve Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin, HASEN Strateji ve Politika Koordinatörü Dr. Rüçhan Kaya ile HASEN Güvenlik Merkezi Araştırmacısı Ayhan Gücüyener katıldı. Türkiye ve Hazar Bölgesi’nde geçen yıla damgasını vuran konuları ve enerji, ekonomi ve güvenlik kapsamında gelecek yıla dair beklentilerin paylaşıldığı toplantıda Türkiye – Rusya krizi ve petrol fiyatlarındaki düşüş konuşuldu.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan HASEN Genel Sekreteri Haldun Yavaş, “Dünyanın ağırlık merkezi Asya Pasifik’e doğru kaymakta. Bu bağlamda da Hazar Bölgesi çok daha önemli bir hale geliyor. Ancak Hazar ülkelerinin kendi içlerindeki ticarete baktığımızda toplam dış ticaretlerinin sadece yüzde 5’ini oluşturduğunu görüyoruz” dedi.

    Türkiye’nin doğusundaki tüm Hazar Transit Koridoru ülkeleri, taşımacılık kapasitelerini arttırabilmek ve transit ülke olabilmek için hummalı bir çalışma yürütüyorlar. Çin’den Bakü’ye uzanan 4 bin kilometrelik demiryolu tamamlandı. Toplam uzunluğu 838 kilometre olan Bakü Tiflis Kars (BTK) hattının ise Azerbaycan ve Gürcistan bölümleri bitirilmiş olsa da, Türkiye tarafında kalan 76 kilometrelik hattın inşaatı uzun bir süredir bitirilemedi.

    Yavaş, mevcut durumun oluşturduğu riske dikkat çekerek “BTK hattı daha fazla Türkiye bu ticaretten alacağı payı kaçırabilir. Zira bu hat Gürcistan’dan, Karadeniz üzerinden direkt olarak Romanya’ya ve buradan da Avrupa’nın diğer bölgelerine ulaşabilir. Bu nedenle bu gibi projeler uzun vadede Türkiye’yi devre dışı bırakabilir” dedi.

    “İRAN BÖLGEDE DAHA AKTİF OLACAK”

    Toplantıda dış politika ve güvenlik ekseninde 2015’in en önemli gündem maddeleri olarak Suriye ve Irak’taki gelişmeler, İran’ın Batı ile entegrasyonu ve Türkiye Rusya gerginliği konuları ön plana çıktı. Bugün siyasi bir aktör olarak İran’ın Orta Doğu’da Eski Şah dönemine göre daha bir aktif olduğunu söyleyen HASEN Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı ve Emekli Büyükelçi Halil Akıncı, “Bundan sonra Orta Doğu’da İran’ın güçlü bir aktör olarak karşımıza çıkacağını kabul etmek lazım” dedi.

    Toplantıda mülteci krizi konusuna da değinen Halil Akıncı, “Avrupa Birliği (AB) hem ABD hem de Rusya’ya göre çok daha pasif durumda. AB için en önemli husus Suriye’den sonra çıkan mülteci krizi. Bunu önlemek için işbirliği yapmaya çalışıyor. Önümüzdeki yıl bu mülteci krizinin hemen durması mümkün değil. Muhakkak AB’nin buna bir çare bulması lazım çünkü Türkiye gibi arada kalan ülkeler bunun için bir çare bulmak durumunda değil.

    “KUR SAVAŞLARI 2016’DA DA DEVAM EDECEK”

    Toplantıda 2015 yılının ekonomi anlamında önemli gündem başlıklarını dile getiren HASEN Yönetim Kurulu Üyesi ve Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin, 2016 yılına dair de öngörülerini şu şekilde dile getirdi: “Dünya ekonomisi için, IMF ve Dünya Bankası’nın büyüme tahminlerinin bir kez daha aşağı revize edildiği, yüzde 2,6ların konuşulduğu, küresel ticarette ise 2015’den sonra, bir kez daha daralma beklenen bir 2016’ya giriyoruz. Bu yıl, dünyanın önde gelen merkez bankalarının izleyeceği para politikası tercihleri hayli önemli olacak. 2016’da, G-20 ülkeleri arasında ’kur savaşı’ tartışmalarının aynı tempoyla devam edeceği gözleniyor”.

    2016’da da yaşanması olası bu kur savaşlarının Türkiye adına pozitif yansımalarının olabileceğini söyleyen ve bu konuda da önemli tespitlerde bulunan Prof. Dr. Kerem Alkin, “Avrupa’da, büyümenin desteklenmesi adına, parasal genişleme sürdürülecek. Bu da, Türkiye’nin AB’ye daha fazla ihracat yapması adına anlamlı. Çin ise, 2020’ye süreceği düşünülen yeni bir büyüme modeli değişimine giriyor. İhracata dayalı büyümeden, iç talebe dayalı bu yeni büyüme sürecinin geçiş döneminde, Yuan’da kısmi değer kayıpları gözlenebilir. Bununla birlikte, yakın gelecekte Çin’in küresel rekabette, daha kurallara uyar hale gelmesi, adil rekabet koşullarını destekleyecek” dedi.

    Prof. Dr. Kerem Alkin, “40 yılı aşan bir süredir ambargo baskısı altındaki İran’ın bakir pazar olma özelliği, uluslararası yatırımları çekmesi adına, Türkiye için risk oluşturuyor. Bu nedenle, küresel yatırımlar açısından, Türkiye’nin cazibesini güçlendirici adımları ve uluslararası ekonomi çevrelerinin merakla beklediği yeni mikro reformları geciktirmememiz yararlı olacaktır. Bu noktada, küresel emtia fiyatlarının 2016 yılında da yüzde 5 ile 10 arası gerilemeyi sürdürmesinin beklendiği bir ortamda, Türkiye’nin dünyadan ciddi emtia ithalatı yapan bir ülke olarak, fiyat gerilemesinden doğan avantajı katma değere dönüştürmesi gerekiyor” dedi.

    “YENİLENEBİLİR ENERJİNİN YÜKSELİŞİ DEVAM EDİYOR”

    Toplantıda enerji alanında 2015’in önemli konu başlıklarına değinildi. Enerji alanında dünyada 2015 yılına petrol fiyatlarının çöküşünün damga vurduğunu belirten HASEN Strateji ve Politika Koordinatörü Dr. Rüçhan Kaya, burada ilginç bir detaya dikkat çekti: “Petrol son 18 ayda fiyatlar 112 dolardan 28 dolara düşerek yaklaşık yüzde 75’lik değer kaybına uğradı. Ancak bu fiyat düşüşlerine rağmen 2015 yılında dünyada yenilenebilir yatırımları artarak devam etti. ABD ve Batı Avrupa’da üretilen elektriğin yüzde 50’si yenilenebilir kaynaklıydı” dedi.

    2016 yılında küresel petrol fiyatları ve bölgesel siyasi belirsizlikler öncelikli konu başlığı olma özelliğini sürdürecek. Bununla birlikte iklim değişikliğine dair hedefler ve enerji verimliliğine dair yatırımlar göz önüne alındığı takdirde petrol fiyatlarının 100 dolar seviyelerinden uzun süre uzak kalacağını söyleyebiliriz.

    Dr. Rüçhan Kaya, ’Petroldeki düşüş 2016 yılının sonuna kadar ne seviyede seyreder ve Brent petrol ile ABD ham petrolü arasındaki fiyat aralıkları ne derecede değişir?’ sorusuna, “Yıl sonuna kadar petrolün varil fiyatlarının 28 – 30 doların altığını göreceğini sanmıyorum. Petrolün taban fiyatını gördü.”Benim kanaatimce petrol yıl sonuna kadar yukarıya doğru hareket edecek. Eskisi gibi 100 dolar seviyesine ulaşacağını düşünmüyorum fakat bu fiyatların altına düşmez diye düşünüyorum” şeklinde cevap verdi.

    Brent petrol varil fiyatı ile ABD ham petrol varil fiyatı arasındaki yakınlığına da değinen Dr. Kaya, ” Daha eskilerde ABD’de petrol ihracatı yasaktı. Günümüzde bu engeller kaldırıldı. Houston ve Teksas çevrelerindeki yatırımcılar bu doğrultuda çalışıyor. Eskisi gibi iki petrolün varil fiyatlarında büyük makaslar açılmayacak şeklinde düşünüyorum” dedi.

    Dr. Rüçhan Kaya, “2016 yılında da dünyadaki petrol arzı fazlası devam edecek. ABD Enerji Enformasyon İdaresi’nin tahminleri günlük 740 bin varil arz fazlasının olacağını öngörüyor. Bu arz fazlası büyük oranda İran petrolünün dünya piyasasına girişinden kaynaklanacak.”

    Toplantıda Rusya Türkiye gerginliğinin enerji boyutuna dikkat çeken Dr. Rüçhan Kaya “Özellikle Rusya Türkiye arasında yaşanan uçak krizi sonrasında ortaya çıkan doğal gazda arz güvenliği sıkıntısı Türkiye’nin enerji kaynaklarını çeşitlendirmesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Bu sebeple Türkiye yakınındaki Hazar enerji kaynaklarına ağırlık vermeli ve ortaklıklarını geliştirmeli” dedi.

    “ABD’NİN 2016 YILINDAKİ SİBER GÜVENLİK BÜTÇESİ 14 MİLYAR DOLAR OLACAK”

    Toplantının sonunda Türkiye’de kritik altyapıların güvenliği konusundaki ilk Türkçe platform olan CİPALERT kapsamında çalışmalar gerçekleştiren HASEN Güvenlik Merkezi Araştırmacısı Ayhan Gücüyener, 2015 yılının siber güvenlik açısından hem küresel aktörler hem de ülkemiz ölçütünde oldukça hareketli bir yıl olduğuna dikkat çekti. Juniper’in açıklamalarına göre 2020’de siber suçların özel sektör üzerindeki maliyeti 2 trilyon doları bulabileceğini belirten Gücüyener, ” Siber güvenliği, ulusal güvenlik içinde okuyan devletler ise artık çok ciddi bütçeler ayırarak ‘siber ordular’ kuruyorlar. Örneğin ABD’nin 2016 yılı ön gördüğü siber güvenlik ve araştırma bütçesi 14 milyar dolar” dedi.

    Gücüyener, “Kritik altyapılar olarak adlandırılan, finans, enerji, ulaştırma, kamu hizmetleri gibi alanlarda ise siber saldırılar çok daha hayati bir tehdit olarak algılanmaya başladı. Amerikalı bir araştırma kuruluşu 20 ülkedeki nükleer tesisi siber güvenlik açısından sınıfta bıraktı” dedi. Türkiye’ye döndüğümüzde, Aralık ayında gündeme oturan DDos atakların bugüne kadar literatüre geçmiş en büyük siber saldırılardan biri olduğu konuşuluyor.

    “2016’da siber silahların giderek daha sofistike hale geleceğini söylemek mümkün” diyen Gücüyener, “Siber suçlular, giderek daha kritik sektör ve sistemleri hedef alacağa benziyor. Devletlerarasındaki siber silahlanma yarışı hızlanarak artacak. Buna cevaben, siber güvenlik hem devletler hem de uluslararası örgütlerce ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak kalmaya devam edecek. NATO gibi uluslararası örgütlerin, siber güvenliğe ayrı bir önem atfetmeye başlayacağı tahmin ediliyor” şeklinde konuştu.

    Toplantının sonunda konuşan HASEN YİK Üyesi aynı zamanda Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç, Hazar Bölgesi ile alakalı yapılacak en büyük etkinlik olan Hazar Forumu’na dikkat çekerek, “Bu etkinlik Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin, giderek Asya’ya kayan küresel ticaretten daha fazla pay alabilmelerini ve ikili ticaret ilişkilerini geliştirmelerini sağlayacak” dedi.

  • (Özel Haber) Ünlü Ekonomist Kubalı’dan MB’ye ‘Kur Ve Faiz’ Eleştirisi

    Ekonomist Ali Nail Kubalı, sıcak para girişine yönelik politikaya morfinman gibi devam edildiğini ve yatırım olmadan büyümenin imkansız olduğunu savundu. Kubalı, MB’nin ihracatçıya güven vermesi açısından kuru sabitlemesi gerektiğini söyledi.

    Türkiye’nin en büyük şirketlerinin yönetim kurulu başkanlığını yapan Boğaziçi Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesi Ekonomist Ali Nail Kubalı, Merkez Bankasının kur politikasını eleştirdi.

    Ali Nail Kubalı, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, geçtiğimiz günlerde Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) yaptığı faiz artırımının Türkiye’de büyük şok etkisi oluşturmadığına değindi. Kubalı, epeyce süredir doların değer kazandığını belirterek şunları söyledi:

    “Değer kazanmaya da devam ediyor. FED’in faizleri artırması yine de büyük bir sıçrama yaratmadı. Borsa epey süredir değer kaybediyordu ve kaybetmeye devam ediyor. Tabi bu aşağıya doğru bir seyirle inişli çıkışlı oluyor. Dolar ise yukarıya doğru seyrediyor. Dünyada da Türkiye’de de şok etkisi az zararla atlatıldı. Orta vadede Türkiye gibi dış ticaret açığı veren ve bunu da sıcak parayla finanse eden ülkeler bir müddet sonra bir döviz darlığıyla karşılaşabilir. Biz buna dahiliz. Çünkü Türkiye’nin dış ticaret ödemeler dengesi açık verdiği için çok kırılgan bir ekonomiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Eskiden bu açığı sıcak parayla kapatırken şimdi aksi durum yaşanıyor ve sıcak para çıkıyor. Bu açık da bizi döviz dar boğazına sokabilir.”

    “BU POLİTİKA İHRACATÇILARA GÜVEN VERMİYOR”

    Türkiye’nin bugüne kadar aldığı önlemlerle sıcak para girişini devam ettirmeye çalıştığını belirten ve bu durumu eleştiren Kubalı, şöyle konuştu: “Merkez Bankasının yaptığı hareketler ya sıcak para çıkışını önlemeye ya da sıcak para girişine yönelik oluyor. Ben uzun süredir bu politikayı eleştiriyorum. Çünkü Türkiye’de normalde kurların yükselmesiyle Türk lirası ucuzlar. TL ucuzlayınca da ihracatın artması lazım çünkü Türk malları ucuzluyor. Halbuki son zamanlarda ihracat da artmıyor hatta azalıyor. Çünkü Türkiye kurları tekrar düşürmeye çalışıyor ve TL’yi pahalandırmaya çalışıyor. Bu sıcak parayı devam ettirme politikası aynı zamanda ihracatçılara güven vermiyor. İhracatçı ‘Bugün kur uygun, malı satarsam karlıyım. Ama 3-4 ay sonra tahsis yaptığım zaman MB kuru aşağıya indirdiğinde zarar ederim ve ihracat yapmıyorum’ diyor. Açıkçası kurun ne olacağı belirsiz.”

    “MERKEZ BANKASI KURU SABİTLEMELİ”

    Merkez Bankasının kur politikasını tekrar gözden geçirmesi gerektiğini savunan Ali Nail Kubalı, MB’nin kuru sabitlemesi gerektiğini ifade etti.

    Kurların 1.70 TL’den birden 3 TL’ye geldiğini dile getiren Kubalı, sözlerine şöyle devam etti: “Halbuki MB ‘Kurlar 1.70 TL’den başladı. Böyleyken TL aşırı pahalı, Türkiye bu kurla rekabet edemez. Biz Türk lirasını ucuzlatacak yani kur yükseltince atıyorum 2.70’e müsaade edeceğiz ve 2.70’de sabitleştireceğiz. Bunu yapacak enstrüman var, faizler var. Faizleri kullanarak kuru o seviyelere kadar yükselteceğiz ve TL’yi ucuzlatmış olacağız. O zaman millet güvendiği için hem ihracat yapabilecek hem de döviz ucuz olduğu zaman ithalatla rekabet edemeyen yerli üreticiler ‘Şimdi döviz pahalandı. Hükümet de politika olarak bunu pahalı tutacağını söylüyor. Öyleyse ben üretim yapabilirim’ diyecek.”

    “SICAK PARA YERİNE SAĞLAM PARA GİRERDİ”

    Politikanın izlenmesiyle ortaya çıkacak olumlu sonuçları anlatan Kubalı, şunları söyledi: “Böyle bir politika ile dolar pahalanacağı için Türk üreticileri dış ülkelerde daha rahat rekabet edecek, ihracat artacaktır. Döviz girdileri artacak ve buna karşılık ithal mal pahalı olacak, dolayısıyla da ithalat azalacak. Bunun yerine yerli üretim olacak. Otomotiv girdi sanayi, tekstil girdi sanayi tekrar üretim yapabilecek. Dolayısıyla ithalat azalacak ve ihracat artmış olacak ve dış ticaret dengelenebilecektir. Bu olunca birincisi döviz açığı ortadan kalkacak. Türkiye kendi dövizini kazanır hale gelecek ve böylelikle sıcak paraya ihtiyacı kalmayacak. Sıcak para yerine dış ticaret açığı olmayan, fabrikaları çalışan Türkiye’ye dış güven artacak. Sabit sermaye yatırımları artacak. Sıcak para yerine sağlam para Türkiye’ye girmiş olacak ve gerçek yatırımlar yapılacak. Türkiye’ye yatırım yağacak. Türk iç piyasasında yatırım yapanlar da hammadde yapanlar da üretimlerini artıracak. Sanayi üretimi artacak, istihdam artacak, işsizlik azalacak. Türkiye’ye istediğimiz yabancı yatırımcılar gelecek.”

    Doğru olan kur politikalarının diş ticaret dengesizliği endişesi ile uygulanmadığını dile getiren Kubalı, şu an uygulanan politikalar ile de Türkiye’nin bugün dövizsiz kalma ile karşı karşıya kaldığını ifade etti.

    Merkez Bankasının faiz politikasını eleştiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da hak verdiğini ifade eden Kubalı, şunları söyledi:

    “Bilinçli olarak o politika uygulanmış olsaydı, ‘biz ihracatı artıracağız kurları yükselteceğiz’ fikrini yeni paradigma benimseyip ilan etseydi Türkiye bugünkü sıkıntıları hiç hissetmeyecek, büyümesini hızlandırarak artıracaktı. Benim kanaatim Türkiye’de hiçbir şey yapılmasa ekonomiyi zora sokacak yanlış politika uygulanmasa yüzde 7 oranında devamlı olarak büyüme yaşayabiliriz. Başka ülkeler İspanya gibi kalkınma yaparken yüzde 9’u devam ettirebildi. Kalıcı bir büyüme hızı vardı. Bizim de yapmamamız için hiç bir sebep yok yeter ki doğru ekonomi politikaları uygulansın.”

    “MB FAİZLERİ TEKRAR YÜKSELTECEK”

    FED’e karşı Merkez Bankasının faizleri artırmamasını da değerlendiren Ali Nail Kubalı, “Korkarım ki döviz girişleri artmayacak ve ihracat artmayacak olursa bir müddet sıcak paraya ihtiyaç olacak ve faizleri tekrar yükseltecekler. Sıcak paraya morfinman gibi devam edeceğiz yatırım yapamadan ithalatla sıcak parayla büyümenin sonu olmadığı besbelli. Bence bunu yükseltmesin ve MB dese ki ‘Biz bu noktada kuru 2 lira 95’te sabitlemeyi düşünüyoruz bunun için ihracatçılarımıza güvence veriyoruz. Kur aşağıya doğru gitmeyecektir. Gönüllükle herkes ihracat yapar, hızla ihracat artar. İhracat yapan firmalar kur düşmesinden korkuyor ve karlı olan malın fiyatı yarın aşağıya düşer tereddüdünü yaşıyorlar” diye konuştu.