Etiket: Kültürü

  • “Gastro Rize”de yemek kültürü masaya yatırıldı

    “Gastro Rize”de yemek kültürü masaya yatırıldı

    Rize’nin tarihi yanında yemek kültürünü tanıtmak amacıyla düzenlenecek festival öncesi Rize Belediyesi’nin ev sahipliğinde “Gastro Rize” adlı bir konferans düzenlendi.

    Rize’nin bilinen damak tatlarının yanı sıra bilinmeyen yemek çeşitlerinin de tanıtılacağı Tanıtım Festivali öncesi düzenlenen konferansa Rize Valisi Kemal Çeber, Belediye Başkanı Rahmi Metin, DOKA Genel Sekreteri Onur Adıyaman, Rize Belediyesi Meclis üyeleri, Rize Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şaban Aziz Karamenmetoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdürü Esra Alemdaroğlu, turizm dernekleri ve diğer paydaş kuruluşların temsilcileri katıldı.

    Vali Çeber yaptığı konuşmada, “Bir şehirde gastronomi bölümünü ihmal ederseniz o şehirde turizm anlamında en önemli ayaklardan birisini boş bırakmış olursunuz. İnsanlar bir şehre gitmeden önce o yörede ne yiyebilirim gibi araştırmalar yapıyor. Bu yüzden gastronomi anlamında üzerimize düşenin en iyisini yapma gayreti içerisinde olalım. Düzenlenen bu toplantıyla atılan bu ilk adımın şehrimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, toplantının düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

    Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin ise, “Rize Belediyesi olarak gastronomi anlamında bölgemize ve ilimize neleri kazandırabiliriz ve ne tür bir farkındalık oluşturabiliriz anlamında çeşitli çalışmalar yürütüyoruz. Yörenizde coğrafi anlamda ve kültürel anlamda birçok değer var fakat siz bunu sunamıyorsanız, insanlara anlatamıyorsanız, pazara çıkartamıyorsanız, yere saçılan parayı eğilip almasını beceremiyorsunuz demektir. Yılların getirmiş olduğu birikimle bir mutfağımız var ancak yemek kültürümüzü bir sanata çevirerek dışarıya sunabilirsek işte o zaman bölge turizm ve yatırım açısından çok cazip bir yer haline gelecektir. Gelen misafirler nerede yemek yerse yemeğimizi beğeniyor, nerede kalıyorsa orayı beğeniyor fakat bunlara biraz daha düzeltmeler yaparak geliştirmemiz, sanat içerisine olması lazım diye düşünüyorum. Var olan değerlerimizi sunabilmek adına bu toplantımızla bugün bir adım atmış olduk. Bugünkü toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

    İlerleyen süreçte gastronomi turu düzenlenmesi de planlanıyor. Karadeniz’in doğası ve eşsiz lezzetleriyle öne çıkan şehri Rize’nin yurt içinde ve dışında bir gastronomi destinasyonu olarak tanıtılmasının sağlanması, saklı kalmış lokal ürünlerin ve mutfak ustalarının gün yüzüne çıkarılması amaçlanıyor. Ayrıca kentin tatlarının otel, kafe ve restoranların menülerine girmesi de hedefleniyor.

  • Suriyelilerin uyum kültürü masaya yatırıldı

    Suriyelilerin uyum kültürü masaya yatırıldı

    Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ), Suriyeli misafirlerin kendi aralarındaki uyum kültürünün geliştirilmesi için George Mason, Harvard ve Toronto Üniversitelerinden öğretim üyeleri ile sivil toplum örgütlerinin katıldığı konferansa katılım sağladı.

    Şahinbey Belediyesi Kongre ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen konferans, Suriyeli kadın örgütlenmelerine eğitim ve bilinçlendirme için kurulmuş TASTAKEL iş birliği içinde yürütüldü. Türk dış politikası insani değerleri ön planda tutuyor. Konferansta, Suriyelilerin kendi ülkelerinde farklılıklarını zenginlik olarak sürdürebilmesi için uluslararası politika, demokrasi ve kültürel hoşgörü temalarında konuşmalar yapıldı. Konferansa 25 katılımcı yanında 100’ün üzerinde uzaktan erişim yoluyla dinleyici katılırken, konuşmacıların bir kısmı ABD ve Kanada’dan telekonferans yoluyla katılım sağladı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Murat Aslan ve George Mason Üniversitesi Öğretim Üyesi Hind Kabawat tarafından koordine edilen konferansta, farklı temalara yer verildi. Açılış konuşmasını yapan Dr. Murat Aslan, Türk dış politikasıyla ilgili bilgi verdi. Aslan, Türkiye’nin askeri ve diplomatik kanalları aynı anda kullanırken insani değerleri ön plana çıkarttığını ifade etti.

    Suriyeliler nasıl bir gelecek inşa edecek

    Toronto Üniversitesi’nden Souraya Bakour Lübnan’daki gelişmeleri ve Suriye’ye etkilerini değerlendirdi. George Mason Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Marc Gopin is uzlaşı kültürüyle Suriye’de Suriyelilerin nasıl bir gelecek inşa edilebileceğine yönelik konuşma yaptı. Toronto Üniversitesinden Prof. Afra Jalabi ise farklılıkların ayrıcalık olduğunu vurguladı.

    Toplam iki gün süren Konferanstan sonra katılımcılara TASTAKEL tarafından katılım belgesi verildi. Benzer faaliyetlerin önümüzdeki aylarda devam edeceği bilgisi verildi.

  • Erzurum’un tadı kültürü İstanbul’u saracak

    Erzurum’un tadı kültürü İstanbul’u saracak

    İstanbul, Maltepe Etkinlik alanında 14-17 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Erzurum günlerine geri sayım başladı. Yöresel lezzetlerden, tarihi ve kültür miraslarının tanıtımına, kış turizminden, yetiştirdiği sanatçılara varana kadar tüm yönleriyle Erzurum şöleninin sergileneceği tanıtım günlerinde, Erzurumlu şarkıcı Merve Özbey’in de sahne alması bekleniyor.

    Erzurum’un yöresel lezzetlerinin ve kültürünün tanıtılacağı Erzurum tanıtım günleri, İstanbul Maltepe’de 3 gün boyunca sürecek. Erzurum’u hiç görmemiş, veya memleket özlemi duyan, İstanbul’da ikamet eden dadaşlara, kültürlerinin kapılarını açan tanıtım günlerinde, Erzurum Konfederasyonu (ERKON), Erzurum Valiliği, Erzurum Büyükşehir ve İlçe Belediyelerinin işbirliği ile şehrin her yönüyle tanıtılması amaçlanıyor.

    ERKON Başkan Yardımcısı ve Erzurum Tanıtım Günleri Komite Başkanı Halil Karapınar, Erzurum Gazeteciler Cemiyeti’nde basın mensupları ile bir araya geldi.

    Karapınar burada yaptığı açıklamada; “Çalışmalarımızı İstanbul’da tamamladık. 14 – 17 Kasım’da Maltepe etkinlik alanını adeta bir gelin giydirir dibi giydireceğiz. Kültür çadırlarımız olacak. Yöresel ürünlerimizin satılacağı stant çadırlarımız olacak. Sanatta birlik adına her ilçemizi kapsayacak şekilde 32 sanatçımızı misafir edeceğiz. Ayrıca, Kenan Keskelen, Fethi Siverekli, Hüsamettin Ceylan ve Lütfü Ortakale gibi sanatçılarımız sahne alacaklar. Arif Sağ’a ömür boyu yaşam ödülü vereceğiz. Tiyatrolarımız olacak. İstanbul’da ki bütün hemşehrilerimi, Erzurum tanıtım günlerine bekliyorum. Gelin Erzurum’u yaşayın” dedi.

  • İslamiyet Öncesi Türklerde Kurban Kültürü

    İslamiyet Öncesi Türklerde Kurban Kültürü

    Atatürk Üniversitesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Savaş Eğilmez İslamiyet Öncesi Türklerde Kurban Kültürü hakkında bilgi verdi.

    Eğilmez, kurbanın Türk Dili’nin en eski ve değerli sözlüklerinden Divânü Lûgati’t-Türk’te “yağış” kelimesi olarak geçmekte olduğunu ifade ederek “Yağış, İslamiyet’ten önce Türklerin adak için, yahut Tanrıya yakın olabilmek için kestikleri kurban olarak anlamlandırılmıştır. Yine aynı eserde ıdhuk/ıduk kelimesi geçmektedir. Idhuk: Kutlu ve mübarek olan her nesneye denirdi. Kurban edilecek hayvana da bu isim verilirdi. Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırkılmaz; sahibinin yaptığı bir adak için saklanırdı. Kurban kesme eylemi, İslamiyet’ten çok önceki çağlara kadar uzanır. Kurban kesme eylemi, İslamiyet’ten çok önceki çağlara kadar uzanır. Çok eski tabiat inançları ile Mezopotamya, Anadolu, Mısır, Hint, Çin, İran ve İbrani inançlarında yılın belli aylarında dinî törenlerle kurban sunma, bayram yapma geleneği vardır. Ancak insanlık tarihinde en fazla şöhret bulan kurban olayı Hz. İbrahim’inkidir. Türkler içerisinde kurban geleneğinin çok eski tarihlere kadar uzandığını takip edebiliyoruz. Eski Türklerin büyük bir çoğunluğu Gök Tanrı dinine inanmakla birlikte, tarihin muhtelif periyotlarında ve değişik coğrafyalarda ilişkide bulundukları milletlerin dinlerini de kabul etmişlerdir. Dolayısıyla dinsel bir eylem olan kurbanda bu dinlerin etkilerini de görebiliyoruz. Türklerin tarih sahnesinde var oldukları dönemden itibaren, gerek yazılı kaynaklarda gerekse anlatılarda çok yönlü bir kurban geleneğine sahip olduklarını görüyoruz. Kutsal kabul ettikleri maddi manevi varlıkların birçoğu için, doğum ve ölüm olayların yanında zafer ve yenilgileri için de kanlı veya kansız kurbanlar adamışlardır. Türklerin kurban geleneği, İslamiyet’i kabullerinden sonra daha kesin ritüellerle, güçlü bir inanca dönüşmüştür. Her tören için kanlı veya kansız kurban bulunması gerekirdi. Eski Türk kavimlerinin ayin ve törenlerini, belirli vakitlerde yapılması gereken ayin ve törenlerle beraber tesadüfi olaylar dolayısıyla yapılan törenler olarak ikiye ayırabiliriz. Türk boylarındaki ayin ve törenler kurbansız gerçekleştirilmezdi. Her tören için kanlı veya kansız kurban bulunması gerekirdi. Kanlı kurbanların en önemlisi at idi. Attan sonra koyun geliyordu. En son sığır tercih edilirdi. Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başı boş salıverilen hayvanlardı. Kansız kurbanların en önemli olanlarından biri de saçı idi. Saçı her topluluğun kendi emeği ile kazandığı, en kıymetli ve kutsal saydığı değerlerden biri olurdu” dedi.

    Eğilmez kurbanlıkların hangi renkte olduğunun büyük önem arz ettiğinin önemli olduğunu belirterek “Türkler için at en değerli hayvanlardan birisiydi. Savaşta ve barışta devamlı at üzerinde olan Türkler ayrıca atın etinden ve sütünden de istifade ediyorlardı. Hal böyle olunca Tanrı’ya sunulacak en değerli kurban da at oluyordu. Kurban edilen atların hangi renkte olduğu da önemliydi. Genelde ak, boz ve sarı renkler tercih edilirdi. Eski Türklerdeki kurbanların renkleri hususunda gösterilen hassasiyet, günümüzde kurbanlıkların süslenmesi, kınalanması şeklinde kendini göstermektedir. Türk boylarında kurban törenlerinin yönetimi şamanların göreviydi. Altay dağları civarında yaşayan Türkler Göktanrı’ya beyaz, Toprakana’ya kahve ya da koyu renkli hayvanlar sunuyorlardı. Eski Türk kültürüne ilişkin sağlam temellere dayanan yazılar ve resimler Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra daha fazla çıkmaya başlamıştır. Bu eserlerden birisi Macar seyyahı Balogh Benedek Barathosi’ye aittir. Bu seyyahın 1911 yılında kaleme aldığı yazı aynen şu şekildedir;

    “ Baykal kıyılarında kayalık bir yere ulaştık. Burada devasa, üç metre uzunluğunda bir buçuk metre genişliğinde bir kaya öbeği bulunuyordu. Ön kısmı ateş yakmak için yapraklarla örtülmüştü. Bazıları sütle dolu birkaç sürahi getirip lahite süt serpmeye başladılar. Bu arada altı kişi gri bir at getirdi. İki kişi iki yandan atın koşumlarını tuttu, diğerlerinin elinde ise birer halat bulunuyordu, bunları atın ayak bileklerine bağlamışlardı. Baykal’ın suyundan günün ilk ışıkları yansımaya başladığında dört erkek lahite doğru koşarak atı yere devirdiler ve ayaklarını dört bir yandan germeye başladılar. Yaşlı bir adam özel bir bıçakla atın karnını kesti, açılan yarığa elini sokarak kalbe giden damarları bulup çekip kopardı; böylece at fazla acı çekmeden kısa süre içerisinde öldü. Bundan sonra oradakiler hızla atın derisini yüzdüler ve lahite yerleştirdiler. Atın dersisin doğrudan ateşe attılar, yaşam için gerekli nimetleri sağladığı için tanrıya şükranlarını sunmuşlardı. Hayvanın gökyüzüne yükselen ruhu Tanrı’ya insanın şükranını götürecekti. Türklerin hayvan kurbanları sadece Tanrı’nın iyi niyetinin sağlanması değil aynı zamanda dengenin, doğal fonksiyonların devamının garantilenmesiydi. Kısacası evrensel bir ibadet olan kurban, İslamiyet öncesi Türk kültüründe de çok önemli bir yer tutuyordu” ifadelerini kullandı.

  • Başkan Sekmen: “İstişare kültürü bizim en büyük şiarımızdır”

    Başkan Sekmen: “İstişare kültürü bizim en büyük şiarımızdır”

    Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, “İstişare kültürü bizim çalışma yöntemimizin en büyük şiarıdır” dedi.

    Hayırlı olsun ziyaretleri kapsamında kendisiyle görüşmeye gelen Erzurumluları tek tek dinleyen Başkan Sekmen, fırsat buldukça Dadaşların kentle ilgili fikir ve düşüncelerini de sorarak karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, “Hemşehrilerimiz, kadirşinas Erzurumlu kardeşlerim ve vatandaşlarımız kısacası 7’den 70’e herkes bizleri ziyaret ederek, hayırlı olsun temennilerini iletiyor. Ufku, ideali, fikri ve öngörüleriyle bizlere her daim yol gösteren kıymetli hemşehrilerimin ortak kanaatiyle bu aziz şehri hep birlikte ayağa kaldıracağız. İstişare kültürü ve gönül belediyeciliği ekseninde şehrin dinamiklerini hep birlikte zirveye taşıyarak, önümüzdeki süreçte turizm ve kalkınma ölçekli hedeflerimizi tek tek hayata geçireceğiz” dedi. İkinci dönemde kentsel ve bölgesel kalkınmaya yönelik bir yönetim anlayışının hayata geçeceğine dikkati çeken Başkan Sekmen, “5 yıl Erzurum’u adım adım tahlil ederek kent problemlerini rehabilite ettik. Şehrimizin kaynaklarını yatırıma dönüştürerek kadim kentimizin çehresini değiştirdik. Şimdi elde ettiğimiz ivmeyi bütün yönleriyle değerlendirerek, ortak akıl ve müşavere kültürüyle Erzurum’un iktisadi, ekonomik, sosyal, turizm ve sportif değişimini, gelişimini daha büyük hedeflerle daha büyük yatırımlarla devam ettireceğiz” diye konuştu.