Etiket: Kullanımında

  • Artvin, ‘Akılcı İlaç Kullanımı’nda daha da ilerleyecek

    Akılcı ilaç kullanımında birinci sırada olan Artvin’de vatandaşlar, daha da bilinçlendiriliyor.

    Artvin İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar doğrultusunda, 5 yıldır en düşük antibiyotik kullanım oranıyla başı çeken il olan Artvin’de gereksiz antibiyotik kullanımının daha da azaltılması için çalışmalar yürütülüyor. Akılcı İlaç İl Koordinatörü Dr. Mehmet Şeker ve beraberindeki heyet tarafından Artvin merkez ve ilçelerindeki aile hekimleri ziyaret edilerek, hekimlere akılcı ilaç kullanımı hakkında bilgi verildi.

    Artvin İl Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, “Hızla gelişen antibiyotik direnci global bir sorun haline gelmiş, dolayısıyla ülkemizde de gerekli tedbirlerin alınması ve farkındalık oluşturmak amacıyla çalışmalarımıza ara vermeden devam etmekteyiz. Bu kapsamda merkez ilçe, Arhavi, Hopa, Borçka, Yusufeli ve Murgul ilçelerinde görev yapmakta olan TSM başkanları ve aile hekimlerimiz ziyaret edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

  • Mide ilaçları ve ağrı kesici kullanımında böbrek yetmezliği riski

    33’üncü Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi’nde konuşan Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Siren Sezer, mide ilaçları ve ağrı kesicilerin ani ya da kronik böbrek yetmezliğine yol açma riskinden söz etti. Sezer, ağrı kesicilerin de rahatlıkla alınmayan ilaç listesine alınması gerektiğini söyledi.

    İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, kadavra bağışının artması için STK çalıştığını söyledi. Toplumun bu konuda hala duyarsız olduğunu da belirten Türkmen, “Nedense bu konuda toplumu bir türlü ivmelendiremiyoruz. Bu bir kültür meselesi ilkokul ve liseden itibaren bu kültürü yerleştirmek lazım. Uzun süreli bir şey bu durum. Ektik tartışmalar da var. İran modeli gibi bir durum mesela devlet kendisi fakir insanlardan böbrek alıp zengin hastalara veriyor. Bu çok hoş bir şey değil. Bir organı ticaret metası olarak görmek hoş değildir” dedi.

    Mide ilaçları ve ağrı kesicilerde böbrek yetmezliği riski

    Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri ve Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Siren Sezer, sağlıklı beslenme için Akdeniz tipi diyeti önerdiklerini belirtti. Bu tip beslenmeyle kilo kontrolünün daha kolay olduğunu belirten Prof. Dr. Sezer, “Mide ilaçları uzun yıllar kullanımı böbrek yetmezliği riskini artırdığı gözlendi. Bu açıdan midem yanıyor bir ilaç alayım yıllarca kullanayım demeden uzmanlara danışmanları gerekiyor. Ağrı kesicileri aylarca yıllarca kullanan özellikle bayan hastaları biliyoruz. Ağrı kesiciler ani ya da kronik böbrek yetmezliği yapabilir. Ağrı kesicilerin de rahatlıkla alınmayan ilaç listesine alınması lazım” ifadelerini kaydetti.

    Tuz tüketimi ve obezite ilişkisi

    Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Bülent Altun ise tuz tüketimi ve yaşam tarzıyla ilgili bilgiler verdi. Obezite ile tuz tüketimi arasındaki ilişkiye değinen Prof. Dr. Altun, “Hipoertansiyonu tedavi ederken yaşam tarzı önemlidir. Nefrologlar olarak tuzu önemle vurgularız. Tuz kan basıncını yükseltmenin dışında kalp ve böbreğe zararlarının olduğunu biliyoruz. Tuz tüketimi yüksek Türkiye’de. Obezite ile tuz arasında ciddi ilişkiler kuruluyor. Tuzun yoğun tüketilmesi kilo artışı ve karın etrafında yağın artışına neden oluyor. Dolayısıyla tuzu kısarken bir anlamda kilo alma riskimizi azaltmış oluyoruz” diye konuştu.

    Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Bülent Tokgöz yılda en az bir defa nefroloji muayenesinden geçmek gerektiği uyarısında bulundu. Diyabeti olan insanlarda aşama aşama böbrek yetmezliğinin ortaya çıktığını belirten Tokgöz, idrarda protein kaçağı başladığı zaman işin sonunun diyalize kadar vardığını ifade etti.

    Hasta özeli, uzman kamuyu tercih ediyor

    Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. H. Zeki Tonbul, nefrolojiyle ilgili güncel bilgiler verdi. Böbrek yetmezliğinde temel tedavinin hala hemodiyaliz olduğunu belirten Prof. Dr. Tonbul, diyalize giremediği için ölen hastanın olmadığını belirtti. Nefrologların yüzde 90’ının kamuda çalışması nedeniyle özel merkezlerdeki hastaları nefrologların tedavi edemediğine de değinen Prof. Dr. Tonbul konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “61 bin böbrek hastası var, bunun 57 bini hemodiyaliz 4 bini periton diyalizi ile tedavi görüyor. Türkiye diyaliz tedavisi konusunda son 20 yılda büyük gelişme sağladı. Diyalize giremediği için ölen hasta yoktur. Diyaliz hizmetleri batı standardında olup kalitelidir. Diyaliz hastalarının yüzde 70’i özel merkezlerde tedavi görmektedir. Buna karşılık nefrologların yüzde 90’ı kamuda çalışmaktadır. O yüzden özel merkezlerdeki hastaları nefrologlar tedavi edemiyor. Ağırlıklı olarak sertifikalı diyaliz hekimi ve hemşireler aracılığıyla yürütülüyor” dedi.

    2015 verilerini de paylaşan Prof. Dr. Tonbul böbrek sorunları nedeniyle ölüm oranlarının yüksek olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

    “2015 yılında alınan verilerek göre 849 diyaliz merkezi bulunmaktadır. Bunun yüzde 40’ı özel sektördedir. Kamudaki diyaliz merkezleri ise ilçelerde ve daha küçüktür. Hemodiyaliz hasta sayısı 2014 sonunda 55 bin iken 2015 sonunda 57 bine ulaşmış. Yüzde 56 ile ağırlıklı olarak erkek hastalardır. 16 bin cihaz, 3 bine yakın sertifikalı hekim 10 bine yakın sertifikalı hemşire mevcuttur. 2015 yılında hemodiyalize 9 bin 600 yeni hasta başladı. Periton diyalizine ise bin hasta başladı. Her iki hastadan birisi diyabete bağlı böbrek yetmezliği sorunuyla karşı karşıya. Hastaların yüzde 43’ü 65 yaş üstü hastalardır. Yeni diyalize başlayan hastaların yarıya yakını acil diyalize bağlananlardır. Ölüm oranları hala yüksektir. 2015 yılında ölen hasta sayısı 6 bin 500” dedi.

  • Bitkisel Ürün Kullanımında Doğrular Ve Yanlışlar Anlatıldı

    Fırat Üniversitesi (FÜ) Tıp Fakültesi, halk buluşmaları kapsamında, “Bitkisel Ürün Kullanımında Doğrular ve Yanlışlar” konusu ele alındı.

    FÜ Tıp Fakültesi halk buluşmalarının üçüncüsünde “Bitkisel Ürün Kullanımında Doğrular ve Yanlışlar” konusunda öğretmenevinde konferans düzenlendi. Toplantıya Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kazez, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murad Atmaca, Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, Prof. Dr. Demet Çiçek, öğretim üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murad Atmaca, Üniversitelerin bilgilerin üretildiği yerler olduğunu, bu bilgilerin ancak halkla paylaştıkça değer kazandığını söyledi.

    Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin kendi alanlarında halkı bilgilendirmesinin üniversite olarak görevleri olduğunu aktaran Prof. Dr. Atmaca, “İlk toplantımızda Obezite konusunu ele almıştık. Geçen ay ki 2. halk buluşmamızda öğretim üyelerimiz Çocuk ve Erişkinlerde Dikkat Eksikliği konusunda halkımıza çeşitli bilgiler vermişlerdi. Bugün de halkımız için önemli konular arasında olduğunu düşündüğümüz Bitkisel Ürün Kullanımında Doğrular, Yanlışlar konusunu ele aldık. Halkımızın toplantıya ilgisi oldukça fazla. Buda bizi görev sorumluluğumuz noktasında sevindiriyor” dedi.

    Bitkilerin hastalıkların tedavisi veya hastalıklardan korunmak amacıyla kullanılmasının insanlık tarihi kadar eski olduğunu belirten Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Şahna, son yılarda başlayan “doğaya dönüş” akımının sonucunda bitkisel ürünler ve bunların kullanımının büyük popülarite kazandığını kaydetti.

    “KANIT SUNULMAYAN ÜRÜNLER, TEHLİKE ARZ EDİYOR”

    Böylesine büyük bir pazarın olmasının doğal olarak sorunları beraberinde getirdiğini aktaran Prof. Dr. Şahna, “Doğal oldukları için güvenilir olduğu ifade edilen bu tür ürünlerin ciddi toksik, mutajenik ve karsinojenik etkileri olabildiği birçok defa gösterilmiştir. Özellikle çocuklar, gebeler, yaşlılar, cerrahi operasyon geçirecek olan kişiler, kronik hastalığı olanlar ve ilaç kullananlar büyük risk altındadır. Gıda katkı maddeleri ve bitkisel karışımların içinde yasaklanmış bazı ilaçlar analjezikler ve en çok ilaç etkileşimine neden olan ilaçlardan sildenafil çıkmaktadır. Gıda takviyesi adı altında pazarlanan çeşitli ürünlerin içine ilaçlar katılarak sanki bu ürünler aynı zamanda ilaç etkisine de sahipmiş gibi bir izlenim oluşturulmaya çalışılmaktadır. Kalite, etki ve güvenilirliği konusunda kanıt sunulmayan ürünler, tehlike arz etmektedir. Aynı etken maddeyi taşıdığı ifade edilen ama içerikleri ve kaliteleri birbirinden çok farklı ürünleri şu anda ülkemiz piyasasında da görmek mümkündür. Gelişigüzel satıldığı, her yerde bulunabildiği ve doktor ya da eczacı kontrolünde uygulanmadığı için de etki veya yan etki konusunda bilimsel olarak bir veri elde etmek mümkün değildir” diye konuştu.

    “BİLGİ EKSİKLİKLERİNİ TAMAMLAMAK ZORUNDAYIZ”

    Bitkisel ürünlerin bazılarının gerçekten yararlı olabileceğine de değinen Prof. Dr. Engin Şahna, “Ama bu bitkilerin yararlı olduklarını gösteren kanıt ve bu ürünlerle yapılmış çalışma sayısı sınırlıdır. Umut arayan, etkilenebileni sağlıklı yaşam adına yönlendirmeye hazır bir tüketiciler grubu var ama onları da suçlayamayız. Bilgi eksikliklerini tamamlamak durumundayız. Halk sağlığı açısından ciddi sakıncaları bulunan bu ürünleri kullanmadan önce doktorunuza sorun. Unutulmamalıdır ki ‘bitkisel üründür, zararı olmaz’ hoşgörüsü son derece tehlikeli sonuçlara neden olabiliyor. Bu konuda halkımız bilinçli hareket etmeli” ifadelerinde bulundu.

    Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Selçuk İlhan ise, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de giderek yaygınlaşan bir gerçeklik olmaya başladığını dile getirdi. Toplumun, hastalıklar ve sağlık sistemiyle ilgi bilgi düzeyi, ilaçlara bakış açısı, hastalığıyla ilgili hekime ulaşma ve tedavisine uyum sağlayabilme özelliklerine değinen İlhan, şunları kaydetti:

    “Mevcut durumda çeşitli farmako-terapötiklerin etkinlik kalitesi gibi birden fazla faktör bitkisel ürünler ve geleneksel tıp yöntemlerine ilgiyi daha da artırmıştır. Bununla birlikte her sektörde olduğu gibi, toplumun yumuşak karnı olan bu sektörde de yasal boşlukları ve medyayı kullanarak insanları suistimal edenler bulunabilmektedir. Özellikle bir kısım medya organlarında boy gösteren hekim dışı kişiler, sadece bu tür yayınlarla, sağlam insanları bile ürün almaya zorlamakta ve satışını yapanların bile ne olduğunu tam bilmediği bitkisel içerikleri veya geleneksel tedavi uygulamalarını tercih etmeye veya satın almaya yönlendirmektedirler.”

    Program daha sonra vatandaşların sorularının cevaplanmasıyla son buldu.

  • Uyuşturucu Madde Kullanımında Aileler Dikkat

    Psikiyatrist Psikoterapist Yrd. Doç. Dr.Rıdvan Üney, uyuşturucu madde kullanımında aileleri uyardı.

    Türkiye’nin uzun yıllar uyuşturucu kullanımı açısından birçok ülkeden geride iken bugün bakıldığında oldukça riskli bir alan haline geldiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Uyuşturucuya ulaşımda kolaylık, ucuz ve ölüm tehlikesi içeren uyuşturucular, kalabalık kentler, yanı başımızdaki savaş, uyuşturucu sorununun en önemli nedenlerinden sayılabilir. 2013 yılında yapılan bir araştırmada; ülkemizde, 15-34 yaşları arasında her 100 kişiden 3’ünün uyuşturucu kullandığı tespit edilmiştir. Bugün oranın daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Uyuşturucu kullanım yaşı, tedavi merkezlerindeki kayıtlara göre 11 yaşına kadar inmiştir” dedi.

    Medyada; neredeyse haftada 1-2 gün uyuşturucudan ölen kişilerin haberlerinin yer aldığını hatırlatan Rıdvan Üney, “Gençler için dışarıda birçok tehlike bulunmaktadır. Yetişkinliğe geçiş dönemi, sorunların yoğun olduğu bir dönemdir. Uyuşturucu çeteleri bunu çok iyi bilmektedir. Gençlerin ebeveynleri bu durumu fark etmelidir” diye konuştu.

    Rıdvan Üney, gençlik döneminde uyuşturucu madde kullanımı konusunda ailelerin dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıraladı;

    “Fazla para harcama; Eğer çocuğunuz son zamanlarda, verdiğiniz harçlığı yetiremiyorsa bu konuda dikkatli olunmalıdır. Harcama gerekçeleri araştırılmalıdır. Eve geç gelme; uyuşturucu kullanan gençler dışarıda daha fazla zaman geçirir. Eve gelmesi gereken saatleri aşarlar.

    Yalan söyleme; Para harcama ve eve geç gelme, arkadaşları ile birlikte zaman geçirdiği yerler konusunda yalan söyleme ve bahane uydurma, uyuşturucu kullanımında sık olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Üstüne başına dikkat etmeme; Uyuşturucu kullananlar daha önce giyimlerine özen gösteriyorlarsa dahi bunu bırakır. Aynı kıyafeti haftalarca giyebilir. Saçlarına özen göstermezler. Dağınıktırlar.

    Temizliğe özen göstermeme; Gençler özellikle ergenlik dönemlerinde beğenilmek için daha özenli davranır. Ancak uyuşturucu kullananlarda banyo yapmaktan kaçınma, tırnak kesmeme, tıraş olmama sık görülür.

    Gözlerde farklı bakışlar; Uyuşturucu kullananlarda baygın bakış oldukça sık görülmektedir. Gözleri kızarır, şişer, gözaltları mor ya da siyahlaşır.

    Okul başarısında ani düşme; Çocuğunuzun okulda belli bir başarısı varken, aniden bu başarının altına düşerse, bu durum dikkate alınmalıdır. Birçok nedenle bu olabilir. Ancak uyuşturucu kullananlarda çok çabuk başarı düşer.

    Okuldan kaçma; Derslere devam etmekten kaçınma, okuldan kaçma davranışı uyuşturucu kullananlarda mutlaka ortaya çıkar. Gencin okula gitmediğinde, gittiği ortam araştırılmalıdır.

    Yeni arkadaşlar edinme; Uyuşturucu kullanan gençler, eski arkadaşlarından uzaklaşır. Ailenin pek tanımadığı yeni arkadaşlar edinir. Aile araştırdığında, gencin yaşına ve eğitim düzeyine uymayan yeni arkadaş gurubunu hemen fark eder.

    Sinirlilik ve öfke nöbetleri; Her şey yolunda giderken ani başlayan sinirlilik, öfke nöbetleri, duygusal dengesizlik, içe kapanma, bir şeylerin değiştiğine dair işaretlerdir. Uyuşturucu kullanımında bu durum oldukça dikkat çekicidir.

    Aşırı kilo verme; Uyuşturucu kullanan gençlerde kilo verme, yemesine rağmen kilo alamama sık rastlanır.

    Hırsızlık; Çocuğunuzun daha önce böyle bir alışkanlığı olmadığı halde, evden para çalıyorsa, cep telefonunu satıyorsa mutlaka bu konu dikkatle değerlendirilmelidir. Bu davranış bozukluğunun altında uyuşturucu kullanımı yatıyor olabilir.

    Yasal sorunlar; Genç, herhangi bir nedenle suça karıştıysa, dışarıda sıkça kavga ediyorsa, vücudunda morluk, yara izleri fazlaysa, bu durum uyuşturucu kullanımının habercisi olabilir. Uyuşturucu kullanımı diğer suçlarla neredeyse kardeş gibidir.

    İş yaşamınız, yoğunluğunuz, yorgunluğunuza rağmen, çocuklarınızla ilgili sorumluluklarınızı unutmayın. Siz bu durumla ilgilenmezseniz, dışarıda bu durumlardan faydalanmak isteyecek bir yığın kötü niyetli kişi olduğunu unutmayın. Sadece polis tedbirleri ve okullardaki öğretmenlerin dikkati bu konuda yeterli değildir.”

    Uyuşturucu ile ilgili en büyük sorumluluğun ailelere düştüğünü anlatan Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuğunuzun gittiği yerlerden haberdar olun. Arkadaşlarını tanıyın. Ondan haberdar olun. Davranış değişikliklerinin nedenini öğrenmeye çalışın. Harcamalarını kontrol edin ve gerekenden fazla para vermeyin. İsteklerini sınırsız bir şekilde yerine getirmeyin. Temizlik alışkanlıklarını gözlemleyin. Okuldaki durumundan haberdar olun. Yalanlarına göz yummayın. Onlarla arkadaş olmayın, ancak açık içten ve samimi bir ilişki geliştirin. Kaba davranmayın, şiddetten uzak durun.”