Erciyes Üniversitesi (ERÜ) İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bilici, ‘yayın yasağı’ kavramının yanlış kullanıldığı konusunda uyarıda bulunarak, bu ifade yerine ‘şiddetin ekranda tekrarının yasaklanması’ kavramının, daha doğru bir tanımlama olacağını söyledi.
Dün, Gaziantep’te yaşanan saldırı sonrasında yayın yasağı uygulaması getirilmesi üzerine açıklamada bulunan ERÜ İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bilici, ‘yayın yasağı’ kavramının, yapılan işi tam olarak tanımlamadığını ifade etti. Doğru kullanımın, ‘şiddetin ekranda tekrarının yasaklanması’ biçiminde olması gerektiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bilici, “Eğer yayın yasağı gerçekten enformasyonu yasaklıyor olsaydı, medyanın üç maymunu oynaması gerekirdi: görmedim, duymadım, bilmiyorum. Yayın yasağı olduğu zaman ekranlarda açık oturum tarzı programlar oluyor mu, oluyor; bununla ilgili haberler dönüyor mu, dönüyor; altyazılar geçiyor mu, geçiyor. O zaman bu, yayın yasağı yok demektir. Yayın yasağı olsaydı hiçbir şeyin yayınlanmaması gerekirdi ama asıl yasaklanan şey yayının yasaklanması değil, şiddetin ekranlarda tekrarının yasaklanmasıdır” diye konuştu.
“MEDYA BİLİNÇSİZCE TERÖRE YARDIM VE YATAKLIK EDİYOR”
Terör faaliyetlerinin amacına ulaşmasının en önemli yolunun, faaliyetlere dair enformasyonun kitlelere ulaştırılması olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bilici, haber amaçlı da olsa enformasyonu yayan medyanın, bilinçsiz olarak teröre yardım ve yataklık ettiğini vurguladı. Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bilici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Terör faaliyeti olduğunda eğer kimse onu görmüyor ise toplum üzerinde korku, kolektif bir koru, öğrenilmiş bir çaresizlik ve infial hali yaratılması söz konusu olamaz. Bir mizah dergisindeki karikatürde, çocuk babasına, ‘Ormanda bir ağaç devrilse ve medya onu haber yapmasa ağaç gerçekten devrilmiş olur mu?’ diye soruyor. Baba da ‘hayır’ diye cevap veriyor. Dolayısıyla medya bir olay görmüyorsa o olay yok demektir. Evet, gerçekler görülmeli fakat medya bu enformasyonu toplumun ders alması, soruna dair çözüm üretmeye katkıda bulunmak, birlik-beraberlik fikrini pekiştirmek amacıyla neden ve sonuçları ile bağlantılı olarak yaymalı. Aksi takdirde medya, toplumun kolektif bir korku içine ve infiale sürüklenmesine neden oluyor ki, böyle bir durumda aslında farkında olmadan teröre yardım ve yataklık etmiş oluyor.”
“YAYIN YASAĞI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE ENGEL DEĞİLDİR”
Yayın yasağı uygulamasının, toplumun psikolojisinin korunması bağlamında ifade özgürlüğü önünde bir engel olamayacağını da kaydeden Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bilici, “Şimdi ben çıkacağım bir savcıyı ya da bir kişiyi döveceğim, öldüreceğim, kötülük yapacağım, medyaya diyeceğim ki bunu çek ve yayınla. Bunun ifade özgürlüğüyle, medeniyetle, modern toplumla bağdaşan hiçbir yanı olamaz.” ifadelerini kullandı.
Bir zamanların şampiyonu olan atlar hayatlarının son demlerinde, Gaziantep’te hem bedensel engelli hem de zihinsel engellilerin terapisinde kullanılıyor.
Türkiye Binicilik Federasyonu Eğitim Komitesi üyesi Tulya Kurtulan, engelliler ve çocukların sosyalleşmesi için hipoterapi ve atların en uygun yöntem olduğunu belirtti.
Türksat Kurumsal İletişim Uzmanı Can Tekindal, Türksat’ın projesi olan e-devlet’i kullanan vatandaşların en çok SGK 4A hizmet dökümüne baktığını söyledi.
İzmirlilere verdiği sağlık ve güzellik hizmetleriyle ün kazanan Yakamoz Beauty Park, bölgesel incelmeden detoxa, kuaför hizmetinden masaja, bioenerjiden kuantum tedavisine kadar pek çok alanda faaliyet gösteriyor. Yakamoz Beauty Park’ta yer alan Scio isimli cihaz hastalıkları daha ortaya çıkmadan tanımlayarak teşhis ve tedaviyi kolaylaştırıyor.