Etiket: Kullananlar

  • Antibiyotik kullananlar dikkat

    Bodrum Devlet Hastanesi’nde görev yapan Uzm. Dr. Zeynep Karlıbaş, antibiyotik kullanımı konusunda önemli açıklamalar yaparak grip ve nezle iken antibiyotik kullanmanın yanlış olduğunu ifade etti.

    Türkiye’de son günlerde gündemi meşgul eden konular arasında yer alan antibiyotik kullanımı ve antibiyotik direnci konusunda; Uzm. Dr.

    Zeynep Karlıbaş, önemli açıklamalar yaptı.

    Türkiye’nin yanlış antibiyotik tüketimi ve antibiyotik dirençleri açısından Avrupa ülkeleri arasında en kötü durumda olduğumuza işaret eden Karlıbaş, şunları dile getirdi:

    “Bu konuda hepimizin sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyorum. Reçete yazandan reçeteyi kullanandan, bunu satan, temin eden tüm kurumların, tüm kişilerin bu konuda sorumluluğunun olduğunu düşünüyorum. Hasta antibiyotik kullanırken reçetesiz antibiyotik kullanmamaya dikkat etmeli, doktorun verdiği antibiyotiği doğru dozda, doğru sürede, doğru zamanda kullanmalı. Antibiyotiğini yarıda kesmemeli. Kestiği antibiyotiği başka bir zamanda kullanmamaya özen göstermeli, çünkü böylece antibiyotik direncimizi arttırmamamız gerekiyor. Başka birinin kullandığı antibiyotiği bana da iyi gelir mi diye kullanmamalı”

    ” Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı hem gereksizdir, hem de etkisizdir”

    Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı konusuna da değinen Uzm. Dr. Zeynep Karlıbaş, “Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanılmaması gerektiği konusunda bilinçlenmek de çok önemli. Özellikle kış mevsiminde üst solunum yolları enfeksiyonları çok fazla ve bunların yaklaşık yüzde 80 – 90’ı viral enfeksiyonlardan kaynaklanmakta. Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı hem gereksizdir, hem de etkisizdir. Sadece antibiyotik direncini arttırmaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır” şeklinde konuştu.

    Antibiyotik direnci konusunun sadece ülkemizde değil Dünyada da küresel bir sorun haline gelmeye başladığına işaret eden Karlıbaş, antibiyotik kullanımının insan ırkını tehdit eder bir düzeyde olduğunu savundu. Karlıbaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu yüzden elimizi taşın altına sokmamız gerekiyor. Halkımızdan beklediğimiz reçetesiz antibiyotik kullanmaması, doktorlara antibiyotik yaz baskısında bulunmamalı. Viral enfeksiyonları atlatmak için düzenli ve C vitamininden zengin beslenme, bol sıvı alma ve dinlenme yeterlidir. Bağışıklı sistemimiz zaten bunun üzerinden gelecektir. Gereksiz antibiyotik kullanımı sadece antibiyotik direncini arttırmakla kalmaz, aynı zamanda antibiyotik direnci gelecek nesillerde bizim kullanılabilir antibiyotik sayımızı da azaltmakta. Basit bir mikro organizmayı bile gelecekte artık antibiyotikle tedavi edemez duruma geleceğiz. Bunu durdurmak bizim elimizde. Çocuklarımıza kullanılabilir anitibiyotikler bırakmak bizim elimizde. Antibiyotiklerin direncinin azalmasını, yayılmasını önlemek ve gelecek nesillere aktarılabilir antibiyotikler bırakmak için antibiyotikleri, akılcı kullanmamız gerekmektedir”

    “Gripte nezlede antibiyotik kullanılmaz”

    Kış mevsiminde büyük bir kısmı viral enfeksiyonlardan kaynaklı üst solunum yolları enfeksiyonları yaygın olduğuna işaret eden Karşıbaş, şu uyarılarda bulundu: “Salgın olarak grip nezle salgını var şu anda. Gripte nezlede antinbiyotik kullanılmaz. Antibiyotik kullanımı dışında bağışıklık sistemimizi güçlendirici şeyler yapmalıyız. Uykumuza dikkat edeceğiz, onun dışında C vitamininden zengin besleneceğiz. Bol sıvı alacağız sigara içemeyeceğiz, spor yapacağız. Bunlara dikkat edersek zaten viral enfeksiyonların üstesinden geliyoruz. Kullandığımız antibiyotikler sadece antibiyotik direncini arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. Viral enfeksiyonlarda etkisizdir. Bu bilgileri diğer insanlarla da paylaşmak önemli. Antibiyotik kullanımını düşürürsek gelecek nesillere daha sağlıklı, daha aydınlık bir gelecek sunabiliriz. Antibiyotik farkındalığı çok önemli. Bu konuda herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum”

  • Soba kullananlar dikkat

    Soba borularının uzun tutulmaması gerektiğini belirten Elazığ Belediyesi İtfaiye Müdürü İbrahim Halil Başgün, rüzgarlı havalarda yatılmadan önce mutlaka sobanın söndürülmesi gerektiğini, aksi takdirde karbonmonoksit zehirlenmeleri olabileceğini vurguladı.

    Elazığ Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü, vatandaşları muhtemel karbonmonoksit zehirlenmeleri, baca yangınları ve baca temizliği konusunda uyararak, alınması gereken önlemler konusunda bilgilendirdi. Bacaların yılda iki kez temizlenmesi gerektiğini anlatan Başgün, bacaların uzman kişiler tarafından temizlenmesi gerektiğini de ifade etti. Her mevsimin yangın güvenliğinin farklı olduğunu belirten Başgün, “Kış mevsimi geldiği için soba kuruluşu, kalorifer kazanlarının yakılışı ve doğal gazın kullanılışına kadar belli önlemler ile tedbirler var. Vatandaşlarımızın bu tedbirleri alması ve bakımlarını yaptırması gerekir. Özellikle kış mevsiminde olumsuz durumlarla karşılaşmasınlar. Soba bacalarının yılda iki kez temizlettirilmesi lazım. Temizletirken de uzman kişiler tarafından temizlenmelidir. Sobalı bacaları biz İtfaiye Müdürlüğü olarak meclisimizin aldığı karar ile 50 liraya temizliyoruz. Vatandaşlarımız müracaat ettikleri zaman bu ücret karşılığın ekiplerimiz gider ve gerekli temizliği yapar. Belediye başkanımızın talimatı ile maddi durumu olmayan ve temizletmek isteyen vatandaşlarımızın temizliğini de ücretsiz yapıyoruz. Kalorifer bacalarını 150’ye ve resmi resmi dairelerin kini ise 180 lira karşılığında temizliyoruz” dedi.

    “Sobaların, en fazla iki boru ile bacaya teması sağlanmalı”

    Sobanın kurulduğu zaman boruların uzun tutulmaması gerektiğini vurgulayan Başgün, “Köylerde ve kırsal kesimdeki vatandaşlarımız sobalarını kurdukları zaman borularını uzun tutmasınlar. En fazla iki boy boru ile bacayla temas ettirsinler. Borular ne kadar uzun tutulursa soba o kadar iyi yanar ve ısınır diye yanlış bir uygulama var. Oysaki bunun tam tersidir. Özellikle sobayı kurduğumuz zaman ne kadar kısa mesafede baca ile temasa geçersek zehirli gazları ve dumanı en kısa zamanda baca vasıtası ile dışarı atmış oluruz. Özellikle kömür sobalarında sobanın altında mermer bir tabla koymak lazım. Sobaların borusuna çamaşır kurutmalığı olan çengellerden takmamamız lazım. Çünkü elbise kuruyup sobanın üzerine düştüğü zaman yangın tehlikesi yaşanıyor. Sobayı yakarken tiner, benzin ve mazot gibi maddeler kullanmamak gerekiyor” diye konuştu.

    “Sobayı söndürmeden uyumayın”

    Baca temizliğini kendisi yapacak olan vatandaşların kesinlikle bez ve paçavra gibi malzemelerle temizlik yapmamaları konusunda uyaran Başgün, “Büyük demir baca aparatları kullanmaları lazım. Bizde kendimiz baca temizliği yaparken o malzemeleri kullanıyoruz. Bacaları sık sık temizlettiğimiz zaman bacadan meydana gelebilecek yangın riskini askeriye düşürmüş oluruz. Rüzgarlı havalarda kesinlikle sobaları söndürmeden uyumamak lazım. Rüzgarın esmesiyle birlikte türbülans meydana gelmekte ve bununla birlikte zehirli gaz evin içerine dolmaktadır. Dolduğu zaman ise kişiye tatlı bir uyku gelir ve uyuduğu zaman zehirlenme riski hat safhaya çıkar” ifadelerinde bulundu.

  • Otomobil Alımında Kredi Kullananlar Yüzde 6 Oranında Arttı

    Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği’nin yaptırdığı “Otomobil Alıcıları Takibi Araştırması” sonuçları açıklandı. Otomobil satın alımında kredi kullanım oranı, yüzde 6’lık artışla yüzde 46’dan yüzde 52’ye yükseldi.

    Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) adına GfK’nın Eylül 2015-Şubat 2016 tarihleri arasında sıfır otomobil alan toplam bin 780 kişi ile gerçekleştirdiği “Otomobil Alıcıları Takibi Araştırmasının sonuçları açıklandı. Sonuçlara göre; geçtiğimiz yıla oranla otomobil satın alımında kredi kullanım oranı, yüzde 6’lık artışla yüzde 46’dan yüzde 52’ye yükseldi. Premium marka satın alanların kredi kullanımı da bir önceki yıla göre yüzde 39’dan yüzde 57 oranına yükselerek rekor seviyeye ulaştığı tespit edildi. Araştırmacılar alıcıların bu segmente yönelmelerindeki en büyük etkeni ise gelirlerindeki artışa bağladı.

    Otomobil alımında kredi kullananların yüzde 66’sı bu krediyi markanın finans kuruluşundan kullandıklarını belirtirlerken, bu oran geçtiğimiz sene yüzde 43 oranında olduğu bildirildi. Taşıt kredisi kullanım vadesinin ortalama 32 ay olduğunun ortaya konduğu GfK araştırmasında en uzun vadede kredi kullanım oranı 36 ay ile premium segmentine dahil otomobiller için gerçekleştiği ifade edildi.

    EN ÇOK “DÜŞÜK FAİZLİ FİNANSMAN” KAMPANYASI TERCİH EDİLİYOR

    OYDER’in GfK’ya yaptırdığı araştırmada bir diğer ilginç sonuç da kampanyalar hakkında oldu. Araç satın alanların yüzde 55’i bir satış kampanyasından yararlandıklarını belirtirlerken, en çok teşvik edici bulunan kampanyanın ise “düşük faizli finansman” kampanyası olduğu ortaya kondu. Araştırmaya katılanların da ortalama 4 yılda bir araçlarını değiştirdiklerini ve araç almaya karar verdikten sonra 5 ay içerisinde satın alma sürecini tamamladıklarını da kaydettikleri belirtildi.

  • Bileğini Sık Kullananlar Dikkat

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr.Cengiz Bahadır, bileğini sık kullananları tenisçi dirseği konusunda uyardı.

    Tenisçi dirseğinin tıptaki adıyla lateral epikondilit bir tür yumuşak doku romatizması olduğunu dile getiren Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “El bileğini yukarı kaldıran kasların dirsek seviyesinde yapıştıkları kemik bölgede zorlanmaya bağlı ortaya çıkan ve çok ağrılı olabilen bir durumdur” dedi.

    Her ne kadar tenisçilerde daha sık görüldüğünden adı tenisçi dirseği de olsa bileğini sık ve yoğun kullanan herkes de ortaya çıkabileceğini anlatan Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “Ev hanımları, aşçılar, şoförler, motorsiklet kullananlar, aşırı bilgisayar kullananlarda sık görülür.

    Tenisçi dirseği çoğunlukla yavaş başlangıçlıdır. Bununla barebar bazen akut şekilde başlayabilir. Akut başlangıç genelde ani bir zorlanma ile ortaya çıkar. Tenisçi dirseği ister akut ister kronik başlangıçlı olsun genelde ağrılı bir durumdur. Ağrı bazen o kadar şiddetli olur ki hasta bir bardağı tutamaz, bir kapı kulpunu çeviremez hale gelebilir. Hasta el bilek hareketlerinde dirsek dış yanından ön kola doğru yayılan şiddetli bir ağrı duyar. Elini yumruk yapmak, bir şeyleri kavramak özellikle dirence karşı el bileğini yukarı zorlamk şiddetli ağrı yapar” diye konuştu.

    Prof.Dr.Cengiz Bahadır, tenisçi dirseğinde klinik muayene ile rahatlıkla tanı konulabileceğini ifade ederek, “Dirseğin dış yanında basmakla şiddetli ağrılı bir bölge varsa ve el bileği dirence karşı yukarı zorlandığında yada kavrama hareketi sırasında aynı bölgede ağrı varsa tenisçi dirseği tanısı konur. Nadiren görüntüleme teknikleri kullanılır.

    El bileğinin istirahati önemlidir. Epikondil bandı dediğimiz dirseğin hemen altına takılan özel bantlar işe yarayabilir. İlaçlar ve buz uygulam kısmen etkildir. Tedavide en etkili ajanlardan bir lokal kortizon enjeksiyonudur. Genelde tek anjeksiyon yeterli olsada tekrar riski, özellikle el isitirahat ettirilemezse %50’lere kadar çıkar. Genelde yılda ikiden fazla yapılmaması önerilir. Kortizon yapıldığı bölgede ten renginde açılma yapabilir . Diyabet ve tansiyon hastalarnda dikkatli kullanılmalıdır. Kinezyoteyp bantlama da yardımıc tedavi olarak kullanılmaktadır” dedi.

    Son yıllarda dirençli olgularda dahi başarılı sonuçlar veren PRP yönteminin tenisçi dirseği tedavisinde giderek daha çok kullanılmaya başlandığını kaydeden Prof.Dr.Cengiz Bahadır, “PRP (platelet Rich Plasma: Trombositten Zengin Plazma) yönteminde hastanın kanı alınarak özel bir sistemden geçirilir ve kanın trombosit hücreleri izole olarak ayrılır. Yaklaşık 10-20 cc kandan 1-2 cc kadar PRP elde edilir. PRP tenisçi dirseğinde genelde bir ay arayla iki kez yapılır. Etkisi kortizon gibi hızlı değildir ama başarı şansı kortizon ile aynı, hastalığın tekrarlama riski ise korizondan 5 kez daha düşüktür. Yapıldıktan sonra bir kaç gün ağrı yapabilir. O yüzden şiddetli ağrısı olan vakalarda kortizon yapıp bir ay sonra PRP tedavisine başlamak en akılcı yoldur. Basit bir hastalık olmasına rağmen bazen tedaviye son derece dirençli tenisçi dirseği vakaları PRP ile son derece etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Yöntemin yan etkisinin olmayışı da kullanımını kolaylaştırmaktadır” şeklinde konuştu.

  • El Ve Bileğini Çok Kullananlar Dikkat

    Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Artun Aydın, bilgisayar başında çok zaman geçiren ve elleriyle yoğun çalışan kişilerde görülen Karpal Tünel Sendromunun ciddiye alınması gereken bir hastalık olduğunu söyledi. Dr. Aydın, parmaklarda uyuşma ve özellikle geceleri ortaya çıkıp kola yayılan ağrılarla kendini belli eden rahatsızlığın, özellikle gün içerisinde ev veya iş yerinde ellerini sık kullanan kişileri tehdit ettiğini belirtti.

    Karpal Tünel sendromunun ellerini fazla ve zorlayarak kullanan kişilerde daha sık görüldüğü bilgisini veren Gözde İzmir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Artun Aydın, “Bu hastalık özellikle aynı el ve bilek hareketlerini sürekli tekrarlayan kişilerde olur. Aşırı el işi yapan ev kadınları, bilgisayar kullanımı, müzik aleti çalanlar, marangoz, bahçıvan, ağır sanayideki gibi ağır el aletleri ile çalışanlar, titreşimli el aletleri kullanan teknisyenler gibi mesleklerde görülme oranı yüksektir. Bunların dışında şeker, tiroid hastalıkları, eklem iltihabı, gut, aşırı şişmanlık gibi durumlar ile hamilelikte de sık görülebilir. Karpal kanalın daralması ve median sinirin baskı altında kalması, kanal içi (el bileği kırıkları, yumuşak doku tümörleri, damar ve kas anomalileri gibi) meslek dışı sorunlardan da oluşabilir. Karpal tünel sendromu 40 yaş üzerinde, özellikle 40-60 yaş grubu kadınlarda, 4 kat daha fazla görülür” diye konuştu.

    EL-BİLEK HAREKETLERİNİN KISITLANMASI ŞART

    Karpal Tünel Sendromunda tanı için fizik muayene ve EMG (Elektromiyografi) testinin yeterli olduğunu kaydeden Dr. Aydın, tedavide ilk basamağın ise el bilek hareketlerinin kısıtlanması ve antienflamatuar ilaç kullanılması olduğunu belirtti. Dr. Aydın, “Çeşitli fizik tedavi uygulamaları erken dönemdeki hastalarda faydalıdır. Karpal tünel sendromunun kesin tedavisi ise cerrahi olarak el bilek tünelinin gevşetilmesi ile sağlanır. Avuç içi – el bileği arasında yapılan mini kesi ile karpal tünele ulaşılır ve tünelin çatısını oluşturan ligament tamamen kesilerek karpal tünel açılarak sinir gevşetilir. Sinir üzerindeki basının uzun süre kaldırılmadığı hastalarda, sinirlerde geri dönüşümsüz hasarlar oluşabileceği unutulmamalı ve cerrahi tedavi için hastalığın çok ilerlemesi beklenilmemelidir. Ameliyat genellikle sadece kolun uyuşturulması ile yapılmakta ve hastalar aynı gün evlerine dönebilmektedir” dedi.

    KARPAL TÜNEL SENDROMU NEDİR?

    Karpal tünel sendromu; median sinirin el bileğinden geçtiği kanal içinde sıkışması sonucu oluşan hastalıktır. “Karpal kanal” denilen yapı, bilek seviyesinde yer alır ve üst kısmında kalın bir band şeklinde yapı ile örtülüdür. Bu kanalın içerisinde parmaklarımızın hareketini sağlayan tendonlar ile median sinir yer alır. Median sinir, esas olarak parmakların (baş, işaret, orta ve yüzük) hissetmesini ve parmakları bazı hareketleri yapmasını sağlar. Kanalı daraltan nedenler, median sinirin kanal içinde baskı altında kalması ile sinirin görevindeki bozulmalar el-bilek hastalığını oluşturur.