Etiket: kötü

  • Kötü Yaşam Koşulları Kalp Sağlığını Etkiliyor

    Medicana Çamlıca Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Öcal, stresli ve yoğun kent yaşamı, beslenme hataları, yetersiz ve sağlıksız beslenmenin, başta kalp hastalıkları olmak üzere çok sayıda hastalığa sebep olduğunu söyledi.

    Bozuk hijyen koşullarının romatizmal kalp hastalıklarının ana nedenlerinden biri olduğunu belirten Öcal, “Günümüzde biraz önü alınsa da yıllarca romatizmal kalp kapak hastalıkları doktorları meşgul etmiştir. Son yıllarda yanlış beslenme tarzı toplumumuzda ve özellikle teenager yaş grubunda obezitenin yaygınlaşmasına neden olmuştur buda şimdi ve bu teenager’ler erişkin yaşa geldiklerinde başta koroner kalp hastalığı tip 2 diabet ve metaboliksendrom gibi çok sayıda sağlık sorununa yol açacaktır. Bunun ekonomiye yapacağı olumsuz etkilerde sağlık sistemini hayli zorlayacaktır. Hala koroner kalp hastalığına ve diyabete bağlı ölüm ve maluliyet bizde ve dünyada en önemli ölüm sebeplerinin başında gelmektedir. Coğrafi değişkenliklerdeki farklılıklarda giderek silinmekte ve kötü yaşam koşulları kentsel yaşamı olduğu kadar kırsal yaşamı da kapsamaktadır. Hazır ve genetiği değiştirilmiş gıdaların artması ve bunların yaygın kullanımı da durumu daha da kötüleştirmektedir. Az gelişmiş bölgelerde kötü yaşam ve beslenme ögelerine birde yetersiz beslenme eklenmektedir” dedi.

    Toplum sağlığı, önleyici tıp ve etkin diyet modellerinin hızla etkin bir politika olarak planlanması ve uygulanmasının şart olduğunu belirten Öcal, “Buna kitle iletişim araçları ve lokal pratiklerde eklenerek yapılacak eğitimde mutlaka eklenmelidir ama son 10 yılda sanki tüm bu önerilerin tam tersi bir yaşam tarzı gözlenmektedir. Kişisel olarak var olan stresi en aza indirerek ve doğru beslenme alışkanlıklarına geri dönerek daha sağlıklı bir yaşama başlanabilir ve çevre kirliliği de kötü yaşam koşullarına bir diğer örnek gösterilebilir. Giderek çapları ve nüfusları artan megapollerde yukarıda saydığımız her türlü kötü koşullar insanları ne yazık ki bu hastalıklara karşı korumasız kılmaktadır. Özellikle kalp hastalıklarına ait uyarıcı belirtiler göğüste aniden hissedilen ve boyna, çeneye, sırta ve mideye kolay yayılan ‘’yanma baskı hissi’’ diye tanımlayabileceğimiz göğüs ağrısı yani anginapectoristir. Bu koroner kalp hastalıklarının ana belirtisidir. Genelde efor yapmakla ortaya çıksadaatipikte olabilir. Genelde dinlenmeyle 2-3 dakika içinde geçer ve soğuk terlemeyle beraber görülür. Bu hissedilince mutlaka kardiyolojik bir check-up tan geçilmelidir” dedi.

    Öcal şunları kaydetti: “Kalp kapak hastalıklarında en önemli ilk buldu yine eforla ortaya çıkan nefes darlığı ve çabuk yorulmadır. Yaygın kalp hastalıklarından yinehipertansif kalp hastalığında da genel yaygın ense ve baş ağrısı, çarpıntıyla göğüste hissedilen baskı hissi uyarıcı olmalıdır. Bu belirtiler de mutlaka doktora başvurmak hayat kurtarıcıdır. Artık kötü yaşam koşulları ve yanlış beslenme alışkanlıklarının artmasıyla kalp hastalıklarının neredeyse gençlik dönemlerinde bile ölümcül sonuçlara yol açtığı akıldan çıkarılmamalıdır.

    Son olarak önemle vurgulayarak gereksiz ve kontrolsüz ağır sporların genel vücut sağlığını riske edebileceğini ve kalp hastalıklarına davetiye çıkaracağını vurgulamak gerekir. Yüzme, kardio denen hızlı yürüme dışında ağır sporların gereksiz ve tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Bununla beraber bilimsel dayanaktan yoksun zayıflama diyetlerinin hızlı kilo verme programlarının da son derece ölümcül sonuçlarına karşı uyarmak gerekir”.

  • Daşgün: “Kötü Oynadık”

    Play-off hedefiyle çıktığı karşılaşmalarda son haftalarda üç puana adeta hasret kalan Aydınspor 1923 evinde ağırladığı Gümüşhanespor ile golsüz berabere kalırken Teknik Direktör Tarık Daşgün maç ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede, “Kötü oynadık” dedi.

    Spor Toto 2. Lig Kırmızı Grup’ta mücadele eden Aydınspor 1923 son haftalardaki puan kayıplarına bir yenisine daha ekledi. Gümüşhanespor ile evinde oynadığı karşılaşmada istediği oyunu sahaya yansıtamayan siyah beyazlılar sahadan golsüz beraberlikle ayrılarak hem taraftarını hayal kırıklığına uğrattı hem de play-off yolunda bir kez daha yara aldı. Aydınspor 1923 Teknik Direktörü Tarık Daşgün Gümüşhane maçı ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede kötü oynadıklarını söyledi.

    “KÖTÜ OYNADIK”

    Gümüşhane maçındaki oynadıkları oyunun kendisini de tatmin etmediğinin altını çizen Daşgün, “Kazanmamız gereken bir maçtı fakat kötü oynadık. Kazanma adına iyi bir oyun ortaya koymadık fakat herkes yüreğiyle mücadele etti. Her zaman iyi oyun olmayabiliyor ve bu maçta da bunu yaşadık. Dokuz maçımız var. Hedefimizi Play-Off’un içinde olmak. Kaybettiğimiz 2 puanı deplasman maçında telafi etmeye çalışacağız. Herkes mücadele etti. Bu oyuncular iki hafta önce çıkıp maç kazandılar. Mücadele ediyorlar. Kötü oynamış olabiliriz. Bunu kabul edebiliyoruz. Bizde oyunu beğenmedik. Herkes elinden geleni yapıyor. Yüreğini ortaya koyuyorlar. Bir oyuncu kötü oyunu mücadelesiyle kapatıyorsa buda önemlidir. Takım olarak kötü oynadık. Bununla birlikte de maçı kazanamadık. Ben mücadeleden memnunum. Biz de sonucun böyle olmasını istemezdik” dedi.

    “ŞANSIZLIKLAR ETKİLİ OLDU”

    Karşılaşmayı kazanmamalarında şanssızlıkların da etkili olduğunu vurgulayan Daşgün, “Özellikle tam baskı kuracağımız anlarda forvetlerimiz sakatlandı ve oyuna aldığımız diğer forvetinde sakatlık yaşaması oradaki hücum gücümüzü düşürdü. Bu oyun içinde önemliydi. Karşılaşmada hücum oyuncumuz Nezir sakatlandı. Onun yerine oyuna mecburen aldığımız Uğur Tülümen’in sakatlığı bulunuyordu ancak o da oyuna girdikten sonra sakatlandı. Uğur Tülümen’in sağ ayağında bir problem vardı. Maç gününe kadar bekledik. Maç günü doktorumuz oynayabilir dedi ancak oyunun başında riske atmak istemedik. Oyunu lehimize götürseydik hiç kullanmayacaktık. Fakat Nezir sakatlanınca oyuna almak zorunda kaldık. Nezir sakatlanmasaydı yinede alarak hücuma takviye yapacaktık. Diğer ayağından sakatlandı. Şansızlıklar etkili oldu. Seçkin’in bir problemi vardı ama oynadı” diye konuştu.

  • Sabri’den Galatasaray’a Kötü Haber

    Galatasaray’da Akhisar Belediyespor ile oynana kupa maçında sakatlanan Sabri Sarıoğlu’nun yaklaşık 3 hafta sahalardan uzak kalacağı öğrenildi.

    Ziraat Türkiye Kupası’nda Akhisar Belediyespor ile dün oynanan çeyrek final rövanş maçında sakatlanan Sabri Sarıoğlu’nun, sol bacak arka fasya grubunda aşırı gerilmeye bağlı zorlanma ve yırtık tespit edildi. Oyuncunun tedavisine başlanırken, Sabri’nin 3 hafta sahalardan uzak kalması bekleniyor.

    Öte yandan sarı-kırmızılı takımda sakatlıkları bulunan diğer oyuncuların sağlık durumları ise şöyle:

    – Sinan Gümüş’ün tedavisine planlanan program doğrultusunda devam edildi.

    – Aurelien Chedjou ve Lionel Carole, tedavilerinin ardından salon çalışmalarına başladı.

    – Akhisar Belediyespor maçında yüzüne aldığı darbe sonucu gözünde ödem oluşan Bilal Kısa’nın tedavisine başlandı.

  • Şanlıurfaspor, Kötü Gidişe Dur Demek İstiyor

    Şanlıurfaspor, PTT 1. Lig’de aldığı son mağlubiyetler sonrası, Boluspor maçı ile kötü gidişe dur demek istiyor.

    Boluspor maçının hazırlıklarını sürdüren Şanlıurfaspor, üst üste aldığı yenilgilerden sonra hafta sonu oynayacağı Boluspor maçını kazanmak istiyor. İdman öncesi açıklamalarda bulunan Teknik Direktör Tugay Kerimoğlu, “Bolu maçıyla ilgili düşüncemiz; kaybetmemek, üç puan almak. Allah kısmet ederse de üç puanı alırız. Bu maçı kazanıp moral bulup diğer maçlara da hazırlanırız” dedi.

    Galatasaray ile Tarbzonspor arasında oynanan ve skordan çok kırmızı kartların konuşulduğu maçla ilgili olarak ise Kerimoğlu, “Bu işin bir mercisi vardır. Federasyon vardır. Kulüplerin kendi aralarındaki ilişkileri vardır. Buna bir yorum katmam benim işim değil. Benim işim Şanlıurfaspor’a destek vermektir” şeklinde konuştu.

  • Üreme Sağlığında Bir Kötü Bir De İyi Haber

    Yapılan araştırmalar her 7 çiftten birinin çocuk sahibi olamadığını ortaya koyuyor. Modern yaşam tarzı ve geç yaşta yapılan evlilikler ailelerin çocuk sahibi olmalarını zorlaştırıyor.

    Üreme ile ilgili sorunlara bakıldığında kadına ve erkeğe bağlı sorunlar neredeyse yüzde 50, yüzde 50 görülüyor. Kadınlarda anne olmaya engel olan en önemli faktör ilerleyen yaşla birlikte azalan yumurta rezervi ve kalitesi. Erkekler için de durum çok iç açıcı değil. Son yüz yılda erkeklerin hem sperm sayıları hem de kalitesi ciddi oranda düştü. Bunlar üreme sağlığı ile ilgili haberin kötü kısmı ancak iyi haberler de var. Her geçen gün ilerleyen teknolojik gelişmeler ve tıptaki yenilikler sayesinde üreme sorunları ile baş etmek artık daha kolay. Dünyada 6 milyondan fazla tüp bebek var.

    Türkiye’de ilk tüp bebek merkezinin kurucusu ve ilk tüp bebeği uygulayan kişi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aile Planlaması-İnfertilite Araştırma ve Uygulama Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Erol Tavmergen, tüp bebek tedavisindeki yenilikleri anlattı. Embriyo havuzlama yönteminin anne olma şansını arttırdığını belirten Prof. Dr. Tavmergen, “Kadınlarda anne olmayı zorlaştıran en önemli faktör anne adayının yaşı. Anne adayının yaşı arttıkça yumurta rezervi azalıyor ve yumurta kalitesi bozuluyor. Yumurtası az olan bayanlarda gebelik şansını artırmak için her geçen gün yeni bir teknik uygulamaya koyuluyor. Anne olmak isteyen kadınların ihtiyacı olan en önemli şey sağlıklı, kaliteli ve yeterli sayıda yumurtaya sahip olmaları. Bazen genetik faktörler bazen de daha önce geçirilmiş olan yumurtalık ameliyatları, çikolata kisti gibi sorunlar kadınların anne olmasının önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

    Prof. Dr. Tavmergen, ailede anne ya da teyze gibi birinci derecedeki yakınların erken menopoz hikayesi var ise bu kadınların çok daha dikkatli olmalarını söyledi. Yumurta rezervinde genetik mirasın çok belirleyici olduğuna dikkat çeken Tavmergen, sigara içen kadınların da yumurta rezervinin azaldığını belirtti. Yumurta rezervi az olan hastaların genellikle ileri yaş hastalar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tavmergen, bu durumda anne adayı ile ilgili değerlendirmeleri yaptıktan sonra doğal yol gebelik olmuyor ise 6 ay sonunda hemen yumurtalarını aldıklarını kaydetti. Tavmergen, “Yumurta rezervi az olan ya da yumurta kalitesi iyi olmayan kadınlarda birkaç değişik protokol uygulayarak aynı adet döngüsü içinde bazen 2 ya da 3 kez yumurta topluyoruz. Bu yumurtaları eşinin spermleri ile dölleyip embriyo haline getirip donduruyoruz. Bu yöntemi 3-4 defa ya da daha fazla uyguladığımız zaman elimizde çok sayıda yumurta oluyor. Bunları genetiğe göndererek içlerinden sağlıklı olanı seçersek, bu anne adayının yeniden anne olma şansı çok yükseliyor” diye konuştu.

    Bu yöntemin “embriyo havuzlama “ olarak adlandırıldığını anlatan Prof. Dr. Erol Tavmergen, söz konusu protokolün uygulama sürecinin de özel olduğuna dikkat çekti. Embriyo havuzlama yöntemini anlatan Prof. Dr. Erol Tavmergen, “Embriyo havuzlama yönteminde yumurtlama tedavi protokolü özeldir, bir adet döneminde birden fazla kez yumurta toplanıyor. Yumurtalar döllenerek embriyo elde ediliyor. Embriyolar donduruluyor. Bu embriyolara genetik tanı uygulayarak embriyo rahim içine yerleştiriyor” dedi.

    B u şekilde 40 yaşın üzerindeki bir kadının neredeyse 25 yaşında bir kadın gibi üreme şansına sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erol Tavmergen, 40 yaş ve üzeri kadınların atılan yumurtalarının yüzde 40-60’ında kromozom anomalileri olduğunu belirtti. Bu da kadınlar hamile kalsa bile gebeliklerin genellikle düşük ile sonuçlandığını anlatan Prof. Dr. Tavmergen, bu noktada uygulanacak genetik tanı testlerinin çok önemli olduğunu, genetiği ayıklanmış sağlıklı kromozoma sahip embriyoyu rahim içine yerleştirerek gebelik şansının arttığını söyledi.

    GENETİK TEST İLE GEBELİKTE DÜŞÜK RİSKİ AZALIYOR

    Anne veya baba adayında kromozom testlerinde bir anormallik çıkması, bebeği çok ciddi etkiliyor. Anne veya babadaki bozukluklar dengeli, yani yerleri değişik olmakla beraber bir gen eksikliği olmaması nedeniyle bir sağlık sorunu olmazken, bu genetik bozukluk normal geçiş mekanizmalarını kullanarak bebeğe geçerken etkilenmiş kromozomların düzgün olarak geçiş yapmaması bazı genlerin eksik geçiş yapmasına yol açıyor. Bu da ya embriyonun yerleşmemesine, düşük olmasına veya anomalili bebek olmasına yol açıyor. Tüp bebek merkezlerinde embriyolar anne rahmine yerleştirilmeden önce incelenebiliyor ve böylece bazı kalıtsal hastalıklar açısından problem olup olmadığı konusunda tarama yapılabiliyor. Bu şekilde tüp bebek tedavisi ile bebek sahibi olmaya çalışan çiftlerin embriyoları incelenerek en sağlıklı ve iyi kaliteli olanlar seçilip anne rahmine yerleştiriliyor ve aynı zamanda kalıtsal hastalık açısından problemli olanlar da elenebiliyor.

    Etkilenmemiş embriyoların anne rahmine yerleştirilmesi ile tüp bebek tedavisinin şansı da artıyor. Tıbbın ulaştığı bu son nokta kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan veya kalıtsal hastalığı olan çiftler açısından oldukça mühim. Seçilmiş olan embriyolar transfer edileceği için bu risk ortadan kalkarak sağlıklı embriyolardan sağlıklı bebekler dünyaya gelmesi hedefleniyor. Kimi anne ve babalarda gen bozukluklarına bağlı talasemi, hemofili A ve B, kan uyuşmazlığı, Fanconi anemisi, Alport hastalığı bulunabiliyor.

    Cinsiyet belirlemede yine genetik taramalar yapılabiliyor. Bu durum tek bir cinse ait kromozomlarda görülebilecek hastalıkların varlığından şüphe ediliyorsa yapılıyor. Bazı hastalıklar sadece kız çocuklarına, bazıları da sadece erkek çocuklarına geçebileceği için bu anlamda önleyici olabilmek adına cinsiyet belirlemekte kullanılabiliyor. Tüp bebek uygulamalarında başarısız olmuş hastalarda başarıyı artırabilmek adına genetik tanı yöntemi kullanılıyor. İleri kadın yaşı nedeniyle artan genetik kusur riskinden dolayı olan başarısızlık riskinin azaltılmasında bu teknik başarı şansını artırıyor.

    Kardeş ile doku uygunluğu istenen durumlarda yine genetik tanı yöntemine başvurmak önemli. Sık tekrarlayan düşük vakalarında genetik tanı düşünülüyor. Tüp bebek tedavileri esnasında birden çok embriyo oluşumu sağlanarak preimplantasyon genetik tanı tekniğinden yararlanarak en kaliteli olan seçiliyor ve anne rahmine yerleştirilip düşük olma olasılığının önüne geçilmesi hedefleniyor.

    MİKROÇİP UYGULAMASI

    Günümüzde kısırlık sorunlarının yüzde 50’sinde erkek faktörü mevcut. Sperm sayı ve hareketliliğindeki yetersizlik ya da sorunlar kendiliğinden gebelik şansını oldukça düşürüyor. Ancak son yıllarda geliştirilen ve oldukça umut vaat eden mikroçiple tüp bebek tedavisi birçok anne ve baba adayının bu arzularını gerçekleştirmesine yardım ediyor. Mikroçip yöntemi, Harvard’da bir Türk bilim adamı tarafından geliştirildi. Türkiye’de de git gide yaygınlaşan bu yöntem, yaygın bir şekilde kullanılıyor. Mikroçip yönteminin uygulanması ile beraber gebelik oranlarında oldukça etkin bir artış görüldü. Mikro akışkan çip teknolojisi ile spermler arasından DNA yapısı en ideal olan spermleri seçmek mümkün. Bu sayede de daha iyi embriyolar oluşturulabilmekte ve oldukça başarılı neticeler elde edilmekte. Teknolojinin henüz yeni yeni yaygınlık kazanması sebebi ile her merkezde kullanım alanına sahip değil. Fakat tüp bebek gelişimlerinden ve yeniliklerinden geri kalmayan merkezlerde bu yöntem uygulanıyor.

    Tüp bebekte mikroçip uygulamasının en büyük avantajı erkek kısırlığı söz konusu ise, erkek adayının sperm sayısının az olması durumunda, çiftlerdeki hamilelik elde etme oranını arttırması. Bu gibi problemlerle tüp bebek tedavisiyle bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin bu yöntemi tercih etmesi durumunda, başarı oranlarının daha yüksek olması kaçınılmaz. Mikroçipli tüp bebek tedavisi ile gebelik elde edilebiliyor, elde edilen gebeliklerde de bebekler oldukça sağlıklı oluyor. Çünkü spermler seçilirken en kaliteli ve en sağlıklı olanlar tercih ediliyor. Bu yöntemin bu denli başarılı olmasındaki kaynak, spermler arasından DNA’sı en kaliteli olan spermleri kullanmak. Bu sayede oluşturulacak embriyoların da DNA yapısı oldukça kaliteli oluyor. Bu sayede embriyo rahme daha kolay tutunup, gebelik sağlıklı bir şekilde gelişiyor.

    ORTA VE İLERİ YAŞTAKİ ANNE ADAYLARINDA “MİNİ IVF” İLE ANNELİK ŞANSI

    MİNİ-IVF, Japonya’da geliştirilmiş daha basit bir tüp bebek yöntemi. Daha az ilaç kullanılarak az sayıda fakat kaliteli yumurta elde etmeye dayalı bir yöntem. Tedavinin klasik tüp bebek yönteminden farkı yumurtanın geliştirilme dönemi. Yumurta elde edildikten sonra döllenmesi ve transferi klasik tüp bebek tedavisiyle aynı. Tüp bebek uygulamasında klasik yöntemin dışında düşük dozda ilaç kullanılarak, daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta gelişiminin sağlandığı “Mini IVF” tekniği, 35 yaşın üstündeki kadınların annelik şansını artırıyor.

    Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tavmergen, “İleri yaşta ve yumurtalık rezervi düşük hastalarda çok yüksek doz ilaç kullanmak, yumurta kalitesini düşürüyor. Mini tüp bebek tedavisinde, hastanın kendi hormonları ve düşük doz ilaçlarla, yumurtaların gelişmesi hedefleniyor” dedi.

    Yöntem, klasik yönteme oranla daha düşük maliyetle yapılabiliyor. Tüp bebek tedavisinde yüksek doz ilaç kullanımı nedeniyle artan ilaç masrafları, bu yöntem için geçerli olmuyor. Düşük doz ilaç kullanımıyla toplam tedavi masrafları yüzde 30-40 azaltılabiliyor.