Etiket: Koşuyor

  • Darıca Hayvanat Bahçesi 3 Bin 600 Tür İle Türkiye’de Rekora Koşuyor

    KOCAELİ (İHA) – Faruk Yalçın Darıca Hayvanat Bahçesi, 3 bin 600’ün üzerindeki hayvan sayısı ile Türkiye’nin en büyük Hayvanat Bahçesi olma özelliğini taşıyor.

    Kocaeli’nin Darıca ilçesinde başlangıçta Kuş Cenneti olarak kurulan ama daha sonra Faruk Yalçın Darıca Hayvanlar Alemi ve Botanik Parkı olarak daha geniş bir çerçevede hizmet etmeye başlayan Hayvanat Bahçesi, 286 türü aşan ve 3 bin 600 üzerindeki hayvan nüfusu ile Orman Bakanlığı’nca ruhsatlandırılmış Türkiye’nin en çok türüne sahip Hayvanat Bahçesi olma özelliğini taşıyor. Hayvanat bahçesinde aslanlar, kaplanlar, Türkiye’nin ilk gergedanı, balıklar, kuşlar, sürüngenler, maymunlar, penguenler olmak üzere birçok hayvan bulunuyor. Günün her saati yoğun olan hayvanat bahçesi hafta içi öğrenciler, hafta sonu ise aileler tarafından yoğun bir şekilde ziyaret ediliyor.

    Parkta bulunan hayvanlardan İran leoparı hakkında bilgi veren Eğitim Sorumlusu Şenol Ünlüer, “İran leoparı, leoparlar arasında en büyük leopar. Zorunlu etçildirler ve toplu halde veya tek yaşayabilirler. En büyük özellikleri çok susuz kaldıklarında, su bulamadıklarında avlarının kanını içerek su ihtiyaçlarını karşılarlar” dedi.

    Hayvanat bahçesinde doğup büyüyen Sherlock isimli dişi kaplan hakkında bilgi veren Ünlüer, “Hayvanat bahçemizde doğdu büyüdü. O doğduğunda annesi çok gençti ve sahiplenemedi. Bir sabah diğer iki kardeşi ölü olarak bulundu. Veteriner hekimimiz, şuanki Genel Müdürümüz Yücel Yılmaz tarafından 58 gün evde bakıldı. 58 günün ardından et yemeğe başladığından itibaren olgunlaştı ve evde bakılamaz hale geldi. Onu misafir etmekten hepimiz çok mutluyuz” şeklinde konuştu.

    Parkta tembel hayvanların da bulunduğunu belirten Ünlüer, “Tembel hayvanlar isminde de belirtildiği gibi aslında çok tembel hayvanlar. Ömürlerinin çoğunu ağlarda ters asılı halde geçirirler. Bu nedenle tüyleri ters uzar ve hatta iç organları da ters dizilmiştir. O kadar tembeldirler ki tüylerinde yosunlar çıkar ve zamanla bu yosunları yalayarak hem kendilerini temizlerler hem besin maddesi elde ederler” ifadelerini kullandı.

  • Muratpaşa’nın Gençleri Şampiyonluğa Koşuyor

    Antalya U15 Futbol Ligi 1. Grupta mücadele eden Muratpaşa Belediyespor, ligde oynadığı 10 maçta 9 galibiyet, 1 beraberlik aldı. 28 puan kazanan Muratpaşalı gençler, ligi namağlup bitirmek istiyor.

    Antalya U15 Futbol Ligi 1.Grupta mücadele eden Muratpaşa Belediyespor, şampiyonluğa koşuyor. Ligin ilk haftasında Antalyagücü ile berabere kalan Muratpaşa’lı gençler, 9 hafta üst üste kazanarak 28 puanla liderliği ele geçirdi. İki grupta 20 takımın yer aldığı Antalya U15 Futbol Ligi’nde Muratpaşa Belediyespor, yenilgisiz tek takım ünvanını koruyor. Muratpaşa Belediyespor’un lider gençleri, kalan 8 haftayı da galibiyetle kapatarak, grubu namağlup ligi bitirmek istiyor.

    NAMAĞLUP ŞAMPİYON OLMAK İSTİYORUZ

    U15 Futbol Ligi’nde iki grupta 20 takımın yer aldığını ve geride kalan 10 haftada tek yenilgisiz takım ünvanına sahip olduklarını belirten Muratpaşa Belediyespor Antrenörü Ercan Atılgan, “Ligde 10 haftada 9 rakibimizi mağlup ederken, 1 rakibimizle berabere kaldık. Ligde kalan 8 haftada da rakiplerimizi yenerek grup şampiyonu olmak istiyoruz. Guruplarında ilk üç sırayı alan takımlar Play-off oynayacaklar. Hedefimiz; play offlarda da yenilmeden şampiyonluk kupasını kazanmaktır” diye konuştu.

  • ’Aşk-ı Şehir’in Evlilik Bereketi Rekora Koşuyor

    Evlilik tekliflerinin değişmez adresi olan Eskişehir’den geçen Porsuk Çayı’nda, geçtiğimiz yaz sezonunda 70 evlilik teklifi yapıldığı öğrenildi.

    Aşk-ı Şehir olarak nitelendirilen Eskişehir’de, yaz sezonu adeta düğün havasında geçti. Hemen her hafta hayatlarını birleştirmek isteyen çiftler, evliliğe giden ilk adımı Porsuk Çayı üzerinde attı. Bu sezon ortalama 70 evlenme teklifinin gerçekleştiği çayda, şehir dışından gelip evlenme teklifi yapanlar da mevcut.

    “BU YIL GONDOL ÜZERİNDE 70 EVLENME TEKLİFİ GERÇEKLEŞTİ”

    Konuyla ilgili açıklama yapan Eskişehir Büyükşehir Belediyesine bağlı Gondol Kaptanı olan Serdar Ülker, şehir içi ve şehir dışından gelip gondolda evlenme teklifinde bulunan insanların mutlu anlarına kendilerinin de şahit olduğunu söyledi. Ülker, “Bu yıl gondol üzerinde ortalama 70 evlenme teklifi gerçekleşti. Evlenme teklifinde bulunacak kişi önceden bize gelerek organizasyonun nasıl olacağı hakkında bilgi vererek, yüzüğünü ve çiçeğini bırakıyor. Tur esnasında köprüye yaklaşırken pankartlar açılıp teklif gerçekleştiği sırada, biz de çiçek ve yüzüğü veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “500’ÜN ÜZERİNDE EVLENME TEKLİFİYLE KARŞILAŞTIM”

    Ayrıca Ülker, yapılan teklifler arasında “hayır” cevabına da tanıklık eden arkadaşları olduğunu da belirterek, “Benim taşıdığım çiftlerde “hayır” cevabı ile karşılaşmadım ama başka gondol kaptanlarının taşıdığı çiftlerden bazı kişiler “hayır” cevabını duymuşlar. Hayır cevabı verildiği zaman zaten müdahale hakkımız yok. Bu durumlarda kimileri turu kısa kesmek istiyor biz de turu bitiriyoruz. 8 yıldır gondol kaptanlığı yapıyorum, ortalama 500’ün üzerinde evlenme teklifiyle karşılaştım. Şehir dışından gelen bazı kişiler burada gondol üzerinde evlenme teklifi yapıyor. Sırf evlenme teklifi için kilometrelerce yol yapıp gelenler var” şeklinde konuştu.

  • Muz Üretimi Yeni Bir Rekora Koşuyor

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, muz üretiminin yeni bir rekora koştuğunu bildirerek, “2 yıldır rekor kıran muz üretimi, bu yıl da 269 bin 501 tonla yeni bir rekora ulaşacağı tahmin ediliyor” dedi.

    Bayraktar, yaptığı açıklamada, 1955 yılında 1070 ton olan muz üretiminin 1975 yılında 21 bin tona yükseldiğini, 1990’lı yıllarda 18 ile 36 bin ton arasında değişen üretimin, örtü altı üretimin yaygınlaşmasıyla, 2000 yılında 64 bin tona, 2003 yılında 100 bin tonu aşarak 110 bin tona ulaştığını belirtti. 2005 yılında 150 bin ton olan muz üretiminin, 2008 yılında 200 bin tonu aşarak 201 bin 115 tona yükseldiğini vurgulayan Bayraktar, 2009 yılında 204 bin 517 ton, 2010 yılında 210 bin 178 ton olan üretimin, 2011 yılında 206 bin 501 tona indiğini hatırlattı. 2012 yılında 207 bin 727 tona çıkan muz üretiminin, 2013 yılında 215 bin 472, 2014 yılında 251 bin 994 tonla rekor kırdığına dikkati çeken Bayraktar, muz üretiminin bu yıl da yüzde 6,9 artacağı ve 269 bin 501 tonla yeni bir rekora ulaşacağının tahmin edildiğini vurguladı.

    ÜRETİM VE TÜKETİM HIZLA ARTIRILMALI

    Üretimdeki rekorlara rağmen, muz üretiminin yurtiçi tüketimi hala karşılayamadığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

    “1990’lı yıllarda kişi başına yıllık 2 kilogramın altında olan muz tüketimi, halen 5-5,5 kilogram dolaylarında seyrediyor. Tüketim arttı. Üretim tüketimin yüzde 55’ini ancak karşılıyor. 2012’de 225 bin ton, 2013’de 235 bin ton, 2014’de 207 bin ton muz ithal edildi. İthalata rağmen ülkemiz 11 bin 172 ton da muz ihraç etti. Muz değerli bir ürün… Kalp, damar hastalıklarına iyi geldiği, kolesterolü düşürdüğü, kemik gelişimini desteklediği ifade ediliyor. B1, B2, C, A ve E vitaminleri içeriyor. Potasyum, demir, kalsiyum, fosfor, sodyum ve iyot açısından da çok zengin olduğu biliniyor. Bu kadar faydası olan muzun üretimini ve tüketimini hızla artırmak zorundayız. Avrupa ülkeleri Türkiye’nin kişi başına 3-4 katı muz tüketiyor. Ülkemizin muz tüketimi de artacak.”

    ÜRETİMİN YÜZDE 70’DEN FAZLASI ÖRTÜ ALTINDAN

    Türkiye’de muz üretiminin örtü altı üretim başlamasıyla hızla geliştiğini bildiren Bayraktar, “1999 yılında 15 bin 995 ton olan örtü altı muz üretimi, 2014 yılında 180 bin 88 tona yükseldi. 2014 yılında, ülkemizde üretilen muzun yüzde 70’den fazlasının yüzde 71,5’inin örtü altında yetiştirildi. Örtü altı üretime geçişle birlikte muzda verim ve üretim artışı sağlandı” dedi.

    KONYA’DA BİLE MUZ ÜRETİLDİ

    Ülkemizde muz yetiştiriciliğinin Akdeniz Bölgesi’nin Mersin ve Antalya illerinin mikro-klima özelliği gösteren bazı ilçelerinde ekonomik olarak yapıldığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

    “Muz, Mersin ilinde yoğun olarak Anamur ve Bozyazı ilçelerinde genellikle örtü altında yetiştirilmektedir. Antalya’da ise Gazipaşa’da yetiştiricilik genellikle açıkta, Alanya’da ise yetiştiricilik açık yanında örtü altında da gerçekleştirilmektedir. Son yıllarda yetiştiricilik alanlarında Mersin’in Erdemli, Antalya’nın Kumluca ve Finike ile İskenderun’un Arsuz ilçesine kadar genişlemeler oldu. Konya’nın Çumra ilçesinde serada az da olsa muz üretilmeye başlandı. Fakat, ülkemizde muzun yüzde 99,8’ini Mersin ve Antalya üretiyor. Mersin, 2014 yılında 182 bin 803 ton, Antalya 66 bin 953 ton muz üretti. Üretimde Mersin’in payı yüzde 72,5’i bulurken, Antalya’nın payı yüzde 26,6’ya yaklaşıyor. Bu iki ilimiz dışında, Hatay’da 2 bin 208 ton, Adana 23 ton, Konya’da 7 ton muz üretiliyor.”

    YAPILMASI GEREKENLER

    Muzda üretimin tüketimi karşılamamasının başlıca sebebinin iklim olduğunu vurgulayan Bayraktar, yapılması gerekenlerle ilgili şu bilgileri verdi:

    “Ülkemiz, açıkta muz üretimi için uygun iklim koşullarına sahip değil. Yine de ülkemizin muzda kendine yeter hale gelmesi için, sulama suyuyla ilgili altyapı sorunları çözülmelidir. Üreticilerin korunması amacıyla ithal edilen muza yüzde 145,8 gümrük vergisi önemlidir. Muzdaki en önemli destek olan gümrük vergisi devam etmeli ve vergi oranı düşürülmemelidir. Muz üretilen bölgelerde yaşanan sorunları tespit etme, sorunları çözme konusunda hazırlanacak projelerle üretim maliyetlerini azaltıcı, verim ve kaliteyi arttırıcı çalışmalar yapacak Muz Araştırma İstasyonu açılmalıdır.”

    “MARKALAŞMAYA GİTMEK ZORUNDAYIZ”

    Sera yapımının teşvik edilmesi gerektiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

    “Araştırma kuruluşları sebze seralarından daha yüksek olan ve farklı bir teknolojiyle kurulması, işletilmesi gereken muz seraları ve sera içi donanımlarla ilgili çalışmalar yapmalıdır. Yerli muzun en önemli sorunlarından biri de raf ömrünün kısalığıdır. Üretim, işleme, paketleme ve pazarlama sırasında karşılaşılan sorunlar nedeniyle yerli muzun meyve kabuğu çatlamakta, kararmakta ve rafta kısa sürede bozulmaktadır. İthal muza karşı bir dezavantaj olan bu durumun giderilebilmesi için yerli muzun raf ömrünün uzatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalı ve uygulanmalıdır. Raf ömrünü uzatmak zorundayız. Sera malzeme ve ekipmanlarından demir, çimento, damlama hortumu, boya, cıvata, plastik örtü ve benzeri malzemelerdeki Katma Değer Vergisi (KDV) inşaat yerine tarım kaleminden alınmalı ve KDV oranı düşürülmelidir. Muzda pazarlamadaki sorunların çözümü konusunda, paketleme ve sarartma tesislerinin kayıt altına alınması ve standardizasyonu, paketlemede kullanılan ambalajların standartlara uygun hale getirilmesi, izlenebilirliğin sağlanması önem taşımaktadır. Yine pazarlama açısından muzda markalaşma önemlidir. Markalaşmaya gitmek zorundayız.”

  • Balıkesir Organ Doku Nakil Koordinatörlüğü Rekora Koşuyor

    Organ Bağış Haftası nedeniyle açıklama yapan Balıkesir Devlet Hastanesi Başhekim yardımcısı ve Organ Doku Nakil Koordinatörü Dr. Mehmet Suluoğlu, Balıkesir’in bağlı bulunduğu Bursa Koordinasyon Merkezinin Türkiye genelinde 2014 yılını birincilikle bitirdiğine dikkat çekerek “Balıkesir’in bu konuda yoğun olarak sayısal katkısı ve çalışmaları ile 2015 yılında da Türkiye genelinde birinci olarak devam etmekte. Yılın ilk 10 ayında 12 donörümüz oldu” dedi.

    Balıkesir Devlet Hastanesi Başhekim yardımcısı ve Organ Doku Nakil Koordinatörü Dr. Mehmet Suluoğlu Organ Bağış Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada “3-9 Kasım tarihleri arasında tüm Türkiye’de Organ Bağış Haftası oldukça yoğun programlarla kutlanmakta. Balıkesir’de her konuda olduğu gibi özellikle organ bağışı ve nakli konusunda da oldukça Türkiye’de önde yer alan bir il. Halkımızda bu konuda çok duyarlı. Biz Balıkesir Devlet Hastanesi Başhekim yardımcısı ve Organ Doku Nakil Koordinatörlüğü olarak hastanemizde gerçekleşen beyin ölümlerinin akabinde ailelerimizle görüşerek organ nakil sürecini başlatıyoruz. Oldukça yükselen ve ileriye dönük umut vadeden bir çizgide devam ediyoruz. İl genelinde özellikle Balıkesir Devlet Hastanesi, Bandırma ve Atatürk Devlet Hastanemiz ile birlikte Türkiye’de sırlamada da önemli bir yere sahibiz”dedi.

    BEYİN ÖLÜMÜ NEDİR?

    Öncelikle beyin ölümü sürecinin teknik hemde klinik hekim anlamında zor bir süreç olduğunu belirten Dr. Suluoğlu “Tespitin uzun sürmesi hekim kadrosunun yeterli olması ve yoğun bakım açısından hastaya verilecek olan bakımın zorluğu açısından oldukça hassas bir süreç. Fakat ilimiz genelindeki hastanelerin yoğun çabası ve ekiplerin bu konudaki duyarlılığı nedeniyle oldukça aktif ve her yıl artan sayılarla beyin ölüm tespiti ve donör sayısı olarak da bunu rakamlara yansıtıyor. Özellikle bağlı olduğumuz Bursa Koordinasyon Merkezi Türkiye genelinde 2014 yılını birincilikle bitirmişti. Bu yılda yine aynı şekilde Balıkesir’in bu konuda yoğun olarak sayısal katkısı ve çalışmaları ile 2015 yılında da Türkiye genelinde birinci olarak devam etmekte. İlimizin her konuda önce ve duyarlı olması nedeniyle bunu rakamlara da yansıtıyor. Balıkesir’de bir sene öncesine oranla yüzde 50 artış söz konusu hem beyin ölümü bildirimin de hemde beyin ölümü sonrası aileyle görüşülmesi sonucu organ nakli için onay aldığımız aile sayısında ciddi bir atışımız var. Bu konuyla ilgili temel olarak halkımızın duyarlılığına, daha sonra anestezi ve yoğun bakım ekiplerimizin ve daha sonrasında ameliyathane ekibimiz ve diğer illerden bize organ nakli için gelen ekiplerimizin yoğun çabaları sayesinde başarılı geçiyor. Buradaki yarış hem zamanla hemde hastalara bir umut olma çabasında olduğumuz için oldukça zor, sıkıntılı ve yorucu bir süreç. Ama sonunda hayat kurtarmak ve umut olmak var. Bu yüzden hepimiz bu tatlı yorgunluktan mutlu oluyoruz.

    İçinde bulunduğumuz 3-9 Kasım haftası Organ Bağış Haftası olarak sosyal ve bilimsel programlar ile takip ediliyor”. şeklinde konuştu.

    İNSANLAR YAKINLARININ ÖLDÜĞÜNE İNANAMAZKEN, KARŞILARINDA BİZİ ORGAN İSTERKEN BULUYOR

    Balıkesir Devlet Hastanesi Organ Doku Nakil Koordinatörlüğünde görevli Hemşire Emine Dursun Ekinci “3-9 Kasım tarihleri arasında yaptığımız en önemli işlerden bir tanesi nakillere temel oluşturan bağış konusu. Halkımız bağış oranını yükselttikçe nakillerimizde bu oranda artıyor. Beyin ölümü gerçekleştiği andan itibaren çok kısa bir süre içinde aile görüşmesi yapıyoruz. İnsanlar daha yakınlarının öldüğüne inanamazken, karşılarında bizi organ isterken buluyorlar. Tabiki çok zor bir süreç. Yaşarken bağışta bulunmak ve bunu ailemizle paylaşmanın çok büyük önemi ve değeri var. Yaşarken bağışta bulunan kişilerin vefatı sonucunda inanın görüşmeye giden aileler daha kapıdan içeriye girerken biz niçin buraya geldiğimizi biliyoruz, bir an önce işlemlere başlayalım zaten bize vasiyeti vardı, organ bağışında bulunmuştu diye ifade ediyorlar çok net bir şekilde. O yüzden bağışta bulunursak yetmezlikle mücadele eden insanlara o kadar umut olacağız. Bununla ilgili hastanemizde stantlar açıyoruz. Televizyon programları, gazete yayınları, billboardlarda afişlerimizle çalışmalarımız oluyor. İnsanlarımızın bu konuda ki yaklaşımı çok güzel. Müftülüğümüzden de bu konuyla ilgili gerekli desteği alıyoruz. Din İşleri Yüksek Kurulunun 1980 yılında 396 sayılı kararınca organ bağışının caiz olduğunu açıklamıştır. Bu konuda da bize her türlü desteği sunuyorlar. Öldükten sonra bir kaç kişiye hayat vermek çok güzel bir olgu olsa gerek Maide Suresi 32. ayetinde şöyle buyuruluyor “Kim bir insanın hayatını kurtarırsa, tüm insanlığın hayatını kurtarmışçasına sevap kazanır”. Herkesi organ bağışına davet ediyorum” dedi.