Etiket: Koruyor

  • Hijyen diş tedavisinde risklerden koruyor

    İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Diş Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinem Yıldız Çiftlikli, ağız ve diş tedavisi sırasında oluşabilecek hepatit, grip, tüberküloz, kızamık, kabakulak gibi çapraz enfeksiyonlardan korunmak için hem hastanın hem de hekimlerin riskleri azaltacak önlemler almaları gerektiğini söyledi.

    Hepatit, grip, tüberküloz, kızamık, kabakulak gibi çeşitli hastalıklara neden olan mikroorganizmalar diş ve dişeti tedavileri esnasında tükürükten veya meydana gelen kanamadan hekimin ağızda kullandığı aletlere ve hekimin ellerine bulaşma riski taşıyor. Ağız ve diş tedavisinde kullanılan aletlerde hijyenin önemli olduğunu belirten İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Diş Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sinem Yıldız Çiftlikli, çapraz enfeksiyonlardan korunmak için hem hastanın hem de hekimlerin riskleri azaltacak önlemler almaları gerektiğini söyledi.

    Diş kliniklerinde hava ve suyla çalışan aletler kullanılırken ortama aerosol adı verilen ve havada asılı kalan çok küçük partiküllerin yayıldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Çiftlikli, ortama ve cihaz/aletler üzerine yerleşen bu mikroorganizmaların hekimlere, yardımcı sağlık personellerine ve hastalara bulaşma riski bulunduğuna dikkat çekti.

    Çapraz enfeksiyonlar için önlemler

    Çiftlikli, hastadan sağlık personeline, sağlık personelinden hastaya veya bir hastadan diğer hastaya enfeksiyon geçişi olarak tanımlanan çapraz enfeksiyon ile hepatit, grip, tüberküloz, kızamık, kabakulak gibi birçok hastalığın ortaya çıkabileceğine söylüyor ve alınacak önlemleri şöyle sıraladı: “Çapraz enfeksiyonlara karşı alınması gereken önlemlerden ilki kullanılan aletlerin steril olmasıdır. Aletler steril edildiğinde üzerindeki bütün mikroorganizmalar yok olur. Diğer önlemler arasında hekimin koruyucu önlük, maske, gözlük ve bone kullanması vardır. Hekim eldivenleriyle hastaya müdahale edeceği alanın dışında bir yere (koltuk, dolap/kapı sapları gibi) temas etmesi gerektiğinde mutlaka eldivenlerini çıkarmalı ve temas etmişse de hastada işlem yapmadan önce mutlaka değiştirmelidir. Hastanın işlemleri bittikten sonra kullanılan bütün yüzeyler dezenfekte edilmelidir.”

    “Risklere karşı acil olmayan diş tedavilerinizi erteleyin”

    Çapraz enfeksiyonlardan korunmada, hastalar açısından da alınması gereken önlemler olduğuna işaret eden Yrd. Doç. Dr. Çiftlikli, “Bir diğer önemli husus; grip, boğaz enfeksiyonu gibi bulaşıcı akut bir hastalık varlığında acil olmayan diş tedavilerini ertelemektir. Bu sayede klinik ortamı kendilerinden sonra tedavi gören hastalar ve sağlık personeli için daha az riskli hale gelecektir” şeklinde konuştu.

  • Doğru nefes almak hem kalori yaktırıyor hem de sağlığı koruyor

    Dr. Fizyoterapist Hülya Özlem Şener, doğru nefes alıp vermenin stresten yorgunluğa, daha fazla kalori yakmaktan uyku düzenine kadar birçok rahatsızlığa iyi geldiğini söyledi.

    Ege Bölgesi’nde bir ilki gerçekleştirerek kurduğu Fisioterapia Egzersiz Eğitim Danışmanlığı Kliniği’nde solunum güçlükleri, lenfödem, omurga eğriliği ve idrar kaçırma gibi birçok alanda hastalara tedavi imkanı sağlayan Dr. Hülya Özlem Şener, doğru nefes alma teknikleri ile nefes terapisi uyguluyor.

    Nefes alıp vermenin doğru şekilde yapılmasının hayati önem taşıdığını kaydeden Şener, solunumun önemi ve vücuda kazandırdıklarının yanı sıra yanlış nefes almanın da insan sağlığına zarar vererek pek çok hastalığa neden olduğunu ifade etti.

    “Stresle baş edip, yorgunluğu azaltıyor”

    Doğru nefes almanın akciğerlerin tam kapasite ile kullanmaya eşdeğer olduğunu kaydeden Şener, “Doğru nefes akciğerlerimizi tam kapasiteyle doldurup, daha sonra kalp damar sistemimiz aracılığıyla bütün organlarımıza, dokularımıza, kaslarımıza, hücrelerimize kadar oksijenli kanı göndermek ve bütün vücudu besleyebilmektir. Günlük hayatta herhangi bir hastalığımız olmasa bile postüral bozukluklarımız (duruş bozukluğu) dolayısıyla zaten bir de stresler üzerine bindiğinde omurga sağlığımızda da bozukluklarla birlikte aslında akciğer kapasitemizi de daraltıyoruz. Biz normalde kendi derin nefes alışverişlerimizi egzersizlerle düzenli yaparsak aslında stresle baş edebilmeyi sağlayıp yorgunluğu azaltıp, günlük yaşamımızda ve iş yaşamımızda daha verimli hale gelmiş oluruz” dedi.

    “Doğru nefes almak kalori yakımı sağlar”

    Burundan bir saniyede alınan nefesin 4 saniye gibi bir zamanda ağızdan verilmesini öneren Şener, Hani bazen çok bunaldığınızda ‘hoooh’ yapasınız gelir ya, işte onu aslında düzgünce yapsanız ve onu birkaç tekrarla akciğerlerinizi güzel bir nefesle doldursanız, aslında bir anda bütün vücudunuzda o yorgunluk maddelerini dağıtacaksınız. Bir de bu egzersizleri alışkanlık haline getirirseniz, aslında çok güzel de kalori yakımına sebep olan bir durum oluşturur. Akciğerlerimizi güzelce doldurarak, nefesi kalp damar sistemimizle birlikte yayıyoruz. Böylece bütün vücuduma gönderdiğimiz kan dolanımıyla, bizim zaten bütün ağrılarımızın, yorgunluklarımızın, her şeyimizin sebebi aslında dolanımın azlığı. Kan dolanımını artırıyoruz kalori yakımını artırıyoruz, metabolizmayı hızlandırıyoruz, enerji harcamasıyla birlikte kişinin aslında günlük yaşamda tamamen yaşam kalitesini artırıcı bir yöne doğru çekmiş oluyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Karşınızda mum varmış ve söndürürmüş gibi nefes verin”

    Doğru nefes alış verişini de örnek vererek anlatan Şener, “Nefesi iyice boşlatmalı dudaklarımız büzerek sanki karşımızda bir mum varmış gibi onu söndürmeye çalışırcasına, içimizdeki balonun söndürürcesine nefes veriyoruz” dedi.

    “Ağızdan nefes almak zeka geriliği ve kalp problemi oluşturuyor”

    Ağızdan nefes alıp vermenin çok tehlikeli olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Hülya Özlem Şener, şunları söyledi:

    “Ağızdan nefes alıp vermek son derece tehlikeli çünkü nefesi ağızdan aldığımızda akciğerlerimize zaten giren hava miktarı çok az. Eğer çocukta böyle bir sorun varsa yani ağızdan nefes alıp veriyorsa zeka geriliğine kadar gider, yeterince oksijenle beslenmediği için. Biz büyüklerde böyle bir durumda kalp problemleri oluşur, çünkü akciğerimizi yeterli çalıştıramadığımız için kalbimiz yeterince çalışamayacak ve pompalayamayacak. O nedenle mümkün olduğunca burnumuzdan derin nefes alacağız.”

  • Van depremi yüreklerdeki tazeliğini koruyor

    Van’ın Erciş ilçesinde 2011 yılında 614 vatandaşın hayatını kaybettiği 7.2 büyüklüğündeki depremin acıları, aradan 5 yıl geçmesine rağmen hala yüreklerdeki tazeliğini koruyor.

    Sevgi Apartmanında ağabeyi Kadri Çemen, yengesi Güneş Çemen ile yeğeni Şeyma Nur Çemen’i kaybeden Sadrettin Çemen isimli vatandaş, aradan 5 yıl geçmesine rağmen depremin yüreklerinde açtığı yaranın halen tazeliğini koruduğunu söyledi. Ağabeyinden kendisine emanet kalan üç yeğenini hayata tutturmaya çalışan Sadrettin Çemen, çok zor günler geçirdiğini belirtti. Yıkıcı depremin 5. yıldönümü nedeniyle 13 yaşındaki yeğenini yanına alarak aile kabristanlığına gelen Sadrettin Çemen, depremin aileler üzerinde psikolojik travmalara yol açtığını kaydetti. Hayatta kalan üç yeğenine kendi çocukları gibi baktığını anlatan Çemen, “Depremin üzerinden beş yıl geçti. Kardeşim, yengem ve yeğenim Şeyma Nur namaz kılmak için evlerine girdiklerinde depreme yakalanıyorlar. Kaldıkları apartman zaten deprem sonrası yerle bir olmuştu. Durumu aileme anlattım. O gün zaten hep birlikte kıyameti yaşadık. Depremin 5. günü eski Başbakanımız, o dönem Dışişleri Bakanımız olan Sayın Ahmet Davutoğlu evimize geldi. Bizimle ilgileneceklerini söylediler. Ama maalesef ondan sonra gelen giden olmadı. Ben ortanca yeğenimin polis kolejine veya herhangi güzel bir okula verilmesini istedim. O zaman İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’i evimizden Sayın Davutoğlu telefonla aradı. İlgileneceklerini söylediler. Maalesef ondan sonra ilgilenen olmadı. O yeğenim de okulu terk etti. Şu anda 13 yaşındaki küçük yeğenimle mücadele veriyorum. Onu okutmaya çalışıyorum. Geçen yıl sosyal hizmetlere kaydını yaptı. Şu anda okuluna devam ediyor. Bakımını, her şeyini aile olarak üstleniyoruz. Zaten maddi olarak bizlere bir ek külfetleri de yoktur. Ancak, psikolojik olarak çok etkilendiler. Şu an anne ve babayı daha fazla aramaya başladılar. İnşallah bunları da atlatacağız. Depremin bugün yıl dönümüdür. Rabbim bir daha o günleri hiç kimseye göstermesin. Şu anda tek isteğimiz yeğenlerimizin bir an önce iyi olmaları ve hayata bağlanmalarıdır” dedi.

    Kendi çocuğu ile yeğeni arasında zaman zaman kıskançlıkların da olduğunu belirten Çemen, “Kendi çocuğum babayı paylaşamıyor. Yeğenim de amca olarak yine beni paylaşamıyor. Çünkü babasını kaybederken henüz 7 yaşındaydı. Zaman zaman iki çocuk arasında sürtüşmeler oluyor. Ama bir şekilde bunu da yenmeye çalışıyoruz. Devlet yetkililerinden isteğimiz şudur. Depremde anne ve babasını kaybeden öksüz ve yetim çocuklara yardımcı olsunlar. Tespit etsinler. Zaman zaman bu çocukları kaldıkları evlerde ziyaret etsinler. Desteklerini esirgemesinler” ifadelerini kullandı.

    “Yeğenim vefat eden kız kardeşini mezardan çıkartmamızı istedi”

    Yanında kalan 13 yaşındaki M.Ç. isimli yeğeninin kız kardeşinin öldüğüne inanmadığını belirten Çemen, “Zaman zaman kendisiyle mezara geldiğimizde bana, ‘gel amca mezarı açalım, Şeyma acaba büyümüş mü’ gibi sorular yöneltiyordu. Çünkü bizler birçok kez ona ‘ölmediklerini, şehit olduklarını’ söylüyorduk. Onlar yaşıyorlar diyorduk. Anne ve babasını görmeyince hep onların sağ olduğunu düşünüyordu. Bazen mezara gelmiyor. Anne ve babasının kendisiyle küstüğünü zannediyor. Ama bu yıl itibarıyla biraz büyüdü. Aklı ermeye başladı. Sık sık mezarlığa ziyaret için getiriyorum. Anne ve babasının mezarlarını ziyaret ettiriyorum. İnşallah bu şekilde bu travmayı da üzerinden atar” diye konuştu.

    “Çok istiyorum ancak, oğlum rüyama gelmiyor”

    Babaanne Nazime Çemen ise, acısının çok büyük olduğunu belirterek, “Allah hiçbir anneye bu acıyı bir daha yaşatmasın. Oğlumun emanetleri olan üç torumun benim her şeyimdir. Ben oğlumun acısıyla yanıp tutuşuyorum. Bir kez rüyama geldi, onda ise bayıldım. Hep içimde yaşıyor. 5 yıldır fotoğrafını bile görmedim. Eşyalarını gördüğümde bile ağlıyorum. Evlat acısı inanın çok zor” şeklinde konuştu.

  • Bu üçlü hastalıklardan koruyor

    Soğuk kış ayları yaklaşırken vücut direncini artırmak isteyenlerin yeni tercihi bal, limon ve taze zencefilden yapılan şurup oluyor. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Uzmanı Mehmet Özyürek, kış öncesi vücut direncinin doğal yollardan artırılmasının hastalıklara karşı koymada çok büyük rol oynadığını ifade etti.

    Hava sıcaklıklarının hissedilir derecede düştüğü son günlerde soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarda da artışlar görülmeye başlandı. Çerçi Baharat Doğal Ürünler Merkezi’nden Tıbbı ve Aromatik Bitkiler Uzmanı Mehmet Özyürek, vatandaşları doğal yollar ile vücut dirençlerini artırarak hastalıklardan korunabileceklerini ifade etti.

    Evde yapılabilecek basit karışımlar ile vücut direncinin artırılabileceğini ifade eden Özyürek özellikle bal, taze zencefil ve limon karışımından elde edilecek şurubun bütün kış boyunca kullanılmasının faydalı olabileceğini söyledi. Mehmet Özyürek, “Bu karışım evde kolaylıkla bulabileceğiniz malzemelerle hazırlanmasının yanı sıra özellikle soğuk kış aylarında doğal bir takviye ve hastalıklara karşı koruyucu olmasıyla oldukça faydalı bir karışımdır” dedi.

  • Pazı şeker hastalığından koruyor

    Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, pazının şeker hastalığından koruduğunu söyledi.

    Türkiye’de sıkça bulunan pazının ıspanak ailesinden olan önemli sebzelerimiz den biri olduğunu belirten Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Besin değeri olarak da ıspanağa benzeyen pazı betakaroten (A vitamini), C vitamini, K vitamini ve Folik Asit bakımından zengindir. Bunların dışında pazının içeriğinde E vitamini, demir, magnezyum ve kalsiyum minerallerini de bulunmaktadır. Pazı sindirimi kolay olan besin değeri bakımından ıspanağa benzeyen salatası, kavurması ve farklı yemekleri yapılan bir çok sebze gibi sağlığımız için önemli faydaları bulunur.” dedi.

    Pazının faydaları ve pazı suyunun faydaları nelerdir?

    Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, pazının faydalarını şöyle sıraladı: “Yemekler ile birlikte yenen pazı hazmı kolaylaştırıcı ve yardımcı olduğu için tercih edilebilir. Pazı suyu, pazı haşlanır suyu tüketilirse damar sertliğinin giderilmesine ve kabızlığın giderilmesine yardımcı olur. Pazı hardal ile birlikte tüketilirse gazları giderdiği ve dalak hastalığına iyi geldiği bilinir.”

    Pazı ile şeker hastalığına karşı korunun

    Enç, “Diyabet günümüzde birçok kişinin yakındığı bir hastalık haline gelmiştir. Şeker hastalığı bulunan kişiler her şeyi yiyemez, yediklerine dikkat etmek zorundadır. Diyabet riski altında olan yada diyabet hastalığı olan kişiler rahatlıkla pazı tüketebilir. Bu şifalı sebze kan şekeri seviyesini düzenlemeye yardım eden siringik asit ve lifler içerir. Diyabet riski altındaysanız yada şeker hastalığınız varsa mutlaka bol bol yeşil yapraklı sebzeler tüketmelisiniz.” diye konuştu

    Kemikleri korur

    Pazının önemli miktarda kalsiyum, magnezyum ve K vitamini içerdiğine dikkat çeken Enç, “Bu sebeple kemik sağlığını koruyan bir bitkidir. Kemikleri güçlendirir. Kemiklerin büyüme ve gelişimine yardım eder. Ayrıca dişlerin güçlenmesini de sağlar.” ifadelerini kullandı.

    Antikanser özelliği vardır, hemoroide karşı faydalı, göz sağlığını korur

    Birçok yeşil yapraklı sebze gibi antioksidan özelliği olan bir sebze olduğunu söyleyen Enç, “İçerdiği antioksidanlar sayesinde antikanser özelliği vardır. Yani kansere karşı koruyucudur. Özellikle kolon kanserini önlemeye yardım eder. Kanserden korunmak için bu şifalı sebzeyi tüketebilirsiniz. Basur rahatsızlığına karşı çözüm arıyorsanız mutlaka pazıyı deneyip kullanabilirsiniz. Pazı haşlanarak lapası hazırlanarak basur memelerinin üzerine konursa hemoroid yani basur için fayda sağlar. Aynı zamanda vücuttaki deri hastalıklarına ve şişliğe de iyi gelir. Yüksek miktarda beta karoten içerir. Bunun sonucunda göz sağlığını korumaya yardım eder. Glokom, gece körlüğü gibi göz rahatsızlıklarına iyi gelir.” dedi

    Pazı nasıl tüketilir?

    Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, pazının nasıl tüketileceği konusunda ise şunları söyledi; “Ispanak gibi yaprakları temizlenerek yıkanır ve pazı yemeği yapılabilir yada yumurta kırılarak kavurması yapılabilir. Çiğ olarak pişirilmeden salatalara doğranabilir. Pazı dolması şeklinde sarma yapılarak da pirinçle tüketilebilir.”