Etiket: Koruyor

  • Elleri yıkamak hastalıklardan koruyor

    5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü, çeşitli etkinliklerle kutlandı.

    Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi toplantı salonunda, enfeksiyon kontrol komitesi ile birlikte, el hijyeninin öneminin farkındalığını artıracak eğitim videosu Enfeksiyon Hemşiresi Melek Durukan tarafından sağlanırken, uygulamalar ile de etkinlik desteklendi.

    ‘Ellerimizi Yıkayalım Sağlığımızı Koruyalım’ sloganı ile farkındalığın artırılması yönünde düzenlenen “5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü” etkinliğine; Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hastane Yöneticisi / Başhekim Doç. Dr Bülent Hacıhamdioğlu, Hastane Başhekim Yardımcıları, Hastane Yöneticileri, Hastane Müdürleri ve Hastane personelleri katılım gösterdi.

    5 Mayıs Dünya El Hijyeni günü ile alakalı olarak açıklamalarda bulunan Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolojik Uz. Dr. Abdurrahman Kaya şunları kaydetti: “Dünya Sağlık Örgütü tarafından 5 Mayıs 2005 yılında “Dünya El Hijyeni Günü olarak kabul edilmiş ve ‘temiz bakım, güvenli bakımdır’ sloganı ile sağlık çalışanlarının el hijyeni konusunda bilgi ve farkındalıklarının artırılması hedeflenmektedir. Bu kapsamda; el yıkama, antiseptikle el yıkama, antiseptikle el ovalama veya cerrahi el antisepsisini ifade etmek için kullanılan genel bir kavramdır. Tüm dünyada sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlar önemli bir halk sağlığı problemidir. Sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde en önemli kurallarda birisi el hijyenidir. Bu bağlamda günlük yaşamda en fazla kirlenen organların başında eller geliyor. Bu nedenle sadece hastanelerde değil günlük hayatta da insanların el hijyenine dikkat etmesi gerekmektedir. Ayrıca el yıkanmasındaki sıklık sağlığımız için önemlidir. Hastalıkların yayılmasından ve hastalığın oluşmasından bizleri her daim korur. Dokunulan her yüzeyde, hatta havada bile mikroplar bulunmaktadır. Bu bakımdan gözle görülmeyen bu mikroplara karşı daima eller yıkanmalıdır” dedi.

  • Akdeniz tipi beslenme kalbi koruyor

    Diyetisyen Laleş Güzel, kalp damar hastalıklarından korunma ya da tedavi için uygulanacakların başında ideal kiloya sahip olmanın yer aldığını belirterek, “Bunun için ilk olarak yaşam tarzı değişikliğine giderek, hafif gıdalarla dengeli beslenmeye özen göstermek gerekiyor. Akdeniz tipi beslenme kalbi koruyor” dedi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Diyetisyen Laleş Güzel, kalbi korumak için sağlıklı beslenme konusunda önerilerde bulundu. Kalbin, yaşam sıvısı olan kanın bütün vücuda pompalanmasında görevli, dolaşım sisteminin en önemli organı olduğunu belirten Güzel, “Stres, hareketsiz yaşam tarzı, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi sebepler kalbi yıpratıp, hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Günümüzde dünya nüfusunun yüzde 25’i kalp damar hastalıklarının etkisi altındadır. Dünya geneline oranla, ülkemizde kalp damar hastalıkları daha sık görülmekte ve tüm ölüm nedenlerinin yüzde 47,73’ ünü oluşturmaktadır” diye konuştu.

    “Zeytinyağının iyileştirici gücünden faydalanın”

    Kalp hastalıklarına yakalanmada genetik faktörlerin etkisi olsa dahi, hastalıktan korunmada da beslenmenin önemli bir role sahip olduğuna dikkat çeken Güzel, şunları kaydetti:

    “Yani hastalığın ilerlemesinde ve yaşamsal riske aslında sağlıksız ve düzensiz beslenme sebep olabilir. Kalp, sağlıklı beslenme alışkanlığıyla hastalıklardan korunabilir. Bunun dışında kalp hastalığına yakalandıktan sonra yine sağlıklı beslenmeye dikkat edilir, düzenli kontroller aksatılmazsa hasta normal yaşantısına devam edebilir. Dünya genelinde en çok benimsenen doğru beslenme şekli, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığıdır. Akdeniz tipi beslenme alışkanlığı, tahıl, kurubaklagil, taze sebze-meyve, balık, zeytinyağı bakımından zengindir. Et süt ve süt ürünleri tüketimi daha azdır. Başka bir ifadeyle, Akdeniz tipi beslenme tekli doyamamış yağ asidi, posa, kompleks karbonhidrat içeriği yüksek, doymuş yağ, kolestrol ve basit karbonhidrat içeriği düşüktür. Akdeniz beslenme programında her gün tüketilecek besinler tahıllar, sebze, meyve, kurubaklagiller, süt ve süt ürünleridir. Haftada bir iki kez balık, tavuk, yumurta önerilmektedir. Bu tip beslenmede kırmızı ete ayda bir iki kez yer verilmektedir. Yemeklerde zeytinyağı kullanımı oldukça fazladır.”

    Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için 11 öneri

    Dünya genelinde en çok benimsenen beslenme şekli olan Akdeniz tipi beslenme alışkanlıklarının yaşam şekli haline getirilmesi gerektiğini anlatan Güzel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gün içerisinde 3 ana, 3-4 ara öğün şeklinde beslenilmeli. Glisemik indeksi yüksek yani kan şekerimizde ani yükselmelere sebep olan poğaça, kurabiye, beyaz ekmek, çay şekeri gibi basit şekerler içeren, vücudumuzun aslında ihtiyaç duymadığı besinlerden uzak durulmalı. Kuyruk yağı, tavuğun deri kısmı, kırmızı etin yağlı kısmından uzak durulmalı, tüketilen tereyağı, sakatat miktarı kısıtlanmalı. Bütün vücutta bulunan tüm hücrelerin suya ihtiyacı olduğu unutulmamalı, günlük 2-2,5 litre su tüketilmeli. Yemek yeme süresi 15-20 dakikaya kadar uzatılmalı, besinler iyice çiğnenmeli. Uyku saatlerine dikkat edilmeli, günlük 6 saatten az 8 saatten fazla uykudan kaçınılmalı. Kızartma, kavurma gibi sağlıksız pişirme yöntemleri terk edilip fırın, ızgara, buğulama, haşlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmeli. Alkol tüketimi en aza indirilmeli. Tuz tüketimine dikkat edilmeli, günlük ihtiyacımız olan tuz miktarının 5 gram olduğu bunun da ekmekten ya da yemeklerdeki salçadan karşılandığı unutulmamalı. Yiyeceklere olan bakış açısı değiştirilmeli, kişi canının ne istediğinden çok vücudunun ihtiyacı olan besinleri tercih etmeli.”

  • Prof. Dr. Abbasoğlu: “Tencere yemeği kabızlıktan koruyor”

    Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Latif Abbasoğlu, kabızlığı önlemek için alınması gereken önlemlerin başında fast food alışkanlığından vazgeçmek geldiğini bildirerek, “Anadolu’da tencere yemeği olarak tabir edilen posalı ve sulu yemekler ile sızma zeytinyağıyla pişirilmiş yemekleri tercih etmek geliyor” dedi.

    Çocuklarda sık görülen kabızlığa hatalı tuvalet alışkanlıklarından bazı ilaçlara, hipotiroidi gibi çeşitli hastalıklardan vücudun yapısal sorunlarına kadar birçok etkenin yol açabildiğini kaydeden Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Latif Abbasoğlu, ebeveynlerin gerek akşam saatlerinde zamanlarının kısıtlı olması, gerekse çocukların isteklerini kıramamaları nedeniyle makarna ve köfte gibi yemekleri sıkça yapmalarının kabızlığı tetiklediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Abbasoğlu, “Kabızlığı önlemek için alınması gereken önlemlerin başında fast food alışkanlığından vazgeçmek, Anadolu’da tencere yemeği olarak tabir edilen posalı ve sulu yemekler ile sızma zeytinyağıyla pişirilmiş yemekleri tercih etmek geliyor. Özellikle bebeklerde anne sütünden inek sütüne geçişlerde aşırı inek sütüyle beslenmek, katı gıdalara geçişler ve mama konsantrasyonunun değiştirilmesi sıkça görülen etkenler arasında yer alıyor. Kabızlığı tetikleyen bir diğer durum ise okul öncesi dönemindeki çocukların oyuna ya da çizgi filme dalmaları ya da herhangi bir şeyle oyalanmaları nedeniyle, okul çağındaki çocukların da okulda tuvalete gitmemek için dışkı yapmayı ertelemeleridir. Ayrıca çocukların kullandıkları bazı ilaçlar ve hipotiroidi gibi tıbbi tedavi gerektirecek durumlar da kabızlık oluşturabiliyor” diye konuştu.

    “Çocuklarda kabızlığın en sık yol açtığı komplikasyon makatta oluşan çatlaklar”

    Prof. Dr. Abbasoğlu, çocuklarda kalın bağırsağın son kısmındaki sinir sisteminin iyi gelişmemesinin de kabızlık nedeni olduğunu belirterek, “Kabız olan çocuğun muayenesinde anal fissür denilen çatlakların varlığının da mutlaka araştırılması gerekiyor. Bazen anüs olması gerekenden biraz daha önde yerleşiyor ve kabızlığı tetikliyor. Bunun yanı sıra kabızlığın bir başka nedeni de makat darlığıdır ki bunun da mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor, aksi takdirde kronik kabızlık sürecine davetiye çıkaran bir durum oluyor. Çocuklarda kabızlığın en sık yol açtığı komplikasyon makatta oluşan çatlaklar. Makat çatlaklarına bağlı olarak çocuk ağrılı dışkı yaptığı için dışkı yapmaya reddediyor. Bunu reddettikçe kalın bağırsağın son kısmında kalan dışkının içindeki su daha fazla emiliyor ve dışkı daha da sertleşiyor, hatta taş gibi bir hal alıyor. Aslında çatlakların mı kabızlığa, kabızlığın mı çatlaklara neden olduğu hala net değil ama bu sorunu yaşayan her çocukta özellikle anal fissür denilen çatlakların varlığının araştırılması ve varsa ona yönelik tedavi yapılması çok önemli, aksi halde süreç kronikleşebiliyor ve çocuğun yaşam kalitesi olumsuz etkileniyor” ifadelerini kullandı.

    “Kabızlığın tedavisinin aile-hekim ile çocuk iş birliği içerisinde yürütülmesi gerekiyor”

    “Kabızlığın yol açtığı bir başka önemli sorun da idrar yollarının etkilenmesi” diyen Prof. Dr. Abbasoğlu, “Dolayısıyla dışkı ve idrarın zamanında yapılması büyük önem taşıyor. Eğer yapılmazsa her iki sorun birbirini tetikleyerek sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Bazı çocuklarda makattaki taşlaşmış olan dışkının boşaltılamaması nedeniyle yeni gelen ve nispeten daha yumuşak olan dışkının alta kaçırılması da kabızlık sonucu gelişen bir başka problem. Tıpta enkomprezis denilen bu durumda bazen çocuk ve aile inatlaşması sonucu bu süreç uzuyor ve iyice kronikleşiyor, tedavisi güçleşiyor. Aile, hekim ile çocuk işbirliğiyle durum tedavi edilebiliyor ve sorun ortadan kalkıyor. Kabızlık sorununda altta yatan nedene göre başvurulan beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, tuvalet eğitimi ve bazı ilaçlar sorunun ortadan kalkmasını sağlıyor. Kabızlığın tedavisinin aile-hekim ile çocuk iş birliği içerisinde yürütülmesi gerekiyor. Kabızlık uzun vadeli, sık sık tedaviye cevabın kontrol edildiği bir süreç gerektiriyor. Dolayısıyla sabır ve düzenli bir tedavi önem taşıyor. Cerrahi tedaviye sadece kalın bağırsağın son kısmındaki sinirlerin iyi gelişmemesine bağlı olan hastalığın varlığı söz konusu olduğunda başvuruluyor. Kabızlık sorununda makat darlığı, makatta çatlak gibi durumları ortaya koymak ve varsa onların tedavisine yönelmek gerekiyor. Kalın bağırsağın son kısmındaki sinirlerin iyi gelişmediğine yönelik şüphelerde de biyopsiye kadar giden süreçle sinir hücrelerinin mutlaka iyi gelişip gelişmediği ortaya konuluyor. Sinirler iyi gelişmemişse bu durumda tek çözüm cerrahi tedavi oluyor.”

  • Mavi Tur’da Türkiye cazibesini koruyor

    Ekonominin bacasız sanayisi turizmde Mavi Tur, 2017 turizm sezonundan ümitli bir şekilde sezon hazırlıklarına başladı.

    Türkiye’nin en iyi mavi tur lokasyonlarından Marmaris’te mavi tur sektörü yeni sezona iddialı hazırlanıyor. Marmaris, Ege ve Akdeniz’in kesişme noktasında olması, Dalaman Havalimanı’na ve Rodos Adası’na yakınlığıyla birlikte yaz sezonunda mavi yolculuğun vazgeçilmez adresinden birisi durumunda. Marmaris’te mavi tur sektörünün önde gelen firmalarından Mirya Yatçılık Genel Müdürü Barış Erdemir yaptığı açıklamada, yerli ve yabancı piyasalarda Türkiye mavi yolculuk sektörünün tanıtımı için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

    Barış Erdemir yeni sezon hazırlıkları hakkında şu bilgileri verdi:

    “Son birkaç yıl içinde alternatif gulet tatili destinasyonları açıldı. Hırvatistan, Karadağ gibi ülkelerde de mavi tur tatilleri düzenlenmekte ama Türkiye, ahşap tekne tatilleri açısından bu sektörün yeni başladığı ülkelere göre daha avantajlı. Denizlerimiz, koylarımız, teknelerimiz ve sıcakkanlı mürettebatımız ile ülkemiz Hırvatistan, Karadağ ve Yunanistan’a göre daha tercih edilir durumda. Özellikle Son 1-2 yılda ülkemize karşı güvensiz ülke algısı yaratılmaya çalışıldı ve turizm piyasaları bu durumdan olumsuz etkilendi ancak bu durumu biz turizmciler aşmalıyız”

    “Türkiye tatil için güvenli bir ülke”

    Erdemir, “Ülkemize tatil amacıyla yıllardır gelen yabancı turistler için mavi yolculuk tatili çok kıymetli bir tatil modeli. Genelde, Türkiye’yi iyi tanıyan yabancı turist gelmekte tereddüt yaşamazken, ülkemizi hiç tanımayan yabancı turist için ’acaba’ sorusu ön planda gelmekte. Bizler turizmci olarak bu ’acaba’ durumunu ortadan kaldırmak için mavi tur pazarlama çalışmalarımızda yoğun mesai harcıyoruz. Türkiye güvenli ülke mesajını herkese tüm Dünya’ya yansıtmamız lazım ki turizm tekrar canlansın” dedi.

    “Tekne almanın tam zamanı”

    Mirya Yatçılık Genel Müdürü Barış Erdemir, “Bu arada satılık tekne piyasası için şu anda tekne almak için tam zamanı diyebiliriz. Çok cazip koşullarda tekne satın alınma ihtimalleri var değişik pazarlarda tekneyi çalıştırma avantajı bulunuyor” dedi.

    Mirya Yatçılık yetkilisi, şirket olarak bu yıl özel tekne kiralama da kumanya dahil ekonomik mavi tur paketleri yaptıklarını ve son dakika rezervasyon dönemine girmeye yakın olduklarını belirtti.

    Mavi turlar ve rotalar hakkında detaylı bilgiler için www.yachtsngulets.com adresinin ziyaret edilebileceği açıklandı.

  • Çocuk Hastalıkları Uzmanı Nemlioğlu: “Beslenme çantası çocukları hastalıklardan koruyor”

    Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yeni Doğan Uzmanı Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, beslenme çantasının çocukları hastalıklardan koruduğunu söyledi.

    Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı, Hastalıkları ve Yeni Doğan Uzmanı Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, okul döneminde sağlıklı beslenme hakkında bilgi verdi. Tatildeyken evde sağlıklı ve düzenli beslenen çocukların bu alışkanlığının okul döneminde de sürdürülmesinin büyük önem taşıdığını belirten Nemlioğlu “Okul çağındaki çocuklara doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, onların daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmelerinin temelini oluştururken, önemli sağlık sorunlarından korunmalarına da yardımcı oluyor. Gününün büyük bir kısmını okulda geçiren çocuklar için beslenme çantaları ve atıştırmalıklar beslenmeleri konusunda önemli rol oynuyor” dedi.

    “Yemek saatleri okul saatlerine uygun olmalıdır”

    Çocukların sağlıklı ve düzenli bir beslenmesinin büyüme ve gelişimin yanı sıra okul başarıları için de gerekli olduğunu belirten Uzman Dr. Aşkın Güra Nemlioğlu, “Yeterli ve sağlıklı beslenme çocuklarda okul başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Öncelikle yemek saatleri, okul saatlerine göre belirlenmelidir. Sabahçı, öğlenci veya tam gün olan okullara göre; kahvaltı, öğle ve akşam yemek saatlerinin yanı sıra, ara öğünler de ders aralarına ve teneffüslere göre planlanmalıdır” açıklamasında bulundu.

    “Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocukların obeziteye yatkınlığı artıyor”

    Özellikle kahvaltı alışkanlığı edinmenin çocuk yaşlarda oldukça önem taşıdığını dile getiren Nemlioğlu “Vücudun ihtiyaç duyduğu en gerekli besin kaynakları bu öğünde karşılanır. Çocukların kahvaltıda tüketeceği içecek ise süt olmalıdır. Ancak çocuk süt tüketmiyorsa içine bal, pekmez veya 1 tatlı kaşığı kakao da konulabilir. Kahvaltı alışkanlığı olmayan çocukların metabolizmalarının yeteri kadar çalışmaması, ileri yaşta obeziteye yatkınlığı artırmaktadır. Kahvaltıda yumurta, peynir ve zeytin gibi besin değeri yüksek gıdalar tüketilmeli, simit ve poğaça gibi ağır hamur işi gıdalardan uzak durulmalıdır. Bunun yanında tam tahıllı ekmek ve süt tüketemeyen çocuklar için meyve suyu da tercih edilebilir. Mevsime göre domates ve salatalık gibi sebze türevleri de menülere eklenebilir” diye konuştu.

    “Çocuğunuzun tüketebileceği besinler seçin”

    Çocuklarının beslenme çantasını hazırlayan ailelere, kahvaltı ve öğlen yemeği arasındaki süreci ara öğün olarak değerlendirmesi gerektiğini anlatan Nemlioğlu, “Tam tahıllı sandviç ekmeği arasına; peynir veya ızgara köfte veya ızgara tavukla beraber yeşillikler konabilir. Yanında da ayran veya süt ile tüketilebilir. Ancak bunun için çocuğun tüketebileceği besinler de özenle seçilmelidir. Doğru beslenen çocuklarda zihin performanslarının daha iyi olduğu yapılan çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Çocuklara ara öğünlerde abur cubur, bisküvi, çikolata yerine meyve, fındık, ceviz ve badem gibi hem vitamin hem de mineral içeren sağlıklı besinlerin yedirilmesi gerekir. Çocukların okul döneminde fiziksel aktiviteleri de yoğun olduğundan bu besinler onlar için doğru enerji kaynağı olacaktır” dedi.