Etiket: Korunması

  • Kamu Kurumları ve STK’lar doğal kaynakların korunması için bir araya geldi

    TEMA Vakfı temsilciliği tarafından ‘doğal kaynakların korunması’ adına kurumlararası işbirliğini arttırmak adına istişare toplantısı yapıldı.

    Akpınar, Akçakent, Boztepe, Çiçekdağı , Kaman, Mucur ilçelerinde yer alan doğal kaynakların korunması ve atık miktarlarını azaltmak amacıyla İlçe Kaymakamlıkları, Belediyeler, Milli Eğitim, Tarım İl Müdürlüğü ve Üniversite yetkilileri ile bir araya gelindi.

    Politik, Kültürel ve Ekonomik katkının arttırılması adına sivil toplum örgütlerinin katkısının sağlanması ve hizmet kalitesini arttırmak amacıyla ‘Ambalaj atıklarının kaynağında ayrıştırılması ve geri dönüşüm’ projesi başlatıldı.

    Valilik tarafından onaylanan proje Kırşehir’in tüm ilçelerinde hayata geçirilecek.

  • Trump, göçmenlerin korunması programını iptal ediyor

    ABD Başkanı Donald Trump’ın, ABD’ye çocuk yaşta gelen kaçak göçmenlere yasal statü sağlayan DACA programı iptal edeceği açıklandı.

    Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın, göçmen çocuklarının yararlandığı, “Çocukluk Çağında ABD’ye gelenler İçin Ertelenmiş Eylem” (DACA) programını fes edeceği belirtildi. Açıklamanın ABD genelinde tepkilere neden olduğu kaydedildi. Araştırmalara göre, DACA’nın sona erdirilmesiyle her ay çalışma izni süresi dolan 30 bin kişi, işten çıkmak zorunda kalacak. Cato Enstitüsü analistlerinden David Bier, DACA’nın sonlandırılmasının iki yılda çalışanlar üzerinde 2 milyar dolarlık bir maliyet getireceğini belirtti.

    ABD’ye yasadışı yollardan giren yaklaşık 790 bin göçmen çocuğun yararlandığı program, eski Başkan Barack Obama döneminde 2012’de başlatılmıştı. 16 yaşını doldurmadan önce ABD’ye gelmiş, 2012’de 31 yaşını tamamlamamış ve ABD topraklarında suç işlememiş eğitimini sürdüren göçmenlerin yararlandığı program, ABD için askerlik yapan göçmenler için de geçerli.

    Trump, seçim kampanyasında DACA programını iptal edeceğini açıklamıştı.

  • Kanser hastalarının ağrıdan korunması mümkün

    Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Ali Kaplan, ağrının vücut sistemlerinden bir noktada yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu haber veren olumsuz bir his olduğunu belirterek, “Kanser, hastaların 3’te birinde ağrıya neden olurken özellikle ilerlemiş vakalarda ağrı şikayetlerinin arttığı gözlemlenmektedir. Kanser hastalarının ağrıdan korunması mümkündür” dedi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Muhammet Ali Kaplan, 4 Şubat Kanser Günü öncesi kanser hastalarında oluşan ağrılar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Yeni tanısı konulmuş veya tedavisine başlanmış kötü huylu tümör hastalarının 3’te birinde, ileri evre hastaların ise 4’te 3’ünde ağrı görüldüğüne dikkat çeken Kaplan, “Ağrı, hastalığın evresine, şiddetine, oluştuğu yere ve hastanın yaşına göre değişen bulgular verir. Hastada, ağrıdan dolayı hareket kısıtlılığı, iletişim bozukluğu ve sosyal yaşamdan soyutlanma görülebilir. Bu nedenle ağrı kanserin en endişe veren şikayetlerinden biridir. Hastaların ağrılarını kontrol altına almak, hafifletmek veya ortadan kaldırmak onların yaşamdan kopmamaları ve moral depolamaları açısından büyük önem taşır” diye konuştu.

    “Ağrının nedeni tam olarak belirlenmeli”

    Kansere bağlı ağrıların pek çok sebeple ortaya çıkabildiğini anlatan Kaplan, şunları kaydetti:

    “Tümörün kendisi, yayılımı veya ilaçların yan etkisi, ağrının ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bunların yanı sıra kanserle ilgisi olmayan başka etkenlerle de ağrı ortaya çıkmış olabilir. Bu nedenle tedaviye başlamadan önce ağrının nedenini tam olarak bilmek gerekir. Ağrının sebebi anlaşıldıktan sonra hastaya en uygun ağrı kesici seçimi yapılmalıdır. Hastanın en az etkileneceği şekilde tedavi düzenlenmelidir. Bunun için, kanser ağrısında kullanılacak ilaçların, genellikle etkinliği arttıkça yan etkileri de artabileceği için ağrıyı kesebilecek minimum yan etkiye sahip medikal uygulamalar tercih edilmelidir. Ağrı, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediği için uygun dozda kullanım önemlidir. Özellikle yeşil ve kırmızı reçete ile alınabilen morfin benzeri ilaçlardan hastalar çekinmemeli, bu ilaçlar doktor kontrolünde güvenle kullanılabilmelidir.

    Ağrı kesici olmayan bir takım ilaçların (antidepresan ve epilepsi ilaçları gibi) ağrı tedavisinde yerinin olduğu bilinmeli, doktor tarafından uygun görüldüğünde kullanılmalıdır. İlaç tedavileri ile ağrıları kontrol altına alınamayan hastalarda bir takım cerrahi girişimlerin tedavide yararı olduğu unutulmamalı ve gereken hastalarda bu yola başvurulmalıdır.

    Yapılan tüm tedavilere rağmen ağrı hala varsa mutlaka doktora bilgi verilmelidir.”

  • Çocukların soğuktan korunması

    Son günlerde düşen hava sıcaklıkları ve çocuklarda kış hastalıklarının görülme sıklığının artması ile birlikte aileler çocuklarını soğuktan nasıl koruyacaklarına dair alarma geçti.

    “Çocukları kapalı ortamlarda kat kat giydirmemeliyiz”

    Çocukların hem soğuktan nasıl korunacağına dair hem de tedavi süreçleri hakkında bilgilendirmelerde bulunan İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Bilimler Bölümü Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Çivilibal önemli açıklamalarda bulundu.

    Öncelikli olarak çocukların soğuk havalara uygun bir şekilde giydirilmesinin altını çizen Prof. Dr. Mahmut Çivilibal, “Havaların soğumasıyla birlikte damlacık yolu enfeksiyonu dediğimiz solunum yoluyla bulaşan hastalıklarda belirgin bir artış görmeye başladık. Karın yağışı her ne kadar birazda olsa mikropların azalmasına sebep olsa da sıcaklık değerlerinin eksilere düşmesine de sebep oldu. Bu yüzden özellikle ev ortamındaki ısının 20-22 santigrat aralığında tutulması ve çocukların sıcaklık değerlerine uygun olarak giydirilmesi gerekiyor. Bu tabii ki de çocuklarımızı kat kat giydirmemiz anlamına gelmiyor.

    Elbette sıcaktan soğuya çıktığımız zaman hava durumuna uygun kıyafetler giyinmelidir. Burada kat kat giyinmenin yanı sıra çocukların özellikle başına şapka takılması, atkı giydirilmesi ve eldiven kullanılması temelde istenen bir durumdur. Fakat ev içinde ya da kapalı ortamlarda sıkı giydirmek çocuklarda terlemeye sebep olur ve terlemeyle birlikte hasta olmaları da muhtemel hale gelir. Yetişkinlerimiz evde sıcaklığa bağlı olarak rahat dolaşırken çocukların üşüdüğü düşünülerek sıkı giydiriliyor. Aslında 6 aydan büyük çocukların vücudun ısıyı ayarlama mekanizması bizden çok da farklı değil. Biz hangi kıyafetlerle rahat edebiliyor ve üşümüyorsak çocuklarımız da o kıyafetlerle evin içinde dolaşabilirler” dedi.

    “Hemen ateş düşürücü ilaçlar kullanmamalı”

    Çocukların hastalanmaları karşısında neler yapılacağı ile ilgili olarak da bilgilendirmelerde bulunan Mahmut Çivilibal , “3 aydan küçük çocukları bu kapsamın altında tutmak kaydıyla, belli bir yaşın üzerindeki çocukların basit burun akıntılarında, hapşırıklarında, öksürüklerinde ya da hafif ateşlenme durumlarında ille de doktora gitmeye gerek yoktur. Çocuklar hafif ateşlendiği zaman hemen ateş düşürücülere saldırılıyor. Bu bizim toplumumuzda çok uygulanan bir yanlıştır. Doğru bir yöntem değildir. Normalde koltuk altından ölçülen ateş 37’ye kadar normal kabul edilir. Ölçülen değer 38,5’un üzerine çıkmadıkça aslında ateş düşürücü vermeye gerek bile yoktur. Burada yapılması gereken, ortam ısısı eğer biraz fazla sıcaksa biraz soğutulması ve uygun hale getirilmesi, ince bir pijama tarzında bol kıyafetlerin giydirilmesi hatta ihtiyaç varsa ılık suyla duş aldırılması gibi yöntemlere başvurulabilir. Fakat 38,5’un üzerine çıkarsa ateş düşürücü içirilebilir. Eğer ateşle birlikte çocukta artan bir öksürük varsa, ya da özellikle küçük bebeklerde hırıltı, nefes darlığı, sık sık nefes alma gibi bulgular oluştuğunda bronşit, bronşiyolit gibi akciğer enfeksiyonları olma ihtimalinden dolayı mutlaka doktora götürülmeli. Ya da çocuğumuzda hafif bir ateş başladı sonrasında da ateş düşürücü verdik fakat ona rağmen ateşini düşüremiyorsak bu durumda altında bakteriyel bir enfeksiyon olmasın diye doktor muayenesi sonrasında mutlaka antibiyotik kullanımına gidilmelidir” ifadelerini kullandı.

    “Antibiyotik kullanımına dikkat”

    “Her zaman antibiyotik kullanmak gerekmez” de diyen Çivilibal şu şekilde devam etti, “Hastalık bir viral enfeksiyonsa yani nezle, gribal enfeksiyon, soğuk algınlığı gibi durumlar tamamen virüslerin oluşturmuş olduğu enfeksiyonlardır. Buralarda kesinlikle antibiyotiğin yeri yoktur ve kullanılmamalıdır. Ancak çocuklarda antibiyotiğe, viral enfeksiyon geçirdiklerinden belli bir dönem sonrası üzerine bakterilerin ilave olunması halinde yani, bir solunum yolu enfeksiyonu, bronşit ve zatürre gibi tablolar oluştuğunda mutlaka doktor muayenesi ve tetkikleri sonrasında başlanmalıdır. Gereksiz kullanılan antibiyotikler bir taraftan işe yaramadığı gibi diğer taraftan da ileri dönemlerde oluşabilecek enfeksiyonlarda da yeterince etki etmez. Antibiyotik konusunda geçmiş yıllarda bizler eczaneye gittiğimizde istediğimiz herhangi bir antibiyotiği eczaneden alabiliyorduk. Yalnız Sağlık Bakanlığı’nın yeni uygulamasıyla reçetesiz kesinlikle antibiyotik satılamıyor. Bu çok güzel bir uygulama.”

    Özellikle hastalık sonrası bağışıklık sisteminin artırılmasına yönelik de açıklamalarda bulunan Çivilibal, “Viral enfeksiyonları, nezleleri ve gripleri aslında evde bol miktarda su tüketerek, istirahat ederek, bol miktarda meyve, bitki çayları, ceviz, fındık ve madem gibi bir takım ürünlerin tüketilmesi ile birlikte atlatabiliriz. Aynı zamanda da bu uygulamalarla birlikte bağışıklık sistemimizde güçlenmiş olur” diye konuştu.

    Çocuklarda bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi

    Özellikle çocukların sık hasta olmaması için bağışıklık sistemlerinin doğdukları andan itibaren güçlü tutulması gerektiğinin altını çizen Çivilibal, “Bebekler doğduklarında gelecek yaşantısına dair bağışıklıklarının iyi halde olmasının en güzel yolu anne sütüdür. Olabildiğince her doğan bebek iki yaşına kadar anne sütü ile beslenmelidir. İlk altı ay sadece anne sütüyle beslendikten sonra ek gıdaların ilavesiyle gidilmesi gereken bir süreç var. Bunun yanı sıra her bebeğe günümüz şartlarında doğar doğmaz D vitamini damlaları veriyoruz. Bunlar sadece kemik gelişimini güçlendiren damlalar değil aynı zaman da bağışıklık sistemini de güçlendiriyorlar. Yine bebeklik döneminde altıncı aydan sonra anne sütüne ilaveten verilmiş olan ek gıdaların başlıca sebze çorbası, meyve, yoğurt gibi ürünlerin gününde zamanında ve uygun bir şekilde verilmesi ileri yaşlara doğru bağışıklık sistemini güçlendiren durumlardır. Bunun yanı sırada çocukluk çağında yapılan aşıların gerçekten bir takım bulaşıcı hastalıklara karşı koruyucu olduğunu biliyoruz. Gününde ve zamanında aşıların da yapılması gerekir” dedi.

    Çivilibal son olarak çocukların bağışıklık sistemi için doğada yetişen ürünlerin son derece faydalı olduğuna dikkat çekerek, “Katkı maddeli gıdalardan uzak durup, toprakta yetişen her tülü sebzeyi ve meyveyi tüketmek lazım. Ülkemiz bu konuda çok şanslı. Özellikle turunçgiller başta olmak üzere mandalina, portakal bunun yanı sıra kivi gibi meyvelerde bol miktarda C vitaminin olması, yeşil yapraklı sebzeler, yeşil biber, maydanoz, enginar gibi birçok sebzenin içinde bulunan vitaminler bağışıklık sistemimizi güçlendirir” diyerek sözlerini sonlandırdı.

  • Ordu’da ‘Çocukların Şiddet, İhmal ve İstismardan Korunması Çalıştayı’

    Ordu Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ordu Adliyesi, Ordu Emniyet Müdürlüğü, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Ordu Üniversitesi işbirliğinde çocukların şiddet, ihmal ve istismardan korunması çalıştayı yapıldı.

    Ordu Kültür Sanat Merkezi’nde(OKSM) yapılan çalıştaya, Vali İrfan Balkanlıoğlu, Vali Yardımcısı Ahmet Arık, İl Milli Eğitim Müdürü Dr.Şaban Karataş, Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Mustafa Genç, ilgili kurum yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, okulların rehber öğretmenleri ile öğrenciler katıldı.

    Çalıştay’ın açılışında bir konuşma yapan Vali İrfan Balkanlıoğlu, Devletin bekasının, nesillerin iyi yetişmesine bağlı olduğunu vurguladı. Vali Balkanlıoğlu, “Devletin bekası nesillerin iyi yetişmesine bağlıdır. Geleceğimize ümitle bakacaksak, onurlu ve şerefli bir millet olarak, devlet olarak varlığımızı sürdüreceksek, yetişen nesillerin de son derece sağlıklı, iyi yetişmiş olması lazım. Eğitiminin iyi olması lazım. Ahlaklı, değerlerine bağlı bireyler olması lazım. Bunu engelleyen her şey bizim için mücadele edilmesi gereken sorun demektir. Bir bireyin doğduğundan itibaren yetişkin oluncaya kadar geliştirdiği çok evreler var. Bu evreler, sağlıklı bir ailede, ilgili, sevgi dolu bir aileden yetişmesi, iyi bir okulda eğitim alması, öğretmenlerin ve eğitimcilerin son derece ilgili olması, çevresinin ve mahalle arkadaşlarının düzgün insanlar oluşması ve çocuk üzerine titremesi sağlıklı bir nesil için gereklilik koşullardır” dedi.

    “Seferberlik havasında çocuk ve gençlere sahip çıkmak lazım”

    “Bir çocuğu bile kaybedemeyiz” diyen Vali Balkanlıoğlu, “Her türlü uyuşturucu, ihmal, istismar, dayak büyük travmadır. Kaybedilmiş hayatlar, ülkenin kaybedilmesi anlamına geliyor. Bir ülkeye yapılacak en büyük kötülük, o ülkeyi yok edecek en büyük çaba, çocuklarını ve nesillerini yok etmektir. O da nasıl olur? Psikolojik sorunlarla dolu, her türlü zararlı alışkanlığa sahip, sağlıklı düşünemeyen bireyler, sayesinde olur. Sadece kendileri değil, en az onlarla uğraşan emniyet güçleri, sağlık görevlileri, okullar, müesseseler, rehabilitasyon merkezleri, yapılan masraflar, personel israfı, düşünün bunların boyutlarının ne olduğunu. Bir memleket için en büyük kötülük budur. Bu nedenle herkesin bir seferberlik havasında nesillerimize sahip çıkması lazım. Bir insan doğar, büyür, gelişir, kendinden sonra nesiller bırakır ve dünyada fonksiyonunu tamamlar. Bunu yaparken de sağlıklı ve iyi bireyler, müşfik bir anne-baba, sevgi dolu insanlar, çevre bilinci, hayvan sevgisi olan, değerlerine bağlı, yasalara uyan, iş ve meslek sahibi, evli barklı çoluk çocuk sahibi olan bu tür insanlar memleketin geleceği açısından son derece önemlidir” diye konuştu.

    “Herkesin Taşın Altına Elini Koyması Gerekir”

    Hem kendi evlatlarımız, hem çevremizdekilerin evlatları, hem de toplumsal sorumluluğumuzun gereği bu konuda kendimizi görevli hissetmeliyiz. Öğretmenlerimizin, eğitimcilerimizin, çocuklarını dışarda bekleyen hatta aile bireylerinin bile gelebilecek tehlikelere karşı çocuklara merak uyandırmadan iyi bir eğitim vermeleri, bilinçlendirmeleri lazım. Hocalarımız camilerde vaaz ederken bu konulara temas etmeliler. Sivil toplum örgütleri, gönüllüler, bu memleket için bir şey yaparım diyen herkesin elini taşın altına koyması lazım. Çünkü memleketimiz Allah muhafaza elimizden gider. Biz gelip geçiciyiz. Bizim yerimize geçecek olan insanları ne kadar iyi yetiştirirsek, bizden sonraki yerimizi tutacak insanlar, anne-baba olacak bireyler, ne kadar iyi olursa, mükemmel olursa, Türkiye o oranda gelişir, kalkınır ve çağdaş medeniyetlerin üzerine çıkar. Bu anlamda bu tür toplantıları faydalı görüyorum. Bilinç kazandırıyor bizlere ve herkese” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından, çocuklara yönelik şiddet, ihmal ve istismar konusunda Ordu’da bulunan Rehberlik Araştırma Merkezlerinin yürüttüğü çalışmalar ve faaliyetler hakkında Çalıştaya katılanlara bilgilendirmede bulunuldu.

    Çalıştay, Uzman Psikolojik Danışman Muhammed Karamustafa’nın “Tematik Rehberlik” sunumu ile devam etti. Çalıştaya katılanlar, çocuklara yönelik şiddet, ihmal ve istismar konularında alınması gereken tedbirler ve önlemler konusunda görüş ve önerilerini dile getirdiler.