Etiket: Korunmak

  • Kış Hastalıklarından Korunmak İçin ’Bol Sıvı’ Önerisi

    Denizli Devlet Hastanesi Diyetisyeni Erol Aktay, kış aylarında nezle, soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarından korunmak için bol sıvı alınması gerektiğini söyledi.

    Denizli Devlet Hastanesi Diyetisyeni Erol Aktay, havaların soğumasıyla birlikte soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında artış izlendiğini belirterek hastalıklardan korunmada aşılanma, kişisel hijyen kurallarına dikkat etme gibi önlemlerin yanında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yeterli ve dengeli beslenmenin de oldukça önemli yer tuttuğunu ifade etti.

    Aktay, “Kış aylarında daha sık karşılaştığımız grip, günlük yaşantımızı olumsuz etkilemekte. Yüksek ateş, boğaz, baş ve eklem ağrısı, öksürük, halsizlik, üşüme hatta bazı kişilerde kusma ve ishalle birlikte görülebilmektedir. Vücudumuzun virüslere karşı savaşabilmesi için bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve özellikle belirli yiyeceklerin sıklıkla tüketilmesi de gerekmektedir. Çünkü yetersiz ve dengesiz beslenme alışkanlığı olan bireylerin soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski çok daha yüksektir ve hastalıkları daha ağır seyreder” diye konuştu.

    Son günlerde yoğun yaşanan grip vakaları nedeniyle yazılı ve görsel basında beslenme konusunda çok çeşitli önerilerin yer aldığını vurgulayan Diyetisyen Erol Aktay, şu önerilerde bulundu: “Bol su içilmeli. Soğuk havalarda su tüketimi azalabilmekte ama vücudumuzun yaz kış suya ihtiyacı vardır. Gripten korunmak için günde 2,5 litre su tüketilmeli. Hem tüketimi kolaylaştırmak hem de antioksidan alımını arttırmak için içerisine limon veya zencefil ilave edilebilir. Sarımsak tüketilmeli. Sarımsakta bulunan allicin adlı güçlü antioksidant vücudu serbest radikallerden korumaktadır. Sarımsak bağışıklık sistemini güçlendiren en önemli besinlerden bir tanesidir. Yoğurt tüketilmeli. Probiyotik gıdalar, bağırsak florasını destekleyerek bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli rol oynarlar. Yeterli protein alınmalı. Şeker azaltılmalı. Stresten uzak durulmalı. Bağışıklık sisteminin zayıflamasında stresin etkisi artık bilinen bir gerçek. Gribin yanı sıra birçok hastalığın da oluşumunu tetikliyor.’”

  • (Özel Haber) Şaptan Korunmak İçin Çiğ Süte Dikkat

    Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Gıda İşleme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur Günşen, şaptan korunmak için çiğ süt içilmemesini tavsiye etti.

    Şap hastalığının hayvanlardan insanlara geçebildiğine dikkat çeken Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Gıda İşleme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur Günşen, şu an görülen şapın Türkiye’de daha önce görülmeyen bir alt tip olduğunu belirtti. Bu farklı alt tip için yeni aşıların bakanlığın ilgili birimleri tarafından üretildiğini ve bu aşıların hayvan sahiplerine dağıtımının başladığını ifade eden Günşen, şap hastalığının 3 farklı yol ile bulaşabildiğini söyledi.

    Günşen, “Şap, hastalıklı hayvanla direk temas halinde bulunarak ve hava yoluyla bulaşabilir. Bir diğer üçüncü unsur ise, direk yol dediğimiz hayvan altlıkları, ot, sap, saman ve çiğ sütün elde edilişindeki temizlik ve hijyen kurallarına dikkat edilmeden yapılacak olan işlem sırasında bulaşması. Şap hastalığından korunmak için öncelikle hasta hayvan nakillerinin tamamen durdurulması gerekmektedir. Hasta hayvan ve hasta hayvan olduklarından şüphe edilen hayvanların birbirleri ile aynı alanda bulundurulmaması lazım. Barınakların içersine ve giriş çıkışlarında hayvan bakıcılarının hijyenik şartlarına dikkat edilmelidir. Hayvan bakıcılarının farklı barınaklara girerken farklı kıyafet giymeleri ve temizliğe dikkat edilerek giriş çıkış yapılmasına dikkat edilmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta hayvanlardan elde edilecek çiğ sütlerin imha edilmesi gerektiğini savunan Günşen, “Zaten Türkiye’de çiğ süte ciddi bir meyil var. Hastalıklı hayvanların özellikle ağız akıntılarıyla bulaşmış olan ot, sap, saman ve yem maddelerinin yakılarak imha edilmesi gerekir. Yine hasta hayvanlardan elde edilecek etleri tüketmekle ilgili herhangi bir sakınca olmadığını belirtmem gerekir. Ancak hayvanın deri ve tırnaklarıyla beraber boynuz kısmının dezenfektesine dikkat edilmeli. Çiğ sütün kesinlikle kullanılmamasını bir kez daha vurgulamak isterim. Hastalıktan şüphe edilecek hayvanların mutlaka sağlıklı hayvanlardan ayırt edilmesini, ama şap hastalığından şüphe edilen yerlerin yakınında bulunan çiftliklerden bile elde edilecek olan çiğ sütlerin mutlaka ısıl işlemden geçirilerek tüketilmesi lazım” diye konuştu.

  • Gripten Korunmak İçin Elinizi Yıkayın

    Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, gripten korunmak için el yıkamanın, el antiseptiklerinin, maske kullanımın yanı sıra kağıt mendilin, evdeki izolasyonun ve çevre temizliğinin hastalıktan korunmanın temelini oluşturduğunu söyledi.

    Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, kış ve bahar aylarında sık görülen grip hastalığı ilgili açıklamalarda bulundu.

    Gribi; yüksek ateş, baş ağrısı, kuru öksürük, yaygın ve ağır kas ağrısıyla seyreden; burun, boğaz, üst solunum yolları bazen de akciğerleri tutan bir enfeksiyon hastalığı olarak tanımlayan Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, dünya genelinde yılda üç ila beş milyon arasında ciddi grip vakalarının yaşandığını ve önceki yıllarda bazı kıtalararası salgınlarda bir milyona varan ölüm sayısının görüldüğünü ifade etti.

    Gribin toplu yaşanan ve havalandırmanın iyi olmadığı yerler ile kapalı alanların kullanımının daha fazla olduğu dönemlerde daha çabuk yayıldığını söyleyen Prof. Dr. Geyik, hastalığın her yaşta görülmekle birlikte bebeklerde, çocuklarda ve yaşlılarda daha ağır seyrettiğini belirtti.

    Halk arasında sık sık karıştırılan nezle ve grip arasındaki farklılıklara değinen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, nezlenin daha çok burun semptomları ile kendini belli eden, aksırık, boğaz ağrısı ve genellikle hafif bir baş ağrısının eşlik ettiği bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi. Gribin ise belirti ve bulgularının daha ani başladığını, sıklıkla ateşin daha yüksek seyrettiğini belirten Geyik, gripte kuru öksürüğün ön planda olduğunu, hastalığın şiddetli kas ve baş ağrılarıyla seyrettiğini ifade etti. Nezleye yönelik özel antiviral tedavi ve aşı olmadığını söyleyen Geyik, “Belirtilere yönelik tedavi yapılır. Ağrı kesici ve ateş düşürücüler kullanılabilir. Erişkinlerde antihistaminikler, dekonjestanlar denenebilir. Tedavide en iyi yaklaşım bol sıvı tüketmek ve istirahat etmektir” şeklinde konuştu.

    Gribin evde de geçirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, şuur bulanıklığı gelişen, solunum sayısı hızlanmış, tansiyonu düşmüş, böbrek fonksiyonları bozulmuş, altta yatan ağır hastalığı olan, yaşlı ya da çok küçük yaştaki çocuklar ile hamilelerin ise hastanede izlenmesi gerektiğine dikkat çekti.

    GRİPTEN KORUNMAK İÇİN

    Gripten korunma önlemlerinden de bahseden Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik el yıkamanın, el antiseptiklerinin, maske kullanımın yanı sıra kağıt mendilin, evdeki izolasyonun ve çevre temizliğinin hastalıktan korunmanın temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi. Hastalığın 1-1.5 metrelik mesafeden damlacık yoluyla ve yakın temasla bulaşabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Geyik, “Hastalık sırasında başkasına bulaştırmamak, salgın sırasında ise hasta olmamak için kalabalık ortamlardan kaçınılmalıdır. Kapalı yerler bol bol havalandırılmalı, çocuklar hasta ise veya çocukların okulunda hastalık yaygınsa mümkünse okula gönderilmemelidirler. Salgın döneminde daha fazla olmak üzere eller sık sık yıkanmalı ya da el antiseptikleri kullanılmalıdır. Ortak havlu kullanılmamalı, kağıt havlular tercih edilmelidir. Sigara kullanımı, aşırı efor, uykusuzluk gibi vücut direncini düşüren tutum ve davranışlardan uzak durulmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Hastalık sırasında öksürürken ya da hapşırırken kağıt mendille, mendil yoksa kol veya omuzla ağızın kapatılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, salgın döneminde el sıkışma ve öpüşme gibi bulaşma riski taşıyan davranışlardan vazgeçilmesi, bu davranışlar sergilenmişse ellerin ağıza, buruna ve gözlere dokunmadan mutlaka yıkanması gerektiğini söyledi.

    GRİP AŞISI YAPTIRIN

    Gripten korunmada en sık uygulanan yöntemlerden birinin her yıl yenilenen grip aşısı kullanımı olduğunu belirten Prof. Dr. Geyik, bu aşının genellikle influenza A subtipi ve influenza B tipini içerdiğini belirterek aşının genellikle küçük çocuklara, gebelere, yaşlılara ya da yüksek risk gruplarındaki kişilere tavsiye edildiğini söyledi.

    Türkiye’de ve Avrupa’da inaktive cansız aşı kullanıldığını ve bu aşıların gebeler dahil altı aydan büyük çocuklara yapılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, “Grip aşısı, her yıl bir önceki mevsim en çok rastlanan grip virüslerinin türlerine göre yeniden hazırlanmaktadır. Aşılar, sonbaharda Ekim-Kasım aylarında yapılmalıdır. Koruyuculuk yüzde 70-90 arasında değişmektedir.” şeklinde konuştu.

    Yaşlılar, kronik akciğer hastaları, romatizmal bozukluğu olan hastalar, kalp-damar hastaları, şeker hastaları ile kronik böbrek hastaları, multipl skleroz gibi nörolojik hastalar ve kanserli hastalarda gribin ağır seyrettiğini belirten Prof. Dr. Geyik, bu hasta gruplarına mutlaka aşı yapılması gerektiğine vurgu yaptı. Yüksek ateşle seyreden ya da akut enfeksiyon hastalığı olanlarda grip aşısının hemen yapılmaması ve hastalık geçene kadar beklenmesi gerektiğinin altını çizen Geyik, aşının içinde kullanılan neomisine, formaldehite, oktoksinole ve yumurta proteinlerine duyarlılığı olan kişilere grip aşısının yapılmaması uyarısında bulundu.

    GRİPTE KULLANILACAK YENİ BİR İLAÇ ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR

    Grip salgınlarında risk grubuna koruyucu antiviral ilaç da verilebileceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, etkisinin sınırlı olması, erken başlanmasının gerekliliği, yan etkilere neden olması ve direnç gelişimi nedeniyle antiviral ilaç tedavisinin özel hasta gruplarında uygulanması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Geyik, geçen yıl Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı’nın gripte kullanılacak yeni bir ilaç üzerinde yapılan çok merkezli uluslararası bir çalışmaya dahil edildiğini de sözlerine ekledi.

    Oseltamivir ve zanamivirin, grip tedavisinde daha etkili ve daha az toksik olan ilk seçenek ilaçlar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Geyik, “Riskli hastalara şikayetlerin başladığı erken dönemde tedavi verilmelidir. Oseltamivir veya zanamivir tedavisine erken başlanırsa belirtili enfeksiyon riski yüzde 60-80 oranında azalır. Erken tedavi, hastanede kalış süresini ve dolayısıyla ölüm riskini azaltır. Bunun dışında hastaya destek tedavisi uygulanır. Hastanın bol sıvı tüketimi ve mutlak yatak istirahati önemlidir. Gerektiğinde hekim önerisiyle ağrı kesici, ateş düşürücü ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir” şeklinde konuştu.

    Yatak istirahati ve dengeli beslenmenin yanında hastaların bol sıvı almasının, virüsün salgılarla atılması ve vücudun direncini arttırması açısından önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, “Bol sıvıyı özellikle doğal bitki ve meyvelerle alması tavsiye edilebilir. Sıcak ıhlamur, adaçayı, nane, okaliptüs, kekik, ekinezya, papatya, iğde, kuşburnu ve zencefil tavsiye edilebilir. Limon, portakal ve mandalina gibi meyveler; soğan, sarımsak, maydanoz, yeşilbiber gibi sebzelerle vücut direnci arttırılmaya çalışılmalıdır.” ifadelerini kullandı.

    Soğuk algınlığı ve grip hastalığının gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanılan hastalıkların başında geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Faruk Geyik, “Bu hastalıklar viral etkenlerle oluştuğu için ikincil bakteriyel hastalık oluşmamışsa antibiyotikler kesinlikle kullanılmamalıdır. Grip dahil olmak üzere birçok viral enfeksiyon sırasında asetilsalisilikasit kullanımı beyin ve karaciğer bozukluğuyla giden Reye Sendromuna neden olabileceğinden; ağrı kesici-ateş düşürücü olarak özellikle çocuklarda parasetamol tercih edilmelidir.” sözleriyle açıklamalarına son verdi.

  • Çocuk İstismarına Karşı: ‘Korunmak İçin Farkında Ol’

    Anne ve anne adaylarına çocuk istismarı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla geliştirilen sosyal sorumluluk projesinde ilk adım ‘Çocuk İstismarı ve Farkındalık’ sunumuyla atıldı. Korunmak için farkında olmak şiarıyla yola çıkan ‘Çocuk İstismarında Mücadeleci Gönüller’ grubu çocuklara farkındalık oluşturmak için devlet işbirliğiyle okullarda eğitim vermeyi hedefliyor.

    İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencileri, sosyal sorumluluk projesi geliştirdikleri Üniversite Kültürü dersinde ‘Çocuk İstismarında Mücadeleci Gönüller’ ekibi oluşturdu. Mahremiyet noktasında çocuğu korumak adına annelerin farkındalığına yönelik bir sunum düzenlendi. Anne, anne adaylarının katılım gösterdiği sunumda, çocuğun kendisini güvende hissedebileceği ailelerin dahi istismar için tehlike oluşturabildiği ve çocuğun farkındalık sahibi olursa kendini koruyabileceği konuşuldu.

    İHMAL DE ÇOCUĞUN HAYATINI TEHDİT EDEBİLİR

    ‘Çocuk İstismarı ve Farkındalık’ sunumunu yapan psikoterapi uzmanı Ayşe Hüsna Arslan, terapi deneyimlerini de aktardı. Çocuk istismarını ‘bir çocuğun erişkin/ler tarafından fiziksel, duygusal, zihinsel ve ya cinsel gelişimini engelleyen ya da beden ya da ruh sağlığına zarar veren, kaza sonucu olmayan durumlarla karşılaşması olarak tanımlayan Ayşe Hüsna Arslan, ihmalin de çocuğun hayatını tehdit edebilecek ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade etti. Arslan, çocuğun pek çok alanda yetişkin bakımına ihtiyaç duyduğu için gereksinimlerinin karşılanmamasının onun bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimini engellediğini söyledi.

    HER 4-5 ÇOCUKTAN BİRİ İSTİSMARA MARUZ KALIYOR

    Çocuk istismarcılarının yüzde 80-90 oranında erkek olduğunu hatırlatan Ayşe Hüsna Arslan, Türkiye’de istismar oranının Avrupa’dan daha fazla olduğunu ve Türkiye’de,4-5 çocuktan birinin cinsel istismara maruz kaldığını belirtti. Çocuk istismarında yaş dağılımı bilgilerine değinen Arslan, ‘Çocuklar 3 yaşından sonra yoğunlukla da 6 yaşından sonra istismara maruz kalıyor. Aileler ise öğrenilirse çocuğun toplumla bağının kopacağını düşünerek olayı kapatıyor. Oysaki tam tersi oluyor, çocuk duygusal çöküntü yaşayabiliyor, psikolojik anlamda da yaralanıyor. Bu yaralar yetişkinlik döneminde ortaya çıkıyor, çocuklar şiddet uygulayıcısı olabiliyorlar’ dedi.

    MEDYANIN SORUMLULUĞU ‘FARKINDALIK’

    Çocuk istismarıyla ilgili gündemde yer alan haberleri yorumlayan Arslan, ‘Medyanın da daha fazla farkındalık oluşturulması konusunda daha açık, daha yoğun çalışması gerekiyor. Bunlar arka plana atılınca çocuklar neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bilmiyor. Çocuklar ilerleyen yaşlarda istismara maruz kaldığını fark ettiğinde de davranışları değişiyor’ diye konuştu. İstismara maruz kalan bireylerin psikoterapi aşamalarından söz eden Arslan, ‘Çocuklar uzun süre istismara uğradıktan sonra psikoterapiste gidiyorlar maalesef, çok büyük yara aldıktan sonra terapiye başladıkları için de zor bir süreç oluyor. İlk terapi seanslarında güven duygusu geliştirmeye çalışıyoruz ki açılsınlar… İnsanlara karşı güvenleri sarsıldığı için -özellikle erkeklere karşı güvenleri sarsılıyor- yavaş yavaş başlıyoruz, bu terapi sabır isteyen uzun bir süreç oluyor’ ifadelerini kullandı.

    ‘BENİM BEDENİM ÖZELDİR’

    Anne ve anne adaylarına yönelik çocuk istismarında farkındalık temalı sunumunda, ebeveynlerin rolü tartışıldı. Çocukların bilinçlenmesinin öneminden söz eden Ayşe Hüsna Arslan, haklarını bilen bir çocuğun kendini korumaya yöneleceğini ekledi: “Çocuktan önce ailelerin çok önemli bir rolü var, ebeveynlerin çocukları bilinçlendirmesi gerekiyor. Bedenin özel olduğu duygusu olan çocuk, haklarını bildiği için ve haklarını arayabiliyor. Çocuklara mahremiyet bölgesinin öğretimi ailede gerçekleşir ancak, öğrenme imkânı olmayanlar için de ilkokulda da öğretmenler öğretilebilir. Almanya’yı biliyorum, orada ilkokulda çocuklarla farkındalık çalışmaları yapılıyor’.

    Çocuk istismarında farkındalık için anne ve anne adaylarına yönelik gerçekleştirilen sunumda, çocukların ailelerin ihmali nedeniyle de istismara maruz kaldıkları durumlar konuşuldu. Medyanın sorumlu yayıncılık politikası benimsemesinin de çocuk istismarının önlenmesinde önemli olduğundan söz edildi.

  • Prof. Dr. Ali Şengül: “Aşıyla Korunmak İnsan Hakkıdır”

    Kış mevsiminin kapıya dayandığı şu günlerde sağlıkla ilgili tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ali Şengül, “Aşıyla korunma her insanın hakkıdır. Aşılama sadece çocuklara yönelik bir işlem gibi düşünülmemelidir. Unutulmaması gereken şey; korunma, tedavi etmekten daha kolay, ucuz ve güvenlidir” dedi.

    Kış mevsiminin yavaş yavaş kendini hissettirdiğini ve hastalıkların da ortaya çıkmaya başladığını belirten Medical Park Antalya Hastane Kompleksi İmmünoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Şengül, “Bu günlerde çoğu kişi soğuk algınlığı ve nezle nedeniyle keyifsiz. Neyse ki henüz grip virüsü dolaşıma girmedi. Bu yıl nasıl bir grip salgınıyla karşı karşıya kalacağız bilmiyoruz. Grip sonrası artan zatürre ve diğer hastalıkları da unutmamak gerekli” şeklinde konuştu.

    “AŞI OLDUKTAN SONRA GRİBE YAKALANMAZSINIZ”

    Özellikle Kasım-Mayıs ayları arasında ortaya çıkan grip enfeksiyonlarından korunabilmek için, her yıl aşı olmak gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Şengül, “Bu aşının koruyuculuğu, o yıl dolaşımda olacağı düşünülen grip virüsleriyle sınırlıdır. Aşılama ancak aşı içeriğinde bulunan virüslere karşı korunma sağlar. ‘Aşı olduktan sonra gribe yakalandım’ sözünü siz de duymuşsunuzdur. Bu sözü söyleyenlerin çoğunluğu grip dışındaki çeşitli soğuk algınlığı ve nezle virüsleriyle hastalandıklarından habersizdir. Grip aşısının etkisizliğinden bahsederek, istemeden de olsa başkalarının etkilenmesi ve aşılanmamasına, bunun sonucunda da hastalanmalarına sebep olma sorumluluğuyla karşı karşıya kalmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “ZATÜRRE İÇİN BİR KEZ AŞI OLMAK YILLARCA KORUNMAYA YETMEKTEDİR”

    Kış mevsiminde insanların kapalı alanlarda daha yoğun bulunması sebebiyle gerek grip sonrasında, gerekse de doğrudan doğruya birçok insanı hasta ederek zatürre veya menenjite yol açan başka hastalık etkenlerinin de olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Şengül, “Zatürreye yol açan pnömokok adını verdiğimiz bakteriler ve menenjite yol açan meningokok adlı bakteriler, bağışıklık sistemi zayıf olan yaşlı ve kronik hastalıkları olan kişilerde ciddi rahatsızlıklara ve sakatlık ya da ölümlere yol açabilmektedir. Bu hastalıklardan korunmak için her yıl aşı olmak gerekmemektedir. Son yıllarda geliştirilen uzun süre korunmayı sağlayan aşılar sayesinde, bir kez aşı olmak yıllarca korunmaya yetmektedir” diye konuştu.

    “KORUNMA, TEDAVİ ETMEKTEN DAHA KOLAY, UCUZ VE GÜVENLİDİR”

    Özellikle yüksek riskli kişiler olarak adlandırılan bireylerin ve onlarla yakın temasta olan kişilerin aşılanmasının hayati öneme sahip olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Şengül şöyle devam etti:

    “Tüm 65 yaş üstü bireyler, tüm sağlık çalışanları, kronik hastalığı olan kimseler, bağışıklığı baskılanacak ya da baskılanmış olanlar (Organ nakli hazırlığı yapılan hastalar gibi), huzur evi ya da bakım evi gibi yerlerde yaşayan ya da çalışanlar yüksek riskli grupta yer almaktadır. Sonuç olarak, aşıyla korunma her insanın hakkıdır. Aşılama sadece çocuklara yönelik bir işlem gibi düşünülmemelidir. Unutulmaması gereken şey; korunmanın, tedavi etmekten daha kolay, daha ucuz ve daha güvenli olduğudur.”