Etiket: Korunmak

  • Hepatitten korunmak için yapılması gerekenler

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nedim Çakır, sıklıkla cilt ve göz aklarının sararması, idrarın çay rengi çıkması, bulantı, kusma, iştahsızlık ve karın ağrısı gibi belirtileri bulunan Hepatit’in bulaşma yolları, türleri, aşı ve tedavi yöntemleri ile korunma yolları hakkında bilgiler verdi.

    “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 28 Temmuz tarihini “Dünya Hepatit Günü” olarak kutlamaktadır. Örgütün amacı bu gün aracılığı ile hepatite dikkat çekerek, üye ülkeler arasında koordinasyon sağlamak, dayanışmayı arttırmak, insanları hepatit konusunda bilinçlendirip farkındalığı arttırmaktır” diyen Prof. Dr. Nedim Çakır, “Tıbbi anlamda hepatit, karaciğerin iltihaplanmasıdır. Bu iltihaplanma genellikle virüs dediğimiz en küçük canlılarla olabildiği gibi (viral hepatit), nadiren diğer mikroplarla, bazen de mikroplar olmadan, örneğin uzun yıllar alkol kullanımına veya bazı toksik maddelerle karşılaşmaya bağlı olarak da gelişir. Ancak bulaşabilirliği nedeniyle en önemli hepatit grubu viral hepatitlerdir. Bunun nedeni hem en yaygın hepatit grubu olması, hem de önlenebilir olmasıdır” açıklamalarında bulundu.

    Hepatitin belirtileri hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Çakır, “Hepatitin en önemli belirtisi cilt ve göz aklarının sararması, idrarın çay rengi çıkması, bulantı, kusma, iştahsızlık ve karın ağrısıdır. Ancak hepatitler her zaman sarılık belirtisiyle seyretmez. Bu nedenle sarılığın görülmemesi hastalığı hemen ekarte ettirmez. Bu nedenlerle, hem hepatit varlığı, hem de eğer varsa sarılığın hepatite bağlı olup olmadığı ancak laboratuvar testleriyle ortaya konabilir” dedi.

    “Hepatit 2 yoldan bulaşır”

    “Hepatite neden olan virüsler (A, B, C, D, E tipleri) farklılık göstermekte olup, bulaşma açısından ikiye ayrılmaktadır. Hepatit A ve E, bulaşlı yiyecek-içeceklerden bulaşabilmektedir. Hepatit B, C ve D ise kan ve vücut sıvıları ile veya doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilmektedir. D hepatiti, B hepatitinin kardeşidir ve ancak B hepatiti varsa bulaşabilmektedir. Yani B hepatit virüsü, D’ye “Sütanneliği” yapmaktadır” diye konuşan Çakır, açıklamalarına şöyle devam etti: “Kan ürünlerinin nakli, kulak delinmesi, dövme yaptırılması, diş tedavisi, manikür, pedikür veya cinsel ilişki sırasında B, C ve D hepatitleri, hastaların vücut sıvılarından sağlıklı kişilere bulaşabilmektedir.”

    “Hepatit, yıllar sonra siroza ve karaciğer kanserine yol açar”

    “Hepatitlerin üzerinde bu kadar ısrarla durulmasının nedeni, kan ve vücut sıvıları ile bulaşan türlerinin sıklıkla kronikleşmesidir (sürekli hal alması). Bu kronik hepatitlerin hepsi olmasa da bir bölümü uzun yıllar sonra siroza, bu sirozluların bir bölümü de karaciğer kanserlerine yol açabilmektedir” açıklamalarında bulunan Çakır, “Karaciğer sirozu ve kanserleri kronik B, C ve D hepatitlerinin en önemli komplikasyonu olarak kabul edilir. Ancak her kronik B, C ve D hepatitinde sirozlaşma görülmez. Bazen bu virüsler hastaya bir zarar vermeden karaciğerde sessizce ve sinsice yerleşip kalabilir. Biz bu durumdaki hastalara “Taşıyıcı” diyoruz. DSÖ, dünyada 400 milyon hepatitli olduğunu, her yıl yaklaşık 1,5 milyon insanın hepatit nedeniyle yaşamını yitirdiğini bildirmektedir. Bu ölümlerin çoğu B ve C hepatitinin kronikleşmesi ile görülmektedir. Bu önemli, kronikleşerek siroz ve karaciğer kanserlerine yol açma riski olan hastalığın en azından B türünün aşısının olması önemli bir şanstır. İşte DSÖ, “Dünya Hepatit Günü” gibi kampanyalarla konuya dikkat çekerek; Her tür hepatitin bulaşımını engellemeyi, En azından A ve B hepatit aşılarının kullanımını arttırarak sağlıklı kişileri bağışıklamayı, Özellikle C hepatit virüsüne ait aşı keşif çalışmalarını desteklemeyi, bu yolla hepatiti kontrol altına alarak bu hastalığın ve yol açtığı ölümlerin önüne geçmeyi amaçlamaktadır” ifadelerini kullandı.

    Hepatitin tedavi yöntemlerine de değinen Çakır, “Bu tedavilerin hem maliyeti yüksek, hem de başarı oranları biraz düşüktür. Bu konuda son yıllarda en önemli ve başarılı gelişme kronik hepatit C tedavisinde yaşanmıştır. Eskinin bu en korkulan hepatit türü için yeni, kolay, istenmeyen yan etkileri az ve başarı oranı yüksek bir tedavi ilacı geliştirilmiştir. Günde tek bir tablet alarak üç ayda hepatit C’yi tamamen ortadan kaldıran bu ilaç dünya piyasalarında kullanıma girmiştir. Bütün bu bilgiler ışığında hepatitlerden korunma en önemli ve ucuz yol gibi durmaktadır. Bunun için yapılması gerekenler ise son derece basittir. Yiyeceklerimizin insan dışkısıyla kirlenmesinin önüne geçmek, yani gıda hijyeni sağlamak (A ve E hepatitinden korunma), Başkasına ait kan ve vücut sıvıları ile temastan kaçınmak (B, D ve C hepatitlerinden korunmak), A ve B hepatit aşılarını yaptırmak. Herkese hepatitten uzak sağlıklı bir yaşam dilerim” dedi.

  • Diyetisyen Sayın: “Anemiden Korunmak İçin Yeşil Sebzeleri Ve Limonu Sofranızdan Eksik Etmeyin”

    Uzman Diyetisyen Işın Sayın, anemiden korunmak için yeşil sebze ve limonun önemine vurgu yaparak, “Bakliyatların yanında yeşillik ve limon tüketin, kansızlığı önlemeye yardımcıdır, demir emilimi artar. Ispanağı yumurtalı ya da kıymalı tüketin, zeytinyağlı etsiz tüketiyorsanız üzerine limon sıkın. Böylece demir eksikliği anemisini önlemek üzere doğru bir adım atmış olursunuz” dedi.

    Halsizlik, saç dökülmesi ve unutkanlık, kansızlık yani demir eksikliği anemisinin belirtisi olabiliyor. Uzman Diyetisyen Işın Sayın, kansızlığı önlemenin püf noktalarını anlattı.

    Uzman Diyetisyen Işın Sayın, “Kahve ve çay miktarını ortalamanın üzerinde tüketenler, hamile ve emzikli olan ya da yoğun adet dönemi nedeniyle kadınlarda sık görülen anemi okul çağı çocuklarının da en büyük sorunu. Önlemek için ise, beslenmeye bazı basit kurallar eklemek yeterli” dedi.

    “ÇAYI AZ SAYIDA VE AÇIK İÇİN

    Çay tüketimine dikkat çeken Işın Sayın, “Anemiyi önlemek için geleneksel içeceklerimizden olan çayla işe başlayalım. Çay içiyorsanız açık, tercihen içinde limon dilimi olsun ve az sayıda için, kahveyi kafeinsiz tercih edin. Et, ciğer, yumurta en kaliteli demir kaynaklarıdır. Vücudumuz hayvansal kaynaklı demiri tanır ve kana yüksek oranda geçişine izin verir. Sofranıza özellikle çocukların beslenmesine bu gıdaları ekleyin” şeklinde konuştu.

    “PEKMEZİ LİMONLA BİR ARADA TÜKETİN”

    “Kansızlık tedavisi deyince halk arasında ilk akla gelen pekmezdir. Ancak üzüm ya da keçi boynuzu pekmezi kansızlığı tek başına tedavi etmez. Aşırı şeker yüklendiğinizle kalırsınız. Şeker hastalığına genetik eğilimi olan, fazla kilosu ve aşırı iştah / tatlı tüketme sorunu olanlar için limonlu hali bile doğru tercih değildir” diyen Uzman Diyetisyen Işın Sayın şöyle devam etti: “Taze sıkılmış limondaki C vitamini ile pekmezdeki bitkisel demir birlikte tüketilmelidir. Böylece bitkisel demir, hayvansal kaynaklı demire dönüşür ve kana daha yüksek oranda geçebilir.”

    “YEŞİLLİKLERİN ÜZERİNE MUTLAKA LİMON SIKIN”

    Diyetisyen Işın Sayın, pişmiş ya da çiğ olsun, yeşilliklerin mutlaka limonla birlikte tüketilmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “Özellikle kuru baklagil ve yeşillikleri sofranızdan eksik etmeyin. Kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, barbunya kuru börülce ve yeşil yapraklı bitkilerde şeker metabolizmasını tehdit etmeden demir desteği sağlayan bitkisel kaynaklardır. Yeşil bitkilerden gelen demirin kana geçiş oranını; etlerdeki gibi yüksek seviyeye taşımak için yapmamız gereken basit bir uygulama var: Üzerine veya yanında yediğiniz bir besine limon sıkmak, onları C vitamini ile zenginleştirmek. Bakliyatların yanında yeşillik ve limon tüketin, kansızlığı önlemeye yardımcıdır, demir emilimi artar. Ispanağı yumurtalı ya da kıymalı tüketin, zeytinyağlı etsiz tüketiyorsanız üzerine limon sıkın. Böylece demir eksikliği anemisini önlemek üzere doğru bir adım atmış olursunuz.”

  • Bahar Alerjisinden Korunmak İçin Polenlere Dikkat

    Bahar alerjisiyle ilgili bilgi veren uzmanlar polenlere dikkat edilmesi uyarısında bulundu.

    Bahar aylarının gelmesi ile birlikte bir çok kişide bahar alerjisi ortaya çıkmaya başladı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Zirve Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nilgün Ulutaşdemir, “Bahar alerjilerinin nedeni çiçek tozları, yani polenlerdir. Polenlerin alerjik hastalıklara neden olma potansiyelleri farklıdır. Polenler astıma değil, daha çok alerjik nezleye neden olur. Bir polenin alerjiye neden olabilmesi için, 1 metreküp havada 25-50 polen olması gerekir” dedi.

    Ulutaşdemir, “Saman nezlesi en sık rastlanan bahar alerjisidir. Burun, boğaz ve hatta gözde kaşıntı, sık hapşırma, nezle, geniz akıntısı saman nezlesi veya alerjik rinitte rastlanan yakınmalardan oluşur. Hapşırma kişilerin günlük yaşantısını etkiyecek kadar yoğun olabilir. Alerjik rinite sıklıkla kuru öksürük, nefes darlığı gibi astım belirtileri de eşlik edebilir. Bu yüzden astımı olanlar çok dikkat etmeliler” diye konuştu.

    Bahar aylarında alerjenlerden korunmak için polenlerin havada yoğun bulunduğu sıralarda açık havada durulmaması gerektiğini belirten Ulutaş demir, “Bahar alerjisinden korunmak mümkündür, bir kaç önlemler alarak bunu engelleyebiliriz. Örneğin, kapı ve pencereler kapalı tutulmalı, arabada camlar açılmamalıdır. Sıcak ve kuru havada polen çok iken, yağışlı havada polen çok az olur. Uygun zamanda dışarı çıkmalı, klimalar polen filtreli olmalıdır. Saçlar ve giysiler polen tutabilir; bu nedenle eve gelince kıyafet değiştirilmeli ve duş alınmalıdır. Çamaşırları açık havada kurutmamalı, çim biçmemeli ya da maske kullanılmalıdır. Polen dışı alerjenlerden korunmak için de evde evcil hayvan bulundurulmamalı, yatak odalarında halı, yünlü battaniye, kuş tüyü yastık vb. kullanılmamalıdır” şeklinde konuştu.

  • Prof. Dr. Ertem: “Kanserden Korunmak İçin Fazla Yeme Spor Yap”

    İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Melikşah Ertem, kanserden korunmak için aşırı et, kızartma tüketiminden kaçınılması, hayatımızdan sigara, alkolün çıkartılması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Çağatay Arslan ise, kanseri yenmenin yolunun erken tanıdan geçtiğini belirterek “Kanserden korunmak için sağlıklı beslenmeye dikkat edilmeli ve obezite ile mücadele etmeliyiz” dedi.

    Bayraklı Belediyesi çağımızın en büyük hastalığı olan “kanser ile mücadele ve erken teşhis” konulu bir konferans düzenledi. Bayraklı Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, İzmir Üniversitesi Hastanesi işbirliği ile kanserde erken tanı ve korunma konulu konferans Osmangazi hizmet binasında gerçekleşti. Konferansa İÜ’den Prof. Dr. Melikşah Ertem ile Doç. Dr. Çağatay Arslan konuşmacı olarak katıldı. İki akademisyen yaptıkları sunumda kanserin nedenleri ve bu hastalıktan korunma yolları ile ilgili katılımcılara sunum yaptı.

    HAFTADA 150 DAKİKA SPOR ŞART

    İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Melikşah Ertem, kanser ölümlerinin yüzde 30’unun beslenme ve davranış alışkanlıklarıyla ilgili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Melikşah Ertem, hücresel düzeyde kansere neden olan serbest radikaller olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Bunların ortaya çıkmasına ve artmasına neden olan en büyük unsur sigara. Aşırı kızartma serbest radikalleri harekete geçiriyor. Haftada birden fazla kızartma tüketilmemeli. Aşırı yağlı yiyecekler tüketmek kansere neden olan faktörlerden biri. Sporsuz bir hayat sürmek. Haftada 150 dakika spor yapmak gerekiyor. Orta şiddetli spor. Hızlı yürüyüş, pinpon oynamak, düz yolda bisiklet sürmek gibi… İyi beslenmemiz gerekiyor. A, C ve E vitamin ağırlıklı beslenmek önemli. Aşırı et tüketimi serbest radikallerin oluşmasına neden oluyor. Alkol de kanserojen nedenlerden biri. Hava kirliliği kanser sebebi. Tabi su ve toprak kirliliğini de eklemek gerekiyor. Oda parfümleri çok tehlikeli. Bazılarının içinde kanserojen maddeler var. Beslenmenin iki ucu var. Biri iyi beslemek. A, C, E vitaminlerini gerektiği kadar almak. Bu beslenmenin faydalı tarafı. Kurutulmuş incir, kayısı, biber gıdaların için okrotoksin maddeleri var. Bunlar kansere neden olabiliyor. Plastik kaplarda hazırlanmış gıda tüketilmemeye çalışılmalı. Gıda katkı maddelerinin bazıları kansere neden olabiliyor. Erken tanı için tarama çok önemli.”

    “KANSERE NEDEN OLAN ÇEVRESEL NEDENLERİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ”

    Doç. Dr. Çağatay Arslan, kanserin iki temel nedeni olduğunu bunlardan birincisinin genetik diğerinin çevresel faktörler olduğunu belirterek şunları söyledi: “Ancak şunu belirtmem gerekir ki ağırlıkla çevresel nedenler kansere neden oluyor. Genetik nedenleri değiştiremeyiz ama çevresel nedenlerin birçoğunu değiştirebiliriz. Ayrıca kanseri yenmenin yolu erken tanıdan geçer. Kanser için önerilen tarama yöntemlerine uymak gerekir.”

    “BELLİ YAŞLARDA TARAMA YAPTIRIN”

    Özellikle belli bir yaştan sonra kontrollere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, sözlerine şöyle devam etti: “Özetle söyleyecek olursak meme kanseri için kırklı yaşlardan itibaren mamografi ve meme ultrasyonu yılda bir olmak üzere, kolon kanseri için yine yılda bir olmak üzere, 50 yaşından sonra en azından 10 yılda bir olmak üzere kolonoskopi, rahim ağzı kanseri için yirmili yaşlardan itibaren yılda bir yapılmak üzere rahim ağzı süngüsü genel tarama yöntemleri yapılabilir. Kanserden korunmak için sağlıklı beslenmeye dikkat edilmeli ve obezite ile mücadele etmeliyiz. Bunlara bağlı olarak fiziksel aktiviteleri artırmak gerekiyor”

    KANSERDEN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ

    Prof. Dr. Ertem, kanserden korunmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “A ve E vitaminlerinin bolca bulunduğu badem, ceviz tüketin. Posa açısından zengin olan tam buğday, kepekli ekmeği tercih edin. Omega 3 açısından zengin olan balık kansere karşı koruyucu etki göstermektedir. Haftada 150 dakika orta şiddetli spor yapın. Gerekli taramaları gerekli zamanda yaptırın. 35 yaş üzeri kadınlar en az 2 yılda bir rahim ağzı kanseri taraması yaptırmalı. Aşırı et tüketiminden kaçının. Aşırı yağlı gıda tüketmeyin. Kızartmaları hafta bir kez tüketin. Mobilyalarımızı seçerken kanserojen madde içermeyenleri tercih edin. İçtiğiniz suya, soluduğunuz havaya dikkat edin.”

  • Gripten Korunmak İçin Hijyene Dikkat Edilmeli

    Denizli Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uz. Dr. Ayşegül Kartal, kışın soğuk algınlığı, grip, zatürre, rotavirüs ishali gibi hastalıkların sık görüldüğünü belirterek hijyenin bu konuda önemli olduğunu söyledi.

    Kışın özellikle soğuk algınlığı ve grip vakalarında artış yaşandığını ve bu iki hastalığın halk arasında karıştırıldığını söyleyen Uz. Dr. Ayşegül Kartal soğuk algınlığının çeşitli virüsler tarafından hafif tesirli üst solunum yolu bulgu ve belirtileri ile seyreden ve dünyada en fazla görülen hastalık olduğunu söyledi. Kartal, “Virüsle karşılaştıktan 24-72 saat sonra boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik meydana gelir. Burundan konuşma mevcuttur. Bulaştırıcılık en fazla bu dönemdedir. Ateş özellikle yeni doğan çocuklarda yüksek olabilir. Gözlerde yanma, kulaklarda basınç hissi vardır. Sürekli ve kıvamlı balgam üreten öksürük, nefes alırken ağrı, devamlı kulak ağrısı, şişmiş lenf bezleri, yutkunurken zorlanma görülür. 39 dereceyi geçen ateş de ise doktora başvurulmalıdır” dedi.

    Grip hastalığının ise yaşamı tehdit eden hastalıkların kapısını açtığını, alt ve üst solunum yollarını tutan tüm vücudu etkileyen son derece bulaşıcı bir enfeksiyon olduğunu aktaran Ayşegül Kartal, “Dünyanın her bölgesinde her yaşta görülebilen bu hastalık, hasta kişilerin öksürme, hapşırma ve konuşma sırasında dışarı saçtıkları küçük damlacıklar yoluyla bulaşır. Damlacık yoluyla alınan virüs kısa bir sürede solunum yolundan tüm hücrelere yayılır. Üşüme, titreme ile yükselen ateş, halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı ve kas ağrıları oluşup göz hareketleri sırasında ağrı olması tipik belirtileridir” dedi.

    ‘HİJYENE DİKKAT EDİLMELİ’

    Soğuk algınlığı ve grip hastalığının önlenmesinde hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları Uz. Dr. Ayşegül Kartal şu uyarılarda bulundu: “Hastalıklar hasta kişilerin öksürük ve hapşırıklarıyla havaya saçılan damlacıkların havada asılı kalması ve hasta kişilerin salgılarıyla kirlenmiş eller ve eşyalarla direkt bulaşır. Çünkü bu mikroplar günlerce canlı kalabilir. Bu yüzden özellikle el yıkama çok önemlidir. Ayrıca virüs bulaşmış ellerle temas etmek, öpüşmek, hasta ve taşıyıcı kişilerin tuttuğu telefon ahizesi, kapı kolu, havlu gibi eşyalar da hastalığı bulaştırabilir. Özellikle ev, okul, kreş, iş yeri, toplu taşıma araçları gibi mekânlarda virüs kolayca görülebilir. Kişinin direnci yüksek ise hafif bir ateş ve kuru öksürükle hastalıklar geçirilebilir. Hastalığın gelişmesinde en önemli risk faktörleri kalabalık ortam olduğu için salgın durumlarında bu tür yerlerde çocuklar ve bağışıklığı zayıf olan kişiler bulundurulmamalıdır.’’