Etiket: Korunmak

  • Dt. Alpay Hava: ’’Diş çürüklerinden korunmak için doğru beslenme önemli’’

    Diş Hekimi Alpay Hava, diş çürüklerinden korunmak için asit ve şeker oranı yüksek içecekler tüketilirken pipet kullanmak ciddi fayda sağladığını belirterek, yemeklerden sonra bir parça peynir tüketmenin çürük oluşumunu azalttığını söyledi.

    Bakterilerin en önemli besin kaynaklarından olan fruktozun (meyve şekeri) içeriğinde yüksek oranda bulunduğu gıdaların da diş çürüklerini artırdığını söyleyen Diş Hekimi Alpay Hava, diş çürüklerinden korunmak için doğru beslenme ve diş temizliği hakkında açıklama yaptı. Diş çürükleri, ağız ortamında yaşayan bakterilerin ürettiği asitli bileşikler sebebiyle oluştuğunu, ağız ortamının asitliğini artıran tüm gıdaların, bakterilerin işini kolaylaştırdığını dile getiren Dt. Hava, beslenme alışkanlıklarının, içerisinde yüksek asit içerikli gazlı içeceklerin bulunmasının, diş minelerinde ciddi hasarlar oluşturabildiğini bildirdi.

    Diş minesini zayıflatıp asitlik değerini yükselten gıdaların tüketimini azaltmak, bu gıdaların uzun süreli aşındırıcı etkisine maruz bırakmadan dişleri fırçalamak çok ciddi fayda sağladığını kaydeden Alpay Hava, ’’Yiyecek içecek tüketiminden hemen sonra diş fırçalamak da doğu bir yaklaşım değil. Gıda tüketiminden yarım saat sonra diş fırçalamak gıdaların diş minesindeki aşındırıcı etkisini azaltacaktır. Yiyecek içeceklerden sonra ağzı suyla çalkalamak, 30 dakika sonra da fırçalamak çok daha doğru bir uygulamadır. Özellikle küçük çocuklarda diş temizliklerini yeterli yapamama ihtimallerini hesaba katarak dişler üzerinde birikinti bırakıp çürük oluşumunu artıran gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı. Şekerleme, çikolata, cips, muz gibi yapışkan yiyecekler; meyve suyu ya da gazlı içecekler çok sık tüketilmemelidir. Asit ve şeker oranı yüksek içecekler tüketilirken pipet kullanmak ciddi fayda sağlayacak’’ ifadelerini kullandı.

    ’’Elma dişleri temizliyor’’

    Elma, havuç gibi sert meyve ve sebzeleri çiğ olarak tüketmek bu gıdaların mekanik temizleyici özelliği de sağladığının bilgisini veren Dt. Hava, ’’Elmanın diş yüzeyindeki birikintileri temizleyebilen bir deterjan özelliği var. Bununla beraber dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da elmadaki fruktoz miktarıdır. Elmanın temizleme özelliğinden faydalanırken fruktozun bakterilerin asit özelliğini artırmasına fırsat verilmemeli. Tüketimden sonra ağzı suyla çalkalamak ve yarım saat sonra da fırçalamak yerinde olacaktır. Bikarbonat içerikli sade maden suları ağız ortamının asitleşmesini önlemekte faydalı olabilirler. Ayrıca yemeklerden sonra bir parça peynir tüketmenin çürük oluşumunu azalttığı tespit edilmiştir. Zararlı bakteri oluşumunu azalttığı, ağız pH dengesini nötrleştirdiği gözlenmiştir’’ dedi.

    ’’Diş temizliğinde tanecikli maddeler kullanılmamalı’’

    Diş temizliğinde ponza, karbonat, tuz gibi tanecikli maddeleri kullanmak diş minelerini aşındıracağı için zayıflamalarına neden olduğunu ifade eden Dt. Hava, ’’Bunları kullanmak uzun vadede ciddi renklenme sorunları oluşturuyor. Çok aşırı sıcak ve soğuk yiyecek-içeceklerin bir arada tüketimi diş minelerinde ani ısı değişimleri oluşturuyor. Çok sert bir madde olan diş minesi bu ısı değişimlerine ayak uyduramaz ve gözle görülemeyen çatlaklar oluşabiliyor. Bu çatlaklar zayıf noktalar oluşturarak çürümeye müsait bir ortam sağlıyor. Dişlerin çürüklerden korunmasında evde kişinin kendi kendine dikkat edeceği doğru beslenme alışkanlıklarıyla beraber yeterli bir ağız bakımı ve düzenli diş hekimi kontrolleri de çok önemli. Dişleri günde en az iki kere fırçalamak ve diş ipi kullanmak ihmal edilmemesi gereken temel ağız bakımı aşamaları olarak öne çıkıyor. Bununla beraber diş hekimini düzenli ziyaret etmek, düzenli diş taşı temizliği yaptırmak, çürük oluşumlarını başlangıç düzeyinde yakalayıp tedavi ettirmek ve eskimiş tedavilerin yenileriyle değiştirilmesi de ağız sağlığının korunmasında önemli rol oynuyor’’ şeklinde konuştu.

  • Kanserden korunmak mümkün

    Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Medikal Onkoloji Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Ömer Diker, Globocan verilerine göre dünya’da yıllık 14.1 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü, 8.2 milyon kişinin kanserden öldüğünü ve 32.6 milyon insanın kanser tanısıyla yaşadığını ifade etti.

    Globocan verilerine göre dünya’da yıllık 14.1 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü, 8.2 milyon kişinin kanserden öldüğünü ve 32.6 milyon insanın kanser tanısıyla yaşadığını ifade eden Uzman Dr. Ömer Diker, kansere neden olan etmenler hakkında bilgiler verdi.

    Sigara Kullanmamak Ömrü Uzatıyor

    Sigarayı bırakmanın herhangi bir halk sağlığı aktivitesinden daha fazla oranda hayat kurtardığını ve ömrü uzattığını ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, sigaranın gırtlak, yutak, yemek borusu, ağız içi, böbrek, idrar torbası, pankreas ve akciğer kanserleri ile direk ilişkili olduğunu, sigara dumanına maruz kalan pasif içici bireylerde de bu risklerin mevcut olduğunu belirtti.

    Uzm. Dr. Ömer Diker: “Puro ve pipo kullananlarda ağız, yutak, gırtlak ve yemek borusu kanseri daha sık görülüyor”

    Sigara çeşitleri olan “Light sigara” ya da “düşük tar” sigara içiminin güvenli olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, kullanıcıların bu sigaraları daha derine ve daha sık olarak içine çekme eğiliminde olduklarını belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker konu ile ilgili şöyle devam etti: “Ayrıca pipo ve puro kullanımının daha güvenli olduğuna dair yaygın inanış mevcut olmakla birlikte; bunun yanlış olduğu iyi bilinen bir gerçektir. Kullanım şeklinin farklılığına bağlı olarak ağız, yutak, gırtlak ve yemek borusu kanserleri, normal sigara içici bireylere göre puro ve pipo içen kişilerde daha sık gözlemlenir”.

    Obezite, rahim, meme ve bağırsak kanserleri nedeni

    Fazla kilolu veya obez olmanın özellikle ABD’de ve Avrupa’da sigaradan sonra en önemli kanser nedeni olarak kabul edildiğini ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker: “Öncelikli olarak fazla kilolu olmak ve obezitenin tanımına bakacak olursak, vücut ağırlığı (kg)/Boy (m) ile elde edilen değere “Beden Kütle İndeksi” adı verilir. Beden kütle indeksinin 25 – 30 kg/m olması “Fazla Kilolu”, > 30 kg/m olması ise “Obezite” olarak ifade etmektedir. Obez ve fazla kilolu olmak çeşitli mekanizmalar ile kansere neden olmaktadır. Hormon metabolizmasında meydana gelen değişikliklerle, rahim, meme, prostat ve bağırsak kanserlerine sebep olurken, artmış mide reflüsü nedeniyle yemek borusu kanserlerine yol açmaktadır” dedi.

    Haftada en az 150 dakika orta derece zorlayıcılıkta egzersiz yapın

    Fiziksel aktivitelerin meme, bağırsak, rahim ve prostat kanserlerinde koruyucu rolü olduğunu belirten Uzm. Dr. Ömer Diker, yine bu kanserleri geliştirmiş bireylerde fiziksel aktivitenin artırılmasıyla yaşamı uzattığına dair de elde verilerin olduğunu ifade etti. Düzenli egzersiz yapmamanın tüm kanserlerin yüzde 5’ine neden olduğu da düşünüldüğünde, herkesin haftada en az 150 dk. süren orta derece zorlayıcılıkta egzersiz yapmasının hem kalp sağlığı hem de kanser açısından önemli kazanımlara neden olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, kilo kontrolü ve egzersizin yanında sağlıklı bir diyet uygulamanın kanserden koruduğuna dikkat çekti.

    Kanserden korunmak için meyve, sebze, baklagil ve tahıl tüketimi önemli

    Rahim, meme, prostat ve bağırsak kanserlerinin Kuzey Amerika ve Avrupa’da, Asya’ya göre daha sık görüldüğünü söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, Asya’dan bir bireyin bu bölgelere göç etmesi durumunda bu kanserlerin sıklıklarının, yemek alışkanlıklarındaki değişimlerle birlikte arttığını ifade etti. Bu gözlemlerin ayrıca hayvan deneylerinde takip edilen yemek düzeninin kanser sıklığını değiştirmesinin, kanserin gelişiminde önemli bir rolü olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, düşük yağlı diyet, kırmızı etin az tüketildiği, meyveden ve sebzeden zengin, baklagillerin, tahılın yoğunluklu olarak tüketildiği diyetlerin potansiyel faydalara sahip olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Bu potansiyel faydaların gerçek hayata dair verileri bir parça kısıtlıdır. Eldeki en önemli veri, meme kanseri olan ve tamamlayıcı tedavi alan bireylerde (> 2400 hasta) yapılan çalışmada, düşük yağlı diyetin sağkalım avantajı göstermesinden gelmektedir. Eldeki veriler ışığında, kırmızı etin az, meyve ve sebzeden zengin, baklagillerin, tahılın yoğunluklu olarak tüketildiği düşük yağlı diyetler, kanserden korunmak için belirgin kazanımlar sağlayacaktır”.

    Az miktarda alkol tüketimi bile kanser riskini artırıyor

    Günde 1 kadeh alkol tüketiminin kalp üzerine koruyucu etkileri görülebildiği gibi özellikle meme kanserinde de artışa neden olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, alkol ve karaciğer kanseri arasındaki ilişkinin de çok eskilerden beri bilinen bir ilişki olduğunu ifade etti. Ayrıca sigara içen bireylerde eşlik eden alkol tüketiminin, baş ve boyun tümörlerine yol açtığını belirten Uzm. Dr. Ömer Diker, kadınlarda yapılan ve 2009 yılında Amerikan Kanser Enstitüsü Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada da belirtildiği üzere, günlük bir kadeh alkol tüketiminin meme, yutak, bağırsak, yemek borusu, gırtlak ve karaciğer kanserlerinde artışa neden olduğunu söyledi.

    Çocukluk çağındaki güneş yanıkları cilt kanserine neden oluyor

    Yapılan araştırmalar sonucunda güneş ışınlarının cilt kanserini artırdığına dair bulgular olduğunu da söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, çocukluk çağlarında gelişen ciddi güneş yanıklarının en agresif kanser türü olan cilt kanserlerini artırdığı bilgisini verdi. Uzm. Dr. Ömer Diker, solaryum merkezlerindeki uygulamaların da kanser riskini arttırdığını, bireylerin güneşin en yoğun olduğu saatlerde gerekli olmadıkça dışarıya çıkmaması, çıkılması durumunda güneşten korunmak için kıyafetler giyilmesi ve en az 25 – 30 faktörlü güneş koruyucu kremler kullanılması gerektiğini belirtti.

    Hepatit B ve Hepatit C virüsleri kanser nedeni

    Hepatit B, Hepatit C virüsleri karaciğer kanserlerine neden olurken, Hepatit B için yapılan rutin aşılama programları nedeni ile bu durumun giderek azaldığı bilgisini veren Uzm. Dr. Ömer Diker, Hepatit C için henüz mevcut aşı olmadığını, bu virüslerin kan yolu, cinsel yol ve anneden bebeğe hamilelikte geçiş yolu ile bulaştığını ifade ederek, diğer enfeksiyonlarla ilgili olarak şöyle devam etti: “En dikkat çekici olan Human Papilloma virüsüdür (HPV). HPV rahim ağzı kanserleri, baş ve boyun kanserleri ve genital bölge cildindeki kanserlerin temel etkenidir. Direk temas ve cinsel yolla bulaşır. Günümüzde artık HPV için de aşı mevcuttur. Aşılama 9 – 26 yaş arasında hem kız çocuklarına hem de erkek çocuklarına önerilmektedir. Özellikle rahim ağzı kanserinde bu aşılama ile yüzde 70 oranında bir azalma beklenmektedir. Helicobacter pylori ise mide kanserlerinin önemli bir etkenidir. Toplumlarda yaklaşık yüzde 80 – yüzde 85 pozitifliği bulunan bu bakterinin özellikle Asya ülkelerinde yapılan eradikasyon çalışmalarının, mide kanseri sıklığını değiştirmediği gösterilmiştir. Bu nedenle bu bakterinin varlığı durumunda kanser riskini azaltmak için antibiyotik verilmesinin pozitif bir katkısı mevcut değildir”.

    Elektronik aletler ve cep telefonları kansere neden olmuyor

    İyonize radyasyonun kişinin genetik yapısında neden olduğu hasarların etkilerinin, özellikle Japonya’da atılan atom bombalarında veya Çernobil felaketinde gözlemlenebilindiğini söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, bu tip radyasyonun meme, akciğer, yemek borusu, idrar torbası, bağ doku ve beyin tümörleri ile lösemiye neden olduğunu ve günlük hayatta kişilerin bu dozda iyonize radyasyona maruz kalmadığını ifade etti. Elektronik aletlerinin ve cep telefonlarının elektromanyetik radyasyon yaydığına da değinen Uzm. Dr. Ömer Diker, bu alanda geniş ölçekte yapılmış Interphone, Million Women ve Danimarka adında 3 büyük çalışma olduğunu, çalışmalarda cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasındaki ilişkinin araştırıldığını, 3 çalışmada da herhangi bir risk artışı gözlenmediğini ifade etti.

    Kanserden Korunma Önerileri;

    Sigara kullanmayın, Normal vücut ağırlığını koruyun, Egzersiz yapın, Sağlıklı gıdalar tüketin, Alkol kullanmayın, Güneşten korunun, Hepatit B ve HPV açısından aşı yaptırın.

  • Doç. Dr. Oğuz Özyaral: “Kanserden korunmak için hayat tarzımız değişmeli”

    Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral kanser görülme sıklığının giderek arttığını, kansere yol açan çevresel faktörlerin etrafımızı kuşattığını söyledi. Kanserden korunmak için cesaretli olup hayat tarzımızı değiştirmek gerektiğini vurgulayan Özyaral, “Bu değişikliği bugün yapmazsak, yarın çok pişman olacağız” dedi.

    Uluslararası Kanser Günü dolayısıyla Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, kanser hastalığı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral, “Tüm dünyadaki kanser olguları ele alındığında yüzde 90’ının çevresel, yüzde 10’unun ise genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Obezite, sağlıksız beslenme, alkol ve tütün/tütün ürünleri kullanımı ile bulaşıcı hastalıklar kanser olgularının ortaya çıkışında önemli rol oynuyor. Kanser yapıcıların bir kısmının bizim kendi tercihlerimize bağlı olması ise çok üzücü. Katkı maddeli beslenme, besinlerin içinde ne olduğunu önemsememek, etiket okumamak, giderek daha çok şeker ve tütün ürünü kullanılması, hareketsiz hayat, bilinçsiz ilaç kullanımı, kimyasallarla temasın artması, doğallıktan uzaklaşmak. Bunların hepsi kanser sebebi” şeklinde konuştu.

    “Sağlıklı hayat tarzını geliştirmemiz gerekiyor”

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral insanın kendine kolay geleni tercih ettiğini, hareketsiz, hazır gıdalı, evde yemek pişmeyen bir hayatın giderek yayıldığını söylerken yapılması gerekenleri de sıraladı: “Tütün ve tütün ürünleri yani sigara ve benzerleri ile kanser arasındaki bağlantıyı herkes biliyor. Önce sigara içmeyen bir kişi olmayı tercih etmelisiniz. Sonra fazla kilonuz olmamalı. Şeker tüketiminizi mutlaka azaltmalısınız. Şekerin kanserli hücreleri beslediğini unutmayın. Yediklerinizin doğal, katkı maddesiz olmasına özen gösterin. Daha ucuz ama daha çok alacağınıza, daha pahalı da olsa doğal olanı tercih edin. Tabiatla ilgilenin. Toprağa dokunun. Doğru nefes alın. Daha sakin olun. Stres bağışıklık sistemimizi olumsuz etkilerken kanseri de tetikliyor. Hareket edin. Vücudunuz, bağırsaklarınız çalışsın.”

    Kadınlarda meme kanseri, erkeklerde akciğer kanseri

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre günümüzde ve dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak meme kanseri gösterilmekte. Meme kanseri kadın kanserleri içerisinde en fazla görüleni ve biz de ülkemizde çok sık bu tip olgulara rastlıyoruz. Dünyada kanser olan her 4 kadından biri meme kanseri. Erkeklerde ise akciğer kanseri ilk sırada yer alıyor.

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral aslında kanserin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu da söyleyerek, “Dünya genelinde kanserlerin yüzde 30’luk bir oranı önlenebilir, bir diğer yüzde 30’luk kısmı ise taramalar ile erken teşhis edilip tedavi edilebilir kanserler kategorisinde yer alıyor. Aslında bu erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamamız açısından önemli bir rakam” ifadelerini kullandı.

    “Kanserojen faktörler giderek artıyor”

    Özyaral, “Radon gazı, asbest, hava ve suyun kirlenmesi, elektromanyetik alanlar, katkı maddeli gıda ürünleri. Bunları bu yıl daha çok konuşacağız. Kanserojen faktörler gerek tek tek gerekse birbiri üzerine birlikte geldikçe sağlığımız adına son derece sıkıntılar ortaya çıkarıyor. Kanser genelde tek bir faktörden etkilense bile diğer faktörler tetikleyici olarak ya da karıştırıcı unsurlar olarak hastalığın seyrini etkiliyor” dedi.

    “Evlerinizin hangi malzemeden yapıldığına dikkat edin”

    Doç. Dr. Oğuz Özyaral tütünden sonra ikinci akciğer kanseri sebebi olarak gösterilen Radon gazı konusunda da dikkatli olmamız gerektiğini söyledi. Özyaral, “Temel kaynağı toprak ve yeraltındaki kayalar olarak gösterilen Radon radyoaktif özellikte, kokusuz, tatsız ve kapalı ortamlarda birikebilen bir gazdır. Yapılan bilimsel çalışmalarda Radon gazı maruziyetine bağlı olarak dünyada, senede yaklaşık 20.000 civarında akciğer kanseri olgusu saptanmıştır. Taş, toprak ve çimentolarda bulunması ve kolaylıkla ortama salınımı sonucu solunmasına dayalı sorunlara yol açıyor. Bina yapı malzemeleri ve teknikleri bu konuda çok önemli. İyi izole edilmiş ve havalandırması sağlanan binalarda sorun yaşamıyoruz ama bu konuda ev alırken ve içinde yaşarken bilinçli olmak lazım” dedi.

    “Kanserden korunmak için ne yediğinizi not edin”

    “Bilinçli ve dengeli beslenme kanserden korunmada en büyük yardımcımızdır. Gün içinde farkına varmadan kanserojen olabilecek pek çok şey tüketilebilir. Yediklerinizi not edin, sonra alıcı gözle inceleyin. Listenizden neleri çıkarmanız gerektiğini zaten hemen fark edeceksiniz” diyen Özyaral beslenmemize eklememiz gerekenleri ise söyle özetledi: “Başta nohut olmak üzere baklagiller haftada iki kez tüketilmelidir. Nohut meme kanserini önler. Bir baharat olarak sumak hücre DNA’sını korumaktadır. Günde bir kâse yoğurt, bir elma, 4-5 diş sarımsak, bir avuç dolusu ahududu, böğürtlen gibi birleşik meyveler yoğurta katılıp yenilebilir. Ayrıca turp çeşitleri salatalarda ya da dilimler halinde sofralarda yerini almalıdır. Adet olarak 20-30 taze fesleğen yaprağından çay hazırlanabilir, ayrıca yeşil çay da aynı şekilde günde en fazla iki fincan tüketilebilir. Bunun yanı sıra günde bir çay kaşığı çörek otu yenilmeli, taze ya da kurutulmuş kırmızıbiber yemeklerde, salatalar ve çorbalarda bolca kullanılmalıdır. İki adet kivi ve 5 tane kadar taze ceviz ara öğün olarak tüketilebilir. Yeme içme kültürümüzün en önemli parçası olan Türk kahvesi kanser hücreleri ile savaşır, sabah kahvaltıdan ve öğlen yemekten sonra iki kez içilebilir.”

  • Bel ağrısından korunmak için öneriler

    Bel ağrısının hemen hemen herkeste belli dönemlerde ya da sürekli gerçekleşen ve çok rahatsız edici bir ağrı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Bel ağrısı pek çok kişinin ortak şikayetlerinden birisidir ve bel ağrıları sosyal hayatı ve iş yaşamını olumsuz etkilemektedir” dedi.

    Koru Ankara Hastanesi Nöroloji ve Ağrı Uzmanı Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bel ağrısının nedenleri, tedavisi ve korunma yolları hakkında bilgi verdi. Bel ağrısının kişinin yürümesini, koşmasını, eğilip kalkmasını, ayakta durmasını, hatta ve hatta oturmasını, kısacası hareket yeteneğini kısıtladığını belirten Prof. Dr. Erdemoğlu, bel ağrılarının nedenine bağlı olarak bu ağrının şiddetinin de kişiden kişiye de çok farklı olduğunu ifade etti.

    Toplumun yüzde 80’inden fazlasının hayatında en az bir kere bel ağrısı çektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Bu sebeplerle doktorlara başvuran hastaların sayısı oldukça fazladır. Sıklıkla orta yaşlarda görülmektedir. Fakat her yaşta ortaya çıkması mümkündür” diye konuştu.

    Bel ağrısının nedenleri

    “Tüm bel ağrıları aynı değildir” diyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bel fıtığının bel ağrısının sebeplerinden sadece birkaçını oluşturduğunu belirtti.

    Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Bel ağrısının nedenleri arasında; bel kaslarının güçsüzlüğü, bel kaslarının aşırı zorlanması, bel fıtığı, bel kayması, hamilelik, doğum, çok fazla oturma eylemi, hareketsizlik, aşırı kilo, bel eklem ve kemiklerinde kireçlenme, bel kemiği erimesi, bel kemiğinde kırık-çatlak, AS denilen belde iltihaplı romatizma, sinir-stres durumu, genetik faktörler, ağır spor yapma, ağır kaldırma, duruş bozuklukları, yatış bozuklukları, ters hareketler, rüzgar ya da soğuk hava, geçirilen kazalar gibi daha birçok neden vardır” ifadelerini kullandı.

    Bel bölgesinin bütün vücuda bağlı çok karmaşık bir yapısı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Başın hemen bitiminden başlayıp kuyruk sokumuna kadar devam eden bir omurga sisteminin 31 adet omurun en alt grubunda yer alan son 5 omur bel bölgesini oluşturmaktadır. Bu kemiklerin arasında hareketi kolaylaştırmaya yarayan, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev üstlenen disk biçiminde olan özel bir bağ dokusu bulunmaktadır” şeklinde konuştu.

    Bel ağrısının tedavi edilmediğinde ve ağrıya yol açan nedenler ortadan kaldırılmadığında sorunun kronikleştiğini söyleyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bu durumun tedavi sürecinin de uzamasına yol açtığına işaret etti. Bu nedenle, ağrının kronikleşmeden önlenmesi gerektiğini vurgulayan Erdemoğlu, “Kadınlarda duruş bozukluklarına ek olarak yüksek topuklu ayakkabı tercihi de ağrıların artmasında etkili olabilir” dedi.

    Ağrıdan korunmak için yapılması gerekenler

    Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, bel ağrısından korunmak için neler yapmak gerektiğini ise şöyle sıraladı;

    “Hastaların kesinlikle iki kiloyu aşan ağırlık kaldırmaması gerekmektedir. Önlere ve yanlara doğru eğilmek, belin bükülmesi sınırlandırılmaldır. Ağır bir şeyler kaldırması gerekli ise çömelerek alınmalı dizlere yük bindirilmelidir. Bel bölgesi terli nemli tutulmamalıdır. Açık pencere ya da havalandırmaların önünde durmaması hatırlatılmaktadır. Stres bel ve bacak ağrısı artırır ve hastaların mutlaka stresten kaçınması gerekir. Hastaların evde kaldığı süre içerinde mutlak yatak istirahati yapması gerekir.”

    Bel ağrısı çeken kişilerin yapması gereken ilk şeyin istirahat etmek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Çeşitli bel kaslarını gevşetici ve ağrı kesici kremler ve ilaçlar kullanmak, ve birkaç gün ağrıyı gözlemektir. Bel bölgesini zorlayıcı hareketler yapılmamalıdır. Kimi zaman bel korseleri kullanmak ya da sıcak veya soğuk kompres yapmak da faydalı olabilir. Ağrıyı hafifletici ve pozisyonlar veya hareketler yapmak da o bölgenin iyileşmesi için faydalıdır. Alınan bu tedbirlere rağmen ağrı artıyor ya da hiç azalmıyorsa mutlaka ağrı uzmanına başvurulmalıdır” önerisinde bulundu.

    Hastanın durumu değerlendirilerek gerekli görülmesi durumunda girişimsel ağrı tedavisi, fizyoterapi veya cerrahi müdahale yapılabileceğini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, “Cerrahinin ilk planda düşünülmediği, istenilmediği ve ilaç ile iyileşmeyen ağrı söz konusu olduğunda girişimsel ağrı tedavisi bu konudaki uzman hekimlerce uygulanmalıdır. Ağrıların hiç bir şekilde geçmediği ve yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda, muayene bulguları ve görüntüleme sonuçları ile birlikte değerlendirilerek girişimsel ağrı tedavileri yapılmalıdır” dedi.

  • Veremden korunmak ve tedaviyi desteklemek için kürler

    Veremle Savaş Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, verem hastası olup tedavi görenlerin ve hastalıktan korunmak isteyenlerin beslenmelerine eklemesi gerekenleri anlattı.

    Oğuz Özyaral “Veremle savaşta düzenli beslenme ve diyetinizdeki doğru seçimler vücudunuzu korumaya devam edecektir. Tüberküloz tedavisinde hekim tarafından planlanmış bir tıbbi kürün yanı sıra evde yapılacak bazı doğal uygulamalar ilaç tedavisini destekleyici olacaktır. Ayrıca veremle savaşta bu önermeler koruyucu etki oluşturacaktır. Bunlar arasında mutfağımızdaki kolayca yapılabilecek de var. Hekim kontrolünde yapılacak bu desteklerin ortalama 20 ila 45 gün sürelerle uygulanmasını öneriyoruz” dedi.

    Veremden korunmak ve verem tedavisini desteklemek için yapılabilecekler

    Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Oğuz Özyaral, veremden korunmak ve verem tedavisini desteklemek için yapılabilecek kürleri ise şöyle sıraladı:

    “Ananas suyu; günde içilen bir bardak ananas suyu mucus çözücüdür ve burun bölgesindeki mikrobiyal tutulumu engeller.

    Karabiber: Akciğerleri temizler, göğüs ağrılarını azaltmaya yardımcı olur. Ateş düşürücü, öksürük kesici ve iltihap çözücüdür. Sade yağla10 karabiber tanesi kavrulur reçine tozu ile karıştırılır, karışım soğumaya bırakılır, üç parçaya ayrılır, bir kaç saat arayla tüketilebilir.

    Kereviz yaprağı: Ortaya çıkan hastalık tablosunu hafifletmeye yardımcı olmak için beş yemek kaşığı öğütülmüş kereviz yapraklarının suyu içilebilir.

    Muz: İçeriğindeki mineraller ve kalsiyumdan ötürü bağışıklık sistemini destekler. Öksürük kesici, ateş düşürücü etkileriyle tedaviyi destekleyicidir. Olgun bir muz bir bardak hindistancevizi suyunda ezilip bir kase yoğurt ve bir çaykaşığı bal ile karıştırılıp, günde iki kez tüketilebilir.

    Nane: Antibakteriyeldir. Mucus çözücü, organları canlandırıcı, akciğerleri koruyucu özelliğinin yanı sıra, ilaçların yan etkilerine karşı koruyucudur. Bir çay kaşığı nane suyu, 2 çay kaşığı bal ve 2 çay kaşığı elma sirkesi ile karıştılıp üzerine yarım fincan dolusu havuç suyu ilave edilir. Bu karışım üç eşit parçaya ayrılır, gün içerisinde bir kaç saat arayla tüketilebilir.

    Portakal: İçeriğindeki esansiyel mineraller ve bileşiklerden dolayı akciğerlerde balgam söktürür ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bir çay kaşığının ucuyla alınan kaya tuzu, bir yemek kaşığı balla karıştırır, taze sıkılmış portakal suyuna ilave edilip derhal içilir. Günde iki kez içilmesi önerilir.

    Sarımsak: Doğal antibiyotik özelliği ile hastanın bağışıklık sistemi güçlendirir, iyileşme sürecine destek verir. Ayrıca çiğ olarak yenilmesinin yanı sıra yemeklere bolca katılması tavsiye edilir. Tedavi destekleyicisi olarak 1 lt su 200 ml süt ile karıştırılır, içerisine 20 adet kadar diş sarımsak ilave edilir ve sıvı dörtte bir oranına inip sarımsaklar eriyinceye kadar kaynatılır. Karışım günde iki ya da-üç kez içilebilir. Ayrıca 10 damla kadar hazırlanmış sarımsak özeti bir bardak ılık sütle karıştırıp yatmadan önce içilebilir. Bu kürlere bir kaç ay devam edilmelidir. Süt ciddi kalsiyum desteği sağlar. Kemiklerin güçlü kalmasına destek verir.

    Yeşil çay; Yüksek antioksan özelliğinden ötürü bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Adaçayı 1 su bardağı kaynatılmış suya 10 gram koyur, on dakika dinlendirilip, günde üç kez tüketilebilir.

    Beyaz soğan: Sıkılıp bir gece buzdolabında bekletilen beyaz soğan sabahları bir fincan içilebilir.

    Kuruyemiş: Özellikle çekirdeksiz kuru üzüm ve taze badem vücudu zindeleştirir, hücreleri yeniler. Her gün 10 veya 15 tane badem tüketilebilir. Ayrıca ceviz: bağışıklık sistemini güçlendirir. İki yemekkaşığı öğütülmüş ceviz ile bir çay kaşığı sarımsak püresi karıştılıp tüketilmelidir..

    Sarı kantron: (4-10 gr kadar) bir su bardağı kaynatılmış suyula karıştırılır, dinlendirilir. Günde üç kez yemeklerden önce bir bardak tüketilebilir.

    Kına(1 gr.), zerdeçal (4 gr) ve nöbet şekeri (20 gr.) 2 su bardağı su ile kaynatılır, süzülür ve bal ile tatlandırılır, günde 3 kez bir fincan tüketilebilir.

    Keten tohumu bal ile karıştırılıp, macun haline getirip sabahları aç karnına tüketilmelidir”