Etiket: Korkutmasın

  • ’Böbrek Taşı, Korkutmasın’

    Özel Deva Hastanesi böbrek ve üreter taşı tedavisinde Holmium Lazer ve Flexible URS Teknolojisi ile farkını ortaya koyuyor. Özel Deva Hastanesi Üroloji Uzmanı Op.Dr. Mehmet Reşat Demir, bilinen en etkili, güçlü ve güvenilir taş kırma cihazı olan ’Holmium Laser ve Flexible URS’nin hem tıbbi sonuç hem de hasta memnuniyeti açısından çok başarılı olduğunu ifade etti.

    Sık karşılaşılan sağlık problemlerinin başında gelen böbrek taşları, idrarda çözülemeyen ve atılamayan kristallerin bir araya gelmesiyle oluşur. Normalde idrarda kristal ve taş oluşumunu engelleyecek bazı kimyasal maddeler vardır, ancak bazı insanlarda bu engelleyici mekanizma tam olarak çalışmayabilir. Yaşam kalitesini düşüren bu hastalığın kesin sebebi bilinmemekle birlikte beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklere, az sıvı alımına ve hareketsiz yaşam tarzına bağlı olduğu düşünülmektedir. Tekrarlayıcı böbrek taşı olanlarda bazı tavsiyelere dikkat edilerek taşın yeniden oluşumu engellenebilir ya da yeniden oluşması geciktirilebilir. Özel Deva Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Reşat Demir, böbrek taşı tedavisiyle ilgili merak edilenleri ve başarıyla kullanılan “Holmium Laser ve Flexible URS” teknolojisini anlattı. Demir, “Her yıl milyonlarca insan taş hastalığı nedeniyle üroloji uzmanı veya acil servis hekimlerine başvuruyor. Böbrek taşları ve idrar yolları, ürolojik hastalıklar içinde yüzyılardır en ağrılı hastalıktır. Geçmişte taş tedavisi sadece açık cerrahi işlem ile yapılırken, daha sonraki yıllarda teknolojik gelişmeler ESWL ve üreterorenoskopi (URS) gibi seçenekler üroloji pratiğine girmiştir. Endoskopik yöntemlerde çok çeşitli taş kırma cihazları kullanılabilmektedir. Başta böbrek, üreter ve mesane taşları tedavisi olmak üzere, üst idrar yolu (üreter) darlıkları, alt idrar yolu (üretra) darlıkları, idrar yolu tümörleri, dış genital lezyonların tedavisi Holmium Lazer ve Flexible URS Teknolojisinin kullanım alanları arasında yer almaktadır. Bilinen en güçlü ve en güvenli taş kırma cihazımızla yapılan işlemler kanamasızdır, hastaya hiçbir zarar vermez ve işlem sonu ağrı yok denecek kadar azdır. Lazerin bir diğer üstünlüğü de diğer yöntemlere göre taş çok daha küçük parçalara ayrılır, adeta toz haline gelir. Ucu her yöne yönlendirilebilen çok ince bir aletle (Flexible URS) idrar kanalından böbreğin içine girip lazer ile taş kırma yöntemi, hasta sağlığı açısından en güvenli ve en az travmatik yöntemdir. Hasta aynı gün ya da bir gün sonra taburcu edilerek normal yaşantısına dönmektedir” dedi. Erkeklerin kadınlara göre 3 kat daha fazla risk altında olduğunu dile getiren Dr. Demir, “Sıklıkla taş oluşma 20–50 yaşları arasında görülürken, en sık görüldüğü yaş grubu 30’lu yaşlardır. Taşı oluşturan risk faktörleri arasında idrar yolu enfeksiyonu, böbrekteki yapısal bozukluklar, böbrek hastalığı olanlar, beslenme alışkanlıkları, yetersiz sıvı alımı, sıcak iklim kuşağında yaşamak, bazı ilaçlar, bazı bağırsak hastalıkları, genetik faktörler, geçirilmiş bağırsak ameliyatları, metabolik hastalıklar yer almaktadır” şeklinde konuştu.

    Hastanede lazer litotriptör olduğundan taşlar lazer yardımıyla ağrısız, kanamasız başarıyla kırılıp kuma dönüştürüldüğü de bildirildi.

  • Alerjiler Artık Sizi Korkutmasın

    Nöroloji Uzmanı Dr.Yeliz Bakuy, Biorezonans tedavisi ile öncelikle alerjik hastalıklar olmak üzere pek çok hastalığın artık korku olmaktan çıktığını söyledi.

    Nöroloji Uzmanı Dr.Yeliz Bakuy, son yıllarda birçok faktöre bağlı olarak gelişen alerjik hastalıklar ile kronik ve dejeneratif hastalık sayısında artış görüldüğünü ifade ederek, “Özellikle elektromanyetik maruziyet, hareketsiz yaşam, doğal olmayan beslenme tarzı, stres, çevresel toksin ve ağır metallerin artışı başta alerjik reaksiyonlar (egzema, sindirim sistemi rahatsızlıkları, astım, rinit) olmak üzere kanser, kalp-damar hastalıkları, obezite, tip2 diyabet, kemik erimesi gibi çok sayıda hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulmaktadır. Ancak artık gelişen teknoloji yardımı ile bu hastalıklardan kurtulmak mümkün olabilmektedir. Biorezonans 400’e yakın hastalık için uzun yıllar içinde edinilen tecrübeler ve bilimsel çalışmalar ışığında tedavi protokolleri oluşturulmuş olan ve Avrupa ülkelerinde 30 yılı aşkın süredir uygulanan bir tedavi sistematiğidir. Biorezonans uygulamasında temel prensip hastalığa neden olan gerçek sorunları tespit ederek ağrısız, acısız ve yan etkiye neden olmaksızın, kişiye özel bütüncül yaklaşımla tedavi planı geliştirmektir. Biorezonans katı ve dogmatik bir metot olmayıp, tecrübeli hekimlerin hastaya özel çok sayıda tedavi modaliteleri geliştirilebileceği dinamik bir terapi yöntemidir.

    Madde enerjinin yoğunlaşmış halidir. Her madde, atomlarının elektron yapısından kaynaklanan ve o maddeye özel olan bir elektromanyetik ışınım ile frekansa sahiptir. Bu doğada bulunan her maddenin kendine özgü bir titreşim kodu olduğunu gösterir. Doğadaki tüm maddeler gibi insan organizması da yoğunlaştırılmış bir enerji alanıdır. Bu elektromanyetik alanda tüm yapıların kendine özgü farklı titreşim frekansları vardır. Tıpkı insan gibi bakterilerin, virüslerin, parazitlerin, toksinlerin vb. de kendine özgü titreşim frekansları mevcuttur. Bu mantar, toksin allerjen ya da travma gibi nedenlerle ortaya çıkan bozuk titreşimler insan vücudunun elektromanyetik düzenleyici sistemlerinde yüklenme yaratır. Vücut artık bu yüklenmelerle baş edemediğinde hastalık bulguları belirir. Bioregülatif tıp tekniği olan biorezonans ile tedavi sürecinde öncellikle hastadan alınan kan örneği biofiziksel yöntemler kullanılarak incelenir. Toplamda 12 bin 400 maddenin taranması ile, tüm patolojik yükler ayrıntılı olarak tetkik edilir. Alerjenler toksinler, ağır metaller, elektromanyetik maruziyet ile bakteri, virüs, mantar gibi mikroorganizmalar tespit edilir. Tespit edilen patojenler ve hastalığa göre değişebilmekle birlikte genellikle haftada bir veya iki kez uygulanan kişiye özel, biorezonans ile terapi programına geçilir. Elektromanyetik frekanslar ile tedavi eden bir yöntem olan biorezonans cihazına, hastaya ait bireysel veriler tedavi olan vücut bölgesinden iletken elektrotlar aracılığıyla alınır, cihazda işlenerek faz kaydırılması metodu ile ters çevrildikten sonra vücuda yine elektromanyetik mat ile geri verilir. Hiçbir yan etkisi olmayan, çocuklarda ve bebeklerde de güvenle kullanılabilen biorezonansla patolojik frekanslar tam tersine çevrilerek verildiği için hastalık etkeni de güvenli bir şekilde ortadan kalkmış olur, bağışıklık sistemini bozan engeller yok edilir ve organizma sağlıklı çalışır duruma kavuşur. Kullanılan elektromanyetik frekansın gücü bir cep telefonunun yayılan elektromanyetik frekans gücünün binde biri kadardır.

    Biorezonans tedavisi klasik tıpla birlikte güvenle kullanılabilir, bir arada negatif etki oluşturmaz, aksine birlikte kullanılması sinerji yaratır. Bu tedavi yönteminde bütünsel yaklaşımla hastalıkların birbiri ile ilişkisi incelenir, enerjisel, zihinsel ve bedensel olarak hastalık nedenleri tespit ve tedavi edilir” diye konuştu.

    İlk biorezonans terapi çalışmaları daha çok alerjiler üzerine yoğunlaşmış olmakla birlikte, yıllar içinde tecrübeler arttıkça biorezonans terapisinin hemen her hastalıkta kullanılabileceğinin fark edildiğini kaydeden Nöroloji Uzmanı Dr.Yeliz Bakuy, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Zaman içinde konvansiyonel tıp yöntemleriyle tam olarak iyileşemeyen hastalıklarda tedaviye dahil olmuştur. Biorezonans Çölyak, Hepatit B ve C, Alzheimer hastalıkları, alerjiler, diş sağlığı problemleri, saç dökülmesi, obezite ve hormonal bozukluklar, bağımlılık tedavileri (sigara, alkol vb.), kronik yorgunluk, mide ve barsak problemleri, ameliyat sonrası hızlı iyileşme, kronik ağrılar (bel, eklem ve romatizmal), multiple skleroz, otizm, hiperaktivite, fibromiyalji gibi pek çok hastalığın iyileşmesine ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine büyük katkı sağlamaktadır”.