Etiket: Kore’li

  • TMT mensubu Veli Koreli: “EOKA ve PKK aynı merkezler tarafından kurulan 2 örgüttür”

    TMT mensubu Veli Koreli: “EOKA ve PKK aynı merkezler tarafından kurulan 2 örgüttür”

    Çeşitli ziyaretlerde bulunmak ve kentin atmosferini solumak için Diyarbakır’a gelen, merkezi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bulunan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) mensubu Veli Koreli, EOKA ve PKK’nın aynı merkezler tarafından kurulan 2 örgüt olduğunu söyledi.

    Bir dizi ziyarette bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Koreli, burada açıklamalarda bulundu, EOKA ve PKK’nın aynı merkez tarafından kurulduğunun altını çizen Koreli, Türkiye’de yaşatılmak istenen kaosların Kıbrıs Türk kesiminde de aynı hain kesim tarafından aktive edildiğini belirtti. Veli Koreli Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin basın yayın kuruluşları dahil hiçbir mecrada seslerini duyuramadıklarını vurgulayarak, “Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı döneminde yazılı, görsel basınla birlikte kurdukları sosyal medya ordusu üzerinden Türk halkını olumsuz yönde algı bombardımanı altında tutuyorlardı” dedi.

    “Diyarbakır, dünyada eşine az rastlanabilecek bir şehirdir”

    Diyarbakır’ı gördükten sonra kente hayran kaldığını ifade eden Koreli, “Çok uzun yıllar boyunca medya aracılığı ile Diyarbakır hep terörün merkezi gibi gösterilmişti ve insanların ön yargı ile yaklaşmasına sebep olmuştu. Ama ön yargılardan uzak gelip görünce Diyarbakır’ın medyada yer aldığı gibi bir şehir olmadığını gördüm. Herkesin mutlaka gelip görmesini ve yemeklerinden tatmasını istediğim bir şehirdir. Ayrıca tutkuyla bağlanılan şehirler vardır, İstanbul, İzmir gibi, Diyarbakır’da öyle bir yer. İnsanı yabancılara karşı tüm Anadolu halkı gibi konukseverdir. Ben Diyarbakır’ı bu kadar güzel beklemiyordum. Bu saatten sonra tarihin en önemli anlarına tanıklık eden ve farklı kültürleri bir arada tutmayı başaran Diyarbakır birbirinden güzel ve değerli yapılarıyla görenleri kendine hayran bırakıyor. Binlerce yıllık geçmişiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapan Diyarbakır, benim için ikinci memleketim diyebilirim. Çünkü birçok medeniyete beşiklik etmiş ve başkent olmuş bir şehrin havası, suyu ve manevi değerlere sahip yönüyle dünyadaki birçok kentten daha iyidir. Her ilçesinde farklı hikayesiyle misafirlerinin kalbini çalan şehir, çevresini saran anıt görünümlü surları ile eski Mezopotamya kale şehirlerinin son simgesidir” diye konuştu.

    “Kıbrıs’tan Türkiye ve bölgeye 3 bakış açısı var”

    Kıbrıs Türk kesiminden Türkiye’ye ve bölgeye çoklu bakış açısının hakim olduğunu aktaran Koreli, şöyle konuştu:

    “Kıbrıs Türk kesiminde birden fazla Türkiye ve bölgeye bakış açıları mevcuttur ve bu bakış açıları mevcut kesimlerin siyasi düşüncesine veya ideolojisine göre değişir. Bu bakış açılarını da Kıbrıs’taki solcu ve AB’ci kesim, yüzde 65-70’lik Türkiye’ye bağlı sağcı ve milliyetçi kesim ve AK Parti hükümetinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan önderliğinde güçlenen Türkiye’yi destekleyen kesim olmak üzere 3 başlık altında şöyle özetleyebilirim; ‘Kıbrıs’taki solcu ve AB’ci kesim, Türkiye’nin 1970’li sağ-sol kavgaları sırasında Türkiye’de tahsildeyken sol kesimde yer alan ve Kıbrıs’a döndükten sonra siyasete atılan o zamanki ’Solcu’ Kıbrıslı öğrencilerden gelme egemen liderliğin kontrolü veya perde gerisinden güdümü altındadır. Bu kesim Türkiye’yi Kıbrıs’ta ’işgalci’ olarak görür ve aynı kesime göre ’Kürtler zulüm görmektedir’ gibi saçma sapan söylemleri vardır ki bu anlamda Diyarbakır başta olmak üzere Kürt nüfusunun yoğun olduğu yerler mercekleri altındadır. Bu kesim Kıbrıs’ta yüzde 30 – 35 civarında olup Güney Kıbrıs, AB ve batılı fonların hibe, destek ve örtülü ödeneklerle ayakta tuttuğu bu kesim içerisinde ayni görüşü paylaşmayan ve kucaklayıcılıktan uzak, bencil ve çıkarcı sağ politikacılara tepki olarak o kesimin içinde olan yüzde 10’luk bir kesim mevcut olmakla birlikte çoğunluğun baskın söylemleri nedeniyle suskun durumdadırlar. Öte tarafta, yüzde 65 – 70’lik Türkiye’ye bağlı sağcı ve milliyetçi kesim mevcut olmakla birlikte bu kesim de kendi içerisinde Türkiye’ye bakış açısı itibarıyla farklılıklar arz ediyor. Kıbrıs’taki milliyetçi kesimin diğer yarısına göre ise Türkiye Ortadoğu’da güçlendikçe güçlenen, güçlü ordusu ve enerjik nüfus yapısı nedeniyle Ortadoğu’da en büyük söz sahibi durumuna gelen, tarihinden gelen devlet tecrübesi ve aklı ile hareket eden, dinine, kültürüne ve özüne bağlı çağdaş bir Türk devletidir. Türkiye’nin gelişip güçlenmesinin rahatsız ettiği AB ve batılı merkezler Türkiye’nin zengin kültürel mozaiğini Türkiye’ye karşı kendi lehlerine bir avantaj gibi görüp bu mozaik üzerinden Türkiye’yi içten çökertme ve parçalama peşindedirler. Diyarbakır ise Türkiye’nin kültürel mozaiğinin önemli parçalarından Mezopotamya kültürünün bir nevi başkenti olma özelliği taşıması nedeniyle, AB ve Batılı merkezler Diyarbakır’da etkilerini artırma ve orayı kendi emellerinin bir üssü haline getirme gayreti içerisindedirler. Bu kesime göre Anavatan Türkiye’nin ulaştığı mali ve ekonomik güç AK Partinin eseridir, PKK ise Türkiye’nin gelişip güçlenmesini kendisi için tehlike olarak gören AB ve batılı merkezlerin Türkiye’nin başına musallat ettiği bir silahlı örgüttür.”

    “Yunanistan ve Avrupa, Kıbrıs’ta Türkler aleyhine çalışmalar yürütüyor”

    Koreli, Kıbrıs Rum kesimi başta olmak üzere Yunanistan ve Avrupa’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinde oyunlar oynadıklarını ve bu oyunlarla KKTC üzerinden Türkiye’yle ilgili projeleri olduğunu aktardı. Koreli, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinde Güney Kıbrıs, Yunanistan, AB ve Anglo-Amerikan merkezlerince organize edilen oyunlar, Kıbrıs Türk varlığının adadan silinmesine yönelik olarak bir asırdan beri devam eden ve 1950’li yıllardan itibaren hızlanıp 1974 mağlubiyetiyle daha da alevlenerek süregelen operasyonların bir devamıdır. Özellikle Annan Planı döneminde Kıbrıs Türk halkının geçirdiği siyasi sarsıntıyı paralar akıtarak kullanan Rum kesimi ve AB merkezlerince Kıbrıs Türklerinin o güne kadarki milli bakış açısı törpülenmiş, halkın devletine bağlılığı zayıflatılmış, Türk halkının toplumsal düşünce yapısına ’1974 öncesine dönüşü ve AB’ye katılımı’ savunan düşünceler enjekte edilmiş ve bu düşünceler paralelinde durmaksızın argüman üretip pompalayan algı ve medya merkezleri kurulmuştur. Kıbrıs Türk halkının plana ’evet’ demesi sonrasında KKTC içerisine iyice yerleşerek ilk hedefini gerçekleştiren bu merkezler, uzun uzadıya devam eden görüşme ortamlarının gereği olarak gösterilen hoşgörüyü istismar ederek hedef büyütmüş ve Kıbrıs Türklerinin anavatanla olan bağlarını koparmayı, bunun için K/T halkı arasında anti-KKTC’ci ve anti-Türkiyeci bir kamuoyu oluşturmayı yeni hedef olarak belirlemiştir. Bu medyatik merkezleri kurma ve hibelerle yardımlarla ayakta tutma konusunda organize bir işbirliği içerisinde çalışan Elenist-Avrupai üst akıl, bir taraftan K/T halkı içerisindeki operasyonlarını sürdürürken diğer bir taraftan da Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden Türkiye’deki örgütlere ve Türkiye’nin başını ağrıtmaya aday her türlü yapılanmalara el altından destek vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Bu nedenledir ki, Rum kesimi tarafından Abdullah Öcalan’a sahte Kıbrıs pasaportu verilmiştir. Bütün bu oyun ve operasyonlardan AB’nin, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki yeraltı zenginliklerine Türkiye’ye muhtaç olmadan Kıbrıs üzerinden uzanabilme, Kıbrıs Rumları ile Yunanistan’ın ise 1974’ün intikamını alma amacı güttüğü, her üçünün ortak amaçlarının ise tehlike olarak gördükleri Anavatan Türkiye’nin büyüyüp gelişmesini ve güçlenmesini önlemek olduğu değerlendirilmektedir” diye konuştu.

    “Akıncı’nın kaybetmesi KKTC’de birçok şeyi değiştirdi”

    Geçtiğimiz aylarda KKTC’de yapılan seçimi ve seçim sonrası Kıbrıs’taki havayı değerlendiren Koreli, Kıbrıs’ta son haftalarda güzel şeylerin olduğunu ifade etti. Bundan sonra daha da güzel gelişmelerin olacağını belirten Koreli, “Kıbrıs’taki Türklerin tek çaresinin Rumlarla anlaşmak olduğunu savunan ve hakimiyeti altındaki yazılı, görsel basın ile kurdukları sosyal medya ordusu üzerinden Türk halkını bu yönde algı bombardımanı altında tutan ’federalist ve birleşmeci’ kesim, Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığını kaybetmesiyle çok büyük bir yara aldı. Cumhurbaşkanlığı’ndaki değişim ile birlikte, Rumların KKTC ve Türkiye’yi hedef alan agresif eylem ve beyanlarına karşı eziklik içerisinde hareket eden ve ’zülfü yare dokunmasın’ tavrıyla hak ettiği cevabı Rumlara vermekten ve atılması gereken adımları atmaktan kaçınan Akıncı liderliğindeki eski düşünce gitmiş, yerine, Kıbrıs Türkünün çoğunluğunun hislerine tercüman olan, Rum propagandasıyla ’dişe-diş, söze söz, arşına bez’ bir mücadele başlatan ve çözüm konusunda halkı alternatifsizlikten kurtarıp iki devletli çözümü görüşme masasına koyan, tanınma yolunda anavatan Türkiye ile birlikte adımlar atma planları yapan yepyeni bir anlayışın egemen olduğu bir Cumhurbaşkanlığı makamı gelmiştir. Cumhurbaşkanlığını kaybetmekle büyük bir güç kaybına uğrayan ’federalci ve birleşmeci’ kesim, ilk şaşkınlığı attıktan sonra toparlanma faaliyetlerine başlamış, bu maksatla Lefkoşa’daki Dereboyu’nda Akıncı önderliğinde birkaç bin kişilik bir yürüyüş gerçekleştirilmiş, bunun yanında bir süredir sessiz duran sendikalar devlet-hükümet karşıtı eylem ve faaliyetlerini artırmıştır. Diğer yanda yeni hükümetin kurulması ile ilgili olup bitene bakıldığında, KKTC ve Türkiye karşıtı üst akıl tarafından seçimde yenilgiye uğrayan parti liderlerinin egolarını kaşıyarak iktidarı ele geçirme ve iktidar üzerinden bir taraftan tanınma yönünde Cumhurbaşkanlığı’nca yapılacak faaliyetlerin tekerine takoz koyma, diğer taraftan da güç kaybını telâfi etme ve artırma planları yapıyorlar” şeklinde konuştu.

    “Kıbrıs 1571’den beri Türk’tür ve Türk olarak kalacaktır”

    KKTC’deki EOKA örgütüyle ilgili açıklamalarda bulunan Koreli, “Kıbrıs’ta birçok dernek ve örgüt faaliyet yaptığı gibi EOKA da bunlardan biridir. Örneğin, kuruluşları, geçirdikleri evreler, faaliyetleri bakımından tıpa tıp benzerlik arz eden PKK ve EOKA örgütlenmelerinin aynı merkezlerce kurdurulduğu, başlarına getirilen Abdullah Öcalan ve Grivas’ın aslında hem batılı merkezlerin ajanı, hem de batının Ortadoğu’daki çıkarlarının bir nevi ’procuratorü’ olduklarına ilişkin birçok delil mevcuttur. 1956-58 yılları arasında İngiliz MI5 elemanlarının EOKA’nın kurucusu ve yöneticisi Grivas’ı yakalamak için Kıbrıs’ta yaptığı operasyonlar sırasında Grivas’ın yerini nokta olarak belirlemişken son anda İngiltere’den gelen emirle yakalama operasyonu iptal edildi. Ayni şekilde Kıbrıs’taki Osmanlı Vakıflarının İngiliz sömürge idaresince Rumlara EOKA aracılığıyla yağmalatıldığını söyledi. Kısıtlı imkanlarımızla Güney Kıbrıs ve KKTC medyasında sürdürdüğümüz takiplere, çevremizdeki olayların akışı ile ilgili olarak yapabildiğimiz gözlemlere, gözlemlerimizle ilgili tespitlerimize, bu tespitlerimizi sahadaki olgularla harmanlayarak elde edebildiğimiz sonuçlara ve bu sonuçlar üzerinden edindiğimiz kanaatler ile fikirlere dayanmaktadır. Sizlere de bana bu imkanı verdiğiniz ve sesimizin anavatanımızda duyulacak olmasından dolayı çok teşekkür ediyorum. Allah anavatanımızı yanımızdan eksik etmesin. Son olarak da şunu net olarak söylemek isterim milli ada Kıbrıs 1571’den beri Türk’tür ve Türk Kalacaktır” dedi.

  • Ticaret Bakanı Pekcan, Güney Koreli mevkidaşı ile görüştü

    Ticaret Bakanı Pekcan, Güney Koreli mevkidaşı ile görüştü

    Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Güney Kore Ticaret Bakanı Yoo Myung-Hee ile video konferans yöntemiyle görüştü.

    Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Güney Kore Ticaret Bakanı Yoo Myung-Hee ile video konferans yöntemiyle görüştü. Görüşmede ülkeler arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin artırılmasına yönelik atacağı adımlar ele alındı.

  • Çanakkale Köprüsü’nün “ana kablo hattı” için Koreli firmayla sözleşme imzalandı

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 18 Mart 2017’de temeli atılan ve tamamlandığında “dünyanın en büyük orta açıklıklı asma köprüsü” unvanını alacak olan 1915 Çanakkale Köprüsü’nün “ana kablo hattı çelik konstrüksiyon” imalat işleri Karabük Demir ve Çelik Fabrikaları A.Ş’nin (KARDEMİR) bağlı kuruluşu KARÇEL ile Güney Koreli Kwansoo firması arasında sözleşme imzalandı.

    KARDEMİR’den yapılan açıklamada, köprünün ana kablo hattına ait bin 750 ton çelik konstrüksiyon imalatının Karabük Çelik Yapı Fabrikaları A.Ş (KARÇEL) tarafından yapılacağı belirtildi.

    Açıklamada, “Ülkemiz çelik konstrüksiyon sektörünün en köklü ve büyük şirketlerinden biri olan bağlı kuruluşumuz KARÇEL A.Ş. ’dünyanın en büyük orta açıklıklı asma köprüsü’ olan 1915 Çanakkale Köprüsü’nün ana kablo hattı çelik konstrüksiyon imalat işleri için Güney Koreli Kwansoo firması ile sözleşme imzaladı. Köprünün ana kablo hattına ait bin 750 ton çelik konstrüksiyon imalatı KARÇEL A.Ş. tarafından yapılacak. Bugüne kadar ülkemizin dört bir yanında çok sayıda çimento ve şeker fabrikasının, kara ve demiryolu köprülerinin, tersane, baraj ve santrallerin proje, imalat ve montajını gerçekleştiren bağlı kuruluşumuz KARÇEL A.Ş. geçtiğimiz aylarda 1915 Çanakkale Köprüsü’nün 500 tonluk ’support frame’ imalatlarını da yaparak yüklenici firmasına teslim etmişti. Yurtdışında da çeşitli köprü projelerine imza atan KARÇEL, 920 metre uzunluğundaki Sudan Hartum Al-Halfaia Nil Nehri Köprüsünün 4 bin 250 tonluk çelik imalatlarını da gerçekleştirmişti” denildi.

    1915 Çanakkale Köprüsü

    Çanakkale’nin Gelibolu ilçesindeki Sütlüce ve Lapseki ilçesinin Şekerkaya mevkileri arasında yer alacak köprü için çalışmalar devam ediyor. İki ayak aralığı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100’üncü yılıyla anlamlandırılarak, 2023 metre olacak köprünün kule bağlantıları ve unsurları, Türk bayrağının renkleri olan kırmızı ve beyaza boyanacak.

    333 metre yüksekliğindeki kulelerin üst kısmı Seyit Onbaşı’nın Çanakkale Savaşları’nda namluya sürdüğü top mermisini temsil edecek şekilde yapılması planlanan 1915 Çanakkale Köprüsü’nün, orta açıklığı 2023 metre, yan açıklıkları 770’er metre, yaklaşım viyadükleri 365 ve 680 metre, ilk asma köprüsünün toplam uzunluğu 4 bin 608 metre olacak.

    2 yaklaşım viyadüğü, 4 betonarme viyadük, 10 alt geçit köprüsü, 33 üst geçit köprüsü, 6 köprü, 43 alt geçit, 115 menfez, 12 kavşak, 4 otoyol hizmet tesisi, 2 bakım işletme merkezi, 6 ücret toplama istasyonu inşa edilecek olan 1915 Çanakkale Köprüsü’nün 18 Mart 2022’de hizmete girmesi hedefleniyor.

  • 2 bin yıllık antik baraja Güney Koreli öğrencilerden ilgi

    Türkiye’de Roma Dönemi’ne ait dört antik barajdan birisi olan Örükaya, bilim dünyasının ilgisini çekmeye devam ediyor.

    Ankara Üniversitesi ve Korea Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında Resuloğlu, Eskiyapar ve Ortaköy (Şapinuva) arkeolojik kazılarında görev alan Güney Koreli öğrenciler ile Türk bilim adamları 2 bin yıllık Örükaya Antik Barajı’nı ziyaret ederek incelemelerde bulundu.

    Resuloğlu Kazı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Yıldırım, Doç. Dr. Bülent Arıkan ve Dr. Gonca Dardeniz Arıkan eşliğinde antik barajı gezen Koreli öğrencilere, Müze Müdürü Metin Çakar baraj ve bölgede yürütülen arkeolojik kazı çalışmaları hakkında bilgi verdi.

    Resuloğlu Kazı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Yıldırım, Örükaya Barajı’nın yıllardır Çorum bölgesinde dikkat çeken Roma dönemine ait su tesisi olduğunu belirterek, yeni başlatılan kazılar ve bölgede yapılacak olan restorasyon projelerinin arkeoloji dünyasına ve Çorum turizmine önemli katkı sağlayacağını söyledi.

    Anadolu’daki ilk baraj ve su toplama sistemlerinin Hitit dönemine kadar uzandığını hatırlatan Prof. Dr. Tayfun Yıldırım, “Özellikle M.Ö. 2000 ikinci yarısında Anadolu’da Hitit döneminde Kayseri, Konya, Sivas ve Çorum Bölgesinde gölet ve su toplama tesisleri yapılmıştır. Boğazköy Güney Kale’deki su toplama tesisiyle, Alaca Höyük’teki Gölpınar göleti bu sistemlere Çorum’dan verilebilecek en iyi örneklerdir. Anadolu’da su toplama tesisleri geleneği Roma’da da devam ediyor. Roma döneminde Batı’da İzmir, Kütahya ve Orta Anadolu’da Aksaray’da sınırlı sayıda baraj sistemlerinin olduğunu biliyoruz. Örükaya Barajı 16 metre yüksekliği ile en iyi korunan barajlardan birisidir. Roma’da bütün barajların kullanım amacı çok açık olmamakla birlikte, Romalıların kontrolü altındaki alanlarda tarımsal üretimin devamlılığını sağlamak ve ekonomiyi dengede tutmak amacıyla inşa edilen barajların binlerce dönüm alanda sulu tarım yapmaya imkan verdiği otoritelerce bilinmektedir. Romalılar, gerek içme suyu, gerekse sulama ihtiyacı için baraj ve kemerli su yolları inşa etmişler, belli inşa teknikleri ile barajların ve göletlerin tuttuğu suları sağlıklı bir şekilde halka ulaştırmışlardır. İçme suyu ihtiyacını karşılayan barajlar için kemerli su yollarına ihtiyaç bulunmaktadır. Örükaya’daki sistem daha çok sulama amaçlı gözükmektedir. Ancak yapılacak kazılar daha sağlıklı bir sonuca ulaşmamızı sağlayacaktır. Böylesine görkemli bir barajın kazılması, özellikle restore edilerek gelecek kuşaklara ulaştırılması Çorum için son derece önemlidir. Örükaya Barajı projesinin özellikle bölge turizmine büyük katkı sağlayacağı açıktır. Bu projenin hayata geçirilmesini sağlayan bakanlığımıza, Çorum Müzesi’ne ve bilimsel destek veren Hitit Üniversitesi’ne müteşekkiriz” dedi.

    Antik baraj ve çevresinde yürütülen çalışmaların Çorum’da Hititlerin dışında Roma Arkeolojisi’ni tanımak için de iyi bir başlangıç olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yıldırım, “Gelecekte restorasyon çalışmaları tamamlandığında, İspanya’da halen kullanılan M.S. 2 – 4. yüzyıl Roma barajları gibi iyi bir örneğe sahip olacağız. Örükaya Barajı’nın yüksekliği, büyük bir su toplama kapasitesine işaret ediyor. Bu açıdan diğer Anadolu örneklerinden ayrılıyor. Yeterli finansman sağlanarak eğer ciddi bir restorasyon ve arkeopark projesi hayata geçirilebilirse, Örükaya Barajı hem Anadolu Arkeolojisi hem de Çorum turizmi içinde hakkettiği yeri bulabilecektir” ifadelerini kullandı.

    “Koreli öğrencilerin, Türkiye ve Çorum izlenimleri bizler açısından oldukça önemli”

    Tarihi baraja kazı ekibi olarak geldiklerini ve ekipte Korea Üniversitesi arkeoloji bölümü öğrencilerinin bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Yıldırım, “Bu öğrenciler Çorum halkını, örf ve adetlerini tanıyorlar. Aynı zamanda Çorum Ortaköy, Eskiyapar ve Resuloğlu kazılarında Türk öğrencilerimizle birlikte alanlarında bilgi ve deneyimlerini arttırıyorlar. Koreli öğrencilerin Hitit dışında Roma dönemiyle ilgili bilgileri az ancak, Örükaya Barajı onlara Roma’nın Anadolu’da inşa ettiği görkemli su tesisleriyle ilgili bir fikir veriyor. Öğrenciler, böylesine görkemli bir anıtı görmekten de çok büyük mutluluk duyduklarını ifade ediyorlar. Koreli öğrencilerin, Türkiye ve Çorum izlenimleri bizler açısından oldukça önemli. Bağlı oldukları üniversite aracılığı ile ülkemizi ve değerlerimizi yakından tanıyarak, kendi ülkelerinde en iyi şekilde tanıtıyorlar. İleriki yıllarda karşılıklı antlaşmalar çerçevesinde farklı ülkelerin öğrencilerini Çorum’a getirmeyi düşünüyoruz. Bu sayede Çorum’u yurt dışında genç kuşaklara daha iyi tanıtabileceğiz” şeklinde konuştu.

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Örükaya köyünde bulunan ve kurtarma kazısı yapılan ikinci baraj olan Örükaya Barajı, bölgenin Roma Dönemi iskanına ve su yönetimine ışık tutması açısından önem arz ediyor. Yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişe sahip olan antik barajın inşasında Romalı lejyonerlerin (askeri birlik) çalıştığı tahmin ediliyor.

  • Güney Koreli elektrik devinden Türkiye ekonomisine 1 milyar dolarlık güven yatırımı

    Hyundai Electric, Türkiye’nin siyasal, ekonomik temellerinin sağlam olduğuna inandığını göstermek amacıyla termik röle, kontaktör, şalt malzemeleri ve otomatik sigorta alanındaki yüzlerce ürün çeşidini Türkiye’de üreterek buradan dış pazara sunacak.

    Türkiye’nin her türlü zorluğa karşı güçlenen ülke, güçlenen ekonomi düsturundaki başarısına kayıtsız kalmayan daha önceden Hyundai iş ortağı Ruha Elektrik ile Türkiye de 1 milyar dolarlık büyük bir yatırım hazırlığında olduğunu duyurmuştu. 15 yıllık birlikteliğin büyük bir yatırım ile güçlenmesi Türkiye ekonomisinin güvenilirliğini bir kez daha ortaya koydu.

    Ülkeye yoğun bir döviz girişi sağlanacak, binlerce insan istihdam edilecek

    Silivri’de 40 bin m2’lik bir tesisi satın alıp üretime hazır hale getiren Ruha Elektrik’in hedefi Hyundai ürünlerini Türkiye’de üretip, başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya satmak. Ruha Elektrik Türkiye Satış Koordinatörü Sinan Adıgüzel, küresel rekabetin çok hızlı geliştiği ve zor olduğu bir pazarda böyle bir yatırım yaptıkları için gururlu olduklarını belirtti. Son zamanlarda Hyundai ile Ruha Elektrik arasında üretim anlaşması yaptıklarını yineleyen Adıgüzel, yerli üretime yakın zamanda başlayacaklarını açıkladı. Şirket, Silivri’deki tesislerde; başta kontaktör, kompak şalter ve sigorta gibi şalt ürünlerini üreterek birçok ülkeye ihracat yapacak ve sektördeki yerini sağlamlaştıracak. Bu yatırımla birlikte ülkeye yoğun bir döviz girişi sağlanırken binlerce insana da istihdam kapısı açılmış olacak.

    Türkiye’nin en büyük 500 şirketinin yer aldığı listede

    Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yenilenebilir enerjinin çok önem kazanmasına değinen Adıgüzel, Hyundai’nin yeşil enerjide dünyanın en köklü marklarından biri olduğunu, güneş enerjisi, rüzgar türbini ve benzeri projelerde de kendileriyle ortak çalışmak istediğini söyledi. Ruha Elektrik aynı zamanda bir ekonomi dergisinin yayımladığı ve Türkiye’nin En Büyük 500 şirketinin belirlendiği listede bu yıl da yerini aldı. Elektrik sektörünün öncülerinden olan Ruha Elektrik A.Ş. son 3 yıldır devler ligindeki kararlı büyümesine de devam ediyor. İlk olarak 2015 yılında 396’ıncı sıradan listeye adını yazdıran elektrik devi 2016 yılında 320’inci sıraya yükseldi. Bu yıl da 317’inci sıraya yükselerek büyümenin emin adımlarla devam edeceğinin sinyallerini verdi.