Etiket: konuşmaları

  • Nilüfer’de Çağdaş Sanat Konuşmaları başladı

    Nilüfer Belediyesinin düzenlediği “Çağdaş Sanat Konuşmaları” dizisi, “Resim mi Yüzey Estetiği mi?” söyleşisiyle başladı.

    Nilüfer Belediyesinin plastik sanatlara olan ilgiyi artırmak, Bursa’da aktif bir sanat ortamının oluşmasına katkıda bulunmak ve sanat izleyicileri ile sanat eğitimi alan gençlerin Türkiye’deki sanat üretiminin güncel durumuna ilişkin farkındalık geliştirmelerine katkı sağlamak amacıyla düzenlediği Çağdaş Sanat Konuşmaları dizisi Uludağ Üniversitesinin de katkılarıyla başladı. Dizinin ilk söyleşisi Gümüştepe Mahallesi’ndeki (Misi) Sanat Çalıştayevi’nde gerçekleşti. “Çağdaş Sanat Konuşmaları” dizisinin ilk konukları Dr. Öğretim Üyesi Fırat Arapoğlu ile Sanatçı ve Akademisyen Çağrı Saray oldu. Nilüfer Belediye Meclisi Üyesi Nilgün Berk, Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü, Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi Bölümü ve Zeki Müren Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri, öğretmenler ve akademisyenlerin ilgiyle takip ettiği söyleşide Arapoğlu ve Saray, hem deneyimlerini paylaştı hem de farklı sanat akımları ve türleri hakkında önemli bilgiler verdi.

    Avrupa ve ABD merkezli sanatla Türkiye’deki çağdaş sanat arasında yaklaşık 30 yıl kadar zamansal bir farklılık olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Fırat Arapoğlu, “Resim ve yüzey arasındaki tartışmalara şahit oluruz. 1960’larda yeni avangart tartışmalar Batı Avrupa merkezli ortaya çıkarken, biz akademide soyut resim figüratif resim tartışmaları yapmaktaydık. Fakat 1990’ların ikinci yarısıyla birlikte Türkiye’de ‘Ressamlar mı enstalasyoncular mı?’ tartışması başlıyor. Çağdaş sanatın hem kuramsal hem pratik anlamda tartışılmaya başlanması Türkiye’de 1990’ların ikinci yarısına denk geliyor. 2010’ların başıyla birlikte Türkiye’de tekrar resme geri dönüş tartışılmaya başlandı” dedi.

    Bir sanat yapıtının içeriği ne kadar katmanlaşırsa kavranışının da o kadar düşeceğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Fırat Arapoğlu, dönemin ekonomik, siyasi ve kültürel geçmişine bakmadan sanatın tanımlanamayacağının da altını çizdi.

    Sanat tarihinin toplumsal tarihi anlattığını belirten Sanatçı ve Akademisyen Çağrı Saray da, her sanatsal hareketin, akımın ya da medyumların arkasında bir toplumsal olayın olduğunu söyledi. 1960 yıllarından sonra son 20-30 yıllık periyot içinde 60’ın üzerinde yeni akım, sanat hareketi ve eğilimi ortaya çıktığını kaydeden Saray, bunlardan bazılarının resmi sürekli gündeme getirdiğini söyledi. Sanatla sermaye arasında bir ilişki olduğunu ifade eden Saray, “Heykel ve resim, sanat tarihinin en köklü disiplinlerinden olmasının temel sebebi de satılabilir şeyler olmasıdır. Türkiye’deki sanat tarihi de resim ve heykel üzerine kuruludur. Resim mi enstalasyon mu tartışmalarının sebebi de budur. Bunların arasındaki gerilim, bu coğrafyada neyin satılıp neyin satılmadığıyla ilişkili” dedi.

    Türkiye’de geçişlerin homojen bir şekilde gerçekleşmediğini belirten Saray, “Bize her şey 1980’lere, 1990’lara kadar geç bir şekilde ulaştığı için biz bir anda güncel sanat diye bir şeyle karşılaştık. Sanat tarihindeki geçişler yaşanmadan, dada, minimalizm, enternasyonal gibi akım ve hareketler hiç oluşmadan birden pentürden enstalasyonlarla karşılaştık. Bizde geçişler homojen geçişler halinde gerçekleşmiyor. Darbeler ya da tepeden inme verilerle hareket ediyoruz” diye konuştu.

    Sanat tarihinin sanatın kendisi gibi okulda öğrenilemeyeceğini vurgulayan Çağrı Saray, şöyle devam etti:

    “Sanat tarihi de aslında Türkiye’deki toplumsal hayata çok benzer. Çoğu zaman temeli yoktur ve bir anda gerçekleşir. Bir anda gerçekleştiği zaman da o coğrafyada başka gerilimler ortaya çıkar. Sanat tarihi okulda öğrenilmez. Sizin sürekli dışarıdan bunu beslemeniz ve tamamlamanız gerekir.”

    Söyleşinin sonunda Nilüfer Belediye Meclisi Üyesi Nilgün Berk, Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey adına konuklara teşekkür etti.

  • Anadolu Üniversitesi’nde ‘Okul Öncesi Eğitim Konuşmaları’ etkinliği

    Anadolu Üniversitesi “2018 Okul Öncesi Eğitim Konuşmaları” etkinliğine ev sahipliği yaptı.

    Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği-OMEP Türkiye Milli Komitesi ve Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi işbirliğinde gerçekleştirilen etkinlik Kongre Merkezi Salon Anadolu’da düzenlendi. Etkinliğe, Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği Başkanı Doç. Dr. Serap Erdoğan, Çocuk Gelişimi ve Eğitimcileri Derneği Başkanı ve OMEP Onursal Üyesi Prof. Dr. Nurper Ülküer, Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Topal, çok sayıda panelist, farklı şehirlerden öğrenciler ve öğretmenler katıldı.

    “Derneğimiz hem uluslararası hem de Türkiye’de çalışmalar yapıyor”

    Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği Başkanı Doç. Dr. Serap Erdoğan çalışmaya büyük bir heyecanla başladıklarını ifade ederek, “Derneğimiz 10 Şubat 1967 yılında kuruldu. Yani bu sene 52’nci yılımızı kutluyoruz. Neredeyse yarım yüzyıllık bir derneğimiz var. Türkiye’de kamu yararına çalışan dernekler az sayıdadır. Ama biz kamu yararına çalışan bir derneğiz. Ben ve ekibim iki yıldır dernek adına çalışmaktayız. Derneğimiz uluslararası boyutta çalışan, hem Türkiye’de erken çocukluk eğitimi okul öncesi çalışmalarını destekleyen aynı zamanda uluslararası anlamda erken çocukluk eğitiminin Türkiye’de nasıl olduğunu aktaran ve anlatan bir dernektir. Bugün burada yaptığımız çalışma, Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi işbirliğiyle yaptığımız bir çalışmadır. Ben Doç. Dr. Mehmet Topal hocamıza da çok teşekkürlerimi sunuyorum. Çünkü onların sayesinde buralara kadar çalışmalarımız gelmiş bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “Çok samimi bir genelge gerçekleşti”

    Çocuk Gelişimi ve Eğitimcileri Derneği Başkanı ve OMEP Onursal Üyesi Prof. Dr. Nurper Ülküer, “Derneğimiz ve Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği’nin artık daha yakın çalışmasını düşünüyorum. Ben artık okul öncesi eğitimden, erken çocukluğa geçişi yapmamızın zamanını geldiğini düşünüyorum. Bunu zaten dernekte de tekrar görüyoruz. Neden okul öncesi eğitim değil de erken çocukluk diye bir soruyu tekrar kendimize soralım. Okul öncesi eğitim nedir diye sorduğumuz zaman karşımıza değişik farklı cevaplar çıkıyor. Artık 0-3 yaş giderek daha önemli bir hale geldi. 0-3 yaş grubunda her annenin eğitimi ihtiyacı vardır. Hatta şöyle diyebiliriz. Bırakın kırsal kesimdeki anneleri, mühendis olan bir annenin bile bu eğitime ihtiyacı vardır” şeklinde konuşarak Anadolu Üniversitesinde olmaktan mutluluk duyduğunu ve daha önce hiç bu kadar güzel ve samimi bir genelge görmediğini belirtti.

    “Derneklerimizi her zaman destek vereceğiz”

    Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Topal ise, bu nitelikte çalışmanın paydaşı olmaktan ve ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını ifade ederek, “Türkiye Okul Öncesi Eğitimini Geliştirme Derneği üyeleri atölye çalışmaları ile merkezimize her zaman renk katıyorlar. Biz derneklerimize destek vermeye her zaman devam edeceğiz. Misafirlerimize tekrar hoş geldiniz diyerek iyi ve verimli bir çalışma diliyorum” diye belirtti.

    Ayrıca etkinlikte, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Oktay da, “21’inci Yüzyılın İnsanını Yetiştirmek”, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Çağlayan Dinçer “Okul Öncesi Eğitim Objektifinden Görünenler”, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rengin Zembat “Öğretmen Olmak”, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşare Arnas Aktaş “Oyun, Öğrenme ve Öğrenme Çevresi Olarak Okullar”, Prof. Dr. Necate Baykoç “Üstün Yetenekli Çocukların Gelişimleri ve Eğitimleri”, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Metin “Üstün Yetenekli Çocuklar İçin Erken Müdahale Gerekir mi?” başlıklı konuşmalarını sunarak katılımcılara çeşitli bilgiler verdi.

  • Gülen’in avukatının FETÖ ile bağlantısını Whatsapp konuşmaları ortaya çıkarmış

    İzmir’de yürütülen FETÖ soruşturmasında ’FETÖ-PDY üyesi olmak’ suçlamasıyla tutuklanan Fetullah Gülen’in 25 yıldır avukatlığını yapan Fetih Ün’ün yargılanmasına devam edildi. Ün’ün FETÖ ile bağlantısının Whatsapp mesajlarının incelenmesiyle ortaya çıktığı belirtildi.

    Fetullah Gülen’in Türkiye’de 24 yıl önce vekalet verdiği kişi olan İzmir Barosu’na kayıtlı avukat Fetih Ün, geçtiğimiz Kasım ayında İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından “FETÖ/PDY üyesi olmak” suçundan gözaltına alındı. 1989 yılından 2015 yılına kadar Gülen’in yaşadığı Pensilvanya’ya 6-7 kez gidip geldiği ve görüştüğü belirtilen avukat Ün, sevk edildiği mahkeme tarafından denetimli serbestlik ile tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Olayı soruşturan Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı, hakimliğin verdiği karara itiraz edip, tutuklanmaya yönelik yakalama kararı talebinde bulundu. Bir üst Sulh Ceza Hakimliği talebi yerinde gördü. Hakkında tutuklama kararı bulunan Fetih Ün, duruşmaya girmek için Bayraklı Adliye Sarayı’na gelince adliye karakolunda görevli polisler tarafından yakalanıp gözaltına alındı. 4. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkartılan Fetih Ün, yüzüne karşı tutuklanma kararı okunarak cezaevine götürüldü. Olayı soruşturan Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Cumhuriyet Savcısı, sanık Fetih Ün hakkında “FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan 15 yıl hapis cezası istemiyle yargılanması için dava açtı.

    Sanık Fetih Ün, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ikinci kez hakim karşısına çıktı. Duruşmaya sanık Fetih Ün tutuklu bulunduğu Denizli Ceza İnfaz Kurumu’ndan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS) katılırken, duruşma salonunda sanığın 2 avukatı da hazır bulundu. Duruşma savcısı, sanık Fetih Ün’ün “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan cezalandırılması gerektiği yönünde mütalaa verdi.

    İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden (TEM) gelen raporları okuyan mahkeme başkanı, sanığın FETÖ irtibatlı olduğuna ilişkin Whatsapp mesaj içeriklerinin olduğunu belirtti.

    Hangi suçlama ile yargılandığını bilmediğini belirten sanık Fethi Ün ise, Fetullah Gülen’in avukatı olmaktan 9 aydır tutuklu olduğunu, tahliyesini istediğini söyledi.

    Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına karar vererek, Fethi Ün ile avukatlarının son savunmalarını yapmaları için duruşmayı Kasım ayına erteledi.

  • ADÜ’de Teknoloji Eğitim Konuşmaları seminerleri devam ediyor

    Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi tarafından düzenlenen ‘Teknoloji Eğitim Konuşmaları’ dizisi büyük ilgyle devam ediyor.

    Bu kapsamda gerçekleşen Doç. Dr. Aşkın Kurt, Yrd. Doç. Dr. Müge Adnan ve Yrd. Doç. Dr. Deniz Merkan Gezgin’in konuşmacı olarak katıldığı “Kim Korkar Teknoloji Bağımlılığından” başlıklı seminer, ADÜ Atatürk Kongre Merkezi Maiandros Salonu’nda yapıldı.

    Seminere, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Cavit Bircan, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Törün Özer’in yanı sıra öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Cavit Bircan “Yakın çevremde ve öğrencilerimde teknoloji bağımlılığına şahit oluyorum. Teknolojiyi faydalı işler için kullanabilirsek bağımlılığı yönetebiliriz. Üniversite olarak, teknolojinin getirdiği bütün nimetlerden yararlanıp sizlere en iyisini sunmaya çalışıyoruz” dedi.

    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Müge Adnan, teknoloji bağımlılığının ulaştığı noktayı istatistiklerle ortaya koydu. Amerika’da ortalama bir yetişkinin günde 30 kere telefonunu kontrol ettiğini ve yaş küçüldükçe bu rakamın 150’ye çıktığını belirten Yrd. Doç. Dr. Adnan, “Araştırmaya katılanlar, en fazla akşam saatlerinde aileleriyle ve arkadaşlarıyla zaman geçirecekleri vakitlerini telefonda geçiriyor. 15 000 kişinin katıldığı başka bir araştırmaya göre de yüzde 63 katılımcı, telefonlarını biri ararsa, mesaj gelirse diye uyurken bile açık bırakıyor.” dedi. Amerika’da genç ölümlerin yüzde 25’inin araba kullanırken gerçekleştiğinin istatistik olarak doğrulandığını belirten Yrd. Doç. Dr. Adnan, “Bir Amerikan futbolu sahasının tamamını direksiyon başında mesajlaşıyorken gözümüz kapalı geçiyoruz.” şeklinde konuştu.

    Uzmanların teknoloji bağımlılığını sigara bağımlılığına benzettiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Adnan araştırmaların sosyal medyada beğeni alanların, tıpkı sigara içildiğindeki gibi mutluluk hormonu salgıladığını, beğenilmediğinde stres hormonunu arttırdığını gösterdiğini belirtti.

    Seminerin diğer konuşmacısı Anadolu Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. A. Aşkın Kurt ise aile bireylerinin ebeveynler de dahil interneti sıklıkla kullandığını ve bunun bağımlılık halini aldığını belirterek, ailelerin sosyal medyada geçirdiği vaktin çocuklarıyla geçirdiği vakitten fazla olduğuna dikkat çekti. İnsanların internete ve sosyal medyaya ulaşamamalarının bir takım kaygı bozuklarına yol açtığını söyleyen Doç. Dr. Kurt, fomo, nomofobi, netlessfobi, stalking, hikikomoni ve siberkondria gibi internet ve sosyal medya bağımlılığından kaynaklı rahatsızlık verici davranışların literatüre girdiğini belirtti.

    Teknoloji bağımlılığı nedeniyle ortaya çıkan nomofobik davranışların kişilerde yarattığı etkiler hakkında konuşan Trakya Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Deniz Mertkan Gezgin, “Nomofobik davranış, kişinin telefonu yanında olmadığında yaşadığı kaygı durumu olarak karşımıza çıkıyor. Bu kişiler gece telefonlarını kapatamıyor, gece uyanıp telefonu kontrol ediyor, bu kişilerde iletişime geçememe ve haber alamama kaygısı görülüyor.” dedi.

    Yaptıkları araştırmada orta düzeyde nomofobinin yaygın olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Gezgin, “Teknoloji bağımlılığından kurtulmak için, ailenizle daha fazla vakit geçirin, spor yapın, daha çok sosyalleşin, hobi edinin, akıllı telefonu evde bırakarak denemeler yapın, kısacası teknoloji size değil, siz teknolojiye hükmedin.” dedi.

    Seminerin bitiminde, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Cavit Bircan tarafından, seminerin konuşmacısı öğretim üyelerine teşekkür belgeleri verildi.

  • Teröristlerin öldürülmeleri telsiz konuşmalarına yansıdı

    Hakkari Şemdinli bölgesinde gerçekleştirilen hava operasyonunda, bölücü terör örgütünün aralarında sözde cephe sorumlusu Agit Erkendi, Şemdinli tabur sorumlusu Cumali, bölük sorumlusu Agit, YJA-STAR kadınlar bölük sorumlusu Nujiyan adlı teröristlerin de yer aldığı 8 terörist etkisiz hale getirildi.

    Güvenlik birimlerinden alınan bilgiye göre, 10 Mayıs 2016 tarihinde Hakkâri Şemdinli bölgesine gerçekleştirilen hava harekatı sonucunda cephe sorumlusu Agit Erkendi (K), Şemdinli tabur sorumlusu Cumali (K), bölük sorumlusu Agit (K), YJA-STAR kadınlar bölük sorumlusu Nujiyan (K) adlı teröristlerin de yer aldığı 8 terörist etkisiz hale getirildi. Teröristlerin öldürülmesi telsiz konuşmalarına da yansıdı. 12 Mayıs 2016 tarihinde sözde savunma alanları karargâhı sorumlusu “Amed Malazgirt” kod adlı Fehmi Atalay isimli terörist ile sözde Hakurk eyaleti sorumlusu “Tekoşer Zagros” kod adlı Müslüm İke isimli terörist arasında gerçekleşen telsiz konuşması şöyle:

    RÜSTEM : Ses geliyor mu?
    HARUN : Ses nasıl?
    RÜSTEM : İyidir.
    HARUN : Valla arkadaş seninde bildiğin önceki gün konuşmuştuk ya.
    RÜSTEM : Evet.
    HARUN : Benim haberim yoktu.
    RÜSTEM : Tamam.
    HARUN : Dün sabah haberim oldu, ben bilgi vereyim.
    RÜSTEM : 8 arkadaş değil mi?
    HARUN : Doğru.
    RÜSTEM : Nasıl olmuş? Salaklar pisi pisine gitmiş değil mi?
    HARUN : Arkadaş biz Şemdinli’de kapsamlı bir şey düşünüyorduk.
    RÜSTEM : Tamam biliyorum.
    HARUN : Eylemi yapanlar bize haber vermeden harekete geçmişler.
    RÜSTEM : Sizin haberiniz yok muydu? Dediğime geldik, pisi pisine ölmüşler.
    HARUN : Harekete geçtiklerinden haberimiz yoktu. Arkadaşlar haber vermemişler. Eylem gücü konusunda anlaşmazlığa düşmüşler.
    RÜSTEM : Nasıl olmuş? Ne de anlaşamamış geri zekalılar.
    HARUN : Mirgesav’da (Şemdinli bölgesinde) sızma girişiminde bulunmuşlar. Sızmaları açığa çıkmış. Keşfedilmişler. 3 roket atmışlar. Çatışma çıkmış. Dört arkadaş vurulmuş. Onları arkaya, Hakkurk’a götürmüşler.
    RÜSTEM : Tamam sonra.
    HARUN : Eylemin ardından çekilirken keşif uçakları bunların yerlerini tespit etmiş.
    RÜSTEM : Ha sonra.
    HARUN : Berekeşk’e (Şemdinli bölgesinde) çekilmişler. Orada uçaklar bombalamış. Bomba tam üstlerine düşmüş; 8 arkadaş ölmüş.
    RÜSTEM : Hepsi erkek arkadaşlar mıydı?
    HARUN : Valla bizim bildiğimiz 5 erkek, 3 bayan arkadaştır.
    RÜSTEM :Agit’te içlerindedir yoksa?
    HARUN : Doğru Agit’tir. Tabur komutanı Cumali’dir. Kadınlar bölük komutanı Nujiyan’dır.
    RUSTEM : Yok ya. Çok kötü, çok kötü. Büyük kayıp.
    HARUN : Diğerleri de takım komutanı arkadaşlar, biri de bir mayıncı arkadaş.
    RUSTEM : Yeter anladım, tamam. Komutanları vuruyorlar hep, diğerleri değil de bunların gitmesi hiç iyi olmadı. Daha dikkatli olsunlar.
    HARUN : Anlaşıldı, kapatıyorum.”
    12 Mayıs 2016 tarihinde saat 14.29-14.34 arasında Hakurk eyaleti YJA-STAR kadınlar sorumlusu Berfin kod adlı terörist ile eyalet muhaberecisi Herekol kod adlı terörist arasında gerçekleşen telsiz konuşmaları ise şöyle:
    BERFİN : Ses geliyor mu?
    HEREKOL : Doğrudur geliyor.
    BERFİN : Ben bir bilgi vereyim.
    HEREKOL : Evet.
    BERFİN : Bak bunu sen Roj’a vermeden önce Harun’a da söyle.
    HEREKOL : Tamam.
    BERFİN : Arkadaşlar ayın 10’unda Geniş Tepe’ye bir eylem düzenliyorlar. Arkadaşlar geri çekilme sırasında iki keşif tarafından takip ediliyorlar. Berekeski mıntıkasında arkadaşlara keşif koordinesi ile hava saldırısı düzenleniyor. Burada tek bomba ile 8 arkadaş şehit düşerken, 4 arkadaş yaralanıyor. Şehit düşen arkadaşların isimleri Agit Erkendi, Cumali İnce, Nujivan, Zana Meşkan, Roza, Edip Rojhilat, Agit, Sılav.
    HEREKOL : Çok kötü olmuş ya! Soyadları nedir?
    BERFİN : Bak soyadlarını arkadaşlardan alırsın. Şimdi sırası değil.
    HERKOL : Tamam.
    BERFİN : Artık onların sicillerini sen netleştir.
    HEREKOL : Tamam.
    BERFİN : Liste elinde hazır olsun Berçelan ile bağlantıya geçmemiz gerekiyor.
    HEREKOL : Tamam.
    BERFİN : Başka bir şey diyor musun?
    HEREKOL : Çok kötü olmuş ne diyeyim. Yok siz diyorsanız dinliyorum.
    BERFİN : Arkadaş yok.”