Etiket: Kongresi

  • Tüp Bebek Uygulamalarında Mükemmeliyet Kongresi Sona Erdi

    Nevşehir’de Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD, Üreme Tıbbi ve İnfertilite Ünitesi tarafından düzenlenen “Yardımla Üreme Tekniklerinde Mükemmellik-Klinik ve Embriyoloji Yönleriyle Kongresi (Excellence in ART-Clinical and Laboratory Perspectives)” sona erdi.

    “Yardımla Üreme Tekniklerinde Mükemmellik-Klinik ve Embriyoloji Yönleriyle Kongresi”, Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD Üreme Tıbbi ve İnfertilite Ünitesi tarafından Nevşehir Kapadokya’da gerçekleştirildi. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD Üreme Tıbbi ve İnfertilite Ünitesi öğretim üyelerinden Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, Kongre Sekreteri Doç. Dr. Gürkan Bozdağ ve Düzenleme Kurulu’ndan Prof. Dr. Lale Karakoç Sökmensüer, Doç. Dr. İbrahim Esinler ve Yrd. Doç. Dr. Sezcan Mümüşoğlu katıldı. Kongrenin ilk kez düzenlendiğini belirten Prof. Dr. Hakan Yaralı, kongrenin 430 delege ve 14 yabancı konuşmacının katılımı ile gerçekleştiğini söyledi. Tüm oturumların İngilizce olduğu toplantıda Türkçe ve Arapça eşzamanlı çevirilerin yapıldığını kaydeden Yaralı, 4 adet tartışma temelli oturumun yanı sıra, 7 tane konferans ve yabancı davetli konuşmacıların deneyimlerini interaktif olarak Türk hekim ve biyologlarla paylaştığı iki panel oturumunun düzenlendiğini ifade etti.

    “PREİMPLANTASYON GEBELİK TARAMASI İLERİDE DAHA SIK KULLANIM ALANI BULABİLİR”

    Kongre Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, kongrede hem rahimin iç tabakası hem de embriyonun başarılı bir gebelik elde edilmesi kapsamında rolleri ile ilgili önemli sunumlar yapıldığına dikkat çekerek, “Eve canlı sağlıklı bebekle gitme konusunda üreme potansiyeli yüksek embriyonun seçimi çok önemli. Bütün dünyada rutinde kullanılan metotlar maalesef, hem sübjektif olup, hem de geçerliliklerinin sınırlı” dedi.

    TÜP BEBEKTEKİ BAŞARI

    Prof. Dr. Hakan Yaralı şöyle devam etti:

    “Tüp bebekte başarı yada başarısızlıkta laboratuar daha önemli. Gerek klinik, gerek laboratuarda mükemmeliyeti yakalayacağız. Bizi acaba en yüksek başarıyı en emniyetli olacak şekilde tüp bebeğin gerek klinik ve laboratuar uygulamalarında bireyselleştirmeyi düşünüyoruz. Kişinin özelliklerine göre nasıl bir yol izlemeliyiz konusu önemli. Yumurtalık tembelliği olguları tüp bebekte başarıyı en fazla sınırlayan olgular. İleri yaşta olan kadınlardaki olgular tüp bebekte maalesef en fazla engel olarak gözüküyor. Embriyoya zarar vermeden blastokist safhasında biopsi yapılarak (PGS), tüm 46 kromozomun incelenmesi, bize doğru embriyo seçiminde günümüzde en değerli bilgiyi vermektedir. Çok hoş bir bayan yakışıklı bir erkek ama ruhen ve kalben iyi olmayabiliyor. Sağlıksız yumurtalar iyi döllenebiliyor, embriyo yapabiliyor. Sağlıksız yumurta kapsamında en risk altında olan ileri bayan yaşı olguları (38-46 yaş) bu kapsamda en hedef kitleyi oluşturmaktadır. Ayrıca seçilmiş, mükerrer tüp bebek başarısızlığı ve de nedeni açıklanamayan mükerrer düşüklü olgularda da kullanılabilmektedir. PGS’in genetik ayağında farklı genetik inceleme metotlarının avantajları detaylı olarak tartışıldı. İleri bayan yaşında ya da kanser hastalarında üremenin korunması gibi bir çok önemli hususta 1,5 günlük zaman zarfında uluslararası önemli bilim insanlarıyla bir araya gelerek ülkemizde önemli bir toplantıya imza attık.”

    “TÜP BEBEK TEDAVİSİNDE STRATEJİLER HASTA TEMELİNDE BİREYSELLEŞTİRİLMEDİR”

    Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi Öğretim Üyesi ve Kongre Sekreteri Doç. Dr. Gürkan Bozdağ ise, tüp bebek tedavilerinde her hasta için uygun tek bir tedavi stratejisinin ve protokolünün olmadığını, yaş, yumurtalık kapasitesi, vücut kitle indeksi, genetik farklılıklar ve önceki tedavilerdeki yumurtalık cevabı ve embriyolojik gelişim problemleri gibi değişkenlere göre çocuk sahibi olmak isteyen çifte yaklaşımın klinik ve laboratuar aşamalarında bireyselleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu konunun son yıllarda dünya genelinde yapılan kongre ve sempozyumlarda da sıkça vurgulandığını belirten Bozdağ, EIA-2016 Kapadokya toplantısında da ilk oturumun bu başlıkla yapıldığını, Prof. Dr. Peter Humaidan ve Prof. Dr. Evangelos G. Papanikolaou ile birlikte bu oturumu Türk ve yabancı katılımcıların eşliğinde tüm yönleriyle tartıştıklarını söyledi. Doç. Dr. Gürkan Bozdağ, tüp bebeğin sadece klinik ve laboratuar yönleriyle değil aynı zamanda yumurtalık kapasitesi çok azalmış kadın hastalarda bir tedavi alternatifi olabilecek ‘in vitro aktivasyon’ yöntemi gibi henüz deneysel aşamadaki yöntemlerin de Stanford Üniversitesi bilim insanlarından Prof. Dr. Aaron Hsueh’nin sunumu esnasında ve kongre kapsamında tartışıldığını özellikle vurguladı.

    “EMBRİYOLOJİ LABORATUVARI KALİTE KONTROLÜ VE PERSONEL EĞİTİMİ ÇOK ÖNEMLİDİR”

    Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi Embriyoloji Laboratuarı sorumlusu Prof. Dr. Lale Karakoç Sökmensüer de, bilimsel çıtası yüksek, dünyanın önder infertilite uzmanlarını bir araya getiren bu toplantıyı düzenlemiş olmaktan dolayı mutluluk duyduklarını söyledi. Tüp bebek tedavilerinde klinik yaklaşımların yanı sıra embriyoloji laboratuvarı ile ilgili konuların da detaylı olarak ele alındığını ifade eden Sökmensüer, “Bu alanda güncel gelişmeler, yeni teknolojiler, tedavi yaklaşımları ve en önemlisi laboratuvar kalite kontrolünün nasıl yapılması gerektiği gibi önemli hususların embriyologlar tarafından detaylıca konuşuldu interaktif tartışmaları yapıldı” diye konuştu.

    DÜNYADAKİ ÖNEMLİ AKADEMİSYENLER TERÖR TEHDİDİ NEDENİYLE GELMEDİ

    Hacettepe Üniversitesi Tüp Bebek Ünitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Esinler ise, “Kongrenin amacı tüp bebek tedavisinde gebelik oranını nasıl artırmaktı. Dünyadaki konusunda uzman hocalar tespit edilerek davet edilmişti. İtalya ve ABD’deki hocalar ülkelerinden Türkiye’ye gitmeyin uyarısı nedeniyle toplantıya katılmadı. Dünya olarak zor bir dönemden geçerken, ülkemizin yerleşik olduğu coğrafya ve komşu ülkelerde yaşanan terör olaylarını da göz önünde bulundurduğumuzda bu toplantıyı yaşadığımız sıkıntılara rağmen yapmanın gururunu taşımaktayız. Teröre rağmen bilimsel hayatın devam ettiğini, bu denli uluslararası bir toplantı ile ifade etmenin çok değerli olduğunu düşünmekteyiz” dedi.

    Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD Üreme Tıbbi ve İnfertilite Ünitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezcan Mümüşoğlu da tüp bebek tedavisine ihtiyaç duyan çiftlerin yarısından çoğunda erkek faktörünün yaşandığını söyledi.

  • 2. Uluslararası Öğrenciler Sosyal Bilimler Kongresi Konya’da Başladı

    Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ve Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) işbirliğinde sosyal bilimlerin çeşitli disiplinlerinde tarihsel ve güncel konuları ele alan bildirilerin sunulacağı 2. Uluslararası Öğrenciler Sosyal Bilimler Kongresi başladı.

    Bir otelde gerçekleştirilen kongrenin açılış programına, Kosova Kültür Bakan Yardımcısı Recep Hoti, Konya Valisi Muammer Erol, AK Parti Konya Milletvekili Ahmet Sorgun, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Doç. Dr. Kudret Bülbül, NEÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker, NEÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Önder Kutlu, akademisyenler, uluslararası öğrenciler, yerli ve yabancı konuklar katıldı. Programda açılış konuşmasını yapan Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Önder Kutlu, “300’ü aşkın başvuru yapılmış olup, 117 bildiri sunulmak üzere kabul edildi. Toplamda 51 ülkeden bildiriler 24 oturumla sunulacak. Göç, uluslararası ilişkiler, hukuk gibi konular tartışılacak, her birinin bizler için ayrı kapılar aralayacağını umut ediyorum” ifadelerini kullandı.

    “DÜNYANIN BİZİM MEDENİYETİMİZE İHTİYACI VAR”

    Hz. Mevlana’nın, “Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti, cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” sözüyle konuşmasına başlayan NEÜ Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker, “Türkiye dünyaya yeni şeyler söylemek üzere hükümetiyle, STK’larıyla, üniversiteleriyle bir çaba içerisinde. Çünkü dünyanın bizim medeniyetimize ihtiyacı var. İnsanların zulüm gördüğü, tarihin kültürün katledildiği bir dünyada yaşıyoruz. Buna dur demek için yeni bir nesil oluşturmak, nitelikli insan yetiştirmek istiyoruz. Kapitalizmin ortaya koyduğu süreçlerde ya bu zulmü işleyenler ya da ortak olanlar oldu. Biz bu zulme ortak olmak değil dertleri savmak, acıları ve mutlulukları paylaşmak istiyoruz” dedi.

    Sosyal Bilimlerin ülkemizde son yıllarda çok desteklendiğini belirten Şeker, gençlerin de artık sosyal bilimleri bilinçli tercih ettiklerini ifade etti. Şeker, “Konya’nın ilk dil merkezi KONDİL’de yurtdışından gelmiş öğrencilerimizle üniversitemizde uluslararasılaşmayı görmekten memnun oluyoruz. Son dönemde üniversitemizde de yabancı öğretim üyesi kadrosunda da artış var. Mısır’dan, Ürdün’den, Amerika’dan, Suriye’den gelen akademisyenlerimizin bizlere sağladıkları ve sağlayacakları katkı bizleri mutlu ediyor” dedi. Hz. Mevlana’yı örnek alıp kültür elçiliğini üstlenen öğrencilere teşekkür eden Şeker, kongrenin başarılı geçmesini temenni etti.

    “TÜRKİYE ELİNDE TUTTUĞU GÜÇLE BÜTÜN DÜNYAYA DESTEK OLUYOR”

    Konuşmasında böyle bir çalışmanın devlet için, millet için önemli olduğunu belirten Kosova Kültür Bakan Yardımcısı Recep Hoti de, Türkiye’ye teşekkür etti, duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kosova’da olan Türklerin haklarının anayasa tarafından korunduğunu kaydeden Hoti şöyle devam etti: “Onların varlığı bizleri mutlu ediyor. Türkiye’nin Batı ile ilişkileri iyi, aynı anda İslami gücü de elinde tutuyor. Türkiye artık kendi fikrini oluşturuyor, sadece kendine değil bütün dünyaya destek oluyor. Önemli politikalara imza atıyor. Bunlar tesadüf değil.”

    Kosova’nın Türkiye ile ortak bir geçmişe sahip olduğunu belirten Hoti, iki ülkenin geleceğinin de ortak olduğunu kaydetti. Hoti, “Kosova ve Türkiye’nin yakınlığı bizi ancak onurlandırır. Hiçbir devlet Türkiye kadar Kosova’ya yatırım yapmamıştır. Bütün bu şeyler bizi çok memnun ediyor. Buradaki Arnavut öğrencilere sunduğunuz imkanlar için teşekkür ederiz. Tüm medeniyetler için bu çok önemli. Görüyoruz ki İslam insanlığın diğer adıdır” ifadelerini kullandı.

    “DÜNYA ÜZERİNDE AKRABA OLMADIĞIMIZ BİR TOPLULUK YOK”

    Konya Milletvekili Ahmet Sorgun ise NEÜ’nün kuruluşundaki felsefenin sosyal bilimler olduğunu hatırlatıp, gerçekleştirilen programın da bu felsefeye uygun olduğunu söyledi. Sorgun, dünya üzerinde akraba olmadığımız bir topluluğun olmadığının altını çizerek, “Burada onlarca ülkeden öğrencimiz, akademisyenimiz var. Burada herkes huzur içinde yaşıyor. Dünyada da böyle yaşayabiliriz aslında. Katkılarınızdan dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, kongrenin hayırlara vesile olmasını

    temenni ediyorum” şeklinde konuştu.

    “YENİ TÜRKİYE VİZYONUNDA YÜRÜYÜŞÜMÜZ EMİN ADIMLARLA DEVAM EDİYOR”

    Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kudret Bülbül de, konuşmasına katılımcılara ve konuşmacılara teşekkür ederek başladı. Konya gibi inşa edici bir şehirde bulunmaktan memnun olduğunu dile getiren Bülbül, “Bu vesile ile gördük ki uluslararası öğrenciler aslında unuttuğumuz değerleri bizlere öğretiyorlar. Bu anlamda memnunuz. Yeni Türkiye vizyonunda yürüyüşümüz emin adımlarla devam ediyor. Görüyoruz ki Türkiye uluslararası öğrenciler açısından da güvenli bir liman. Şu durumda çok önemli bir noktadayız” dedi.

    “GENÇ AKADEMİSYENLERİMİZ, GENÇ ÖĞRENCİLERİMİZ BİR ARAYA GELSİNLER İSTİYORUZ”

    Bülbül, “Genç akademisyenlerimiz, genç öğrencilerimiz bir araya gelsinler istiyoruz. Kosova, Karadağ, Meksika’dan öğrenciler bugün burada. Çok önemli bildiriler burada sunulacak ve kitaplaştırılacak. Bu kongrenin en önemli yanlarından biri de bir farkındalık oluşturacak olması” dedi.

    Kosova ile ilişkilerimizin de çok güçlü olduğuna değinen Bülbül, ilerleyen günlerde de Kosova’ya katkılarının devam edeceğini dile getirip, Konya’da açılan bu ufkun daha geniş alanlara dağılmasını umut ettiklerini ifade etti.

    2. Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi 29 Nisan-01 Mayıs 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. YTB tarafından 2016 yılının Kosova yılı olarak ilan edilmesi nedeniyle ülke çalışmaları kapsamında “Kosova” özelinde sunumlardan oluşan müstakil bir oturum da düzenlenecek.

  • Uluslararası Ortadoğu Kongresi

    Hatay Valisi Ercan Topaca, Ortadoğu devletlerinin tehlikeleri algılama sensorlarının yetersiz olduğunu gördüklerini belirtti. Topaca, “Bu tehlikeler sosyal, siyasi, ekonomik veya askeri olabilir. Bu tehlikeleri algılama konusunda, önceden tespit etme ve tedbir alma konusunda İslam ülkelerinin çok başarılı olamadığını görüyoruz” dedi.

    Hatay Büyükşehir Belediyesi, Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) ve Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) işbirliğinde ve Hatay İl Kültür Müdürlüğü Koordinesinde “Türk- Arap İlişkileri: Çok Boyutlu Güvenlik İnşası” ana temalı 4. Uluslararası Orta Doğu Kongresi Hatay’da başladı.

    Antakya Otoman Otelde başlayan Uluslararası Ortadoğu Kongresi’ne Hatay Valisi Ercan Topaca, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Rektörü Prof. Dr. Hasan Kaya, Suudi Arabistan Krallığından Prenses Basmah Bin Saud, Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Çalışmalar Merkezi Komutanı Tümgeneral Sanad Ali Al-Nuamı, başta ABD olmak üzere İngiltere, Pakistan, Filistin, Ürdün Bulgaristan, Bangladeş, İran, ve Türkiye’den bir çok bilim adamı katıldı.

    Ortadoğu Kongresinde konuşan Hatay Valisi Ercan Topaca, Ortadoğu devletlerinin tehlikeleri algılama sensörlerinin yetersiz olduğunu gördüklerini belirterek, “Bu tehlikeler sosyal, siyasi, ekonomik veya askeri olabilir. Bu tehlikeleri algılama konusunda, önceden tespit etme ve tedbir alma konusunda İslam ülkelerinin çok başarılı olamadığını görüyoruz. Bunun sebepleri arasında yönetimlerle halk arasındaki destek ve ilişki konusundaki yetersizlik var” dedi.

    Vali Topaca, şöyle devam etti:

    “Bu da bu birlikteliğin bu güçlü yapının oluşmasına mani oluyor. Zayıf yönetimler, algılaması yetersiz yönetimler tabi kendi içinde güçlü olmayınca dışa karşı da zayıflığı beraberinde getiriyor. Bir başka husus devlet geleneği dediğimiz, kurumsal yapı dediğimiz aslında devletten de önemli o geleneklerin, kurumların olmaması veya yeni yeni oluşması ya da eski geleneklerinden kopmuş, devlet anlayışından kopmuş devletler, yine başarısızlığın bir başka sebebi olarak ortaya çıkıyor. Orta Doğu ülkeleri arasında dost ve düşman seçiminde genelde doğru tespitler yapılamaması da birer etken. Uzun vadeli stratejilerden uzak, günü kurtarmaya yönelik devletler arası dostluklar da bir başka handikap olarak görülüyor. Gerçekte İslam tarihinde çok ciddi bir tecrübe birikimi var. Bundan da kopmuş devletler olunca bu süreç daha da zorlaşıyor. Orta Doğu ülkelerindeki zengin doğal kaynakları temelliği beraberinde getiriyor. Büyük devletlerin ellerinin sürekli İslam politikası içinde olmasına sebebiyet veriyor. Buda İslam ülkelerindeki huzursuzluğun bir başka kaynağı.”

    İslam coğrafyasında insanların birlikteliğini sağlayacak üst çatı kuruluşlarının gerek askeri anlamda gerekse de fikri veya dini anlamda olmamasının da bir başka handikap olarak ortaya çıktığını belirten Topaca, “Benim temennim yaşadığımız bu sorunları ki biz Hatay olarak çok ciddi bir şekilde yaşıyoruz. Komşumuz Suriye’de yaşananlar, Irak’ta olan sıkıntılar. Kuzey’de yaşanan sıkıntılar dahil olmak üzere Türkiye ve Hatay’da çok ciddi oranda hissediyoruz. Bu sorunların çözülmesini, İslam ülkeleri arasında çok daha yapıcı bir işbirliğinin, kültürel ve dini birliğin ortaya çıkmasını bekliyoruz. İnşallah bu toplantı bu birlikteliğin üretilmesini ve dünya barışını sağlaması noktasında bizleri daha da bir araya getirir. Ortak bir cepheden bakmak suretiyle aramızdaki sorunları halletmeye vesile olur” diye konuştu.

    TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’da yaptığı konuşmada, bugün yaşadığımız dünyanın neye tekabül ediyorsa Türk-Arap ilişkilerinin de o muvacelede gelişeceğini veya daha da geriye gideceğini söyledi.

    Gayret ve isteğin bu işbirliğinin büyümesi gelişmesi, sektörel ve finansal olarak derinleşmesi, dolayısı ile bu ortak havzada Türk-Arap ilişkilerinin tarihsel derinliğine tekrar kavuşması ile olacağının altını çizen Şensoy, “Son 20 yıldır doğuda ortaya çıkan güçlerin dünyada ki her her türlü pastadan daha fazla pay almasıyla doğu ve batı arasında çok büyük bir rekabet ortamını yaşıyoruz. Doğu ve batıyı şekillendiren temel enstrümanlarını tekrarlamak istiyorum. Birincisi mikro milliyetçilik, 19. Yüzyıl büyük devletler imparatorluklar, 20. yüzyıl ulus devletler çağıydı, 21. Yüzyılda ulus ve mikro devletler çağı olacak. Ve önümüzdeki çok uzun olmayan bir vade içinde uluslararası sistemin üye sayısı açısından belki iki katına kadar çıkabileceği yönünde öngörüler var. Dolayısı ile her ülkenin, en gelişmiş ülkeler de dahil, bir mikro milliyetçilik riski var” dedi.

    Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Kaya’nın konuşmalarının ardından, Ortadoğu Kongresi’nin ilk anahtar konuşmasını Suudi Arabistan Prensesi Basmah Bin Saud yaptı.

    Daha sonra kongrenin ilk oturumu Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Çalışmalar Merkezi Komutanı Tümgeneral Sanad Ali Al-Nuamı’nın yaptığı anahtar konuşmasının ardından Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu’nun moderatörlüğünde yapıldı.

  • Ünsal: “Muhtemelen Mayıs’ta Galatasaray’ın Kongresi Olacak”

    Milli takım ve Galatasaray’ın eski oyuncusu Hakan Ünsal, Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen “Tecrübe Konuşuyor” temalı spor söyleşisinde öğrencilerin sorularını cevapladı. Galatasaray’ın durumuyla ilgili soruya ilişkin kongreye işaret eden Ünsal, “Öyle bir dönem var ki muhtemelen Mayıs ayında kongre olacak” dedi.

    Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen “Tecrübe Konuşuyor” adlı spor söyleşisinde Milli Takım ve Galatasaray eski futbolcusu Hakan Ünsal, TRT Spor sunucusu Ersin Düzen ile birlikte ortaokul ve lise öğrencileriyle bir araya geldi.

    “MUHTEMELEN MAYIS’TA KONGREYE GİDİLECEK”

    Öğrencilerin sorularını cevaplandıran Hakan Ünsal, Galatasaray’ın durumuyla ilgili soruda kongreye işaret etti. Mayıs ayında kongreye gidileceğini belirten Ünsal, “Oyuncular bile gelecek sene ne olacağını bilmiyor. Çünkü öyle bir dönem var ki muhtemelen Mayıs ayında bir kongre olacak. Bir seçim olacak ve bu seçimde mevcut yönetim kalacak mı gidecek mi bilinmediği için önümüzdeki yıllar gibi Galatasaray’ın şuan ki durumu da iç açıcı değil. Wesley Sneijder, Lukas Podolski gibi para edecek oyuncular gidebilir. Bunlar elden çıktıktan sonra nasıl bir yapılanma olacak, tekrar şampiyonluk yarışında olabilecek misin belli değil. Aslında büyük bir fırsat. Her şeye yeniden iyi başlamak adına bakalım o yönetim gelecek mi onu hep beraber göreceğiz” dedi.

    “FENERBAHÇE’YE KARŞI 6-0 KAYBEDİLEN MAÇ SONRASI SOKAĞA ÇIKAMAZ OLDUK”

    2002 yılında Fenerbahçe ile yapılan maçtaki 6-0’lık skorun hatırlatılması üzerine tecrübeli oyuncu, “Kimse bir şey konuşmadan ne olacak, nasıl gidecek bu rezillik diye onu düşündük. Kimsenin bir şey söyleyecek durumu yoktu. Hakikaten çok kötü bir maçtı. Bir o maç için değil kaybettiğimiz maçlardan sonra sokağa çıkamıyorduk. Karşımıza taraftarlar çıktığında utanıyorduk çok zor geliyordu. Onlara cevap veremeyiz diye evden çıkmadığım günlerim oldu” diye konuştu.

    “ŞAMPİYONLUĞU BEŞİKTAŞ’IN HAK ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    Sezon sonunda hangi takımın şampiyon olacağı sorusuna karşılık Beşiktaş cevabını veren Hakan Ünsal, “Sezon başından beri oynadığı iyi oyun, seyrettirdiği zevkli maçlar, attığı fazla gol, girdiği fazla pozisyonlar itibariyle ben Beşiktaş’ın hak ettiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.

  • Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nde 1. Ulusal Tıp Öğrenci Kongresi Düzenlendi

    Bezmialem Vakıf Üniversitesi’nde 22-24 Nisan tarihleri arasında 1. Ulusal Tıp Öğrenci Kongresi etkinliği gerçekleştirildi. Dekanlık Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe, BVU Mütevelli Heyeti Başkanı Ahmet Akça, BVU Rektörü Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, BVU Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gül, BVU Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ethem Güneren, BVU Genel Sekreteri Zeynep Gökçen ve BVU Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sema Arıcı ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.

    Kongrenin açılış konuşmasını yapan Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, tüm öğrencilerin meslektaşlarından faydalanması gerektiğini belirterek, “Düzenlenen bu etkinlikle her birinizin değerli meslektaşlarımdan etkin bir şekilde faydalanacağından eminim. Her bir hocanız ile çekinmeden diyaloğa geçerek merak ettiklerinizi sorun ve sorgulayın. Sarf ettiğiniz her çaba sonucunda başarı her zaman sizinle birlikte olacaktır. Bu noktada bizler, her zaman yanınızda yer alarak size her türlü desteği vermeye hazırız” dedi.

    Kongreye katılan akademisyenlere de teşekkür eden Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu, “Türkiye’nin Öncü Sağlık Üniversitesi olarak her alanda başarıyı hedefleyen kurumumuz Bezmialem Valide Sultan’ın “hayır” kültürünü devam ettiriyor. Çalışmalarında her zaman “önce sağlık” diyen okulumuz bugün bir kez daha bu doğrultuda büyük adımlar atıyor. Kongremizde siz değerli akademisyenlerimizin aramızda bulunmasından dolayı mutluluk duyuyorum” dedi.

    3 gün boyunca düzenlenen kongrenin birinci gününde Transplantasyon, Gastroenteroloji ve Hepatoloji, Kardiyoloji Paneli, ikinci gün ise Onkoloji ve Plastik Cerrahi Paneli düzenlendi. Etkinlik kapsamında ayrıca öğrenciler ile akademisyenler söyleşi ve workshop çalışmaları yaptı. Kongrenin üçüncü gününde ise Tarihi Yarımada gezintisi düzenlendi. Öte yandan kongrede Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. Sınıf öğrencisi Ömer Kılıç, Sözlü Sunum dalında birincilik ödülü kazandı.