Etiket: “koalisyon”

  • Koalisyon Güçleri Uçaklarla, Muhalifler De Karadan IŞİD’i Vuruyor

    Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu koalisyon güçlerine ait uçaklar havadan, Özgür Suriye Ordusu ise karadan Suriye’nin İzzetiye ve Nahsaniye köylerindeki IŞİD mevzilerini vuruyor.

    Suriye-Türkiye hava sahasında keşif uçuşu yapan uçaklar, sabah saatlerinde saatlerinde belirledikleri hedefleri vurdu. Toplanan militanları ve araçlarını belirleyen uçaklar, çok sayıda sorti gerçekleştirerek IŞİD militanlarını vururken, ÖSO ise karadan IŞİD’e saldırdı. Zaman zaman şiddetlenen çatışmalar sınır köylerinden duyulurken, Türk bayraklı TSK’ya ait tanklar ile zırhlı araçlar, konuşlandıkları birliklerden çıkarak sınır hattında devriye görevi icra etti. IŞİD militanlarının ise yüksek tepelere çıkarak, Suriye’de savunma hattı oluşturdukları gözlendi.

    IŞİD militanları ile Özgür Suriye Ordusu arasında çatışmalar sürerken, toplanan IŞİD militanları sabah saatlerinde daha önce ÖSO’nun eline geçen bazı köyleri almak için saldırı yapmak üzere toplandı. Bu sırada koalisyon güçlerine ait uçaklar Suriye’nin İzzetiye, Nahsaniye köylerindeki IŞİD mevzileri hava saldırısı sonucu imha etti. Hava saldırısı sonucu Suriye tarafından yükselen dumanlar sınır köylerinden yükselirken, Suriye tarafındaki çatışma ve patlama sesleri Kilis’in sınır köylerinden de duyuluyor.

  • Maliye Bakanı Şimşek: “Koalisyon Olasılığını Düşünmüyoruz”

    Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, oyunu Gaziantep M.Hayri Akına Kız Anadolu Lisesi’nde kullandı. Şimşek sorulan koalisyon olasılığı ile ilgili soruya, “Şuan öyle bir olasılığı düşünmüyoruz” dedi.

    Öğle saatlerinde M.Hayri Akına Kız Anadolu Lisesi’ne gelen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 1025 numaralı sandıkta oyunu kullandı. Bakan Şimşek, oy kullanmasının ardından yaptığı açıklamada, kullandığı oyun ve seçimin hayırlı olmasını diledi. Şimşek, “Ülkemize ve ülke demokrasimize, milletimize hayırlı olsun. Türkiye kazanacak. 2 bayramı birlikte kutluyoruz. Cumhuriyet Bayramı’nı büyük coşkuyla kutladık. Bugün de demokrasi bayramını kutladık. İnşallah ülkemizin önü açılır. Milletimiz için ülkemiz için hayırlı olur” dedi. Sandıktan çıkacak sonuç ile ilgili tahmini sorulan Şimşek, “Umudumuz Türkiye’nin önünün açılması, istikrar, reform ve refah” diye konuştu.

    Koalisyon çıkması halinde ne yapılacağı yönündeki soruya ise Şimşek, “Şu anda öyle bir olasılığı düşünmüyoruz. Milletimizin iradesi ne yönde olursa onun gereğini yapacağız. Milletin iradesi her zaman her şeyin üzerindedir” cevabını verdi.

  • (Özel Haber) MHP’li Senem Kılıç’tan CHP’ye ‘Koalisyon’ Göndermesi

    MHP İzmir Milletvekili Adayı Senem Kılıç, CHP’nin MHP ile koalisyon yapma açıklamalarını değerlendirerek, “MHP ile CHP maalesef ayrışmaktadır. CHP’nin sanki HDP’ye eş destek verecek davranışları düşündürüyor. CHP ülkenin bekası ve birliğini korumak noktasında tarafını daha belirgin bir şekilde tutması gerekiyor. CHP’li Selin Sayek Böke ‘PKK ile gerekirse masaya otururuz’ diye açıklama yaptı. PKK bu ülkede neyi savunur da masaya oturacağız” diye konuştu.

    Milliyetçi Hareket Partisi İzmir 1. Bölge Milletvekili adayı Senem Kılıç seçim çalışmalarını sürdürdüğü seçim tırında İhlas Haber Ajansı’na özel açıklamalarda bulunarak, koalisyon ihtimallerini değerlendirdi.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun MHP’nin içinde bölünme olduğuna dair söylemlerini eleştirerek sözlerine başlayan Kılıç, algı yönetimi yapıldığını ifade etti.

    “NEYİ YANLIŞ YAPTIK Kİ OYLARIMIZ DÜŞSÜN”

    MHP’nin oylarının bölünmeyeceğini ve düşmeyeceğini dile getiren Kılıç, şunları söyledi: “MHP neyi yanlış yaptı ki oyları düşsün? Söylediğimiz her şeyde haklı çıktık. Üzerimizde ‘hayırcılar’ diye bir kampanya yürüttüler. Oysa biz azınlık hükümetine ‘hayır’ dedik, çünkü demokrasi tam olarak işletilmemişti. Erken seçim hükümetine ‘hayır’ dedik, çünkü daha demokrasinin koalisyon kurmak noktasındaki bütün kapıları çalınmamıştı. Sayın Davutoğlu zaten bize koalisyon teklif etmemişti ki biz bir tarafta olalım veya olmayalım. Haklılığımız ortaya çıktı, PKK bu ülkede konumlanıyor, güçleniyor. Canlara gasp edilecek, çözüm süreci diye bir şey olamaz. PKK ile mücadele etmek zorundayız, müzakere söz konusu bile olamaz. Vatan müzakereye söz konusu olacak bir konu değildir. ‘Vatanın üzerinden bir istişare olamaz’ dedik ve haklı çıktık. O zaman en büyük kaygıları haklı çıkan tek parti olarak yolsuzluklarla, haksızlıklarla, Anayasa’nın korunmasıyla ilgili mücadelede ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı ile ilgili davranması konusundaki en cesur açıklamayı yapan tek parti olarak neyde haksız çıktık ki oylarımız düşsün? Milliyetçiliğin en çok prim yaptığı, toplumda herkesin milliyetçiliğe sığındığı bir yerde, 46 yıldır Türk milliyetçiliğinden ödün vermemiş, zerre kadar yerini değiştirmemiş bir partinin neyi yanlış ki bugün oyları düşsün? Kesinlikle partimizin bölünme ve bölünme ile ilgili olan çıkarımları hatadır, yanlıştır. Partimizden giden bir kişi var. O da kendi talebiyle, iradesiyle gitmiştir. Onun dışında herkes yerindedir. Son güne kadar bu vatan için canının siper etmiştir ve ‘önce milletim, ülkem sonra partim ve ben’ diyen bir anlayışın hepimiz birer neferiyiz. Ve vatan için çalışıyoruz, nesi yanlış bunun?”

    “BEŞİNCİ PARTİ ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NDEN ÇIKACAK”

    Beşinci partinin AK Parti içinden çıkacağını iddia eden Senem Kılıç şöyle devam etti: “Bugün kendi içerisindeki haksızlıklara artık vicdanen hayır diyecek, kendi hukuksuzluklarına karşı parti anayasası var diyerek duruş gösterebilecek, bu ülkeyi seven vatan evlatlarının olduğu, milletvekillerinden ayrışacak noktada olduğu beklentimiz var. 1 Kasım’da benzer senaryoların oluşturulmasına karşılık bir koalisyon kurulması içerisinde de 4 parti içerisinde demokrasi sıkışır ve darboğaza girerse bütün bunlara karşı mücadele edecek, ‘ben de varım’ diyecek, vatan evlatlarında oluşacak bir beşinci parti bekliyoruz. Bu da bugün çoğunluk sandalye sayısına sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olacaktır.”

    “CHP TARAFINI DAHA NET VE BELİRGİN TUTMALI”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Koalisyon olursa tercihimiz MHP olur’ sözlerini de değerlendiren Senem Kılıç, CHP’nin net ve açık bir tavır sergilemediğini söyledi. Seçim döneminde partilerin birbirlerine olan yaklaşımlarının kurulacak samimi koalisyonlar için önemli olduğunu ifade eden Kılıç şöyle konuştu: “Ülkenin korunması ve bekası adına herkes kendi ile ilgili çıkarımlarını bir kenara bırakıp önce ‘ülkem ve milletim’ diyebilmelidir. Fakat Sayın Kılıçdaroğlu da bizi Sayın Başbakan gibi bizi hayırcı olmakla suçladı. Kendisine hükümet koruma noktasında resmi bir görev verilmemişti zaten ve kendisine verilmemiş bir görevi hangi sıfatla bize ad ederek, bu konuda ‘hayırcı’ diyebilir. Sayın Kılıçdaroğlu başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki kişilere sesleniyorum. Anayasa’da Türkçülüğün çıkartılması, Türk kelimesinin bir tane dahi geçmemesi ve bu ülkede Anayasa önünde herkesin eşit olduğu gerçeğiyle demokrasiyi işletebilmek koşuluyla Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını hayata geçirmek noktasında eşit yurttaşlık ilkesinin neden gerekli olduğunu ben onlara sormak istiyorum. Bizim ülkemizde CHP’nin kendi içerisinde konuşan organlarını, sanki HDP’ye eş destek verecek davranışlarını da pek çok ulusalcı ve Atatürk’ün ilke ve inkılaplarına bağlı vatandaşımızın değerlendireceğini düşünüyorum. Bu konuda CHP’ye ülkenin bekası ve birliğini korumak noktasında duruşunu daha net, daha keskin, tarafını daha belirgin bir şekilde tutunması gerektiğini söylemek istiyorum.”

    CHP’Lİ SELİN SAYEK BÖKE’YE ’PKK’ ELEŞTİRİSİ

    MHP olarak dört vazgeçilmez ilkeleri olduğunu hatırlatan Senem Kılıç, “Bizim 4 olmazsa olmazımız var ve bunu sadece bizim savunuyor olmamız da ironiktir. Neden Anayasa’nın ilk dört maddesinin vazgeçilmezliği garantisini isteyen sadece Milliyetçi Hareket Partisi? Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik bir düzen içerisindeki rejiminden vazgeçebilir miyiz? Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinden vazgeçebilir miyiz? Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinden vazgeçebilir miyiz? Türkiye Cumhuriyeti’nin bu başlıklar içerisindeki bu üç maddenin korunmasından vazgeçebilir miyiz? Niye vazgeçelim bunlardan niye bunun garantörlüğünü isteyen sadece MHP’dir? Diğer partiler neden vazgeçiyorlar? Açıkça söylesinler. CHP’li Selin Sayek Böke ‘PKK ile gerekirse masaya otururuz’ diye açıklama yaptı. PKK bu ülkede neyi savunur da masaya oturacağız?” dedi.

    “CHP İLE MHP MAALESEF AYRIŞMAKTADIR”

    Elindeki silahları olan bir örgütün hangi gerekçeyle masada devlet olarak tanınacağına dikkat çeken Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hala vakit kaybediyoruz. PKK bugün Kürt vatandaşların hakkını mı koruyor da biz devlet olarak PKK’yı resmileştiriyoruz? Hayır efendim, ne masada oturacak PKK ile bir müzakeremiz olabilir, ne de PKK’yı bu ülkedeki bir tane vatandaşımızın temsilcisi olarak meşrulaştırabiliriz. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi maalesef ayrışmaktadır. Bir koalisyon kurulması noktasında dört ilkemiz vardır. Çözüm sürecinin derhal bitirilmesi, Anayasa’nın ilk 4 maddesinden vazgeçilmemesi, 17-25 Aralık’ta yara bırakan yolsuzluklarla ucu nereye giderse gitsin mücadele edilmesi, Sayın Cumhurbaşkanı’nın makamına uygun yasal sınırlara çekilmesi konusundaki bir mutabakatının sağlanmasıdır. Biz inanıyoruz ki bunlar zaten Türk milleti vatandaşlarının da istediğidir. CHP ile bu başlıklarda anlaşabilirsek niye olmasın?”

    CHP’yi ve yönetimini sert bir dille eleştiren Senem Kılıç, Atatürk’ün kurduğu CHP’ye gönül verenleri ve savunucuları Atatürk’ün kurduğu inkılaplara yakışır bir şekilde davranmaya davet etti.

    “AK PARTİ DÖRT ŞARTIMIZA EVET DİYECEKTİR”

    Halkların Demokratik Partisi dışında bütün partilerle dört ilkeleri çerçevesinden koalisyona hazır olduklarını yineleyen Senem Kılıç, AK Parti ile MHP’nin koalisyon ihtimalini de değerlendirdi. AK Parti ile tabanlarının benzemesine rağmen MHP olarak dini siyasallaştırmadıklarını dile getiren Kılıç, “Herkes hak karşısında insandır. Tabanlarımız yakın da olsa uzak da olsa ‘önce insan’ diyen bir partiyiz. Bundan mütevellit tabanlar birbirini isteyebilir. Fakat 4 şartımızdan asla ve katiyen vazgeçmiyoruz. İnanıyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi bu koalisyonun kurulması için, bu 4 şartla bu ülkeye evet diyecektir” diye konuştu.

    “DEMOKRASİNİN BU ÜLKEYE GELMESİ LAZIM”

    Koza İpek Holding’e ve şirketlerine kayyum atanmasını da eleştiren ve hukuki olmadığını savunan Kılıç, şunları kaydetti: “Her ne olursa olsun yanlış da olsa haklı da olsak, ne haklılığınızı özgürlüğü ele alacak bir noktaya çekmeli ne de haksızlığımız neticesinde insanları cezalandırıp, kin kusarak bölmelisiniz. Demokrasinin bize sevinme hakkı verdiği kadar sevinmek, demokrasinin yanlışlarla mücadele etme noktasında Anayasa’nın bize verdiği kuralları işletmek zorundayız. Bu ülkeye huzurun gelmesi için demokrasinin gelmesi lazım. Sokaklarda rahat gezebilmemiz için, alışveriş merkezlerine korkmadan gidebilmemiz için, söylemlerimizi rahatlıkla ifade edebilmek için seçim tırımızın bugün buradayken 2 saat sonra nereye hapsedileceği kaygısına düşmeksizin yaşayabilmek adına demokrasinin bu ülkeye gelmesi lazım. Demokrasiyi işletmek bir liderlik ve kurumsallık duruşudur. Demokrasiyi işletebilmek sizin aleyhinize gelişen durumları da büyük bir erdemlikle, sükunetle karşılayabilme yeteneğidir. Her şey sizin lehinize olsun diye demokrasiyi işletmek isterseniz o saltanat sürmek olur. Demokraside ‘hep bana’ olmaz. Keserin bir tarafı size işlerken, bir tarafı bana da işleyebilmeli.”

    “BUGÜN BURAYA UZANAN ELLER YARIN HER YERE UZANABİLİR”

    Koza İpek Grubu’na kayyum atanmasının ve son günlerde yaşanan gergin ortam nedeniyle AK Parti’nin oy kaybedeceğini öne süren Kılıç, gelinen süreci kaygı ile izlediklerini ifade etti. Hakkıyla iş yapanın mağdur duruma düşürüldüğünü ve toplumun hakkı gasp edilmiş kişinin her zaman yanında olduğunu belirten Senem Kılıç, “Tarafgirlik değil bizim derdimiz, demokrasi bu ülkeye gelmeli. Demokrasi geldiği zaman ne basın kuruluşu gasp edilir, ne gecenin bir vakti camları kırılarak işletmeler gasp edilir, ne de bir şirkete kanunsuz hukuksuz kayyumlar atanır. Bunun son derece karşısındayız ve endişe ile büyük bir kaygıyla izliyoruz. Bugün buraya uzanan eller yarın her yere uzanabilir. Buna müsaade etmemeliyiz, izin vermemeliyiz” ifadelerini kullandı.

    “YABANCI SERMAYE GÜVENİN BİTTİĞİNİ DÜŞÜNÜR VE ÇEKİLİR”

    Anayasa’ya aykırı bir şekilde kayyum atandığını savunan Kılıç, uygulamanın yabancı sermayeyi de Türkiye’den çekeceğini belirterek, “Bu şirket bir aile şirketi değil halka arz edilmiş bir şirkettir. Yani milyonlarca insanın bedel ödeyerek hak aldığı bir şirket. Dolayısıyla o insanların bir gecede mal varlığını eritmiş olursunuz yani halkın sermayesini de bitirildiği bir konusudur bu. İkincisi yabancı sermaye bizim ülkemizden çekilir. ‘Ne oluyor kurum dört dörtlük rapor almış, bağımsız denetim şirketleri tarafından A plus not almış bir şirkete devlet niye el koyar’ der. Güvenin bittiğini düşünür ve arkasına bakmadan gider ve gidiyorlar zaten. Bizim uluslararası arenada itibarımız yerle bir edildi. İtibar çok önemli. İtibar eşittir bizim istikrar notumuzdur” dedi.

  • (Özel Haber) AK Partili Turhan’dan Koalisyon Ve Kayyum Yorumu

    AK Parti İzmir Milletvekili İbrahim Turhan, 1 Kasım seçimlerinde tek parti iktidarının huzur, refah ve reformlar için şart olduğunu aksi halde güç ve itibar kaybı yaşanacağını belirterek, koalisyon hükümetlerinin kısa sürede dağıldığını ifade etti. Turhan, birbiriyle örtüşmeyen iki parti olarak nitelendirdiği MHP-CHP koalisyonunu eleştirdi.

    AK Parti İzmir Milletvekili ve eski Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde gerçekleşen döviz hareketlerinin Türkiye dışındaki faktörlerden kaynaklandığına işaret eden Turhan, buna rağmen Türkiye’nin avantajlı yanlarının olduğunu kaydetti.

    “JEOPOLİTİK VE SİYASİ RİSKLER ÇOK ARTTI”

    Türkiye’nin dört seçim geçirmesine rağmen istikrar avantajlarını kullandığını ancak bu noktada 1 Kasım seçimlerinin büyük önem taşıdığını belirten Turhan, “Birincisi, Türkiye kendi kategorisindeki gelişmekte olan ülkeler içerisinde mali disiplini en güçlü olan ülkelerden birisi. Son 20 ayda dördüncü seçime gidiyoruz ve bütçe açığı hala orta vadeli programla uyumlu, yüzde 1,5 altında seyrediyor. Bu müthiş bir başarı hikayesidir. İkincisi, dünyada Çin’in yavaşlamasına bağlı olarak emtia fiyatları düşüyor. Çin’in yavaşlamasının oluşturduğu olumsuz etkiler olmakla birlikte Türkiye gibi emtia ve enerji ithalatçısı ülkeler için bu cari açığı azaltıcı etki yapıyor. Üstelik bizim diğer bazı gelişmekte olan ülkeler gibi taban ihracatına dayalı bir ekonomik yapımız yok. Bazı ülkeler var onların iç pazarları ekonominin büyümesini desteklemeye yetmez. Yani dış dünyada işler iyi giderse onlar büyür, iyi gitmezse daralır. Oysa Türkiye’de iç pazar kendi kendini ayakta tutabilecek, büyümenin dinamizmini sağlayabilecek büyüklüktedir. Bunun yanı sıra yakın bölgemizde bazı ülkelerde jeopolitik ve siyasi riskler çok arttı. İşte bu noktada 1 Kasım seçimleri devreye giriyor. Şayet 1 Kasım seçimlerinde ülkemiz; yapısal reformları cesaretle hayata geçirebilecek, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu öncelikli dönüşüm programını kararlılıkla uygulayacak, yeteri kadar süratle yapısal dönüşümün gerektirdiği kanunları meclisten çıkaracak, yönetmelikleri ve tebliğleri bürokrasinin süratle hazırlamasını sağlayacak. En önemlisi kamu yönetiminde şeffaf, adil, hesap verme yükümlülüğüne sahip ve hep topluma karşı sorumluluklarının bilinciyle hareket eden bir kamu yönetimini işletebilecek güçte tek parti iktidarına kavuşursa, o zaman Türkiye daha önce bahsettiğimi faktörlerinde etkisiyle olumlu olarak ayrışacaktır” diye konuştu.

    Var olan belirsizlik ve istikrarsızlık sebebiyle geleceğin öngörülememesinin yatırımcıların Türkiye’deki yatırımlarını azatlığına dikkat çeken Turhan, istikrarın sağlanması ile beraber 2 Kasım sabahından itibaren müthiş bir talep oluşacağını ifade etti.

    “KOALİSYON HÜKÜMETLERİ HİÇBİR ŞEY YAPMADI”

    İstikrarın korunamaması ve koalisyon ihtimaline karşı ekonomik anlamda da sıkıntıların baş göstereceğini anlatan İbrahim Turhan şunları söyledi:

    “1999 yılında Türkiye büyük bir ekonomik kriz yaşadı. Asya ve Rusya krizlerinin artçı şoku diyebiliriz buna. Ekonomi yüzde 6 daraldı. Aynı sene içerisinde çok büyük bir deprem felaketi yaşadık. Bunun neticesinde o zamanki koalisyon hükümeti IMF’ye (Uluslararası Para Fonu) gidip borç istedi. IMF’de ‘Biz size kredi veririz ama bize bir niyet mektubu verin, yapacağınız şeyleri bize taahhüt edin’ dedi. Koalisyon hükümeti taahhütlerde bulundu, parayı aldı ama hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Çünkü Enerji Bakanlığı bir siyasi partide, Ulaştırma Bakanlığı bir başka siyasi partide, Maliye Bakanlığı bir başka partide. Özelleştirme yapılması gerekiyor, herkes diyor ki ‘benimkine dokunmayın, ben onu kullanacağım, kendi yandaşlarımı orada istihdam etmek mecburiyetindeyim.’ Sonuç olarak ‘Ben buna karşıyım, ben ona karşıyım’ düşüncesiyle hiçbir şey yapılamadı.”

    KOALİSYONA IMF ÖRNEĞİ

    2000 yılında da çok ciddi bir uyarı işareti geldiğini ve üç bankanın aynı gün iflas ettiğini aktaran Turhan, “Gecelik faizler yüzde 3 binlere yükseldi. IMF’den ikinci bir kredi daha alındı ve yine hiçbir şey yapılmadı. 4 ay sonra 19 Şubat 2001’de bir kriz daha, o büyük 2001 krizi geldi. Bu sefer IMF, ‘Sizin başbakanınızın, bakanınızın, Merkez Bankası başkanınızın imzası artık muteber değil, koalisyonu oluşturan üç parti liderleri şahsen imzalayacak niyet mektubunu’ dedi. Ne kadar onur kırıcı değil mi? İşte koalisyon gerçeği budur. Bütün bunlara rağmen sonuç sağlanamadı ve o ortam içerisinde Türkiye çok önemli bir yapısal dönüşüm yapma ihtiyacındayken koalisyon bozuldu ve Türkiye erken seçime gitmek zorunda kaldı. Ondan sonra da soruyorlar; ‘Allah Allah ne kadar ilginç, daha kuruluşunun üzerinden 6 ay geçmiş olan AK Parti nasıl bu seçim başarısını kazanıp, tek başına iktidara geldi’ diye. Millet koalisyon iktidarlarının zararlarıyla tek parti iktidarını kafasında mukayese etti ve kararını verdi. Ben inanıyorum ki 1 Kasım’da da bu değerlendirmeyi yapacak” diye konuştu.

    “AKSİ HALDE GÜÇ VE İTİBAR KAYBI KAÇINILMAZ OLUR”

    Tek parti hükümetinin ekonomi, istikrar, güven, huzur ve reformların sağlanması için gerekli olduğunu vurgulayan Turhan, “Bütün siyasi partiler kabul ediyor, çok önemli yasaların çıkarılması lazım. Nasıl çıkacak bu yasalar meclisten? Güçlü bir meclis çoğunluğu, kendi içinde uyum içinde çalışan bir hükümet olmazsa, bu yönetmelikler nasıl değişecek? Yani Türkiye önümüzdeki 4 yıllık dönemde yapısal dönüşümü başarıyla gerçekleştirmek istiyorsa bir tek parti hükümeti bu bakımdan şarttır. Siyaset mekanizmasının güçlü olması, meclis iradesinin güçlü olması, hükümetin güçlü olması tek parti iktidarına bağlı. Böyle olmazsa hem mecliste, hem hükümette, hem siyaset kurumunda bir güç ve itibar kaybı kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    7 Haziran seçimlerinin ana temasının Halkları Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı aşıp aşamayacağıyken, bu seçimlerde ana temanın AK Parti’nin iktidarlığı olduğuna ve CHP, MHP, HDP’nin alacağı oyların merak bile edilmediğine dikkat çeken Turhan, bu durumun AK Parti’nin tek başına iktidar olmasının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olduğunu kaydetti.

    CHP-MHP KOALİSYONUNU DEĞERLENDİRDİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Koalisyon kurulacaksa tercihimiz Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olur’ sözlerini de değerlendiren İbrahim Turhan, olmayacak duaya amin dendiğini ifade etti. Koalisyonun demokrasilerde bir seçenek olduğunun ancak hiçbir zaman başarı sağlanamadığının altını çizen Turhan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Koalisyon biraz evlilik gibi bir şeydir. Kurmak için iki tarafın da gönüllü olması gerekir. Bozmak için bir tarafın gönlünü kaybetmesi yeter. Programları birbiriyle uyumlu olmayan, Türkiye’nin geleceğine aynı bakmayan, öncelikleri aynı olmayan, ülkenin temel sorunları ile ilgili teşhisleri birbiriyle örtüşmeyen partileri koalisyon olsun diye zorla bir araya getirirseniz olmaz. Ki bunun örneği 1996’da var. 24 Aralık 1995 seçimlerinden sonra kurulan Anavatan Partisi ile Doğruyol Partisi’nin koalisyonu çok kısa bir süre içinde dağıldı. 1973 seçimlerinden sonra kurulan CHP-MSP (Milli Selamet Partisi) koalisyonu Kıbrıs Barış Harekatı daha henüz sonuçlandırılmadan dağıldı. Ve bunların Türkiye’ye çok büyük maliyetleri oldu. ‘Bir koalisyon kurulsun da her ne pahasına olursa kurulsun’ diyenler zayıf bir hükümetin olduğu Türkiye’de kendi vesayet projelerini uygulamaya sokmak isteyenlerdir.”

    KAYYUM ATAMADA HUKUKSUZLUK VARSA YARGI YOLU AÇIKTIR

    Koza İpek Holding ve şirketlerine kayyum atanmasını da değerlendiren Turhan, “Bir taraftan Türkiye hukuk devleti olsun, Türkiye hukukun tanındığı bir ülke olsun diye muhalefet partileri ya da çeşitli çevreler büyük bir kampanya yürütüyorlar. Çok doğru bu yaklaşım. Gerçekten Türkiye hukukun üstünlüğünün olduğu, herkesin hukuka saygı gösterdiği bir ülke olmalı. Ama bunu da her konuya aynı uygulamalıyız. Şimdi yargı süreci devam eden bir durum var. Daha mahkemenin gerekçeli kararının ayrıntılarını görmeden, elde edilen bulguları bilmeden kalkıp da ezbere bir şey söylemek bence yanıltıcı olur. Gerçekten kanunların, hukukun ön görmediği bir işlem yapılmışsa, Türkiye hukuk devletidir, her zaman yargı yolu açıktır. Bunun düzeltilmesi kolay ama öncelikle hepimiz hukuka, hukukun üstünlüğüne saygı göstermeliyiz” dedi.

    “İZMİR’E YATIRIM GETİRİYORUZ, YEREL YÖNETİM ENGELLİYOR”

    İzmir’in hayat standartlarını iyileştirmek için var güçleriyle çalıştıklarını dile getiren İbrahim Turhan, yerel yönetimin de merkezi hükümeti suçlamasını eleştirdi. Yerel yönetimin kendilerini yatırım yapmalarına rağmen engellediklerini aktaran Turhan şunları anlattı:

    “Biz diyoruz ki İstanbul 34, İzmir 35. İkinci İstanbul İzmir olacak. İzmir, Ege Bölgesi ile birlikte Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının merkezi olacak. İzmir’deki yerel yöneticiler kendi başarısızlıklarına bahane olması için merkezi hükümetin İzmir’e yeteri kadar destek vermediği algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Ben yapılan tünellerden, çevre yolundan, İZBAN’dan bahsetmeyeceğim. Sadece şunun altını çizmek istiyorum. 10 gün önce Sayın Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekci ile birlikte Menemen’deki serbest bölgede, çok büyük bir uluslararası şirketin yatırımını yaptık. Temel atma töreni gerçekleştirildi. Bu şirket yeşil enerji, özellikle de rüzgar gücünden enerji üretme konusunda dünyada bir numara. Bu şirketi biz buraya getirdik. Ama maalesef yerel yönetimin imarla ilgili önlerini açmaması sebebi ile bunu gerçekleştiremiyorlar. Lütfen İzmir halkı bu tabloyu, bu resmi önlerine koyup düşünsün. İzmir’e yatırım getirmek için uğraşan merkezi hükümet, yatırımcının önünü açmayan yerel yönetimdir. Hiç kimse lütfen laf ebeliği yapmaya çalışmasın. Gerçekler ortadadır, güneş balçıkla sıvanmaz. Ama biz buna rağmen İzmir’in hayrına olacak işleri yapacak, İzmir’i kalkındıracak, hayat standardını yükseltecek bütün girişimleri siyasi parti gözetmeksizin destekleyeceğimizi, onların yanında olacağımızı taahhüt ediyoruz.”

  • (Özel Haber) Mhpli Oktay Vuraldan Kılıçdaroğlunun “koalisyon” Çağrısına Yanıt

    MHP Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili Adayı Oktay Vural, Kılıçdaroğlu’nun ‘Koalisyonda tercihim MHP olur’ sözlerine, “Zannediyorum Kılıçdaroğlu, AKP ile özdeşleşen seçim beyannamesinin üzerini örtmek için muhalefet anlayışıyla meseleye bakıyor. Bizim önceden bir partiyle koalisyon tercihimiz yok” yanıtını verdi.

    MHP Grup Başkanvekili ve İzmir Milletvekili Adayı Oktay Vural, İhlas Haber Ajansı İzmir Bölge Müdürü Özcan Aydın’ı ziyaret etti. Ziyarette gündeme dair açıklamalarda bulunan Vural, MHP’nin zayıflatılmaya çalışıldığını ancak 1 Kasım seçimlerinde daha güçlü çıkacağını belirtti.

    “AK PARTİ’DEN MHP’YE GEÇENLER VAR”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun MHP’nin içinde bölünmeler olduğunu ve bu nedenle seçimden sonra beşinci parti çıkabileceği sözlerini eleştiren Vural, asıl bölünmenin AK Parti içinde olduğunu savundu. MHP olarak güçlendiklerini ifade eden Vural, “Daha önce de söylediler. Çözüm ortaklığı meselesinde ‘terör bitecekti, çözüm ortağı olmadınız, siz de biteceksiniz’ diye söylemediler mi bunlar? Demek ki bunların en büyük korkuları MHP, çünkü biz güçlüyüz. Neden MHP üzerinde oyun oynanıyor? Niye HDP’ye ‘bölünecek, zayıflayacak’ diye söylemiyorlar? Bu demektir ki Adalet ve Kalkınma Partisi HDP ile olan çözüm ortaklığını 1 Kasım’dan sonra ileriye taşımak için MHP’nin zayıf düşmesini bekliyor. MHP milletin direnci aynı vücudumuzdaki direnç gibi, bağışıklık sistemi. Bağışıklık sisteminin düşmesini kim ister? Virüsler, fitneler ister. Nasıl bölünme olabilir ki? Bunu ancak bölücüler isteyebilir.”

    Adalet ve Kalkınma Partisi’nden birçok insanın MHP’ye geçtiğini anlatan Vural, “Cumhuriyet Halk Partisi’nden MHP’ye geçiş var. Biz 7 Haziran seçimlerinde oyları nereden aldık? Bütün bunları bırakın, 50 kişiyi falan da. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin düşen oyları Milliyetçi Hareket Partisi’ne gelmedi mi? Yüzde 13 oyumuz, 16 küsura çıkmadı mı? E şimdi Halep oradaysa arşın burada yani gerçekler burada. Bunlar algı operasyonu yapıyorlar. Dolayısıyla biz her gün Adalet ve Kalkınma Partisi’nden MHP’ye geçen bir çok insanı müşahade ediyoruz.”

    “HERHALDE BÜLENT ARINÇ’IN BİR BİLDİĞİ VAR”

    Adalet ve Kalkınma Partisi’nde ciddi kırılmalar olduğunu ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın AK Parti’nin gerçeklerini ortaya koyduğunu öne süren Vural, şöyle konuştu:

    “Kopuşlar var. Sorgulamalar var. Aday yapılmayanlar, aday olmak istemeyen eski üç dönemlikler var. Özeleştiri yapanlar var. Biliyorsunuz işte Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün açıklamaları var. Bu eksende Sayın Davutoğlu’nun, Abdullah Gül aleyhine yaptığı konuşmalar var. AKP içerisinde çözüm ile rüşvet ve yolsuzluk altında iki fay hattı var. Bu fay hatlarında dolayı Adalet ve Kalkınma Partisi 13 yıllık durumunu sorguluyor. Dolayısıyla böyle bakıldığı zaman çok ciddi kırılganlık olduğu gayet açık ve nettir. Bir koalisyon isteseydik biz kurardık, ama istemedik’ dediyse eğer herhalde Türkiye’yi yönetmiş ve belli bir seviyeyi geçmiş Bülent Arınç’ın bir bildiği var demektir. Bülent Arınç’ın rüşvet ve yolsuzlukla ilgili söyledikleri var. Arınç çözüm meselesinde parlamento kürsüsünde ‘Muhalefet Milliyetçi Hareket Partisi haklı çıktı’ deyişi var. Dolayısıyla Sayın Bülent Arınç’ın söylediklerine bakıldığında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerçeklerini görüyoruz. Abdullah Gül Beyi kedi kongrelerine çağırmayanlar, ’28 Şubat’ın yapmadığını bana yaptı’ diyenler, Bülent Arınç’ın ‘TRT ve Anadolu Ajansı bana ambargo koyuyor’ söylemlerini dikkate aldığınızda, aslında AKP’nin içinin nasıl otoriter, demokrasiden uzak, baskıcı bir anlayışla yönetildiğini gayet açık ve net ortaya koymaktadır. Bu bakımdan Sayın Bülent Arınç, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin içini bilen ve bu yönüyle mesajlarını topluma veren birisidir. Biz de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bu süreç içerisinde Bülent Arınç’ın ifadeleriyle kendi iç muhasebelerini yapmaları gerektiğini düşünüyoruz.”

    “BEN DE AMBARGOLUYUM HAKKIMIZI HELAL ETMİYORUZ”

    Vural, “Ben ambargoluyum. TRT’ye bugüne kadar hiç çıkartmadılar. Bir ‘meclis taksi’ye çıktım, o da öyle bir program ama bugüne kadar hiçbir tartışma programına çıkartmadılar. Korkuyorlar çünkü” diye konuştu.

    TRT’nin durumunun içler acısı olduğunu anlatan Vural, sözlerine şöyle devam etti: “Açıkçası milletin helal vergileriyle yayın yapan TRT’ye hakkımızı helal etmiyoruz. Ben onlardan talepte bulunacak bir kimse değilim onların görevini yapması lazım. Kanunla kendilerine verilen görevler vardır ama bu görevlerini yerine getirmemektedir. Sadece parti olarak değil aynı zamanda dolaylı aktörler itibariyle de AKP’nin parti borazanı olmuştur. Bakın iktidar demiyorum bir parti borazanı haline geldiği çok açık ve nettir.”

    “BİZİM ÖNCEDEN BİR PARTİYLE KOALİSYON TERCİHİMİZ YOK”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Bir koalisyon olursa tercihimiz MHP olur’ sözlerini de değerlendiren Vural, şunları söyledi:

    “Bizim önceden bir partiyle koalisyon tercihimiz yok. Seçim beyannamelerine bakıldığında AKP ile CHP arasında daha fazla benzerlik olduğunu görüyoruz. Zannediyorum Kılıçdaroğlu, AKP ile özdeşleşen seçim beyannamesinin üzerini örtmek için muhalefet anlayışıyla meseleye bakıyor. Biz şu veya bu parti değil biz ilkeler bazında meseleye bakıyoruz. İlkeler bazında baktığımız için de biz kendi konumumuzu AKP ya da CHP’ye göre değil milletimize göre belirliyoruz. Zannederim 2 Kasım’dan sonra bu mutabakat çerçevesinde bir hükûmet kurulacak ve MHP de bu hükûmetin oluşumunda büyük katkı sağlayacaktır. Eğer partimize tek başına iktidar verilmezse, o eksende biz sorumluluğumuzu üstlenmeye hazırız. HDP dışındaki diğer partilerle 4 ilkemiz ekseninde bir mutabakat zemini oluşacağına inanıyoruz.”

    “SAYIN BAŞBAKAN HİÇ OLMAZSA ÖZÜR DİLE”

    Oktay Vural, Başbakan Davutoğlu’nun Adana’da düzenlediği mitingde kendisinin Ulaştırma Bakanlığı yaptığı dönemde “Hızlı treni belki torunlarımız görür” dediğini iddia ederek, “Bu MHP’liye soruyorum. Gel gör. Torununu da al gör ki o torunlar bu ülkenin geleceğinin AK Parti’de olduğunu görsünler” sözlerini de eleştirdi.

    Vural, hızlı tren, Marmaray ve İZBAN projelerinin kendi dönemlerinde yapıldığını belirterek şunları söyledi: “Bir Başbakan bunu söylerse olmaz. Bugün hızlı tren projesi MHP döneminde ihale edilmiş bir projedir. Hatta ihalesi ve projesi yapılırken hazine ile yaptığım görüşmelerde bulunan TCDD genel müdürü de şu an Adalet ve Kalkınma Partisi’nden milletvekilidir. Yani insaf, biraz kadirşinas olmak lazım. Bu yalanla siyaset olmaz. Marmaray için ‘ecdadımızın projesi, raftan indirdik’ diyorlar. Ya sizin rafta gördüğünüz projeyi ben getirmişim, yapmışım. Şimdi siz de ne kadar güzel bu projeyi almış getirmişsiniz ya bir teşekkür etseniz bari. İzmir’deki İZBAN meselesi, Ahmet Piriştina ile protokolü imzalayan biziz. Biz getirdik diyorlar. Sayın Başbakan’dan hiç olmazsa bir özür dilemesini bekliyorum. Bir özür dile diyorum. Sayın Başbakan bundan bir şey kaybetmezsiniz ya, kaybetmezsiniz.”

    “BAŞBAKANIN BİR DEDE OLARAK GÖREVİDİR”

    Vural, sözlerine şöyle devam etti: “Sayın Başbakan hiç olmazsa yanındaki genel müdüre sorsaydı ya. Hiç olmazsa kendi torunlarına doğruları söylesin. Torunlarının yalanla büyümesi doğru değil, onların geleceklerini karartmasın. Sayın Başbakan’a çağrım, eğer vatandaşlardan özür dilemiyorsa, torununu bir alsın yanına bir akşam ‘yavrum böyle böyle söyledim ama bunlar doğru değil’ desin. Çünkü o torunların gözlerini karartmak doğru olmaz, onlar Türkiye’nin geleceğidir. Türkiye’nin geleceğine sahip olanların yanlış bilgilerle geleceğe bakmamalarını temin etmek hiç olmazsa bir dedenin başlıca görevidir.”

    “IŞİD VE PYD’NİN İŞBİRLİĞİ YAPTIĞINI SURİYE’DE GÖRDÜK”

    Ankara’daki katliamdan HDP’nin acıyı kullanarak nemalanmaya çalıştığını belirten Oktay Vural, “HDP ve PKK kendi kitlesel desteklerini artırmak için bir acıyla, acıyı kullanmak istemişlerdir. Bu yönüyle bakıldığında IŞİD ile PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde de işbirliği yaptıklarını gayet açık ve net görüyoruz. Bu tablo şunu ortaya koyuyor ki Türkiye’de maalesef terör örgütleri tutulmuştur. Örümcek ağı kurmuşlardır. Maalesef siz Türkiye’nin iç politikasını PKK terör örgütüne, dış politikasını PYD ve IŞİD eksenine getirirseniz, terör örgütleri yapacağı eylemlerle sizi yönlendirmeye devam eder” ifadelerini kullandı.