Etiket: Kimliği

  • AK Parti Sözcüsü Çelik: “Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir”

    AK Parti Sözcüsü Çelik: “Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir”

    AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Melih Bulu’nun atanmasına yönelik yürütülen tartışmalara ilişkin, “Rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi olmak bir eksiklik değildir, gayet normal bir şeydir. İnsanı asıl siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada asıl başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar” dedi.

    AK Parti Sözcüsü Çelik, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen MYK toplantısının ardından gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Aşı konusunda gelinen noktada Türkiye’nin tedarik gücünün dünyanın pek çok ülkesinden önde olduğuna dikkat çeken Çelik, “Sağlık Bakanlığımız, uluslararası standartlarda ve uluslararası kurallara uygun bir şekilde bu süreci takip ediyor ve temin ettiğimiz aşı en kısa zamanda milletimizin hizmetine sunulacaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta, aşı olanın hemen maskesini çıkartması veya tedbirlerden uzaklaşması gibi bir durum söz konusu olamaz. Antikor oluşana kadar bu tedbirlere devam edilmesi gerekiyor. Mutasyona uğrayan virüsten bahsediliyor. Burada spekülasyonlardan uzak durup Bilim Kurulu’nun tavsiyelerine göre bu sürecin takip edilmesinde fayda vardır” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Birliği ile ilişkilere değinen Çelik, “Avrupa’nın güvenliği, Avrupa demokrasinin geleceği, Avrupa topraklarının güvenliği Türkiye sınırında başlar. Türkiye egemen bir ülke olarak kendi sınırlarını koruduğu gibi aynı zamanda Avrupa demokrasilerinin ve NATO’nun sınırını da korumaktadır. Avrupalı dostlarımızın bunun farkında olması gerekir. İngiltere’nin ayrılmasından sonra ise daha eksik ama Türkiye ile ilişkilerini daha iyi tutması gereken bir Avrupa vardır. Kim Avrupa Birliği içerisinde bir Türkiye karşıtlığından bahsediyorsa Avrupa’nın geleceğini yok etmek istiyordur” açıklamasını yaptı.

    “2020 yılının en aptalca şakası”

    Çelik, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Türk ürünlerinin ülkeye girişini 6 ay yasaklama kararının 2020 yılının en aptalca şakası olduğunu söyledi. Çelik, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:

    “Bu yılın en aptalca şakası, en düşük zekalı şakası nedir diye sorarsanız, Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destekten dolayı Paşinyan şöyle bir açıklama yapmış: ‘Biz Türkiye’ye ambargo uyguladık Azerbaycan’a verdiği destek yüzünden, o yüzden Türk ekonomisini felce soktuk. Eğer Türkiye bu destekten vazgeçerse biz Türk ekonomisinin düzelmesine yeniden katkı sağlarız’ diye. Bunu da 2020 yılının en aptalca şakası olarak değerlendirmek mümkündür. Hiçbir zeka özelliği barındırmayan, hiçbir yetenek barındırmayan bir yaklaşım olarak gündeme gelmiştir.”

    Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Çelik, kongre takvimine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

    “Büyük kongrenin takvimini teşkilat başkanlığımız çalışacaktır. İl kongrelerinin takviminin herhangi bir şekilde Covid süreci sebebiyle takvim sık sık akamete uğruyor. Bu bir MYK’da Genel Başkanımıza sunulur, bu kesinleştiği zaman onu sizinle paylaşırız. Çok uzun bir demokrasi yürüyüşünün sonunda büyük kongremizi gerçekleştireceğiz. Gerçek bir demokrasi şöleni olacak, gerçek bir demokrasi kongresi, gerçek bir reform kongresi olacak. AK Parti’nin yürüdüğü bu büyük ve zorlu yol, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde aşılan bu engellerin bir şekilde siyaseten demlenmiş bir hali olacak bu kongre.”

    “Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar”

    CHP eski Milletvekili Fikri Sağlar’ın “Türbanlı hakim karşısına gittiğimde adaleti savunacağı konusunda kuşkum var” açıklamalarını değerlendiren Çelik, bu açıklamayı 2020 yılının son faşist saldırısı olarak nitelendirdi. Çelik, yaptığı açıklamada şunları dedi:

    “’Türbanlı bir hakimin adaleti sağlayacağına inanmıyorum’ diyor. Sosyal medyada demokrat arkadaşlar gerçekten farklı görüşlerden olsa bile buna tepki gösterdiler. Örneğin Amerika’da birisi çıksa ‘siyah bir hakimin ben adaleti sağlayamayacağına inanıyorum’ dese o demokraside bu nasıl karşılanır. Çok üzücüdür. Bu kadar acı yaşanıyor, genç kızlar geçmişte hayatlarının en önemli yıllarını kaybettiler, bu kadar büyük bedeller ödendi ve halen çıkıyorlar dünyada şu anda ancak Avrupa’daki Neonazilerin konuşacağı üslupla Türkiye’deki başörtülü kadınlara karşı konuşuyorlar. Bir insan birincilikle, ikincilikle veya belli bir dereceyle ya da netice olarak bir üniversiteden başörtülü olarak mezun olacak ve siz o kamuda görev yapamaz diyeceksiniz. Böylesine faşist bir kamusal alan düzenlemesi olur mu? Eğer siz kamusal alanı bu şekilde zehirlerseniz, bu şekilde enfekte ederseniz ülkeyi felç edersiniz. Bunlar kes kopyala yapıştır yaklaşımlarıdır ama gerçekten ürkütücüdür. Bir kere kadınlar konusunda saygılı bir dil konuşmayan, nezaketi elden bırakan, hele kadınları hedef gösteren birisinin ne demokrat olması ne de medeni olması mümkündür. Bir kere bu saldırgan dilin bırakılması gerekir. Bu alenen kadın haklarına bir saldırıdır.”

    “Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür”

    “Tayyip Erdoğan’ın gitmesi için çok büyük bir halk öfkesinin olması lazım” açıklamasında bulunan Can Ataklı’nın bu sözlerine ilişkin de bir değerlendirmede bulunan Çelik, “Bunlar ruh sağlığı yerinde olan insanlar değil. Bunlar bu ülkenin iyiliğini isteyen insanlar değil. Darbe bir millete yapılacak en büyük kötülüktür. Darbe bir millete düşmanın yapamadığı düşmanlığı yapma mekanizmasıdır. Darbe bir milletin namusuna saldırıdır, milli egemenliğe saldırıdır. Bunu ağzına alan kişinin bu milletle hiçbir gönül bağının olmadığı, vatanseverlikle hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. Orada şöyle bir cümle kullanıyor, diyor ki, zaten ordunun da darbe yapma kabiliyeti kalmamış. Yani bu darbe meselesini bir kabiliyet olarak görüyor. Daha önce de Anayasa hukukçusu da olan bir CHP milletvekili, ‘Ordu darbe yapamıyor, kağıttan bir kaplanmış’ demişti. Yani demokrasiye bağlı bir ordu, milletine bağlı bir ordu, seçilmiş siyasetin emrinde bir ordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne saygılı bir ordu bunların gözünde bir ordu değil. Bu ordu bunların gözünde ancak darbe yapan bir mekanizma. Bu aslında Türk Silahlı Kuvvetlerine de bir hakarettir” ifadelerini kullandı.

    “Darbe milletine silah çekmektir, darbe alçaklıktır, bunun daha ötesi yok”

    İlker Başbuğ’un yaptığı açıklamaların hatırlatılması üzerine Çelik, “Zoraki demokratlık bir yere kadar. Kafanızın bir tarafında vesayet, bir tarafında demokratlık olduğunda bunun melezleşmesinden bir şey çıkmıyor, kokteyl demokratlık olmuyor. Ya demokrat olursun ya olmazsın. Ama ben kafamın bir tarafına vesayet koyayım, diğer tarafına da biraz demokrasi sosu ekleyim, buradan da bir kokteyl üreteyim dediğinizde ömrü iki cümle oluyor. Daha da vahim olanı, Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığı yapmış birisinin ne kadar yanlış bir zihin yapısına sahip olduğunu göstermesi bakımından yani erken seçim olsaydı darbe olmazdı, sanki Menderes hükümeti erken seçime gitmeyerek darbeyi hak etmiş gibisinden bir tablo ortaya çıkarıyor. Bir de darbe girişimleri arasında mukayese yapıyor. Talat Aydemir’in içinde olduğu darbe girişimi ile Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe girişimi aynı şey değilmiş. Darbenin aması, mazereti olmaz. Her türlü darbeyi kınamıyorsanız darbenin birine kötü, öbürüne daha az kötü, darbeler arasında bu işte kırmızı, bu sarı, yeşil gibi etiketleme yapıyorsanız buradan demokratlık çıkmaz. Burada bir takım örnekler de var. Darbe milletine silah çekmektir. Darbe alçaklıktır. Bunun daha ötesi yok. En son Fetullahçı Terör Örgütü’ne verilen cevap aslında her darbeye yapılması gereken muameleyi göstermiştir” açıklamasında bulundu.

    “Yargı ve ekonomi alanındaki reform çalışmaları devam ediyor”

    Yargı ve ekonomi alanındaki reform çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Çelik, “Hem kabine kanadında hem parti kanadında devam ediyor. Bunlar tamamlandığı anda kendilerine arz edecekler, uygun görülen bir takvim içerisinde Meclis’e gelmesi için gerekli çalışma yapılacak” dedi.

    “En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır”

    Çelik, Almanya merkezli olarak Alevi vatandaşları Türkiye’den koparmak yönündeki faaliyetleri de yakından takip ettiklerini söyledi. Bunun yakın zamanda ortaya çıkan bir şey olmadığını söyleyen Çelik, “En bilinen deyimiyle bir ‘Ali’siz Alevilik’ üretmek şeklinde çeşitli örgütlerin ortaya koyduğu faaliyetler var. Bunlar daha önceden Aleviliği İslam’ın dışında ayrı bir din olarak göstermeye çalışıyorlardı kendilerine Almanya içerisinde bir müstakil alan oluşturmak için. Bahsettiğiniz bu eyalet kararı bunun bir neticesidir. Türkiye Cumhuriyeti içerisinde Sünni-Alevi vatandaşı, Alevi-Sünni Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ya da Alevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi bir ayrımı asla kabul etmeyiz. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Vatandaşlarımızın kendi mezhep tercihleri, dinsel tercihleri o kendilerine aittir. Aleviliği İslam’dan, Türklükten koparmaya çalışan gayretlerin esasında Alevi vatandaşlarımızın faydasına değil, bir takım yabancı istihbarat örgütlerinin projeleri çerçevesinde ortaya çıkmış faaliyetler olduğunu da biliyoruz. En önemlisi Türkiye’nin bağışıklık sistemini kuvvetli tutmaktır. Aramızda Sünnilik, Alevilik üzerinden herhangi bir şekilde bir takım süslü kelimelerle, hatta bir takım meşru kelimelerle ayrım oluşturmaya çalışanlara karşı dikkatli olmalıyız” diye konuştu.

    “Kayyum diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne zarar vermek isteyenlerdir”

    Çelik, Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör atamasına ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

    “Cumhurbaşkanlığı makamının takdiri, yasalar çerçevesinde gerçekleyen bir takdir. Birilerinin ortaya koyduğu eleştiriler, yani akademik özgürlük yok ediliyor gibisinden hiçbir geçerliliği yok. Bu başka üniversiteler içinde söz konusu oldu. Ama işin geldiği noktada şu var; rektör olarak atanan hocamızın siyasi kimliği üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Bir insanın siyasi kimliği olması suç değildir. Demokrasilerde siyasi kimlik sahibi olmak bir eksiklik değildir, gayet normal bir şeydir. İnsanı asıl siyasi kimliği üzerinden rektör hocamızı yargılayanlar, orada asıl başka bir siyasi yörünge içerisinde hareket ediyorlar. Sanki kendileri çok apolitik bir yerde duruyormuş gibisinden söyleyenler var. Boğaziçi gözbebeğimizdir. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Türkiye’nin kıymetlileridir. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki hocalarımızın akademik birikimine, hocalarımızın Türkiye’ye katkılarına çok büyük saygı duyuyoruz. Ama şimdi görüyorum ki, onları temsil etmeyecek bazıları öğrencileri eyleme çağırıyor. Cumhurbaşkanımız liyakat ve ehliyet kriterleri içerisinden kendisine arz edilen adaylar içerisinden bu hocamızı uygun görmüştür. Buna eylem yapalım, buna kayyum diyelim, buna karşı bir seferberlik geliştirelim diyenler Boğaziçi Üniversitesi’ne zarar vermek isteyenlerdir.”

    “SMA hastası çocuklar hepimizin evladı”

    SMA hastası çocuklar üzerinden başlatılan kampanyaya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Çelik, şunları dedi:

    “SMA’lı çocuklar hepimizin evladı. MYK’de gündeme geldi. Keşke MYK’da o bölümü izleyebilseydiniz. Cumhurbaşkanımızın ve MYK’daki arkadaşlarımızın bu çocukları nasıl kendi evlatları gibi sahiplendiğini, onların meseleleri ile ilgili geçmişten bugüne neler yaptığımızı herkes görseydi. Türkiye’de, bin 500 kadar evladımızın her biri devletin tedavi masraflarını üstlendiği ve bilimsel olarak onaylanmış tedaiden yararlanan çocuklardır. Dünyada, Türkiye kadar bu konuda tutarlı, istikrarlı ve giderek kaynak aktaran başka bir ülke yoktur. O paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır. Feda olsun, rakamdan bahsetmek bile ayıp. Varlık Fonu’na devredilsin dedikleri paranın yüzlerce katı bu çocuklar için harcanmıştır, feda olsun, daha da harcanacaktır. Ama biz tabi vatandaşlarımızın SMA’lı çocuklara sahip çıkalım mı gibisinden hassasiyetini takdirle karşılıyoruz. Vatandaşlarımızın vicdani bir yaklaşım olarak herkes bu rakamları bilmeyebilir, herkes hükümetlerimizin yaptıklarını bilmeyebilir. Tutup da bir takım siyasi parti liderlerinin, neredeyse karşımızda olan herkesin, neredeyse imla yanlışları bile birbirine benzer bir şekilde işte buradan artan para buraya devredilsin gibisinden böylesine sorumsuz bir yaklaşım içerisine girmesi doğru değil. Açıklama yapıldı, uygulanan tedavilerin hepsi bilimsel kurullarca onaylanmış tedaviler. Önerilen ve kaynak aktarılsın denilen tedavilerse bilimsel olarak onaylanmamış ve şimdiye kadar da çeşitli yan etkileri ve semptomları ortaya çıkmış tedavilerdir. Sağlık Bakanımız açıklama yaptığında, ’biz çocuklarımızı bir takım ilaç şirketlerinin faaliyetleri neticesinde kobay olarak kullandırmayız.’ dedi. Burada bir tane sahip çıkılmayan bir çocuk yoktur. Kullanılan tedavi tam olarak bu çocukların iyileşmesini sağlamıyor. Bununla ilgili olarak şu ana kadar bilimin bulduğu kesin bir tedavi yok. Bugün bir siyasi parti lideri çıkmış diyor ki, ’orada öyle bir imkan var, öyle bir tedaviden bahsediyorlar, bundan mahrum mu kalsınlar.’ Bu tedavi diye bahsedilen mekanizmanın bu çocukları tedavi edeceğine dair bilimsel bir kanıt yok, bu bir propaganda. Bir millet kendi çocuklarını göz göre göre kobay olarak kullandırır mı? Biz bu bahsedilen rakamların emin olun yüzlerce katını bu çocuklar için harcıyoruz, bunu söylerken bile utanıyorum, feda olsun. Bu devlet bu çocuklara sonuna kadar sahip çıkacak. Cumhurbaşkanımız tekrar tekrar bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi aldı. Bahsedilen bu tedaviyi bilimsel kurullar onaylarsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti o tedavinin de bu çocuklara ulaşmasını sağlayacaktır. Bu kadar.”

  • Elazığ’daki feci kazada ölen 4 kişinin kimliği belli oldu

    Elazığ’daki feci kazada ölen 4 kişinin kimliği belli oldu

    Elazığ’da otomobil ile hafif ticari aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazada ölen 4 kişinin kimliği belli oldu. 2 yaralıdan 12 yaşındaki kız çocuğunun kazada annesi, dedesi ve anneannesini kaybettiği öğrenildi.

    Kaza, merkeze bağlı Kuzey Çevre Yolu Necmettin Erbakan Bulvarı’nda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Çaydaçıra Mahallesi’nden Zafran Mahallesi’ne seyreden Ali Yiğit idaresindeki 23 HT 937 plakalı hafif ticari araç, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu karşı şeride geçerek Mehmet Kaya yönetimindeki 23 K 5497 plakalı otomobille çarpıştı. Çarpışmanın etkisiyle araçlar savrularak hurdaya döndü. Kazada olay yerinde ve hastanede 4 kişi hayatını kaybetti. Polisin yaptığı incelemede kazada ölenlerin kimlikleri de belli oldu. Hayatını kaybedenlerin otomobil sürücüsü Mehmet (65), eşi Makbule Kaya (68), kızları Sevgi Sesveren (32) ile hafif ticari araçta bulunan Hüseyin Yiğit (24) olduğu bildirildi.

    Kazadan yaralı kurtulan ve kardeşini kaybeden sürücü Ali Yiğit (33) ile annesi, anneannesi ve dedesini kaybeden Sude Sesveren’in (12) tedavisinin ise devam ettiği öğrenildi.

  • Köpeklerin bulduğu kafatasının kimliği belirlendi

    Köpeklerin bulduğu kafatasının kimliği belirlendi

    Bodrum’da sokak köpeklerinin bulduğu kafatasının 24 Aralık 2019 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Mehmet Ali Koran’a ait olduğu belirlendi. Cinayetten şüphelenen polis, Koran’ın 4 yakın arkadaşını gözaltına alındı.

    İçmeler Bölgesinde bir tersanede çalıştığı sırada ortadan kaybolan ve 24 Aralık 2019 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan 36 yaşındaki Mehmet Ali Koran ile ilgili sıcak bir gelişme yaşandı. 16 Temmuz günü sokak köpekleri tarafından bulunan bir kafatası üzerinde yapılan incelemeler sonrasında kafatasının kayıp şahıs Koran’a ait olduğu ve şahsın bir cinayete kurban gittiği değerlendirildi. Soruşturmayı derinleştiren Muğla Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro ekipleri, Koran’ın 4 yakın arkadaşını cinayet şüphesiyle gözaltına alındığı öğrenildi.

  • Barajda cesedi bulunan kadının kimliği belli oldu

    Barajda cesedi bulunan kadının kimliği belli oldu

    Karabük’ün Yenice ilçesinde 3 ay önce Hidroelektrik Santrali (HES) barajında cesedi bulunan kadının kimliği belli oldu.

    Yeşilköy Karakavuz Mahallesi’ndeki HES barajında çalışma yapan işçiler tarafından 16 Eylül 2019 tarihinde su yüzeyinde çürümeye yüz tutmuş kadın cesedi bulunmuştu. Yapılan incelemelerin ardından kayıp başvurularını değerlendiren ekipler Hisar Köyü’nde yaşayan Gülşen Çakır’ın (54) ailesinden DNA örnekleri aldı.

    Yapılan inceleme sonucu cesedin mart ayında kaybolan Gülşen Çakır’a ait olduğu belirlenirken, 54 yaşındaki kadının ölüm nedeni yapılan otopsi işlemlerinin ardından kesinlik kazanacak.

  • HDP’li belediye başkanı kardeşinin kimliği ile kaçarken yakalandı

    HDP’li belediye başkanı kardeşinin kimliği ile kaçarken yakalandı

    Erzurum’un HDP’li Karayazı ilçe Belediye Başkanı Melike Göksu, 2’si belediye meclis üyesi toplam 7 kişiyle birlikte sabah saatlerinde gözaltına alındı. Tutuklanarak cezaevine gönderilen Göksu’nun kardeşinin kimliği ile kaçarken yakalandığı ortaya çıktı.

    Erzurum’da hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan verilen 7 yıl 6 ay hapis cezası Yargıtayca bir süre önce onanan HDP’li Karayazı Belediye Başkanı Melike Göksu ile belediye meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı. Suçun onanmasının ardından Melike Göksu’nun beraberindekilerle birlikte kardeşinin kimliğini alarak kaçmaya çalıştığı belirlendi. Bunun üzerine harekete geçen polis ekipleri, takibe aldıkları Göksu ve beraberindekilerin bulunduğu iki ayrı aracı Aşkale uygulama noktası ve bir dinlenme tesisi yakınında durdurdu. Durdurulan araçlarda yapılan kontrolde Melike Göksu, kendi kimliği yerine kardeşinin kimliğini gösterdi. Göksu’nun yanı sıra 2’si Karayazı Belediye Meclis üyesi olan 6 kişi gözaltına alınarak adliyeye sevk edildi.

    Hastane çıkışı gazetecilere tepki gösterdi

    Adliyedeki işlemleri tamamlanan Göksu, hastanede yapılan sağlık kontrolü sonrasında dışarıda kendisini görüntüleyen gazetecilere tepki gösterdi. Göksu ve beraberindekiler, işlemlerinin ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Erzurum Valisi Okay Memiş, HDP’li Belediye Başkanı Melike Göksu’nun tutuklanmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Karayazı Belediye Başkanının Yargıtay’da devam eden bir davası vardı. PKK terör örgütüne üyelik suçlamasıyla devam eden bir yargılaması vardı ve o yargılaması kesinleşti. 7 yıl 6 ay cezaya mahkum edildi. Bu ifade bize ulaşır ulaşmaz kendisiyle ilgili yakalama emri çıkartıldı. Biz yakalamak için hareket ettiğimizde belediye başkanının ilçede olmadığını fark ettik. Yapılan çalışmalar neticesinde Jandarma Alay Komutanlığı ve Erzurum Emniyet Müdürlüğünün yaptığı ortak çalışma neticesinde uygulama noktalarımıza yakın bir güzergahta farklı bir düzende farklı bir kimlikle, kardeşine ait olan kimlikle yakalandı. Bizim tahminlerimiz kaçma yolunda bir eylem içerisinde olabileceği yönündeydi. Şu anda gözaltında, yargılaması kesinleştiği için cezaevine sevk edilecek. Belediye Kanunu’nun 5. maddesinde terör örgütü üyeliği ve terör örgütü ile ilgili suçlardan kesinleşmiş hüküm giymiş olan belediye başkanları ile ilgili özel düzenleme var. Geçtiğimiz yıl yapılan kanun değişikliğinde orada doğrudan seçilmeye gidilmiyor. Belediye başkanı terörle ilgili bir suçtan hüküm giydiği için ilçe belediyeleri için valinin, büyükşehir ve il belediyeleri olsaydı İçişleri Bakanlığının atamasıyla kayyum belediye başkanı görevlendirilmesi yapılacaktı. İçişleri Bakanlığı ile irtibat halindeyiz, orada bir kayyum görevlendirmesi yapacağız. Belediye başkanı herhangi bir durumdan değil terörle ilgili suçu olduğu için seçim olmayacak. Kayyum görevlendirmesi yapılacak” şeklinde konuştu.