Etiket: Kıbrıslı

  • Kıbrıslı Türklerden AB’ye hellim tepkisi

    Kıbrıslı Türklerden AB’ye hellim tepkisi

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) üretici birlikleri, Avrupa Birliği’nin (AB) hellim tescili konusunda önerdiği denetim mekanizmalarını protesto etti.

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Türk üreticilerin oluşturduğu 4 örgüt, hellimin tescili konusunda Avrupa Birliği (AB) tarafından oluşturulması önerilen denetim mekanizmalarının üreticilerin “adil ve etkin bir şekilde tescilden yararlanmasını engelleyeceğini, hatta tescilden mahrum bırakma riski ile karşı karşıya getireceği” gerekçesi ile eylem yaptı. Başkent Lefkoşa’daki Avrupa Birliği Destek Ofisi önünde yapılan eylemde, Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Candan Avunduk, Kıbrıs Türk Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları ve Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Başkanı Hüseyin Kelle konuşma yaptı. Eylemde, AB yetkililerine; coğrafi işaret denetim sürecine Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın (KTTO) etkin katılımının sağlanması, hellim coğrafi işaret tescili ile hellimin AB’ye ihracatını mümkün kılacak yasal düzenlemenin eş zamanlı olarak yürürlüğe konulması çağrısında bulunuldu. Üreticilerin eyleminde ayrıca, Yeşil Hat Tüzüğü (YHT) ve komisyon kararlarında belirtilen gıda güvenliği ve hijyen standartlarına ilişkin denetim yapacak uzmanların da AB tarafından atanması gerektiği kaydedildi.

    “Hellim ihracatı ciddi anlamda sekteye uğrayacak”

    Kıbrıs Türk Sanayi Odası, Kıbrıs Türk Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği, Kıbrıs Türk Süt İmalatçıları Birliği, Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği bugün AB Destek Ofisi önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını okuyan Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Candan Avunduk, Avrupa Birliği’nde hellimin coğrafi işaret tesciline ilişkin devam eden süreci ile ilgili Kuzey Kıbrıs’ı olumsuz etkileyebilecek bazı gelişmelerin söz konusu olduğunu belirtti.

    Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs’ın ortak ürünü olan hellimin, AB’de coğrafi işaret tesciline yönelik iki liderin 2015 yılında, Avrupa Komisyonu Başkanı huzurunda bir ortak mutabakata vardığını anımsatan Avunduk, son zamanlardaki gelişmelerde bu mutabakata aykırı olacak şekilde Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarının dikkate alınmadığını ifade etti.

    Hellimle ilgili olarak, AB tarafından oluşturulması önerilen denetim mekanizmalarının, üreticilerin adil ve etkin bir şekilde tescilden yararlanmasını engelleyeceğini, hatta tescilden mahrum bırakma riski ile karşı karşıya getireceğini söyleyen Avunduk, konuşmasına şöyle devam etti: “Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs adasında yüzyıllardır iki toplumun ortak olarak ürettiği hellimin tescili ile ilgili bu yaklaşımı; çiftçimizden hayvancımıza, imalatçımızdan ihracatçımıza, işgücümüzün yüzde 22’sinden fazlasını doğrudan olumsuz yönde etkileyecek. Ayrıca toplam ihracatımızın yüzde 37,5’ine tekabül eden hellim ihracatımızı ciddi anlamda sekteye uğratacak ve ekonomimize büyük bir darbe vuracak. Bu gelişmeler ışığında, Avrupa Birliği’ne açık çağrımız, tescil hususunda Kıbrıs’taki iki halkın ortak çıkarlarını gözetecek ve güven ortamını sağlayacak adımların atılmasıdır.”

    “Kıbrıs’ta güven ortamını sarsacak ve çözüm arayışlarına da zarar verecek”

    Avunduk, bu konuda aksi bir politika izlenmesinin, AB’nin Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik ve sosyal kalkınmasına yönelik vizyonu ile tezat teşkil edeceği, Kıbrıs’ta güven ortamını sarsacağı ve çözüm arayışlarına da zarar vereceğini belirtti. “Böyle bir yaklaşım, özellikle Kıbrıslı Türk üreticilerinin Avrupa Birliği’ne bakış açısını da olumsuz yönde etkileyecektir.” diyen Avunduk, AB’ye sundukları önerileri aktardı.

    Coğrafi işaret denetim sürecine KTTO’nun etkin katılımının sağlanması gerektiğine işaret eden Avunduk şunları kaydetti: “İki lider tarafından açıklanan 2015 ortak mutabakatı doğrultusunda atanması planlanan Bureau Veritas’ın, ülkemizde hellim tescil denetimlerini etkin bir şekilde yapabilmesi ancak ve ancak yerel bir paydaşla hukuki zeminde bir işbirliği ile mümkün olabilir. Aksi takdirde tescilin etkin ve adil uygulanması ve denetlenmesi mümkün olamayacak ve Kuzey Kıbrıslı üreticiler bundan gerektiği gibi faydalanamayacaktır.”

    Avunduk, hellim coğrafi işaret tescili ile hellimin AB’ye ihracatını mümkün kılacak yasal düzenleme eş zamanlı yürürlüğe konulması gerekti belirtildi. 2004 yılında Avrupa Birliği tarafından KKTC halkına söz verildiği halde Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün hala yürürlüğe girmediği gerçeği göz önüne alındığında, söz konusu yasal düzenlemenin eş zamanlı yapılmasının hayati önem taşıdığını söyleyen Avunduk, “Bu olmazsa olmazımızdır” dedi.

    Avunduk, Yeşil Hat Tüzüğü (YHT) ve komisyon kararlarında belirtilen gıda güvenliği ve hijyen standartlarına ilişkin denetim yapacak uzmanların bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini vurgulayarak, Avrupa Komisyonu tarafından atanmaları talebinde bulundu.

    “Amacımız siyaset değil, hellim ürününe sahip çıkmaya çalışıyoruz”

    Kıbrıs Türk Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları da Avrupa Birliği’ni eleştirerek, kararın “siyasi ve art niyetli olduğunu” söyledi. Naimoğulları, hellimin adanın bir ürünü olduğunu kaydederek, Kuzey Kıbrıs’taki üretimin ve fabrikaların AB standartlarında olduğunu vurguladı. AB’nin mevcut zihniyetini devam ettirmesi halinde eylemlerinin dozunu artıracakları uyarısında bulunan Naimoğulları, amaçlarının siyaset olmadığını hellim ürününe sahip çıkmaya çalıştıklarını belirtti.

    Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Başkanı Hüseyin Kelle de, Avrupa Birliği’nin insan hakları ve fırsat eşitliği noktalarında çeliştiğini söyledi. Aynı topraklarda, aynı teknoloji kullanılarak üretim yapıldığını belirten Kelle, bu durum ortadayken Güney kesimine tescil verilmesinin “kabul edilemez” olduğunu kaydetti. Kelle, bu yanlıştan geri dönülmesi çağrısında bulundu.

    Konuşmaların ardından birliklerin talebini içeren metin, AB Destek Ofisi’ne iletildi.

  • KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı: “Kıbrıslı Türkler, Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık haklarıyla yetinmeyi kabul etmeyecek”

    KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıslı Türklerin Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceklerini söyledi.

    KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs sorunundaki son duruma ilişkin basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıslı Türklerin Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceklerini vurgulayarak, “Kıbrıs Rum tarafında da bazı çevreler iki ayrı devlet fikrine yakınlık duyabileceklerini ima etseler de Rum toplumunun büyük çoğunluğunun iki ayrı devlet oluşumunu onaylamayacağı aşikardır” dedi. “Bu durumda görünürdeki olasılık ya Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun da destek vereceği iki kesimli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için çalışmak ya da statükonun devamına göz yummaktan ibarettir” diyen Akıncı, mevcut durumun bugün için Kıbrıslı Türkler açısından daha acı verici olsa da Kıbrıslı Rumlar bakımından da çözümsüz geçecek zamanın neler getireceğini kesin olarak öngörmenin kolay olmadığını ifade etti. “Statükonun devamı her iki toplum açısından da çeşitli tehlikeler barındırmaktadır. O halde akıl işi makul bir uzlaşıyı federal çerçevede sağlamaktan geçmektedir. Bu noktada son günlerde Sayın Anastasiadis’in gündeme getirdiği desantralizasyon konusu ve siyasi eşitlik üzerine görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum” diyen Akıncı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bilindiği gibi bulunacak çözümün her iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı olacağı birçok Birleşmiş Milletler kararında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporlarında, 11 Şubat 2014 mutabakatında ve iki taraf arasında sağlanan birçok uzlaşmada yer almaktadır. Egemenliğin iki toplumdan eşit olarak kaynaklanacağı, iki kurucu devletin yetkilerinin ve statüsünün eşit olacağı, iki toplum arasındaki ilişkinin bir çoğunluk-azınlık ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceği hep karara bağlanmış hususlardır. Bunun yanında siyasi eşitliğin her federal kurulda eşit sayısal temsiliyet anlamında olmamakla birlikte federal hükümetin tüm organlarında ve kararlarında etkin katılım anlamı taşıdığı belirtilmektedir. Dolayısıyla sözünü ettiğim Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde yürütülen müzakerelerde sayıca eşitlik olmayan kurullarda her iki taraftan da en az bir olumlu oy ilkesi üzerinde tartışılmış ve örneğin 7-4 olarak belirlenen Bakanlar Kurulunda bu ilke benimsenmiştir. Bunun da ötesinde dış politika, güvenlik ve savunma konularında başkan ve başkan yardımcısının kararları ancak birlikte alabilecekleri üzerinde uzlaşılmıştır.”

    Bu noktada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis’ın açıklamalarından yola çıkacak olunursa durumun kafa karışıklığına yol açtığını söylemek durumunda olduğunu ifade eden Akıncı, “Şöyle ki, Sayın Anastasiadis, verdiği örnekte Bakanlar Kurulunda East-Med projesi oylanır ve Kıbrıslı bir Türk bakanın olumlu oyu da gerekli olursa bu durumda ne olacağını sorgulamıştır. Demek istemiştir ki Kıbrıslı Türk bakanlar doğalgaz için İsrail-Güney Kıbrıs-Yunanistan-İtalya güzergahı yerine Türkiye üzerinden boru hattının gitmesini isteyecek ve diğer projeyi engelleyecektir. Sayın Anastasiadis böyle bir durumu kabul edemeyeceğini anlatmak istemiştir” diye konuştu.

    Ortaya çıkan durumla ilgili Akıncı, “Birincisi, Sayın Anastasiadis daha önce kabul ettiği Federal Bakanlar Kurulundaki Kıbrıslı Türk bakanların kararlara etkin katılımını da artık geçersiz saymaktadır. İkincisi, sınırlı olarak geçerli saydığını düşünsek, bu defa da enerji konularını bile Kıbrıslı Türkler açısından yaşamsal bir alan olarak görmemektedir. Çünkü kendi ifadesine göre Kıbrıslı Türklere kendi yaşamsal konularında bir olumlu oy hakkını kabul ettiğini söylemektedir. Bu durumda Kıbrıs’ın doğalgazı ve nakil projeleri Anastasiadis’e göre federasyon kurulsa da sadece Rum toplumunu ilgilendiren bir konu olacaktır. Bunun mantıklı bir izahı olabilir mi?” şeklinde konuştu.

    Anastasiadis’in doğalgazın daha mantıklı, kısa mesafeli ve daha düşük maliyetli bir güzergah olan Türkiye üzerinden taşınmasına çözümden sonra bile razı olmadığını söyleyen Akıncı, “Kısacası ona göre Doğu Akdeniz enerji politikalarında Kıbrıslı Türklerin de, Türkiye’nin de yeri yoktur. Halbuki bu alanda Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’nin de dahil olacağı, ortak akılla yürütülecek işbirliği projelerine ihtiyacımız olduğu açıktır. Ancak bu şekilde adamızda ve bölgemizde barış ve istikrara katkı yapmamız mümkün olacaktır” dedi.

    Bugün Derinya ve Aplıç kapılarının açıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Akıncı, bunun her iki topluma da hayırlı olmasını diledi. Akıncı, “Biraz geç oldu, güç oldu ama oldu. Kuşkusuz hedefimiz sadece yeni kapıların açılması ile sınırlı değildir. Asıl hedef iki toplum arasında sınırlara gerek olmayan bir yapıyı oluşturabilmektir ama bunun için de karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak zorunluluğu vardır” diye konuştu.

    Desantralizasyon konusunun merkezi hükümetteki yetkilerde azaltma yapılarak, iki kurucu devletin yetkilerinin artırılmasının tartışmaya kapalı oldukları bir konu olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, “Ama Sayın Anastasiadis’e de söyledim, bunların somut olarak ortaya konması gerekir ve ucu açık olmayan, sonuç odaklı bir süreç söz konusu olacaksa bunların iyi niyetle değerlendirilmesi mümkündür. Şunu da belirtmem gerekir ki, bugüne kadarki müzakerelerde Rum tarafının tavrı bunun tersi olmuştur. Halbuki Klerides’in de deyişiyle merkezi hükümette yetkilerin çok olması, farklı yaklaşımlardan doğan görüş ayrılıkları ve sürtüşmeleri de artırma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bir noktada açıklıkla şunu söylemek durumundayız; kurucu devletlerin yetkileri artsa da merkezi hükümette kalacak yetkilerin uygulanmasında kararların basit çoğunluk-azınlık esasında alınmasını kabul edemeyiz” dedi.

    Merkezi hükümette ortaklaşa karar alınması, her iki tarafın kararlara ortak katılımı istenmiyorsa bunun anlamının ya iki ayrı devlet ya da üniter bir devlet demek olduğunu kaydeden Akıncı, “Halbuki kurulmaya çalışılan ne biri ne de ötekidir. Eğer bu hala hazmedilemeyecekse, toplumlarımızı da dünya kamuoyunu da oyalamaya gerek yoktur. Şimdi açık ve net olma zamanıdır” dedi.

    Cep telefonları ve elektrik şebekelerinin birleştirilmesi konusunda da görüşlerini dile getiren Akıncı, her iki konunun da 2015 yılı Mayıs ayında uzlaşılan iki güven artırıcı önlemlerden olduğunu, tüm teknik alt yapılar müsait olmasına rağmen gerçekleşmediğini kaydetti. Akıncı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cep telefonları konusunda Güney’de geçerli olan bir yasanın Kuzey’deki telefon operatörleri ile işbirliği yapılmasına imkan vermediği söylendi ve olay orada tıkandı. İsteyenlerin çift sim kart (Dual Sim Kart) kullanması önerildi. Bu kuşkusuz isteyenler tarafından bugün de uygulanabilir. Ama bu bireysel bir çözümdür. Bizim arayışımız, iki tarafın kurumları arasında birbirlerini tanımasalar da işbirliğini geliştirmek ve geleceğe hazırlanmaktır. Son günlerde bu konuda bazı olumlu gelişmeler olabileceği bilgisi getirildi. Bunun üzerine eğer toplumlarımıza bu konuda iyi haber verebileceğimiz bir durum oluşursa 12 Kasım’da (yani bugün) ara bölgede yeniden buluşmayı kararlaştırdık. Ne yazık ki olmadı. Bunun nedeni olarak da Kıbrıs Türk tarafının siyasi avantaj peşinde olduğu iddia edildi. Bunlar geçerliliği olmayan argümanlardır. İki tarafın operatörleri arasında Lüksemburg üzerinden sağlanacak işbirliği, ne siyasi tanınma getirir ne de Avrupa müktesebatına aykırıdır. Bunu Avrupa Birliği komisyonu da teyit etmiştir. Kıbrıslı Türk operatörler Güney Kıbrıs hariç tüm dünya ile Lüksemburg veya İsviçre üstünden iletişim kurabilmektedirler ama Kıbrıs’ta bu yapılamamaktadır. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar Afrika dahil dünyanın her yerinden evleri ile konuşabilmekte ancak adanın bir tarafından diğerine geçince bunu yapamamaktadır. Bunun mantıklı bir izahı yoktur.”

    Bu basın toplantısının amacının sadece Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in düzenlediği basın toplantısına cevap oluşturmak ve bir karşılıklı suçlama kampanyasını körüklemek olmadığını da belirten Akıncı, “Kuşkusuz aydınlatılması gerekli konulara da değinilecektir. Ama esas amacım, geldiğimiz bu kritik kavşakta daha fazla zamanımızın olmadığının da bilinci içerisinde ve tarihi bir sorumluluğu hissederek düşüncelerimi ve görüşlerimi sizlerle paylaşmaktır” dedi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Biz Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını bildiğimiz bir çözüme, özelikle çabalarımızı kararlılık ve iyi niyetle yapıcı katkılar sağlayarak sürdürdük, sürdürüyoruz, sürdüreceğiz” dedi.

    KKTC’ye düzenlediği resmi ziyaret kapsamında başkent Lefkoşa’ya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile ikili görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Haziran seçimlerinden sonra düzenlediği ilk resmi ziyaretlerin Azerbaycan ve KKTC olduğuna değinerek, “ Aziz milletimin teveccühü ile yeniden cumhurbaşkanı seçilmemin ardından, ülkelerimiz arasındaki sarsılmaz bağın bir göstergesi olarak bugün Azerbaycan’a bir ziyaret, ardından da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ziyaret etmekten memnuniyet duyuyorum. Her zaman Kıbrıs Türk’ünün yanında durduk ve durmaya da devam edeceğiz” dedi.

    KKTC’ye yapılan desteklere vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önümüzdeki dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Doğu Akdeniz’de bir çekim merkezine dönüştürerek, kişi başına düşen milli geliri iki katına çıkartmak ilk hedefimizdir. Ve bu ortak anlayışla, ortak akılla devam edecektir” şeklinde konuştu.

    “Kıbrıs milli davamız”

    KKTC’li diplomatlarla gerçekleştirilen görüşmelerde gündemdeki pek çok konuyu değerlendirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs milli davamız. Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm bulunması da gayemizdir” dedi.

    Türkiye’nin son 50 yıl içerisinde bu konuda her türlü çabayı gösterdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ancak gayretlerimize rağmen adada kapsamlı çözümü hedefleyen süreçlerin sonuncusu tam bir yıl önce Kıbrıs Konferansı’nın sonuçsuz kalmasıyla ne yazık ki sona erdi” ifadelerini kullandı.

    Başlatılan çözüm sürecinin sona ermesinin sebebini ise Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin kendisini adanın tek sahibi olarak görmesi olduğunu belirten Erdoğan, “Aradan geçen 1 yılda Rumların bu zihniyeti ne yazık ki hiçbir şekilde değişmedi. Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle ortak bir gelecek tasavvur edemedikleri konusunda artık kimsenin şüphesi olmamalıdır” şeklinde konuştu.

    “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine de asla izin verilmeyecektir”

    Türkiye’nin KKTC halkını çözümsüz müzakere süreçleri konusunda yalnız bırakmayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan , “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine de asla izin verilmeyecektir. Biz Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacağını bildiğimiz bir çözüme, özelikle çabalarımızı kararlılık ve iyi niyetle yapıcı katkılar sağlayarak sürdürdük, sürdürüyoruz, sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin KKTC’de her konuda destek olmaya devam edeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs’ın tümü ile etrafındaki ekonomik en alanlar noktasında, dünyanın bakışı değil, uluslararası hukukun gereği neyse bu hukukun gereğini de tüm katılımsıların yerinde adil olarak görmesi beklentimizdir. Aksi taktirde garantör bir ülke olarak bununda gereğini uluslararası hukuk çerçevesinde, nasıl bugüne kadar aradıysak, aramaya devam ederiz” diye konuştu.

    Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde meydana gelen tren kazasına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan , “Tekirdağ’da meydana gelen kazada malum 24 kardeşimiz, bu tren kazasında öldü. Kendilerine Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Tabii 120 civarında yaralı onlara da Allah’tan şifalar diliyorum” dedi.

  • 300 yıllık Kıbrıslı Yalısı’nın satışı ERA Gayrimenkul’e

    ABD merkezli uluslararası gayrimenkul danışmanlık şirketi ERA Gayrimenkul, yaklaşık 60 milyon dolar değer biçilen Kıbrıslı Yalısı’nın satışını üstlendiğini duyurdu.

    ABD merkezli uluslararası gayrimenkul danışmanlık şirketi ERA Gayrimenkul, Üsküdar’daki eski Küçüksu Plajı’nın yanında bulunan ve 64 metrelik cephesiyle ünlü olan Kıbrıslı Yalısı’nın satış hakkını elde ettiğini açıkladı. Harem ve selamlık kısımlarından oluşan yalı 64 metrelik deniz cephesi ile dikkat çekiyor. İçerde, biri merkezde, ikisi kenarlarda olmak üzere, deniz ve kara cephelerini alan üç büyük sofası bulunan yalının satışı hakkında görüşlerini belirten ERA Gayrimenkul Türkiye Genel Müdürü Özhan Atalay, “İstanbul’da Boğaz’a en geniş cephesi olan bu tarihi yalının satış işlemleri için firmamıza gösterilen teveccüh karşısında çok mutluyuz. Geçmişten günümüze çok önemli devlet ve sanat insanlarını ağırlayan yalı, eşsiz manzarası ve konumu ile yeni sahiplerine eşsiz bir hayat sunacak” dedi.

    Gerçekleşecek satışın sıra dışı olmasının en önemli nedeninin yalının mali değeri olmadığını belirten Atalay, “Bu yalının Türkiye için bir kültür mirası olduğunun bilinciyle gerçekleştireceğimiz satış işleminde geçmişten bugüne malikleri tarafından çok dikkatli bakılan yalının yeni sahipleri tarafından da aynı özenle bakılıp bakılmayacağı olacaktır” diye konuştu.

    Kıbrıslı Yalısı

    Yaklaşık 60 milyon dolar değer biçilen yalı 18. YY’da I. Abdülhamid tarafından Sadrazam Mehmed İzzed Paşa için yaptırılmıştı. 1840’da üç farklı sultana sadrazamlık yapmış olan Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa tarafından satın alınan yalı İmparatoriçe Eugenie, Irak Kralı II. Faysal, Şair Yahya Kemal Beyatlı gibi önemli isimlere ev sahipliği yaptı.

  • Kıbrıslı şirketten Türkiye’ye yatırım

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin önde gelen gayrimenkul şirketlerinden IQ Global Real Estate, Türkiye’deki ilk şubesini İstanbul Bağdat Caddesi’nde açtı.

    Kıbrıs’ın ilk kurumsal gayrimenkul danışmanlık şirketi olma özelliği taşıdığı belirtilen IQ Global Real Estate, Türkiye’deki ilk şubesini İstanbul Bağdat Caddesi’nde açtı. İş dünyası ve emlak sektörü temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen törene Kıbrıs’tan gelen birçok misafir eşlik etti. İnşaat, gayrimenkul danışmanlığı ve yatırım danışmanlığı alanında faaliyet gösteren şirketin, 2016 yılında faaliyet alanını genişleterek yurtdışında da şubeler açma kararı aldığı söylendi. Açılışta konuşan IQ Global Gayrimenkul Kurucusu Vedat Mısırlısoy, Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinde şubeler açacaklarını belirterek, gayrimenkul sektöründe güvenin önemli olduğuna vurgu yaptı.

    Gayrimenkul işine ilk olarak 1996 yılında girdiklerini bilgisini veren Vedat Mısırlısoy,’’Vizyonumuz doğrultusunda hedeflere ulaşmak için sürekli kendimizi yeniledik. 2016 yılında ilk defa dünyaya açılma politikası gütmeye başladık. Kıbrıs dışında ilk şubemizi İstanbul’da açmak istedik. İstanbul’da yılladır çok müşterimiz oldu. O yüzden ilk İstanbul’u tercih ettik. Bağdat caddesini tercih etmemizin sebebi ise çok bilinen ve popüler bir yer olmasından kaynaklı. Aslında şirket olarak dünyaya açılmak istiyoruz. Bugüne kadar yabancı firmalar kendi ülkelerinden çıkıp bütün dünyaya yayıldılarsa bizde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden çıkıp aynı şekilde bütün dünyaya yayılmayı düşünüyoruz. Bunu başarabiliriz. Ben gayrimenkul uzmanıyım. Bugüne kadar çalıştığım yerler ve aldığım eğitim gayrimenkul üzerine olduğu için artık bu sektörün uzmanı olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim’’ dedi.

    ’’Özellikle 2012’den sonra Türkiye’den gelen talep çok fazla oldu’’

    Türkiye’deki potansiyeli değerlendiren Mısırlısoy, ’’1996 yılından bu yana Türkiye’de zaman zaman müşterilerimiz olurdu. Bunlar Türkiye’nin çok zengin işadamlarıydı. Ancak onalar Kıbrıs’a gelip gayrimenkul alabiliyordu. Son yıllarda Türkiye’nin zenginleşmesi ve ekonomik olarak büyümesiyle zengin insanların sayısı o kadar çok arttı ki; doğru orantılı olarak Kıbrıs’tan gayrimenkul almalarına etki etti. Özellikle 2012’den sonra Türkiye’den gelen talep çok fazla oldu. 2012’den sonra acaba biz orada şube açsak mı? Düşüncesi oluşmaya başladı. Bu kolay değil, başka bir ülkeye gideceksiniz orada gayrimenkul işi yapacaksınız. Ondan dolayı harekete geçmemiz 4-5 yıl aldı’’ şeklinde konuştu.

    ’’Gayrimenkul faaliyetlerin en önemli konusu bence güvendir’’

    Sistemi kurduktan sonra yaygınlaşmak çok daha kolay diyen Mısırlısoy, ’’2 ay önce bu işi İstanbul’da yapmaya karar verdik. Ofisimiz tutup dekorasyonumuz yaptık ve faaliyete başladık. Resmi açılışımızı gerçekleştirdik. Budan sonra, önce Türkiye’nin başka bölgelerinde daha sonra da dünyanın farklı yerlerine şubelerimizi açıcağız. İlk etap olarak güvenebileceğimiz ve birlikte iş yapabileceğimiz insanları tercih ediyoruz. Gayrimenkul işinde güven çok önemli. Hem çalışanların firmaya güven duyması hem firmanın çalışanlara güven duyması hem de müşterinin bize güven duyması ve inanması önemlidir. Gayrimenkul faaliyetlerin en önemli konusu bence güvendir. Biz bu işi bilen insanları işe almadık. Aynı durumu Kıbrıs’ta denedik. Biz, bu işi bilmeyen ama yapabileceğine inandığımız ve potansiyelini gördüğümüz insanları aldık, eğitimler verdik ve onları bu işe biz başlattık. Bunun diğer bir avantajı gönül bağının oluşmasıdır’’ ifadelerini kullandı.

    ’’Kıbrıs’ta yaşıyor olsak da, aslında kendimizi Türk olarak görüyoruz’’

    Mısırlısoy sözlerine şöyle tamamladı: ’’Biz Kıbrıs’ta yaşıyor olsak da, aslında kendimizi Türk olarak görüyoruz. Bir Türk vatandaşı olarak beni, yabancıların Türkler üzerinde, Türkiye üzerinde ya da gelişmekte olan ülkeler üzerindeki o egemenlikleri hep rahatsız etti. Bu insanlar sadece ismini satıyor. İsmini satarken büyük miktarda parayı alıp ülkelerine götürüyorlar. Hayatım boyunca hep dedim ki; bu ülkenin de artık bir yerden başlayarak markalaşması gerekmektedir. Ben aynı zaman Türkiye vatandaşıyım. KKTC ve Türkiye benim vatanım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını bilerek ve isteyerek sonradan aldım. Hedefim; ülkemize ve insanımıza katkıda bulunmak ve onlar için bir şeyler yapmaktı, gerek gayrimenkul sektörü olsun gerek başka bir sektör olsun dünya devleri ile rekabet edebilir duruma gelmekti. Ne kadar zaman alır onu söylemem ama bunu yapmak mümkündür ve biz bunu yapacağız’’.