Etiket: Kesinlikle

  • Bakan Çelik: “Vize serbestisi konusunda net bir tarih verilmezse geri kabul anlaşmasını kesinlikle hayata geçirmeyeceğiz”

    Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, “Vize serbestisi konusunda net bir tarih bekliyoruz. Eğer vize serbestisi konusunda net bir tarih verilmezse yeni mekanizmaları örneğin geri kabul anlaşmasını yürürlüğe koymak gibi konuları kesinlikle hayata geçirmeyeceğiz” dedi.

    Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth ile Bilkent Otel’de biraraya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Bakan Çelik, Almanya hükümetine teşekkür ederek konuşmasına başladı. Bakan Çelik, “Darbe girişiminden sonra çeşitli vesilelerle açıkladık. AB ile ortak değerlerimiz olan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü konusunda her zaman dayanışma içerisinde olmalıyız. Fakat maalesef darbe girişimi gerçekleştikten sonra AB liderleri Türkiye ile yeterli bir dayanışma göstermediler. Türkiye kendi demokrasisini koruyacak, kendi değerlerine sahip çıkacak güce ve kapasiteye sahiptir. Bu ziyaretlerin sadece sembolik anlamı olabilirdi. O da şu; dünyanın ekonomik ve siyasi krizlerin içinden geçtiği bir dönemde Türk halkı kendi demokrasisine sahip çıkmak için bu kadar güçlü bir şekilde sahip çıkmışken paylaştığımız ortak değerler açısından tüm bölgeye güçlü mesajlar verilmesi söz konusu olabilirdi. Ortadoğu’nun etnik ve mezhep temelinde ciddi krizlerin, iç savaşların içinden geçtiği bir zamanda halkının yüzde 99’u Müslüman olan bir Türkiye’de bu mesajların verilmesi son derece kıymetli olurdu. Bu darbe girişimi vesilesiyle görülmüştür ki Türkiye birinci sınıf Avrupa demokrasine sahiptir. Halkımız tankların, F-16’ların karşısına çıkarak demokrasimizi korumuştur. Zaman zaman bazı yabancı basın yayın organları biz onlara haber demiyoruz kara propaganda düzeyinde Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili diktatör ya da otokrat gibi ifadeler kullanılıyor . fakat göründüğü gibi dünyanın her tarafında diktatörler halklarına karşı tankların arkasında saklanırlar ama Türkiye Cumhuriyeti’nin halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı halkıyla beraber tanklara karşı direnmiştir. Parlamento bombalanmasına rağmen bombaların altında TBMM’nin kahramanca tutumuyla açık tutulmuştur. Milletvekilleri kendi parlamentolarına sahip çıkmışlardır. Bunların hepsi tarihe geçmiştir. Ama en önemlisi Türk halkı demokrasi tarihini yeniden yazmıştır” diye konuştu.

    “Eğer vize serbestisi konusunda net bir tarih verilmezse yeni mekanizmaları örneğin geri kabul anlaşmasını yürürlüğe koymak gibi konuları kesinlikle hayata geçirmeyeceğiz”

    “Türkiye ile AB arasında yeni bir ivmenin ortaya çıkması fevkalade önemlidir” diyen Çelik, şunları kaydetti:

    “Biz AB’deki pek çok siyasetçinin Türkiye’ye karşı ön yargılarla dolu olumsuz yaklaşımlarıyla, Türkiye’nin AB müzakere sürecini birbirinden ayrı tutmaya özen gösteriyoruz. Özellikle göç krizinin ortaya çıkardığı krizler ve tehditler karşısında daha çok işbirliği yapmanın önemi açıktır. Çünkü göç krizi Avrupa Birliği tarihinin de gördüğü en büyük krizlerden bir tanesidir. Suriye konusunda ciddi bir politika ortaya konulamamasının neticesinde büyük bir insani kriz ortaya çıkmıştır. Türkiye milyonlarca mülteciyi evinde barındırarak insanlık karşısında vazifesini yapmıştır ama hala pek çok AB ülkesi bırakın milyonlarcayı bırakın onbinlerceyi 200 kişi,300 kişiyi ülkesinden barındırmak için referandum yapmak için referandum yapmaktan bahsetmektedir. Bunun maliyetlerini söz konusu etmektedir kendi iç siyasetinde. Sayın Merkel’in de açıkladığı gibi göç krizi konusunda Türkiye’nin ve Avrupa Birliği’nin ortaya çıkardığı işbirliği tarihin en büyük krizlerinden birinin yönetilmesi konusunda büyük bir çözüm ortaya koymuştur. Bundan sonrada bunun devam etmesi gerekir. Fakat dediğimiz gibi verilen sözlerin tutulması gibi sebeplerle biz bundan sonraki mekanizmalar için vize serbestisi konusunda net bir tarih bekliyoruz. Eğer vize serbestisi konusunda net bir tarih verilmezse yeni mekanizmaları örneğin geri kabul anlaşmasını yürürlüğe koymak gibi konuları kesinlikle hayata geçirmeyeceğiz. Bu süreçte çok yanlış biçimde Türkiye çeşitli kişiler tarafından eleştiriye tabi tutulmuştur. Ciddi bir önyargı söz konusudur. Almanya AB içerisinde lider bir ülke. Dost ve müttefik bir ülke. Ekonomik, siyasi, dış politika açısından son derece önemli ilişkilerimiz var Almanya ile. Almanya ile ilişkilerimizin bütün bu krizlerin ortasında yeni bir ivme kazanması, bunların güçlenmesi önemli olacaktır.”

    “PYD’nin DAEŞ’e karşı mücadele ettiği yalanı da bu şekilde çökmüştür”

    Brexit sonrasında AB’nin geleceğinin nasıl şekilleneceğiyle ilgili tartışmaların yoğun yapılacağı bir döneme girildiğini söyleyen Çelik, “Türkiye, bölgenin güvenliği açısından tüm dünyanın uğraştığı DAEŞ terör örgütüyle ciddi bir mücadele yürütmektedir. Bu hem ulusal güvenliğimiz için gereklidir. Ama ulusal güvenliğimiz için attığımız bu adımlar aynı zamanda AB’nin güvenliği ve küresel güvenlik içinde gereklidir. DAEŞ terör örgütü insanlığın gördüğü en karanlık örgütlerinden biridir. Bu örgütün bertaraf edilmesi Türkiye’nin öncelikleri arasındadır. Şimdiye kadar da AB çevrelerinden bu mücadeleye olumlu destek gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını kullandığını, bunun herhangi bir şekilde kimsenin içişlerine müdahale olmadığını, saldırı olmadığını söylüyoruz. Sınırımızın dışından DAEŞ terör örgütü ve diğer terör örgütleri bakımından bizim tarafımıza bomba atılmaktadır. Topraklarımıza bomba düşmektedir. Türkiye egemen bir devlettir. Egemen bir devlet olarak güvenliğini koruyacak güce sahiptir. Bunun gereğini yapıyoruz. Son 1 yıldır bütün dünyada revaçta olan çok büyük bir yalanda bu operasyonla birlikte çökmüştür. Nedir o yalan? PYD’nin DAEŞ’e karşı savaştığı şeklindeki bir yalan. Türkiye Cumhuriyeti Özgür Suriye Ordusu güçleriyle birlikte DAEŞ’e karşı mücadele verirken Suriye’de buna karşı bir tek PYD’den ses yükseliyor Türkiye’nin müdahalesine. Bu da gösteriyor ki PYD’nin DAEŞ ile mücadelesi gibi bir şey söz konusu değil. Bu bir prensip yaklaşımı değildir, taktik yaklaşımdır. Türkiye içinde de HDP’den buna itiraz yükseliyor. Türkiye’nin DAEŞ ile mücadelesinde PYD’nin ve HDP’nin bu kadar rahatsız olması bir gerçeği daha ortaya çıkarmıştır. PYD’nin DAEŞ’e karşı mücadele ettiği yalanı da bu şekilde çökmüştür” açıklamasında bulundu.

    “Nasıl ki Avrupa’nın herhangi bir başkentinde DAEŞ ile ilgili bir çadır açılamıyorsa aynı şekilde PKK ile ilgili de aynı şey söz konusudur”

    Bakan Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:

    “AB’deki dostlarımızdan en büyük istirhamımız DAEŞ terör örgütüyle PKK arasında fark yoktur. DAEŞ terör örgütüne karşı mücadele eden ülkelerin PKK terör örgütünün sergilerini açmaları ona çadır açtırmaları gibi hususlar terörle mücadele konusunda çifte standart ortaya çıkarır. Nasıl ki Avrupa’nın herhangi bir başkentinde DAEŞ ile ilgili bir çadır açılamıyorsa aynı şekilde PKK ile ilgili de aynı şey söz konusudur. Bütün bu örgütlerden daha tehlikeli olan örgüt FETÖ terör örgütüdür. FETÖ’nun herhangi bir kurumunun, herhangi bir liderinin AB’deki hiçbir dost ülkede barınmaması gerekmektedir. Bu konuda da AB’deki dostlarımızdan dostluk ve müttefiklik ilişkisi gereği hassasiyet beklemekteyiz.”

    “Keşke güvenli bölge oluşsaydı hem bu bölge içerisinde terör örgütleri olmayacaktı bugün DAEŞ ile mücadele çok daha etkili biçimde verilecekti”

    Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Çelik, Suriye’de bir güvenli bölgenin oluşturulmasının gündemde olduğunun hatırlatılması üzerine, “Bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak öteden beri bu kriz karşısında söylediğimiz şey şuydu; ‘Suriye topraklarının içerisinde bir güvenli bölge oluşsun ve uçuşa yasak bölge oluşsun’ dedik. Bizim bu önerimiz kabul edilseydi bugün ne göç krizi olacaktı ne Esed rejimi bu kadar insanı katledecekti ne de bugün o bölgede güvenli bölge oluşsaydı DAEŞ ya da PYD gibi örgütler yerleşebilecekti. Türkiye bunu demesine rağmen müttefiklerimiz bu meseleye olumlu yaklaşmadılar. Arkasından şöyle bir açıklama yapıldı, ‘Esed rejimi savaş uçaklarını kullanırsa bu bizim kırmızıçizgimizdir’ denildi. Esed rejimi halkını katletti yine kırmızıçizginin gereği yerine getirilmedi. Arkasından denildi ki eğer kimyasal silah kullanırsa bu bizim kırmızıçizgimizdir. Yine gereği yerine getirilmedi. Türkiye’nin sınırından itibaren Suriye’nin içerisine doğru 20 kilometrelik bölgede herhangi bir terör örgütünün olması demek, bizim ulusal güvenliğimize tehdit demektir. Bu aynı zamanda AB’nin birlik güvenliğine tehdit demektir. Küresel güvenliği tehdit demektir. Ortaya çıkan tablo Türkiye’nin önerisinin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Keşke güvenli bölge oluşsaydı hem bu bölge içerisinde terör örgütleri olmayacaktı bugün DAEŞ ile mücadele çok daha etkili biçimde verilecekti. PYD ve benzeri unsurlarının orada fiili durum yaratmasının önüne geçilmiş olacaktı. Ayrıca daha ileri noktada da Türkiye sınırını geçmek zorunda kalmayacaktı mülteciler. Oradan Akdeniz’e Avrupa’ya geçmek zorunda kalmayacaklardı. Göç krizi, insani kriz Esed rejiminin bu kadar katliama imza atması, PYD ve DAEŞ’in oraya yerleşmesi maalesef Türkiye’nin önerisinin kabul edilmemesi yüzünden olmuştur. Bugün bizde neden oraya müdahale etmek durumunda kalıyoruz; bu bir meşru müdafaa hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını, sınırın öbür tarafında terör örgütleri kontrol edemez. Buna müsaade edemeyiz” değerlendirmesinde bulundu.

    “Uçuşa yasak bölge ya da güvenli bölge kurulması konusunda herhangi bir açıklamalarını görmedim”

    Şuandan itibaren olumlu bir cevabın olup olmadığıyla ilgili Çelik, “Benim bildiğim herhangi bir açıklama yok. Şuanda orayı kontrol altına almakla ilgili bir takım müdahaleler yapılıyor. Uçuşa yasak bölge ya da güvenli bölge kurulması konusunda herhangi bir açıklamalarını görmedim. Bu olsaydı bugün karşı karşıya olduğumuz pek çok risk söz konusu olmayacaktı” dedi.

    “Önümüzdeki haftalarda da bu Almanya’nın İncirlik’teki varlığı devam edecektir”

    Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth ise Alman askerlerinin İncirlik’ten geri çekildiğiyle ilgili haberleri sorması üzerine şunları kaydetti:

    “Ülkelerimiz arasında işbirliği sadece İncirlik ile kısıtlı kalmamaktadır. Aynı zamanda NATO ittifakı çerçevesinde de partnerliğimiz ve işbirliğimiz sürmektedir. Öyle umuyorum ki önümüzdeki haftalarda da bu Almanya’nın İncirlik’teki varlığı devam edecektir. Bu vesileyle zaten görüşmeler halindeyiz. Konu aslında şu, Federal Meclis milletvekilinin İncirlik’te orada bulunmuş olan Alman askerlerini ziyaret etmeleri konusu aslında. Ama bu konu üzerine görüşmeler halindeyiz. Son derece olumlu düşünüyorum. Bu konuda iyi bir sonuç elde edeceğiz.”

  • Kılıçdaroğlu: “Fethullah Gülen’in kesinlikle Türkiye’ye iade edilmesi lazım”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Fethullah Gülen’in kesinlikle Türkiye’ye iade edilmesi lazım. Bu kadar büyük olayların sorumlusu olarak görülüyorsa ve Fethullah Gülen ‘ben aklanmak istiyorum’ diyorsa gelip Türkiye’de bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişiminde saldırıların hedefi olan ve 50 Özel Harekat polisinin şehit olduğu Gölbaşı Özel Hakerat Daire Başkanlığı’nı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu’nu Ankara Emniyet Müdürü Celalettin Lekesiz, Özel Harekat Daire Başkanı Turan Aksoy ve Havacılık Daire Başkanı Uygar Elmastaşı karşıladı. Hayatını kaybeden polisler için başsağlığı dileyen Kılıçdaroğlu, Özel Harekat’ın simgelerinden olan ve saldırıda zarar gören kartal heykeline kırmızı karanfil bırakıp dua etti. Daha sonra zarar gören yerleri gezen Kılıçdaroğlu, yetkililerden olay günü ile ilgili bilgi aldı.

    Kılıçdaroğlu, ziyaretin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen liderler zirvesine ilişkin değerlendirmeleri ve Başbakan Binali Yıldırım’ın yeni anayasa konusundaki açıklamalarına ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:

    “Dün yapılan görüşme bizim demokrasi kültürümüz ve o kültürün gelişmesi açısından çok önemliydi. Türkiye bir devlet krizi yaşadı. Bir darbe girişimi söz konusu oldu ve dolayısıyla darbeye karşı hepimizin ortak tavır takınması, özellikle halkın bu konuda bütün duyarlılığını sokaklara çıkarak göstermesi çok önemliydi. Bu görüşmede muhalefet partilerine bilgi verildi ve aynı zamanda biz kendi görüşlerimizi ifade ettik. Anayasa konusunda yargı ile ilgili şikayetler bütün siyasi partilere gidiyordu. Yargı ile ilgili düzenlemelerin yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşürdüğü, bunun değişmesi gerektiği bize ifade edildi. Bunu dün toplantıda yine ifade ettik ve görüş birliği sağlandı. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda anayasada yapılacak bir değişikliğe katkı vereceğiz. Umarım önümüzdeki günlerde siyasi partiler bir araya gelir ve bu sorunu çözmüş oluruz.”

    FETÖ lideri Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusundaki görüşlerinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, “Fethullah Gülen’in kesinlikle Türkiye’ye iade edilmesi lazım. Bu kadar büyük olayların sorumlusu olarak görülüyorsa ve Fethullah Gülen ‘ben aklanmak istiyorum’ diyorsa gelip Türkiye’de bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır. Bu konuda iade talebinde bulunulması, bakanların oraya gitmesi bizim açımızdan son derece olumlu. Fethullah Gülen’in Türkiye’ye teslim edilmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

  • Mali Bakanı Naci Ağbal, Kayıt Dışı Ekonominin Kesinlikle Önlenmesi Gerektiğini Belirterek:

    Mali Bakanı Naci Ağbal, kayıt dışı ekonominin kesinlikle önlenmesi gerektiğini ifade ederek, “Kayıt dışı ekonomiyi bizim hızla aşağı çekmemiz lazım. Bir tarafta vergisini tam zamanında ödeyen kayıtlı mükellefler var, bir tarafta da hiçbir şekilde vergi dairesine uğramayan işletmeler var. Vergi dairesine hiç uğramayanları bir kere vergi dairesine getirmek lazım” dedi.

    Bakan Ağbal, Afyonkarahisar’da Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen “2016 Yılı Çalışma ve Hedeflerinin Değerlendirilmesi” toplantısına katıldı. Toplantının açılışında konuşan Türkiye ekonomisinin kalkınması adına önemli mesajlar veren Bakan Ağbal, önce AK Parti hükümetleri döneminde sağlanan ekonomik disiplinden bahsetti. Maliye Bakanlığı’nın Türkiye adına çok önemli bir görevi icra ettiğini ifade eden Bakan Ağbal, “AK Parti hükümetleri olarak 2002 yılından bu yana eğer bütçe disiplinini sağlamışsak, mali disiplini kararlı bir şekilde sürdürmüş isek bunun sacayaklarından biriside vergi gelirleri tahsilatından elde edilen başarıdır. Her yıl bir hedefimiz var. Bütçe kanunları ile belirlenmiş bütçe gelirleri hedefi, bu aynı zamanda Maliye Bakanlığı olarak bizim için bir ödev. Çünkü meclis her yıl hedeflenen bir gelir tahminini kanuna koyuyor, ondan sonrada onu gerçekleştirmek, onu sağlamak hatta o hedefi daha fazla gerçekleştirmekte bizim sorumluluğumuz” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN KAYIT DIŞI EKONOMİSİ HALEN YÜKSEK ORANLARDA”

    Türkiye’de sıkça gündeme gelen “kayıt dışı ekonomi” konusuna da değinen Bakan Ağbal, her ne olursa olsun kayıt dışı ekonominin önlenmesi gerektiğine vurgu yaparak, “Ülkemizde kayıt dışı ekonomi halen yükse seviyelerde AK Parti hükümetleri döneminde son 14 yılda kayıt dışı istihdamda yüzde 52’lerden yüzde 32 seviyelerine gelmişsek de bir takım çalışmalar ile kayıt dışı ekonominin seviyesi yüzde 6-7 oranında bu dönemde azalmış olsa da aslında Türkiye’nin kayıt dışı ekonomisi halen yüksek oranlarda. Dolayısı ile bununla bizim mücadele etmemiz gerekiyor ve kayıt dışı ekonomiyi bizim hızla aşağı çekmemiz lazım. Gelir İdaresi Başkanlığımızın bu anlamda bir eylem planı var. 2011’li yıllardan itibaren 3.’nü uygulamaya geldiğimiz bir kayıt dışı eylem planımız var. Bunu da etkili bir şekilde uygulamaya devam etmemiz lazım. Siz Gelir İdaresi Başkanlığı çalışanları olarak vergi dairesi başkanlarımıza söylüyorum, mutlaka ve mutlaka ilk yapmamız gereken şey kayıt dışı kalmış, vergi dışı kalmış bütün işletmeleri yani bizim vergiden artık işletme diye tabir ettiğimiz işletmeleri tespit etmek. Vergi dairesine hiç uğramayanları bir kere vergi dairesine getirmek” diye konuştu.

    “BU MESELEYİ SADECE BİR KAMU GETİRİSİ OLAYI OLARAK ELE ALIRSAK YANLIŞ OLUR”

    Özel sektör ile konuşulduğu zaman kayıt dışı ekonomi konusunun gerçekten üzerinde durulması gereken bir husus olduğunu aktaran Bakan Ağbal şunları söyledi:

    “Bir tarafta vergisini tam zamanında, doğru bir şekilde ödeyen kayıtlı mükellefler var, bir tarafta da hiçbir şekilde vergi dairesine uğramayan, vergi ödemeyen işletmeler var. Bundan da aslında haksız rekabet oluşuyor. Birisi kayıtlı ekonomi içerisinde bütün yükümlülüklerini yerine getiriyor ayakta kalmaya çalışıyor, diğeri ise o bir işletmeler ile aynı olacak şekilde hiçbir şey ödemeden onlarla haksız rekabet yapıyor. Yani bu meseleyi sadece bir kamu getirisi olayı olarak ele alırsak yanlış olur. Devletin görevi piyasada faaliyette bulunan işletmeler arasındaki her türlü haksız rekabeti her bakımdan önlemektir. Bunun yollarından birisi de kayıt dışı ekonomi ile etkin bir şekilde mücadele etmektir. Onun için Gelir İdaresi Başkanlığındaki bütün birimlerin çok aktif bir şekilde sokağa çıkıp, hayatın içerisine girip iktisadi hayatta olanları takip edip bu kayıt dışı kalmış bu merdiven altı işletmeleri bir bir kayda alması lazım. Onun için Gelir İdaresi Başkanlığımızın da özel olarak idarelerinin performanslarını kayıt dışı kalmış işletme sayılarını kayıt altına almalarını da takip etmek lazım. İstanbul’da Gelir İdaresi Başkanlığımız acaba şu 74 ayda kaç tane böyle işletmeyi kayıt altına aldı?”

    Bakan Ağbal’ın konuşmasının ardından toplantı basına kapalı olarak devam etti.

  • Davutoğlu: “Türkiye’de Yürütülen Mücadele Kesinlikle Demokratik Hukuk Devleti İçinde Yürütülen Mücadeledir”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile gerçekleştirdiği toplantıda PKK’nın Suriye’den aldığı cesaretle Türkiye’de ciddi terör saldırıları yürüttüğünü kaydederek, “Türkiye’de yürütülen mücadele kesinlikle demokratik hukuk devleti içinde yürütülen mücadeledir” dedi.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile gerçekleştirilen ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Konuşmasına terör saldırında hayatını kaybedenlere baş sağlığı dileyen Davutoğlu, “Terör saldırısı sadece Türkiye’ye sadece Almanya’ya yönelik bir terör saldırısı değil bütün insanlığa dönük saldırıydı. Sorumluları mutlaka yakalanacak ve gerekli cezaya çarptırılacaktır. Aslında bu terör saldırısı karşı karşıya kaldığımız büyük tehlikeleri ve riskleri ortaya koyuyor. Bugün Berlin’de gerçekten son derece tarihi bir adım atıldı. Türkiye ve Almanya tarih boyunca müttefik olmuş iki ülke. İlk hükümetler arası istişare düzeyinde zirvede birçok bakanlarımızla birlikte ortak bir kabine toplantısı mantığı ile bir araya geldik. Ben Sayın Merkel’e gösterdiği misafirperverlik özelikle çalışma toplantımız esnasında ortak ekip bilinci ile davranmamızı sağladığı için teşekkür bir borç biliyorum” dedi.

    Yeni bir dönem olduğunu kaydeden Davutoğlu, bakanlar arasında toplantılar, projeler olduğunu belirtti. Davutoğlu, dünya ekonomisinin oynaklık içinde odluğu dönemlerde Türk ve Alman ekonomilerinin hem kendi hem de çevre ekonomilerine katkı sağladığını kaydetti. Türkiye’nin 37 milyar dolar civarındaki ticaret hacmini daha ileriye götürmek için Almanya ile işbirliği yapamaya hazır olduğunu ifade etti. Davutoğlu, “Terör saldırıları bu ilişkilerini ne kadar bozmak isterse istersin hep birlikte olacaklar, hep birlikte barış içinde Türkiye ve Almanya’da dostluğumuzu derinleştirip yaşayacaklar” dedi.

    Son dönemde Türkiye ile AB ilişkilerinde ivemeye değinen Davutoğlu, Merkel’e teşekkür ederek 29 Kasım’da gerçekleşen Türkiye -AB Zirvesi’nin önümüzdeki dönem için dönüm noktası olduğunu kaydetti.

    “TÜRKİYE VE ALMANYA OMUZ OMUZADIR “

    “Olumsuz gündem veya riskler ve tehditler bağlamında da Türkiye ve Almanya omuz omuzadır” diyen Davutoğlu, bugün verilen mesajlarla ülkelerin huzurunu ve AB’nin, insanlığın huzurunu bozmaya çalışanların karşılarında Türkiye ve Almanya’yı birlikte omuz omuza bulacaklarını ifade etti. Terörle mücadele konusunda sağlam iradenin olduğunu kaydeden Davutoğlu, “Türkiye ve Almanya’nın DAEŞ, PKK, DHKPC gibi örgütlere karşı tam bir iş birliği içinde barışı istikrarı ve demokrasiyi korumak konusunda kararlıdır. DAEŞ’e karşı yürütülen mücadele konusunda Almanya’nın Türkiye’ye vermiş olduğu desteğe teşekkür ediyoruz. Suriye ve Irak’ta yakın bir istişare içindeyiz. Suriye’deki istikrarsızlığın Türkiye’yi etkilemesi karşısında Almanya’nın ağladığı destek ve gösterdiği dayanışma özellikle de İncirlik’e gelen Alman uçaklarıyla bütün bölgeye, bütün dünyaya zor günlerde Almanya’nın Türkiye’nin yanındadır mesajı vermesi açısından da son derece önemli ve takdir ettiğimiz bir adım olmuştur. Alman Savunma Bakanı da İncirlik’e yaptığı ziyaretle bunu bir kez daha göstermiştir. DAEŞ insanlığa yönelik bir tehdittir. Türkiye ve Almanya bu tehdide karşı Irak’ta Suriye’de Türkiye’de Almanya’da her yerde mücadele etmeye hazırdır. Aynı şekilde PKK’da son dönemde özellikle Suriye’deki gelişmelerden aldığı cesaretle Türkiye’de çok ciddi bir terör faaliyetine başlayıp sivil halka ve güvenlik güçlere karşı saldırlar gerçekleştiriyor. Bu konuda meslektaşıma kapsamlı bilgiler aktardım” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE, SURİYE’DEN GELEN MÜLTECİLERİ BİR BARBAR REJİMİN VE BARBAR BİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN BASKISINDAN KAÇAN MASUMLAR OLARAK GÖRMEKTEDİR”

    “Türkiye’de yürütülen mücadele kesinlikle demokratik hukuk devleti içinde yürütülen mücadeledir. Sadece terörist grupları hedef alan ve onların demokrasimize, ülkemizin huzuruna dönük tehdidini engellemeye çalışan bir mücadeledir” diyen Davutoğlu mültecilerle ilgili insanlık krizinin üzerinde durulduğunu kaydetti. Mülteci krizinin sadece Suriye’de kalmadığını Türkiye üzerinden Avrupa’da sosyal istikrarsızlık unsuruna neden olduğunu kaydetti. Başbakan Davutoğlu, “Türkiye, Suriye’den gelen mültecileri bir barbar rejimin ve barbar bir terör örgütünün baskısından kaçan masumlar olarak görmektedir” dedi.

    Davutoğlu, mülteci konusunun her zaman gündem olduğunu Aylan Kurdi’nin cansız bedeninde kıyıya vurduğunda anne baba olarak aile fertleri olarak bu acıyı hissettiğini kaydetti. 29 Kasım’da Türkiye-AB arasında Eylem Planı açıklandığını ve Türkiye’nin bu eylem planı çerçevesinde kararlı bir şekilde adım attıklarını belirten Davutoğlu, üçüncü ülkelerden gelen Suriyeli mültecilere karşı vize uygulanması yönünde adımlar atıldığını bildirdi. Davutoğlu, mülteci krizi konusunda birlikte hareket edilirse krizin sonuçlarının en iyi şekilde kontrol altına alınabileceğini bildirdi. Türkiye ve Almanya olarak bugünlerde başlaması için Suriye Barış görüşmelerinin başarılı olmasının mülteci akınlarını engelleyecek önemli bir unsur olarak gördüklerini ifade eden Davutoğlu, “Mültecilerin gelişleri yavaşlarsa var olan mülteciler en iyi şekilde entegre edilir ve meseleleri çözülürse bu konuyu insanlık trajedisine dönüşmeden ve ülkelerimizin iç istikrarını bozmadan çözmeye kavuşuruz” dedi.

    Davutoğlu, Merkel’i Dünya İnsani Zirvesi’nde ağırlamaktan memnuniyet duyduğunu belirterek, “18 Şubatta AB-Türkiye Fikirdaş Ülker Toplantısı’nda birlikte olacağız” dedi.

  • Eğitim Bir-sen Genel Başkan Vekili Selvi: “İş Güvencesinin Kaldırılmasını Kesinlikle Kabul Etmeyiz”

    Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili son günlerdeki tartışmalara ilişkin yaptığı açıklamada, iş güvencesinin kaldırılmasını kesinlikle kabul etmeyeceklerini belirtti.

    Eğitim Bir-Sen Amasya Şubesi tarafından bir restoranda düzenlenen Öğretmenler Günü programında konuşan Latif Selvi, “Memurların iş güvencesi bir takım Ali Cengiz oyunlarıyla ortadan kaldırılmak istenirse bunu kesinlikle kabul etmeyiz” dedi.

    Öğretmenler Günü’nü kutladığı eğitimcilerden kültür emperyalizmine karşı uyanık olmalarını isteyen Genel Başkan Vekili Selvi, eğitim camiasının toplumun dünüyle geleceği açısından köprü görevi yerine getirdiğini söyledi. Üyelerin sendikal faaliyetlere katılmalarına büyük önem verdiklerini anlatırken üye sayılarındaki artışa da değinen Selvi, “İnşallah bu yıl sonu itibariyle 400 bin hedefini yakalayacağız. Eğitim camiasının ümidi olmaya, bizimle eğitim camiasının kazanmasına öncülük etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Amasya Valisi İbrahim Halil Çomaktekin, Belediye Başkanı Cafer Özdemir, AK Parti İl Başkanı Mehmet Ünek, Amasya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Feda Öner, Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Güneş, Eğitim Bir-Sen Amasya Şube Başkanı Kerem Camcı, diğer yetkililer ve sendika üyelerinin de katıldığı programda Latif Selvi ve beraberindeki Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı Atilla Olçum’a hediyeler verildi.