Etiket: Kesinlikle

  • ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nauert: “Papaz Branson’un hemen eve gönderilmesini istiyoruz. Kesinlikle çok geç kalındı”

    ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert bugün yaptığı basın toplantısında “Papaz Branson’un hemen eve gönderilmesini istiyoruz. Kesinlikle çok geç kalındı” dedi.

    Toplantıda kendisine yöneltilen bir soru üzerine Nauert Türk Hükümetine karşı ciddi yaptırımlar uygulanabileceğinin Başkan Yardımcısı Mike Pence tarafından dile getirildiğini söyleyen Nauert “Bu konuda ABD Hükümeti, Türkiye Hükümeti ile defalarca görüştü” dedi.

    Bahsedilen yaptırımların ne olduğu konusunda açıklama yapamayacağını belirten Nauert, Brunson’ın ev hapsine alınmasını “doğru yönde bir adım “olarak nitelendirdi.

    Nauert ayrıca, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile hafta sonu görüştüğünü belirterek “Konu hakkında daha fazla açıklama yapamam. Konu çok hassas” dedi.

    ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sadece Brunson’ı değil göz altında bulunan diğer Türkiye vatandaşı ABD konsolosluk çalışanlarının da serbest bırakılması için çalıştıklarını anlatan Nauert “Çalışanlarımızı hapisten çıkartmak için her şeyi yapıyoruz” dedi.

    Türkiye’de yargı bağımsızlığına inanılıp inanılmadığı, inanılıyorsa neden yargının işleyişine müdahale ettikleri konusunda gelen bir soruyaysa Nauert “Amacımız insanlarımızı hapisten çıkartmak ve eve getirmek. Bu söyleyebileceğim şeyleri sınırlıyor” dedi .

  • Nevzat Artık: “Açıkta satılan sütler kesinlikle tüketilmemeli”

    Prof. Dr. Nevzat Artık açıkta satılan sütler hakkında değerlendirmede bulundu. Artık, “Süt hızla bozulabilen bir gıda maddesi onun için açıkta satılan sütler kesinlikle tüketilmemeli pastörize ve ambalajlı süt tüketimini özendirmeliyiz” dedi.

    Dünya Süt Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen ’Süt İçelim Harekete Geçelim’ adlı panel İstinye Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Panele İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Yavuz Dizdar, Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik ile çok sayıda öğrenci katıldı.

    21 Mayıs Dünya Süt Günü kapsamında düzenlenen panelin ardından açıklamalarda bulunan Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, 1956 yılından beri 21 Mayıs Dünya Süt Günü olarak kutlandığını belirterek , “Bu günde süt tüketiminin artırılmasında tüketicilere sütün özelliklerini önemini anlatmak için yapılmış bir gün olarak değerlendiriliyor. Süt hızla bozulabilen bir gıda maddesi onun için açıkta satılan sütleri kesinlikle tüketilmemeli pastörize ve ambalajlı süt tüketimini özendirmeliyiz. Uluslar arası arenada bu şekilde bir yapılanma söz konusu. Süt bir canlının annesinden doğduktan sonra ilk karşılaştığı gıda maddesidir” dedi.

    “7’den 77’ye süt ve süt mamulü tüketmemiz gerekli”

    Türkiye’de tüketilen süt ve süt ürünleri verilerini paylaşan Artık, “Türkiye’de yıllık kişi başına 36 kilogram süt, 231 kg süt ve süt ürünleri tüketiliyor. Peynir yaklaşık 15 kg, yoğurt 30 kg, tereyağ tüketimimiz biraz az o da 1,5 kg tüketiyoruz. Bunların arttırılması çok önemli tüketicilerimize sadece çocuklar değil 7’den 77’ye süt ve süt mamulü tüketmesi gereklidir. Ambalajlı süt 2 şekilde oluyor. Bunlar birincisi mikro bakteriyel tüberküloz organizma 1-2 gün içerisinde tüketilmeli bir diğer işlem ise Ultra High Temperature (UHT) süt var. UHT süt 130 derecede 2 saniye dayanıklı hale getiriliyor ve 4 veya 6 ay dayanıklı hale geliyor. Bu da herhangi bir içerisinde değişiklik olmasını engelliyor. Rahatlıkla tüketilebilir” şeklinde konuştu.

    “Güneydoğu Anadolu ve Ege’de 2030’da tarımsal üretim yapılamayabilir”

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF) Genel Sekreteri İlknur Menlik ise tarımsal ve hayvansal üretimin Türkiye genelindeki etkilerini değerlendirdi. Tarımın ve hayvansal üretiminin üzerindeki çevresel etki yükünün arttığını ve tehlikeli boyutlara geldiğini göstermek istediklerini belirten Menlik, “2030 yılı gerçekten ciddi bir dönem noktası çünkü o tarihten itibaren nüfus ve tarım alanlarına ilişkin ön görüler hepimiz için son derece kaygı verici bir hal alacak. Özellikle iklim değişikliğinin Türkiye’deki gediği ve gideceği nokta alanında çıkardığımız sonuç 2030 yılında Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgesinin alt kısımlarında tarımsal üretimin risklerin büyüdüğünü üretimin neredeyse yapılamaz hale geleceğinin gösteriyor” dedi.

    “Çöpe atmak kolay ama sofraya getirmek çok zor”

    Menlik, bilerek tüketmenin çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Bir bardak süt deyip geçmeyelim. Tükettiğimiz tüm gıdaların çevre üzerinde çok büyük etkisi var. Çöpe atmak kolay ama sofraya getirmek çok zor kıymetini çok iyi bilmek gerekir” diye konuştu.

    “Türk insanı sütü sever ve içer”

    İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr. Yavuz Dizdar, Sütün çocuklar üzerinde önemli etkilerinin olduğu söyledi. Dizdar, “Zaman içerisinde bazı değişiklikler oldu. Aslında Türk insanı sütü sever ve içeriz. Özellikle çocuklar içer. İçmezsek yerine yoğurt koyarız. Olması gereken sütün doğala yakın olmasıdır. Hayvanın yeri nasıl olduğu önemli değil. Süt az işlemden geçecek yani günlük pastörize süt olacak cam şişede olursa iyi olur. Mümkünse endüstri kaymaklısını getirecek” ifadelerini kullandı.

  • Başbuğ: “Afrin kesinlikle haklı bir operasyon”

    Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, TSK’nın Afrin’e yönelik devam eden Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili olarak, “TSK operasyonu en iyi şekilde planlamıştır, en iyi şekilde gereğini icra edecektir. TSK’nın verdiği bilgilerle verdikleriyle yetinelim, ‘yok şöyle yok böyle olacak’ gibi harekatın detayının tartışılması doğru değil, biraz sabırlı olmamız gerekir. Az şehit vererek ve orada masum insanlara zarar vermeden ilerlemeniz gerekiyor” dedi.

    Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (ANSİAD) bir otelde düzenlenen 4. Olağan Toplantısına katıldı.

    Burada, “Orta Doğu ve Türkiye” başlığı altında bir konuşma yapan Başbuğ, Orta Doğu’nun tarih sahnesine çıkışının Osmanlı Devleti ile başladığını kaydetti. Başbuğ, Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinin ve sağladığı düzenin, barışın 1914 yılına kadar devam ettiğini aktardı. Atatürk’ün ’Musul’u da alın’ gibi bir vasiyetinin olduğunu bilip duymadığını dile getiren İlker Başbuğ, “Ben böyle bir şey görmedim, bu konuyla iyi kötü bilenlere sordum, onlar da öyle bir şey bilmiyor” dedi.

    “Dünya devleti ABD”

    ABD’nin büyük bir dünya devleti olduğunun altını çizen İlker Başbuğ, “ABD’nin dünyanın her denizinde donanması var. Denizlere hakim. Dünya devleti olabilmeniz için hatta dünya devleti değil bir bölgede güçlü olmak ve dediğinizi yaptırmanız için deniz kuvvetlerinizin olması gerekir. Bu olmadan ne bölge, ne de dünya devleti olabilirsiniz. ABD’nin dünyanın en güçlü silahlı kuvvetleri olduğu gerçeği var. Büyük bir ekonomik güç, bunun yanında en büyük teknolojik gücü, teknoloji, ekonomi, silahı olduğu zaman ortaya büyük bir dünya devleti çıkıyor. Rusya bunun yanında bir güç ama ABD ile eşit noktada değildir. Uyuyan değil büyüyen potansiyel bir devlet var o da Çin. ABD için potansiyel tehdit Çin’dir” ifadelerine yer verdi.

    “Güçler dengesi”

    ’Orta Doğu ABD politikasında birinci öncelikli mi ya da Çin Denizi’ne neden öncelik veriyor’ şeklinde soru soran Başbuğ, “Dünyaya hakim olan bir devlet. Bu dünyada çeşitli stratejik bölgeler var. Bunlardan bir tanesi Orta Doğu, buradan Çin Denizi’ne gidiyorsunuz. Dünyayı stratejik bölgelere ayırın, dünya devleti, o bölgede güçlü bir devlet olmasını istemez. O devlet ben bölgeye hakimim, bölgeyi etkileyebilecek güce erişecek bir büyük devlet istemez. Bakıyorsunuz bir devlet sivriliyor, askeri ve ekonomik olarak. Dünya devleti olarak bölgede güç dengesi kurmalısınız, en kolay yolu bu. ABD’nin Orta Doğu’da diyor ki bir bölgesel dengelerin ABD’ye karşı değişmesi, ABD’de güvenlik sorunu oluşturur. Bölgedeki dengeler benim aleyhime değişmeyecek. ABD en büyük stratejik hatayı 2003 yılında yaptı. Orta Doğu’da aslında bir İran vardı, İran’a karşı, Irak bir denge sağlıyordu. İran-Irak savaşı çıktığı zaman Irak’ın arkasında ABD vardı. Bölgede bir Arap-İsrail dengesi vardı. Mısır, Irak, Suriye, Ürdün vardı. Irak yerle bir edildi. Mısır, Arap Baharı ile gitti. Suriye, İsrail’e karşı yakın tehdit Suriye’ydi. 2011‘de Suriye’deki iç olaylar başladı. Boşluk var. Bunu kim dolduracak, ABD kendi unsurlarıyla beklenmedik bir aktör, yoğun olarak bölgeye Rusya girdi. İsrail ne zaman girecek. Yakın zamanda müdahale edebileceğini söyleyenler, değerlendirenler var. İsrail de bu resmin içine girerse tam bir felaket doğacak. Hem bölgede dengeyi sağlayacağım diyorsunuz hem de dengeyi alt üst ediyorsunuz büyük bir boşluk doğuruyorsunuz” diye konuştu.

    ABD’nin Orta Doğu’yu ABD’ye karşı olan bir gücün kontrolüne bırakamayacağını savunan Başbuğ, ABD’nin Orta Doğu’da attığı her adımın İran’la olan bağlantısına bakmanın önemli olduğunu vurguladı.

    “Salih Müslim PKK’nın adamı”

    Trump’ın ABD ordusunu daha güçlendireceğini açıkladığını aktaran Başbuğ, “Benim dış politikamın ardındaki ana enstrüman ordu olacak diyor. İran, ABD için Orta Doğu’da etkendir. Irak’ta yaşananlardan ders çıkarılması lazım, benzer şeyler yaşanıyor. Suriye’de iç savaş 2011’de başlıyor. O yılda ABD yönetimi Suriye’de mevcut yönetiminin gitmesi gerektiğini söylüyor. Suriye’nin stabil olmasını 10-15 yıl süreceğini söyleyenler var. 2011’de olay başladı, 2012 yılına gelindiği zaman Beşar Esad Afrin’i YPG’ye bırakıyor. Niye bıraktı, bu da ayrı bir soru, birden fazla neden olabilir. PYD, partinin ismi, YPG silahlı unsuru. Partinin silahlı unsuru olur mu? İzahı mümkün olmayan bir durum. 2002 yılında PKK isim değiştirecek, kendini kamufle ediyor. 8. Kongresi’nde Suriye’de, İran’da, Türkiye’de PKK zaten var, siyasi oluşumu olacak diyor. PYD, YPG, KCK-PKK hepsi aynı. Başına kimi veriyorlar, 2003’de yapılanmada Salih Müslim yürütme organı içinde yer alan isim. Sen git kardeşim Suriye’deki partiyi oluştur diyorlar. PKK’nın Suriye’deki kolu bu kadar basit. Salih Müslim, PKK’nın adamı. 2012’de Afrin’i bırakacak Esad, 2013’e gelince, Abdullah Öcalan diyor ki, ’Orada yapılanma oluyor, Suriye’nin kuzeyinde bölgeler kurun’ diyor. Fırat’ın doğusunda, Rojava, El Cezire gibi özerk bölgeler kurulacak” dedi.

    “Sınırda terör yapılanmasına Türkiye izin verir mi”

    2015’te bölgede tam resmin görüldüğünü kaydeden Başbuğ, “PKK Suriye’de sizin hudutlarınız boyunca yapılaşmaya, devletleşmeye girecek böyle şeyi Türkiye kabul edebilir mi? PKK, terör örgütünün uzantısı olan YPG, PYD Suriye’nin kuzeyinde yapılanmaya gidiyor. Toprak kontrolüne kadar neredeyse Suriye’nin 3’te 1’i. Yönetim var, idare var, bir de silahlı gücü var. Burada devletleşmeye giden yapılanmayla karşı karşıyayız. Türkiye’nin böyle bir şeyi kabul etmesi mümkün değil” şeklinde konuştu.

    “Afrin, haklı ve gerekli bir operasyondu”

    2016 yılına gelindiği zaman Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonuna başladığını dile getiren Başbuğ, “Fırat Kalkanı operasyonu elbette gerekli, haklı ve doğruydu. Zamanlaması üzerinde tartışabilirsiniz, daha erken olmaz mıydı diye. El Bab operasyonu ile devam ettik. Bunlar doğruydu. Bunu yaparsanız Fırat’ın doğusunu kontrolünde tutan PYD-YPG Fırat’ın batısına ilerleyecek dolayısıyla Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü koridoru oluşacaktır. Buna müsaade edilemez mümkün değil. Yabancı devletler neden anlamıyor, anlıyorlar da hakikaten izahı anlaşılması çok zor tabii ki. Bir tarafta terör örgütünün uzantısı sınırlarınız boyunca bir yapılanmaya gidiyor, siyasi dönüşme ihtimali var, siz bunu seyredeceksiniz, böyle bir şey olabilir mi? Mümkün değil. Meksika sınırınıza gelse bir terör örgütü otursa, hududunuzda yeni yapılanmaya kalksa siz müsaade eder misiniz? Küba’da Castro’ya müsaade etmediniz. Türkiye’nin sorunu bu, hududu boyunca terör devleti oluşuyor. İdlip’in ardından Afrin bekleniyordu. Kesinlikle haklı bir operasyondur. Uluslararası hukuk açısından sıkıntı yoktur, haklıdır. Hudutlarınızda Afrin Hatay’ın dibinde, YPG, PYD, PKK vardı. O bölgede PKK’nın kendisinin de olmasıydı. IŞİD unsurlarının olduğu yönünde bilgiler vardı. Haklı ve gerekli bir operasyondu, başarıyla devam ediyor” diye konuştu.

    “TSK’ya güvenin, sabırlı olun”

    TSK’nın 2015 yılında Güney Doğu’da meskun mahalde yaptığı operasyonlarla tecrübe kazandığını dile getiren Başbuğ, “Ordumuz üstün tecrübeye sahip oldu ve kazandı. Şimdi teknolojik imkanları da var, Afrin’i de planlayıp icraata dönüştürdüklerini görüyoruz. TSK operasyonu en iyi şekilde planlamıştır, en iyi şekilde gereğini icra edecektir. TSK’nın verdiği bilgilerle verdikleriyle yetinelim, ‘yok şöyle yok böyle olacak’ gibi harekatın detayının tartışılması doğru değil, biraz sabırlı olmamız gerekir. Zor bir harekat, bir mümkün olduğu kadar en az şehit vererek harekatı yürütmeliyiz. Dikkatli gitmeliyiz. ‘Neden hızlı gidilmiyor’ diyenler var. Bu bir Kıbrıs çıkarması değildir. Teröristle mücadele ediyorsunuz, öbür tarafta klasik savaştı. Burada dar bir arazide gidiyorsunuz. Sabırlı olmamız lazım. İkinci nokta orada yaşayan masum insanlara zarar vermemeniz lazım. Bunun için de dikkatli ve yavaş planlı hareket etmeniz gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    “Ordumuzun mayası sağlam”

    Menbiç konusunun tartışıldığını aktaran İlker Başbuğ, “Esas sorun Fırat’ın doğusunda, orayı çözemezseniz, sorun duruyor demektir. Buz dağının altındaki sorun Fırat’ın doğusundadır. Bunları biraz zamana bırakacağız. Zaman bize gösterecek neler olacağını. TSK’ya güvenin, TSK çok acılar çekti, 2007-2014 döneminde. Bu ordunun mayası sağlam. Acılara rağmen görev verildiği zaman onları bir tarafa bırakıyor, acısını yüreğine basıyor, canı pahasına verilen görevi yapmak için çalışıyor. Şehitler veriliyor, kolay bir olay değil. Tecrübelerimiz var, teknolojik olanaklarımız en iyi seviyede. Biz güveneceğiz. Türk ordusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün ordusudur. Cumhuriyeti kuran ordu da, vatanına ve milletine canı pahasına hizmet eder. Onlara güvenerek maddi ve manevi desteği vererek, gelişmeleri sakinlikle, sabırla bekleyeceğiz” dedi.

    “İç kaleyi sağlamlaştırmamız lazım”

    Günümüzde Atatürk’ü sloganlarla, şekillerle anlatmaya çalışmanın hata olduğunu ifade eden Başbuğ, eğitim sisteminin sorgulayıcı ve analiz edici olmadığını bildirdi.

    ’Büyük Orta Doğu Projesi’nde sıra Türkiye’ye gelir mi’ sorusuna ise Başbuğ, “Gelir kardeşim, aklını kullan, engelle ona göre dikkatli ol. Gelebilir. Çünkü gelmez dersen tarihi unuttun demektir. Onun için güçlü olmamız lazım. Esasen önemli olan milletin bütün olması ve milli konularda milletin arkasında olmasıdır. İç kaleyi sağlamlaştırmamız lazım, yarın sıra gelebilir” diye cevapladı.

  • Büyüközer: “Et ithalatına kesinlikle ’hayır’ diyoruz”

    GİMDES Başkanı Dr.Hüseyin Kami Büyüközer, yaptığı açıklamada ithal edilen etlerin ’helal et’ statüsünde kabul edilemeyeceğini savunarak “Et ithalatına kesinlikle ‘hayır’ diyoruz” dedi.

    Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği. (GİMDES) Başkanı Dr.Hüseyin Kami Büyüközer, et ithalatıyla ilgili açıklamada bulundu. Büyüközer, “Canlı hayvan ithalatının yanında et ithalatına da izin verilmesi kafaların karışmasına sebep oluyor. Bu konuda et ithalatının yapılacağı ülkelerde kesimlerin İslami usullere uygun yapılmaması, ismi geçen ülkelerin tamamında kesimlerin iğne veya tabanca ile bayıltarak, ya da kan akıtılmaksızın yapılıyor olması Helal olmama riskinden dolayı yüzde 99’u Müslüman olan halkımızı korku ve endişeye sevk edecektir. Hassas toplum kesimlerimiz için etin İslami usullere uygun kesilmesinin önemi bilinmektedir, bu kez de et tanzim satışlarında ‘Helal et’ kaygısının yaşanabileceği gözardı edilmemelidir” diye konuştu.

    Büyüközer, yetkililere seslendiğini belirttiği açıklamasında “Biz ve bizim gibi düşünen ve inanan milyonlarca Müslüman illa ki ucuz et yemek istemiyoruz. Biz az olsun çok olsun yalnızca helal et yemek istiyoruz. Biz bundan önceki et ithaline izin verildiği dönemde bizden sertifika almış bir firmamızın et ithal etmek istemesi üzerine Fıkıh hocamızla Polonya’ya gidip yerinde de incelemelerimizi yaptığımız zaman telefonda feryad eden kardeşimizin doğru söylediğini tespit etmiştik. Bugün tekrar uyarıyoruz Müslümanlar. Ucuz diye lütfen ithal etlere karşı mutayakkuz olunuz” dedi.

    Büyüközer, et fiyatlarının bir yılda yüzde 20 artış göstermesinin ardından hükümetin ithalatı serbest bırakmaya yönelik kararının kafaları karıştırdığını belirterek, “Artan et fiyatlarına müdahale için ilk adımı atan hükümet Et ve Süt Kurumu’na canlı hayvan ve et ithalatı yetkisi verdi. ’Canlı Hayvan ve Et İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması’ hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    Buna göre, ESK’ya sıfır gümrük vergisiyle 2018 yılı sonuna kadar 500 bin canlı büyükbaş hayvan, 475 bin baş canlı koyun ve keçi ve 75 bin ton taze veya soğutulmuş büyükbaş hayvan eti ile 2017 yılı sonuna kadar da 20 bin ton çeyrek karkas et kontenjanı ayrıldı.Bu karar kapsamında yapılacak ithalat için Ekonomi Bakanlığınca ithal lisansı düzenlenecek. Bu arada geçmiş uygulamalardan hareketle bir çok sanayicinin doğrudan ithalat yetkisini ESK’dan ve Tarım Bakanlığı’ndan istediği, ancak bürokratların şimdilik bu talebe çok sıcak bakmadığı dile getiriliyor” diye konuştu.

    “Şüpheli et iç piyasaya daha yaygın, girmiş olacaktır”

    “Eğer bu kapı da açılırsa geçmiş dönemlerde yaşandığı gibi şüpheli et iç piyasaya daha yaygın, girmiş olacaktır” diyen Büyüközer şöyle konuştu: “28 Ağustos 2008 tarihinde gidaraporu.com sitemizde yayınladığımız bir yazımızda global dünyanın Yeni Zelanda, Avustralya ile birlikte en büyük et ihracatçısı olan Brezilya ile ilgili Helal et konusunda çok çarpıcı bilgiler verilmişti. İngiltere Halal monitoring Committee’nin (HMC) Brezilya’ya gönderdiği uzman bir heyetinin tespiti bir Müslüman için tüyler ürpeticidir. Kısaca bu yazıdan bir alıntı aktaralım: ‘Bu araştırmada Brezilyanın en büyük 18 kesim evinde inceleme girişiminde bulunuldu. Ancak 11 kesim evine giriş ve bu kesim evlerinde araştırma imkanı bulabildik. Ne yazık ki sonuçlar şok edici olmuştur. Kesim yerlerinin çoğunda Müslüman kesim görevlisi bulunmuyor, Allah’ın ismi anılmıyor, Kesim yerlerinin çoğunda bayıltma yaygındır (ve kesim anında birçok hayvanın ölmüş olma riski söz konusudur), Helal olmanın temel şartları hakkında bilgisizlik vardır, birçok nefsine uymuş uygulayıcılar tarafından Helal kisvesi altında sertifikalandırılmış, güya ‘Helal’ olan bu etler şehirlerimize mübarek etler olarak giriş yapmaktadır. Durumun vahameti ortaya çıkınca hem bizi, hem de Ortadoğu’daki samimi organizasyonları harekete geçirdi”.

    Büyüközer, geçmiş dönemlerden örnekler vererek şunları kaydetti: “İlk olarak 1980’li yıllarda ANAP iktidarı döneminde Turgut Özal’ın Başbakanlığında et ithalatı serbest bırakılmış, bu uygulama o dönemde hem Türkiye’de besiciliğe büyük darbe vurmuş, hem İslami kesim şartlarına uyulmadığı cihetle Müslüman halk tedirgin olmuş, hem de ithal edilen etlerin önemli bölümünün kesimden sonra “dondurulmuş” etler olduğu ortaya çıkmıştı. O dönemde et ithalatında denetimin tam olarak yapılamaması nedeniyle “kaçak et” ithalatında da patlama yaşanmış, hatta bazı ithalatçıların sığır ya da koyun eti diye “domuz eti” ithal ederek büyük market ve şarküteri zincirlerinde satışa sundukları belirlenmişti. Türkiye uzun süren yasağın kalkmasının ardından ithalatın başladığı 2010 yılından, 2015 yılı mayıs ayı sonuna kadar 3 milyar 660 milyon dolarlık, canlı hayvan ve et ithalatı yapmıştı.

    Konunun uzmanlarına göre, et fiyatlarındaki artış sadece hayvan sayısındaki azalmayla ilgili değil. Bu uzmanlar, son iki yılda, sekiz büyük firmanın altı aylık 500 bin erkek dana topladığını ve bu hayvanları kestirmeyerek fiyatları yukarı çektiklerini, belirtiyorlar.

    Peki, et ithalatı sorunları çözer mi? Et ithalatı, sorunları çözeceğine arttıracaktır. Çünkü, üretici, ithal etin oluşturacağı fiyat gerilemesi nedeniyle hemen hayvanlarını kesime göndereceğinden et fiyatları hızla düşebilir. Ama besi hayvan sayısı yeterli olmadığından, et fiyatları, bir müddet sonra hızla yükselerek şimdiki fiyatların iki katına da çıkabilir. En önemlisi, yaptığımız incelemelerde, Türkiye’de dahi helal kesim şartlarında pekçok zorluklar yaşanırken, nüfusumuzun yüzde 99 unu teşkil eden Müslümanlara yeni bir kabus yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur. “Hem katma değer getirisi, hem de İslami usüllere daha uygun olması isteğiyle kesimlerin Türkiye’de yapılmasını istiyoruz” Canlı Hayvan ithaline evet. Et ithaline hayır diyoruz. Geçen yıllarda ithal eti izin verildiği bir dönemde Polonya’dan can hıraş bir sesle bir kardeşimiz telefon açtı GİMDES merkezine. ‘Ne olur yetkililere bildirin. Buraya üşüşen bir sürü firma haram helal demeden tırlar dolusu etleri Türkiye’ye taşıyorlar. Göstermelik olarak getirdikleri veterinerler turistik seyahate gelmiş gibi göz boyama ziyaretleri yapıyorlar. Firmalar bir yeri gösterip 3-4 yerde kesilen hayvanları tırlara dolduruyorlar’. Bu feryad sadece Polonya’dan gelmiyor. Daha Macaristan’ı var, Almanya’sı var, Hollanda’sı var. Oralarda ahvaller nicedir? Biz diyoruz ki oralarda durum daha da vahim olabilir”.

  • Erdoğan: “Bölgede terör adacıkları oluşturulmasına kesinlikle sessiz, tepkisiz kalamayacağız”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye olarak şu gerçeğin bilinmesini arzu ediyoruz; sınırlarımızın hemen yanı başında terör örgütlerinin desteklenmesi, silahlandırılması bölgede terör adacıkları oluşturulmasına kesinlikle sessiz ve tepkisiz kalamayacağız. Ülke güvenliğini tehdit eden oluşumlara karşı meşru müdafaa hakkımızı kullanmakta tereddüt göstermeyeceğiz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’nın Hamburg kentindeki G20 Liderler Zirvesi’nin kapanış oturumu öncesinde basın toplantısı düzenledi. 15 Temmuz darbe girişimine değinen Erdoğan, “Geçen yıl 15 Temmuz gecesi ülkemizde kanlı darbe teşebbüsünde bulunan ve 250 vatandaşımızı hunharca şehit eden 2 bin 193 vatandaşımızı da yaralayan terör örgütünün militanları, Batı ülkelerini kendilerine güvenli liman olarak görüyorlar. Bu tablonun özellikle 15 Temmuz gecesi demokrasiye, canı pahasına sahip çıkan milletimizi rahatsız ettiğini, daha da ötesi rencide ettiğini belirtmek isterim. Teröristlere cesaret veren bu tavrın yanlışlığına dikkat çektik. Türkiye olarak şu gerçeğin bilinmesini arzu ediyoruz; sınırlarımızın hemen yanı başında terör örgütlerinin desteklenmesi, silahlandırılması bölgede terör adacıkları oluşturulmasına kesinlikle sessiz ve tepkisiz kalamayacağız. Ülke güvenliğini tehdit eden oluşumlara karşı meşru müdafaa hakkımızı kullanmakta tereddüt göstermeyeceğiz. Terör örgütlerine verilen silahların, topraklarımızda yapılan eylemlerde ele geçiriyor olmamız sorunun şimdiden mevcut sınırlarının dışına taşmaya başladığına işaret etmektedir. Bölgede dağıtılan namlusu bize yöneltilen, silahların yarın dünyanın başka yerlerindeki eylemlerde kullanılmayacağının garantisi yoktur. Terörizmin finansmanı engellemede başarıya ulaşabiliriz” dedi.

    “3 milyonu aşkın Suriyeliyi ülkemizde misafir ediyoruz, yaptığımız harcama 30 milyar dolara ulaşmış vaziyette”

    Oturumda mülteci konularını ele aldıklarını vurgulayan Erdoğan, “Türkiye’nin bu alandaki çabalarını ifade etme imkanı bulduk. Açık kapı politikasını Suriye’nin ilk günlerde devreye soktuğumuzu kararlılıkla uygulamaya devam ettiğimizi belirttik. Zor duruma düşen kardeşlerimizin ihtiyaçlarını da karşılamaya, kendi ayakları üzerinde durabilmelerini temin için altyapıyı oluşturmaya başladığımızı da ifade ettik. Şu ana kadar 3 milyonu aşkın Suriyeliyi ülkemizde misafir ediyoruz ve yaptığımız harcama 30 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Dünyanın hiçbir ülkesinin, mültecilere böyle bir ev sahipliği yapması söz konusu değildir. Yüz binlerce Iraklı da ülkemizde yine misafir ediyoruz. Bütün bunları yaparken şu ana kadar bizlere Avrupa Birliği’nin vermiş olduğu söz 3+3+6 milyar Euro’dur fakat bize ulaşan 800 milyon Euro’dur. İfade edilen rakamlar yalan yanlış, sapıtılıyor ve bütün bunların projesi diyorlar, gelmedi. Projenin nesi gelecek. Buyursunlar, Kilis’e gelsinler, Gaziantep’e gelsinler buyursunlar Mardin’e gelsinler. Oradaki konteynır kentleri gezdikleri zaman, orada yaşayan bunca insanların eğitim sağlık, ihtiyaçlarının nasıl giderildiğini bizzat yerinde görürler. Mültecilerin yurt edinme hakkına saygı gösterilerek, kendilerine yeniden yerleştirilme imkanı verilme konusunda, diğer ülkelere sorumluluklarını hatırlattık. G20 bildirgesinde göçün kaynağı olan bölgelere yakın olanlar başta olmak üzere mülteci ve göçmenlerin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik, taahhüt verilmiştir. Türkiye olarak, taahhütlerin gerçekleşmesi için her türlü takibi ve yardımı yapmaya devem edeceğiz” diye konuştu.

    “AB’nin sığınmacıların yükünü paylaşmak üzere vermiş olduğu sözü tutmaması manidar”

    “G-20 Antalya Zirvesinde tüm liderlere, tüm Suriye kaynaklı göç dalgasının önlenebilmesi hem de bölgede yaşanan insani krizin çözümü için terörden arındırılmış, güvenli bölgeler oluşturulmasını teklifi etmiştik” diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Prensipte herkesin olumlu bulduğu bu teklifi hayata geçirilememiş olması, daha sonra Avrupa’yı etkileyen, mülteci akının en önemli sebebi olmuştur. Artık Ege Denizi’ndeki mülteci trafiği sıfıra düşmüştür. Buna karşılık, Avrupa Birliği ülkemize verdiği sözleri tutmamış, aksine tam üyelik sürecini de çıkmaza sokacak menfi bir tavrın içine girmiştir. Avrupa Birliği’nin ülkemizdeki sığınmacıların yükünü paylaşmak üzere vermiş olduğu sözü tutmaması manidardır. Avrupalı dostlarımızın bu konuya kayıtsız kalmayı sürdürmüşlerdir. Biz imkanlarımız zorlayarak, insani görevlerimizi eksiksiz olarak yerine getirmenin, gayreti içinde olduk. Ülkemizdeki mültecileri gettolara, açlığa yoksulluğa mahkum etmiyoruz bilakis onları insan onuruna yakışır, geçici barınma merkezlerinde ve şehirlerimizde misafir ediyoruz.”

    “Şu ana kadar 3 bini aşkın DEAŞ’lı o bölgede etkisiz hale getirildi”

    Cerablus, Dabık, Ray ve El- Bab bölgesinde ÖSO ile oluşturulan 2 bin kilometre karelik bölgeye şu ana kadar 100 binin üzerinde Suriyelinin geri dönüp yerleştiğini belirten Erdoğan, “DEAŞ’lı teröristlerin cirit attığı bu bölgeler Suriyelilerin kendilerini emniyet içinde hissettikleri yerlere dönüşmüştür. Şu ana kadar 3 bini aşkın DEAŞ’lı o bölgede etkisiz hale getirilmiştir. Bu manzara dahi iki yıl önce gündeme getirdiğimiz terörden arındırılmış güvenli bölgeler teklifinin ne kadar isabetli olduğunu çok açık net göstermektedir. Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğüne, etnik, dini ve kültürel yapılarına saygılı her adımı atacak ve destekleyeceğiz. Uluslararası toplumdan, bu yöndeki girişimlerimize destek verilmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

    “Katar’a yönelik ithamları, haksızlık olarak değerlendiriyor, yaptırımları da doğru bulmuyoruz”

    Erdoğan, Katar krizine ilişkin, “Diğer taraftan henüz bu bölgedeki terör sorunu ve insani krizler çözülememişken, körfez yeni sıkıntıların kapısının aralanmasını da kesinlikle istemiyoruz. Katar’a yönelik ithamları, haksızlık olarak değerlendiriyor, yaptırımları da doğru bulmuyoruz. Dünyadaki her ülke gibi Katar’ın da egemenliğine saygı duyulmalıdır. Daha önce de ifade ettiğim gibi, kardeş kavgasının kazananı olmaz” ifadelerini kullandı.