Etiket: Kendisi

  • TESK Genel Başkanı Palandöken: ”Esnafımız, kendisi borçlu kalma pahasına vatandaşın yardımına koşuyor”

    TESK Genel Başkanı Palandöken: ”Esnafımız, kendisi borçlu kalma pahasına vatandaşın yardımına koşuyor”

    Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, ”Vatandaşın faizsiz ve vadesiz kredisi, mahalle kültürümüzün olmazsa olmazı esnafımız, kendisi borçlu kalma pahasına vatandaşın yardımına koşuyor. A’dan Z’ye tüm ürünleri veresiye defteri ile satan esnafımız zor durumda olan halkımızın imdadına yetişiyor” dedi.

    Veresiye defterlerinin sosyal ve ekonomik düzen arasında denge kurduğunu belirten TESK Genel Başkanı Palandöken, “Özellikle pandemi döneminde daha çok kabaran veresiye defterleri, vatandaşımızın ihtiyaçlarını karşılamak için kendisi borçlu kalan esnafımız sayesinde sosyal ve ekonomik düzen arasında denge kuruyor. Öyle ki toplam tutarı milyonları bulan bu defterlerde esnafımız ne faiz işletiyor ne de vatandaşa bir vade koyuyor. Bir ekmek bile yazdıranların olduğu birçok esnafımız var” ifadelerini kullandı.

    Palandöken, esnafın vatandaşı mağdur etmemesinin yanı sıra kendi ürün aldığı yerlere de borçlu olduğunu kaydederek, ”Mahalle kültürümüzün mihenk taşı olan esnafımızın gönüllü olarak üstlendiği, yıllardan beri süregelen bu sosyal yardımlaşma örneğinde kendisinin de zor durumdan geçtiği unutulmamalı. Esnafımızı bitme noktasına getiren marketlerin hiçbirisi veresiye ile çalışmaz. Semtini bir nevi ayakta tutan esnafımızdır. Dolayısıyla bu durumda vatandaşı mağdur etmeyen fakat kendisi de ürün aldığı yerlere borçlu olan esnafımızın veresiye defterleri kabardı” dedi.

  • Bakan Varank: “Volkswagen kendisi kaybeder”

    Bakan Varank: “Volkswagen kendisi kaybeder”

    Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Manisa’ya yatırıma hazırlanan ancak daha sonra vazgeçen Volkswagen’in kararıyla ilgili ilk kez konuştu. Şirketin CEO’su Herbert Diess’in kendisine yazdığı mektupta pandemiyi gerekçe gösterdiğini ifade eden Bakan Varank, “Bize resmi açıklaması bu ama şunu da biliyorum, açık konuşalım. Bu şirketler global şirketler ama yönetim kurullarına baktığınızda yerel yönetimlerin yani eyaletlerin burada etkisi var, sendikaların ortaklığı var, yabancı ortaklar var. Tüm bu dengeleri tutarak yatırım kararları alıyorlar. Tabii ki burada siyaseten bu işi istemeyenlerin olduğunu biliyorduk. Zaten basına yaptığı açıklamalarda Diess bunu da söyledi” dedi.

    Bakan Varank, Diess’in talebi üzerine iki kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü, Türkiye’ye yatırım planını anlattığını vurgulayarak “Madem global bir markaysanız, kârınızı düşünüyorsanız siyasi karar vermemeniz lazım. Eğer bu şirket halka açıksa siz aslında yatırımcınızı kandırıyorsunuz. Kârlı olanı değil size yapılan siyasi baskılara göre karar veriyorsunuz demektir. Bunu da kendilerinin basına beyan etmiş olmaları üzücü ve altı çizilmesi gereken bir husus” diye konuştu.

    Türkiye’deki bütün yatırımcılara eşit davrandıklarının altını çizen Varank, “Türkiye’ye yatırım yapan bu dönemde kazanır. Global olarak firmalar bizimle gelip görüşüyor. Bu işten de biz değil Volkswagen kendisi kaybeder. Çünkü yatırımcısını ekonomik değil siyasi kararlarla aldattığını kendileri itiraf etmiş oldu. Biz kendi otomobil projemize güveniyoruz. Bizim yatırımcıya kapımız açık. Türkiye, önümüzdeki dönemde dünyanın üretimde parlayan yıldızı olacak. Türkiye’ye yatırım yapan kazanacak” dedi.

    Bakan Varank, EMD’yi kabulünde konuştu

    Bakan Varank, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) Başkanı Turgay Türker ile beraberindeki yönetim kurulu üyelerini kabul etti. Görüşmede, pandeminin etkileri, yatırımlar, teşvikler, Türkiye’nin Otomobili, hammadde tedariği, konteyner üretimi ve Volkswagen’in Türkiye’ye yatırım yapmaktan vazgeçmesi kararı ile ele alındı. Bakan Varank, yaptığı açıklamada özetle şunları kaydetti:

    “Oldukça meşakkatli bir seneyi geride bırakıyoruz. Bir virüsün normal şartlarda geçirdiği mutasyon bile bir ülkeyi etkileyebiliyor. Hizmet sektörünü derinden sarsmış bir hastalıktan söz ediyoruz. Önümüzdeki dönemde hizmet sektörüne bağlı iş alanlarında çok daha güzel gelişmeleri görebileceğiz. Türkiye olarak kendimizi şanslı görüyoruz. Gerçekten salgının başından itibaren oldukça aktif bir virüsle mücadele süreci geçirdik. Proaktif olduk ama panik de yapmadık. Yabancı ziyaretçilerle konuştuğumuzda ‘Bu süreci çok iyi yönettiniz’ diyorlar. Bu süreci güzel götürdüğümüzü düşünüyorum. Bu salgın, tüm dünyada tedarik zincirlerini etkiledi. Ülkeler, ilk baştaki panik havasının ardından başlarını iki elinin arasına alıp düşünmeye başladılar. Bu dönem daha fazla dayanışmanın olması gereken bir dönem. Tek tedarikçiyle, tek kutuplu bir dünyayla artık sistemi devam ettirmek çok mantıklı ve mümkün değil. Yeni arayışlara, partnerlere, ortaklara yöneldiklerini görüyoruz. Bu ortaklıklardan, arayışlardan Türkiye’nin kazanan olabileceğine biz yüzde yüz inanıyoruz. Bunun sinyallerini alıyoruz.”

    “Yatırım iştahı devam ediyor”

    Özellikle yatırım tarafında büyük ivme olduğunu belirten Bakan Varank, “Yatırım iştahı hem ulusal hem uluslararası alanda ciddi şekilde devam ediyor. 2019 ve 2020’yi karşılaştırdığımızda teşvik belgesinde yüzde 30’luk bir artış görüyoruz. Türkiye üreten bir ülke ve her türlü ihtiyacını karşılayabilen bir ülke. Türkiye nitril eldiven üretilmeyen bir ülkeydi. Bu sektörün tamamı Uzakdoğu’daydı. Şu anda üç firma birden nitril eldiven yatırımı yapıyor. İnşallah mart ayında kendi ülkemizde üretilen eldivenler kullanılacak. Çok basit bir şey ama biz bunu maskede de gördük. Olmadığında ne kadar değerli olabildiğini, ülkelerin birbirleriyle savaş çıkarma noktasına geldiğini gördük. Yatırım tarafındaki bu iştah, bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Bu iştahın devam etmesini bekliyoruz. Bunun, üreten Türkiye’ye kazandıracağını görüyoruz. Geçen sene 4 bin 875 teşvik belgesi düzenlemiş, bu sene 9 bin 335 teşvik belgesi düzenlenmiş. İmalat sanayisinde sadece 2 bin 948 belge vermişiz 2019’da, bu sene verdiğimiz belge adedi 6 bin 419. Hem yatırım artıyor hem de imalat yatırımı artıyor. Biz gelecekten gerçekten umutluyuz. Pandemi dönemine rağmen girişimcilerimizin başarıları hepimizi gururlandırıyor. Ben size bundan üç sene önce Türkiye’de bir oyun firması 1.8 milyar dolara ulaşıp Amerikalılar tarafından satın alınacak desem inanır mıydınız? Ama pandemiye rağmen bir oyun firması 1.8 milyar dolar değerle satıldı. Konjonktürün ve uluslararası Türkiye’nin konumlanmasının tam yerinde olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

    “Türkiye’nin Otomobili”

    Türkiye’nin Otomobili için geçen sene yaptığı takvim açıklamasını yineleyen Bakan Varank, “Bu senenin sonunda otomobilimizin ön gösterimini yapacağız. 2020 yılında fabrikamızın temelini atacağız. 2022’nin sonunda da araçlarımız seri üretim bandından inecek” ifadelerini kullanarak, bu takvimde an itibariyle bir değişiklik olmadığının altını çizdi. Varank, “Covid olmasına rağmen takvimle uyumlu gidiyoruz. Otomobilimiz gerçekten beğenildi. Kime gösterdiysek çok beğendi, halkımız çok olumlu yaklaşıyor. Araba konusu herkesi ilgilendirdiği için bir sahiplenme var. Eleştiriler var, işte ‘Global firmalarla çalışıyorsunuz. Parçaların bir kısmını yurt dışından alacaksınız bu nasıl yerli otomobil?’ Ben onun örneklerini veriyorum. Şu anda global tedarik zincirlerine baktığınızda hangi araç yüzde 100 bir ülkenin kendi toprakları içinde üretiliyor ki? Nasıl rekabetçi olacaksınız, insanların daha fazla satın almasını ikna edeceksiniz ona göre bir politika izliyorsunuz. Bu yüzde 100 fikri mülkiyet hakları ülkemize ait olan, mühendisliğini kendi insanımızın yaptığı, tabii ki tedarikçileri arasında başka insanlar olabilir, bir otomobilden bahsediyoruz ve dünya otomotiv endüstrisi o kadar hızlı gelişiyor ki buna biz artık otomobil demiyoruz, bu artık akıllı bir ürün. Türkiye, çok önemli bir otomotiv üreticisi. 33 milyar dolar otomotiv, yedek parça ve mühendislik ihracatı yapan bir ülke. Eğer siz sadece tedarikçiyseniz genel merkezlere bağlı dönüşümü yapabilirsiniz. Biz Türkiye’nin Otomobili ile Türkiye’de bu kabiliyetleri kendimiz tetikleyeceğiz, geliştireceğiz ve Türkiye’de mobilite ekosistemi oluşturacağız. Burada hiçbir sıkıntı yok. İnşallah 2022’nin sonunda bu araçlar banttan indiğinde tüm Türkiye’nin gurur duyduğu bir aracı karşımızda hep birlikte göreceğiz” şeklinde konuştu.

    “İlk araçlar büyükelçilere”

    Bakan Varank, gönlünden geçeni şu ifadelerle açıkladı:

    “Benim gönlümden geçen bir şey var. İlk çıkan araçlar dünyadaki bütün büyükelçiliklerimize birer tane göndermek istiyorum ki büyükelçilerimiz gururla o ülkelerde o araçlara binsinler, ülkelerin caddelerinde bizim otomobilimizle gezsinler. Tüm dünyaya bunu göstersinler, böyle bir hayalim var. Bunu da başarabilirsek hoş bir şey olur diye düşünüyorum.”

    “Hammadde tedariği”

    Hammadde sıkıntısının bu dönemde birkaç farklı sektörden geldiğini söyleyen Bakan Varank, “Demir-çelikten, ağaç, suntadan şikayetler geliyor. Biz bunların tamamını tek tek değerlendiriyoruz. Üreticileri bir araya getirip sorunları çözmek istiyoruz. Bazen art niyet arayan yorumlar oluyor. Her dönemde fırsatçılar olmuştur, olacaktır. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Demir çelik sektöründeki fiyat artışı gerçekten anormal. Ama bunun sebebi, demir çelik fiyatlarının global piyasalarda belirlenmesi. Sizin buna müdahale etme şansınız yok. 240 dolarlarda olan hurda fiyatları 480 dolara çıkmış. Kur maliyetleri bindiğinde fiyatların yükseldiğini görüyoruz. Bu geçici bir süreç. Şubat ayına baktığınızda yaprak kımıldamadığı için fiyatların aşağı indiğini gördük. Pandemi sürecinde bu tür fiyat oynamaları olacaktır. Yeter ki art niyetli olanları ayıralım. Ama üreticiyi mağdur etmeyecek şekilde dengeyi kuralım. Mesela biz sektörlere yazı yazdık. Demir çelikle ilgili sıkıntısı olan kim varsa bize göndersin. Pandemi sürecinde şunu gördük, dünyada bir alkol sıkıntısı olacak. Kolonya üreticilerine, ‘Bu kolonya çok değerli hale gelecek, insanımızın buna erişmesi lazım’ dedik. Kolonyacılar, ‘Bize x fiyatından hammadde sağlamayı garanti ederseniz biz asla zam yapmayacağız’ dediler ve sözlerini tuttular. Hammadde üretmeyen şeker fabrikaları alkol üretmeye başladı. Öyle bir mekanizma kurduk ki ne alkol fiyatlarında oynama oldu ne de kolonyacılar fiyatlarını arttırdılar. Olağanüstü zamanlarda olağanüstü tedbirler almak durumundayız” açıklamasında bulundu.

    “Konteyner inisiyatifi”

    Süngerde Türkiye’de kapasite kurulması gerektiğinin altını çizen Varank, “Kapasite kurmak isteyen üreticiler var. İlginç bir örnek vereyim. Bazı ihracatçılarımız konteyner bulmakta sıkıntı çekiyor. Çünkü dünyadaki konteyner piyasası Çin’in elinde. Eğer Uzakdoğu’dan bu tarafa konteyner gelirse onlar da boş konteyneri doldurup ihracat yapabiliyorlar. Şimdi grupları bir araya getiriyoruz. Neden bu konteyner işi Türkiye’de yok? Konteyner üretmek üzere inisiyatif başlatıyoruz. Yeter ki bizim ihracatçımız da konteyner ihtiyacı olduğunda konteyner bulabilsin” dedi.

    “Volkswagen’in Türkiye kararı”

    Volkswagen kararıyla ilgili çok konuşmadığını, başından beri bir süreç yürüttüklerini belirten Varank, “VW CEO’su Diess’in bana yazdığı mektup var. ‘Biz Türkiye’yi çok önemli bir ülke olarak görüyoruz. Türkiye’de yatırım yapanın kazanacağını biliyoruz.’ Burada açıkça şunu da belirtiyor: ‘Ben kişisel olarak Türkiye’yi çok önemli bir pazar, üretici olarak görüyorum, yatırım yapmanın doğru olduğunu biliyorum ama pandemi sürecinde otomobil endüstrisinde büyük oynaklık oldu. Biz ve yönetim kurulumuz yeni yatırım yapma isteklerinden vazgeçti. Bütün çözümlerini mevcut fabrikalarında güncellemeye giderek çözmek istiyorlar. Çünkü sektörün ne olacağını bilmiyoruz.’ Kendisi iki kez geldi Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmek için. Bizim talebimiz değil, kendisi geldi, ne yapmak istediklerini anlattı. Bize resmi açıklaması bu ama şunu da biliyorum, açık konuşalım. Bu şirketler global şirketler ama yönetim kurullarına baktığınızda yerel yönetimlerin yani eyaletlerin burada etkisi var, sendikaların ortaklığı var, yabancı ortaklar var. Tüm bu dengeleri tutarak yatırım kararları alıyorlar. Tabii ki burada siyaseten bu işi istemeyenlerin olduğunu biliyorduk. Zaten basına yaptığı açıklamalarda Diess bunu da söyledi. Ama şunu bilmemiz lazım. Madem global bir markaysanız, kârınızı düşünüyorsanız siyasi karar vermemeniz lazım. Eğer bu şirket halka açıksa siz aslında yatırımcınızı kandırıyorsunuz. Kârlı olanı değil size yapılan siyasi baskılara göre karar veriyorsunuz demektir. Bunu da kendilerinin basına beyan etmiş olmaları üzücü ve altı çizilmesi gereken bir husus. İlk toplantıda kendilerine şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum. Bakın, biz Türkiye olarak önemli bir ekonomiyiz, global yatırımcıyı çok önemsiyoruz ama bu işi yapacaksak lütfen ekonomik karar verin, siyasi karar vermeyin. Siyasi karar verecekseniz bu işe başlayıp enerjimizi harcamayalım. O gün bize dedikleri ‘Asla siyasi karar vermeyeceğiz.’ Ben aynı noktadayım. Biz ilişkilerimizi uluslarımızın çıkarları için kuruyoruz. Türkiye’ye yatırım yapan yatırımcının hem kendisinin hem ülkemizin kazanacağını biliyoruz. Bütün yatırımcılara eşit davranıyoruz. Türkiye’ye yatırım yapan bu dönemde kazanır. Global olarak firmalar bizimle gelip görüşüyor. Bu işten de biz değil Volkswagen kendisi kaybeder. Çünkü yatırımcısını ekonomik değil siyasi kararlarla aldattığını kendileri itiraf etmiş oldu. Biz kendi otomobil projemize güveniyoruz. Bizim yatırımcıya kapımız açık. Türkiye, önümüzdeki dönemde dünyanın üretimde parlayan yıldızı olacak. Türkiye’ye yatırım yapan kazanacak” diye konuştu.

  • Sağlık Bakanı Koca: “Araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır”

    Sağlık Bakanı Koca: “Araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bazı basın yayın organlarında yer alan haberler hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Bakan Koca, “Öncelikle araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır. Vatandaştan mektup geldi, ben söylemiyorum bir arkadaşım söyledi ama kim olduğunu söyleyemem yaklaşımı gazetecilik değildir” dedi.

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bazı basın yayın organlarında yer alan haberler hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Bakan Koca yaptığı açıklamada, gazetecinin köşesinde yayımladığı ölüm belgesi hakkında da ifadelere yer verdi. Bakan Koca yayımladığı yazılı açıklamada, “Türk Sağlık Sistemi’nin ve fedakar sağlık çalışanlarımızın üstün başarısından milletçe gurur duymalıyız. Salgın hastalığın dünyada görüldüğü ilk günden beri tüm gelişmeleri sizlerle en açık şekilde paylaştık. İlk günden beri de salgın hastalıkla birlikte mücadele edilmesi gerektiğini, toplumun hiçbir ferdinin kendisini bu mücadelenin dışında tutmaması gerektiğini ifade ettik. Hiçbir ayrım gözetmeden tüm vatandaşlarımıza, tüm siyasi parti mensuplarına ve tüm sosyal gruplara eşit mesafede ve kucaklayıcı bir üslupla yaklaştık” ifadelerini kullandı.

    “Hiç kimsenin bu mücadeleyi kişiselleştirmeye, siyasallaştırmaya hakkı yoktur”

    Bakan Koca yaptığı açıklamada, bazı kişilerin eleştiri adı altında Covid-19 ile mücadeleyi sekteye uğratabilecek değerlendirmeler yaptıklarını vurgulayarak, “Üzülerek görüyorum ki, bazı siyasilerimiz, gazetecilerimiz, sivil toplum örgütlerinde görevli arkadaşlarımız eleştiri adı altında mücadelemizi sekteye uğratabilecek değerlendirmeler yapmaktadır. Eleştiri adı altında toplumu yanlış yönlendirecek, zihinlerini bulandıracak ve mücadele gücümüzü sekteye uğratabilecek bazı asılsız iddialarla mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Kimsenin kendisini bu mücadelenin dışında görerek toplumun umutlarını tüketecek ve karamsarlığa itecek yorumlar yapmaya hakkı yoktur. Mücadeleyi birlikte yürütmeye kararlıyız. Hiç kimsenin bu mücadeleyi kişiselleştirmeye, siyasallaştırmaya hakkı yoktur. Dün bir gazetemizde okur mektubu adı altında bir ölüm belgesi yayımlanarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi yorumlar yapılmıştır. Defalarca ölümlerin hiçbir şekilde hesaplaşma aracı olarak kullanılmaması gerektiğini ifade etsek de, siyasilerin bir rant aracı haline getirmemesini istesek de, açıkça mantık hatalarını ortaya koysak da halen yanlışta ısrar eden değerlendirmeler yapılmaktadır. Bunlar kötü niyetli değillerse -ki olmadıklarını önden kabul ediyoruz- bilgi sahibi olmadan yapılan yorumlardan ibarettir” ifadelerini kaydetti.

    “Biz kendi alt yapımızın kendi hastamızın yükünü karşıladığını biliyor ve bunu yönetiyoruz”

    Yaptığı yazılı açıklamada, İtalya’dan, Fransa’dan, Almanya’dan ve İngiltere’den daha çok vaka sayımız olduğu halde vefat oranlarımız neden daha düşük sorusuna da cevap veren Bakan Koca, şunları kaydetti:

    “Salgının ilk dönemlerinde vakaların ölüm oranı tüm dünyada yüzde 1 civarında idi. ABD’de halen bu sınırlardadır. Son bir ay içinde Hollanda ve Danimarka’da vefat oranı yüzde 0,3-0,4 seviyesindedir. İlk dönemde örnek verilen Almanya’da ölüm oranı 0,8-0,9’ a karşılık geliyordu. Şimdi salgının üzerinden 9 ay zaman geçti. Hastalığı daha iyi tanıdık. Tedavide etkisi olabilecek yeni tecrübeler edindik. Ancak örnek verilen Almanya’da son bir ayda vakaların yaklaşık yüzde 6’sı vefat etmeye başladı. Bu durumda açıklanamayan Türkiye’nin durumu mu yoksa Almanya’nınki midir? ‘Bizde hastalık çok, onlarda ölüm çok’ demek bir şey ifade etmiyor. Bu tespit durumu açıklamaya yetmiyor. Biz hasta sayısını vaka sayısından bağımsız olarak açıklıyoruz. Oysaki birçok ülke açıklamıyor. Dolayısıyla hangi ülkenin hastası daha çok bilmiyoruz. Biz kendi alt yapımızın kendi hastamızın yükünü karşıladığını biliyor ve bunu yönetiyoruz. Genç nüfus ile durumu açıklamaya çalışmıyoruz. Gençler de hasta oluyor. Gençlerden de kayıplarımız oluyor. Türklerin genetik olarak dayanıklılığını gösteren somut bir veri de yok.”

    “Dünyanın en iyi hekimleri Türk hekimleridir”

    Sağlık alt yapımızın birçok Avrupa ülkesinden daha iyi olduğunu vurgulayan Bakan Koca, “Dünyadan farklı olarak filyasyon, temaslı takibi ve taraması, izolasyon uygulamaları, ilaca ücretsiz ve kolay ulaşım, bu sayede tedavinin erken dönem başlaması gibi avantajlarımız var. Sağlık alt yapımızın birçok Avrupa ülkesinden daha iyi olduğu ortadadır. Bizim vakaları tespit etmede, temaslıları takip etmede, hastaların takip ve tedavisinde daha başarılı olduğumuzdan şüphesi olanların sağlık çalışanlarımızın gözlerinin içine bakarak bu soruyu tekrar sormalarını isterim. Dünyanın en iyi hekimleri Türk hekimleridir. Hastasını ailesinin bir ferdi bilen, can kurtarmak için canını ortaya koyan Türk hekimlerinden, hemşirelerinden, hasta bakıcılarından başkaları değildir. Elbette herkesten daha iyi bakıyoruz hastalarımıza. Elbette herkesten daha çok üzerine titriyoruz vatandaşımızın. Bunları görmezden gelerek gelişmiş olduğu iddia edilen ülkelerin başarısızlıklarını başarı gibi görme ezikliğinin açıklaması yoktur. Ülkemizle, insanımızla bir başarılı olduğunda gurur duymasını bilelim” ifadelerine yer verdi.

    “Bu durum kesinlikle doğru değildir”

    Vefat sayılarının düşük görünmesi hakkındaki sorulara da cevap veren Bakan Koca, şunları kaydetti:

    “Vefat sayıları düşük görünmüyor. Zaten düşük. Peki sistem ile kendimizi mi kandırıyoruz? Sistemden kastedilen Dünya Sağlık Örgütü’nün, kimin Covid-19 ölüsü kabul edilmesi, kimin Covid-19 dışı ölü kabul edilmesi ile ilgili algoritması olabilir. Bu kural sadece Türkiye için değil tüm dünya için geçerli bir algoritmadır. İstatistikler tutulurken bir yıl hiç kanserden vefat eden olmaması, hiç kalp krizine bağlı ölüm olmaması mümkün değildir. Bu durumu düzenlemek için Dünya Sağlık Örgütü konuya açıklık getirerek hangi vefatın Covid-19’dan, hangisinin Covid-19 dışı sebeple olduğunu belirlemiştir. Bu ifadenin tüm dünya kendini kandırıyor demekten farkı yoktur. Covid-19 tedavisi sürerken test sonucu pozitiften negatife dönenlerin Covid-19 ölüsü kabul edilmediği iddia edilmektedir. Bu durum kesinlikle doğru değildir. Sistemimizde bir kişinin testi bir kere pozitif çıkmış ve tedavi sırasında vefat etmişse bu kişi testi daha sonra negatif çıksa da Covid-19’dan ölmüş kabul edilmektedir. Evet, birçok Avrupa ülkesi, ilk testinden 21-28 gün sonra tedavi sırasında vefat edenleri Covid-19 nedenli ölüm kabul etmemektedir. Bizse ölüme neden olan Korona virüsü ise onu Covid-19’dan vefat etmiş kabul ediyor ve istatistiklerimize böyle kaydediyoruz.”

    “Araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır”

    Vefat eden bir vatandaşın ölüm belgesinin paylaşılarak bazı iddialarda bulunulduğuna da dikkat çeken Bakan Koca, bu iddialara şu şekilde cevap verdi:

    “Vefat eden bir vatandaşımızın ölüm belgesi paylaşılarak, kendisinin aslında Covid-19’dan öldüğü, ancak Covid-19’dan ölmüş kabul edilmediği ifade edilmiştir. Öncelikle araştırmacı bir gazeteciye yakışan kendi belgesini kendisi temin ederek arkasında durmasıdır. Vatandaştan mektup geldi, ben söylemiyorum bir arkadaşım söyledi ama kim olduğunu söyleyemem yaklaşımı gazetecilik değildir. İddia sahibi iddiasını kanıta dayalı ortaya koymalı ve arkasında da durmalıdır. Bahse konu vatandaşımız, kronik iskemik kalp hastalığı, diyabet, hipotiroidi, benign prostat hiperplazisi tanıları almış 72 yaşında olan bir erkek hastaydı.

    – 08.11.2020 tarihinde özel bir tıp merkezinde PCR testi yaptırıyor.

    – 09.11.2020 tarihinde test sonucu pozitif çıkıyor.

    – 10.11.2020 tarihinden itibaren evde tedavisi başlanıyor.

    – 2 günde bir aile hekimi tarafından aranıyor. Eşi ile görüşülüp durumu hakkında bilgi isteniyor. Ayın 10’u ve 12’sinde öksürük belirtisinin olduğu, ateş ve nefes darlığı bulunmadığı belirleniyor. 14’ünde iki defa görüşülüyor ve önerilerde bulunuluyor. 16’sında ise öksürük ve nefes darlığı şikayeti olduğu belirtiliyor.

    – Nefes darlığı şikayeti başlayınca 17.11.2020 tarihinde özel bir hastaneye yatışı yapılıyor.

    – 01.12.2020 tarihinde yoğun bakıma alınıyor.

    – 02.12.2020 tarihinde entübe ediliyor.

    – 1 Aralık ve 13 Aralık tarihlerinde 2 defa PCR testi yapılıyor ve sonuçları negatif geliyor.

    – 16.12.2020 saat 09.15’te hasta vefat ediyor.

    – Ölüm formu 16.12.2020 tarihinde saat 10.30’da düzenleniyor.

    – Ölüm formu 18.12.2020 saat 13.51’de hekim tarafından onaylanmış ve nüfustan tescil edilmiş.

    Ölüm nedeni: Şok ve Covid. (a) R57.9 Şok Tanımlanmamış -1 Gün, b) U07.3 Covid-19 -30 Gün, c).. )

    17.11.2020 tarihinde hastaneye yatan vatandaşımızı 16.12.2020 tarihinde yani 1 ay sonra kaybediyoruz. Bu hastamızın Ölüm Belgesi’nin ‘Ölüm Şekli’ hanesinde ‘Bulaşıcı Olmayan Hastalık’ (doğal ölüm) yazmaktadır. Bu ifade kişinin Covid-19 ölüsü olmadığı anlamına gelmemektedir. Bu ifade hastanın defin işlemleri açısından bir bulaşıcı hastalık taşımadığını (hastanın PCR testleri negatif) ve adli bir olayda ölmediğini göstermektedir.”

    “Bu milletin zihnini bulandırmaya, mücadeleyi sekteye uğratmaya kimsenin hakkı yoktur”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca konu üzerine yaptığı yazılı açıklamasını, “Hastanın ölüm nedenleri hanesinde iki tanı yer almış. Bunlar Şok ve Covid-19 olarak belirtilmiştir. Yani hastamızı Covid-19’dan kaybetmişiz. Bu hastamız tüm istatistiklerimizde Covid-19’dan vefat etmiş olarak yer almaktadır. Hastanın ölüm belgesinden hareketle ithamda bulunmak haksızlıktır. Bu milletin zihnini bulandırmaya, mücadeleyi sekteye uğratmaya kimsenin hakkı yoktur. Salgının ilk gününden beri her bir vatandaşımızın mücadelemize gösterdiği teveccüh ve sağlık ordumuza duyulan güven böyle basit iddialarla yıpratılmamalıdır. Bunun kimseye bir faydası yoktur. Türkiye bu dönemde açık ara sağlık alt yapısının ve yetişmiş sağlık personelinin avantajını yaşamış ve dünyaya örnek olacak uygulamalar yapmıştır. Kendimizi eksik görmeyi bırakıp milletimizle ve onun evlatları ile gurur duyalım” ifadeleri ile sonlandırdı.

  • Otizmli torununa eğitim kliniği bulamadı, 1 milyon lira harcayarak kendisi yaptı

    Otizmli torununa eğitim kliniği bulamadı, 1 milyon lira harcayarak kendisi yaptı

    Diyarbakır’da otizmli bireyler için sağlıklı çalışma alanı olmadığını gören torunu da otizmli olan Yılmaz Elaldı, milyonluk yatırım yaparak otizmli çocuklar eğitim kliniği açtı. Elaldı, maddi durumu olmayan otizmli ailelerin eğitim kliniğinden ücretsiz faydalanması talimatını verdi.

    Diyarbakır’da otizmli 5 yaşındaki torunu Osman Elaldı için eğitim alabilecekleri yer bulamayan Hacıbaba Pastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz Elaldı, 1 milyonluk dev yatırım yaprak hem kendi torununun hem de maddi durumu olmayan otizmli ailelerin yararlanması için bağışladı. ABA Klinik adı altında Özel Yahya Osman Elaldı Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezini yaptıran Yılmaz Elaldı, açılışı gerçekleştirilen klinik gelirinin yüzde 50’sini öğretmen ve çalışanların masrafına ayırırken geri kalanını ise maddi durumu olmayan otizmli bireylerin hizmeti için bağışlama kararı aldı.

    15 sınıfla otizmli çocuklara hizmet verecek

    Yılmaz Elaldı, 1 milyon liraya mal olan 15 sınıflı 7 öğretmenli Özel Yahya Osman Elaldı Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinin açılışını gerçekleştirdi. Türkiye genelinde büyük başarılar elde eden özel eğitim profesörü Binyamin Birkan’ın da tecrübelerinden yararlanılarak açılan merkeze ilerleyen dönemlerde dünya genelinde otizmde başarılara imza atan Hindistan ve İngiltere’de bulunan öğretmenlerin de klinikte eğitim vereceği öğrenildi.

    Açılışta bir konuşma yapan Yılmaz Elaldı, torununun otizmli olduğunu belirterek, sağlıklı bir eğitim alamadıkları için bu girişimde bulunduklarını söyledi. Elaldı, “ABA Klinik olarak Güneydoğuda böyle bir kliniğin olmadığını öğrendik. Bölgedeki hastalara bile bakılması için buraya Türkiye’nin en iyi hocası Binyamin Birkan’da bize katılarak destek verdi. Böyle hocaların buraya gelmeleri için bu ihtiyacı duyduk. Buranın öğretmenleri var, burslu öğrenciler olacak ve fakir fukaranın çocuklarına bakılacak. Buranın yüzde 50 geliri komple fakir fukaranın çocukların hizmeti için kullanılacak. Fakir ailelerimizin çocuklarına verilecek eğitimlerde biz ücret almayacağız, Hacıbaba Pastaneleri olarak karşılayacağız. Şuan mevcut okul bu bölgede olmayan bir okul, bu bölgedeki insanlarımıza daha güzelleri yakışır anlayışıyla, daha güzellerini de inşallah yapmaya çalışacağız. 1 milyon lira yatırım yapıldı, kim burada ufacık bir destek görürse annelerin sütü gibi helal olsun” dedi.

    “Klinik Diyarbakır ve bölgesine değer katacak”

    Dünya genelinde uluslararası akademik birliklerle eğitimlerini sürdürdüklerini aktaran özel eğitim profesörü Bünyamin Birkan, bu kliniğin Diyarbakır ve bölgesine çok büyük değer katacağını vurguladı. Prof. Dr. Birkan, “Otizmin bilinen tek çaresi eğitim ama doğru ve bilimsel kanıtı olan eğitim. Fakat bu eğitim konusunda olan metotlarda maalesef ülkemizde yetişmiş personel sıkıntısı var. Bu eğitimi doğru yaptığınızda, etkili verdiğinizde otizmli çocukların hayatında önemli bir gelişme sağlayabilir, çok iyi bir derecede ilerleyebilirler. ABA otizmli bireylerin eğitiminde bilinen en etkili eğitim modeli. Dolayısıyla bu eğitim modelinin Diyarbakır’da açılıyor olması da çok önemli çok güzel özellikle otizmli çocuğu olan aileler bu hizmetlerden yaralanmak için farklı şehirlere gidiyorlar ama bu eğitim ayaklarına geliyor. Bizim uluslararası stantlara uygun eğitim modelimiz var İstanbul’da uzun yıllardır bu işi yapıyoruz. Uluslararası akademik birliklerle bu işi yürütüyoruz. Biz ABA olarak tecrübelerimizi ABA Klinikle paylaşıyoruz. Burada eğitmenlerin yetiştirilmesinde bir rolümüz var, çocuklar için etkili eğitim programları geliştirilmesi ve bunların takip edilmesi konularında tecrübemizi paylaşıyoruz” diye konuştu.

    “Diyarbakır ve bölgede bilimsel dayanıklı metotları yaygınlaştırmak istiyoruz”

    ABA Klinik Müdürü ve özel eğitim öğretmeni Süleyman Bayram, otizmli ailelere çağrıda bulunarak kliniklerine davet etti. Bayram, “Biz bu kliniği otizmli bireylere bilimsel metotlarla uluslararası stantlara uygun eğitim vermek üzere kurduk. Kliniğimizde 15 sınıfımız bulunmakta, 3’ü yoğun okul programı için, diğer kısımları ise destek eğitim için kullanıyoruz. Kliniğimizde 7 öğretmen şuan görev yapıyor, ihtiyaç halinde öğretmenlerimiz artacaktır. Klinik kontenjanı 50 ama sürekli gelişimini tamamlayıp mezun olan öğrencilerden sonra sirkülasyon yaparak yeni kayıtlar alacağız. Diyarbakır ve bölgede otizmli bireylere uygun bilimsel dayanıklı metotları yaygınlaştırmak istiyoruz, bu anlamda merkezimizi ABA Klinik olarak kurduk, ABA otizmli bireylerde kullanılan bilimsel dayanıklı tek metot. Bu metodun geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasında çalışmalarımız olacaktır. Bu çalışmaları daha fazla kitleye duyurmak adına bu yöntem hakkında bilgi almak için herkesi kliniğimize bekleriz” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından kliniğin açılışı gerçekleştirildi.

  • Başkanın makam aracı sünnet arabası, kendisi ise şoför oldu

    Başkanın makam aracı sünnet arabası, kendisi ise şoför oldu

    Erzurum’un Aziziye Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan, çocuk evlerinde kalan çocukların sünnet töreni için makam aracını sünnet arabası yapıp şoför koltuğuna geçti. Sünnet olan çocuklara şehri gezdiren Başkan Orhan, miniklere unutulmaz bir gün yaşattı.

    Nene Hatun Çocuk Evleri’nde büyüyen çocukların sünnet törenine katılan Aziziye Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan, çocukların isteğini kırmayıp makam aracını süsleterek sünnet aracına çevirtti. Küçük çocukları tek tek elleriyle araca bindiren Orhan, ardından şoför koltuğuna geçti. Konvoyla birlikte şehir turu atan Başkan Orhan ve minikler, daha sonra Abdurrahman Gazi Türbesi’ne giderek dua etti.

    Çocuklarla eğlenceli anlar yaşadıklarını ifade eden Belediye Başkanı Muhammed Cevdet Orhan, “Çocuk evimizin sünnet olmuş çocuklarıyla sünnet turu yapacağız. Şoförlüğünü ben yapıyorum. Çocuklarla birlikte hoş bir vakit geçiyoruz. Şoförlüğüm iyidir, emniyet kemerlerimizi hem biz hem çocuklar taktı. Şimdi

    çocuklarla güzel bir şehir turu yapacağız“ dedi.