Etiket: Kayyum

  • Bursa’da Yemek Fabrikasına Kayyum Atandı

    Bursa’da ’paralel yapı’ soruşturması kapsamında, Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ndeki İzgün Gıda ve Yemek Üretim A.Ş’ye mahkeme tarafından kayyum atandı.

    Geçen yıl yapılan araştırmalar sonucu ele geçirilen belgelerin incelenmesinin ardından Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, 9 Şubat günü Bursa, İzmir, İstanbul ve Balıkesir’deki operasyonlarda 18 kişiyi gözaltına almıştı. İzgün Gıda ve Yemek Üretim A.Ş’nin ortaklarından iş adamı Muhittin Serdar D., firmanın genel müdürü Uğur E. ile Sadettin D., Yaşar K. ve Kadir B. mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

    Soruşturma kapsamında Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ndeki İzgün Gıda ile Bahar Hastanesi bünyesinde bulunan Hüdavendigar Yemek Sanayi’ine polis eşliğinde kayyum atandı. Fabrika önünde Çevik Kuvvet polisleri önlem aldı.

    Polis ekiplerinin fabrika içerisindeki incelemeleri devam ediyor.

  • AK Partili Şahin’den Kayyum Ve Fezleke Yorumu

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Zaman Gazetesine kayyum atanmasının siyasi bir karar olmadığını yargısal bir karar olduğunu söyledi.

    Şahin, baba ocağı Karabük’ün Ovacık ilçesine bağlı Kavaklar köyünü ziyaretini ederek köylülerin sorunlarını dinledikten sonra gündeme dair gazetecilerin sorularını cevapladı.

    “MAAŞI DEVLETTEN, TALİMATI PENSİLVANYA’DAN ALACAKSINIZ”

    Paralel Devlet Yapılanması’nın faaliyetleri kapsamında Zaman Gazetesi’ni de bünyesinde bulunduran Feza Gazetecilik’e kayyum atanmasını değerlendiren Mehmet Ali Şahin, kararı siyasi iradenin vermediğini, yargı kararı sonucu olduğunu belirterek, “Parlamento üyeleri, milletvekilleri ve iktidar partisi yetkilileri olarak yargı süreçlerini takip ederiz. Yargı, herhangi bir yerden talimat alarak işini yapmaz. Eldeki deliller, bilgiler, bulgular böyle bir kararın verilmesi sonucunu doğurmuş olacak ki ilgili mahkeme Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine böyle bir karar almıştır, sanıyorum karar da uygulanmıştır. Doğrusu ülkemizin bu tür konularla gündeme gelmesini ben arzu etmem. Her alanda olduğu gibi basın yayın alanında da vatandaşlarımız anayasal ve yasal haklarını özgürce kullanabilmeliler. Ancak Türkiye’de zaman zaman bir takım örgütsel yapılar, hem ülkemiz hem de halkımız için tehdit oluşturuyor. Bu Cumhuriyet Savcılıklarınca tespit edilerek haklarında dava açılan ve davaya konu olmuş örgütsel yapılarda var. Davaya konu olmuş bir takım örgütsel yapılar da var. Dolayısıyla Türkiye’de görev yapan özel ve tüzel kişilerin mutlaka yasal sınırlar içerisinde hareket etmesi, özellikle dışarıdan talimatlı bir takım işlerin içerisinde olmamaları gerekir. Hiçbir devlet, kendi içerisinde yapılanmış bir takım farklı, adına ’paralel’ dediğimiz yapılara izin vermez. Maaşı devletten, talimatı Pensilvanya’dan alacaksınız. Böyle bir kamu görevliliğini hiçbir devlet benimsemez, kabul etmez, gereğini yapar. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de bunun gereğini yapmaktadır” dedi.

    “BU KONUDA ŞİKAYETTE BULUNANLAR ÖNCE AYNAYA BİR BAKSINLAR”

    ‘Kimse üzülmesin, kırılmasın’ diyen Şahin, “Türkiye Cumhuriyeti anayasası, yasaları ve devletin işleyişi içerisinde kendisine düşen sadakat görevi neyse onu yerine getirmeye çalışsın. Başka yerlere sadık değil bu ülkeye sadık insanlar olarak hayatlarını devam ettirmeye çalışsınlar. Aksi halde bir takım bu tür davalara muhatap olurlar. Biz de bu tür davaların açılmasından bu tür uygulamaların yapılmasından doğrusu hoşnut değiliz. Ama bunun sorumlusu biz de değiliz. Bu konuda şikayette bulunanlar önce aynaya bir baksınlar. Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek bir sözü vardır ve eserinden ‘ Eğer hırsız ciğerini söküp lamaya gelmişse, ciğerine soracaksın ne suç işledin diye’. Bir takım davalara, ithamlara muhatap olmuşsa önce bir kendisine sorsun bakalım. Ben bunu hak edecek ne yaptım diye. Başkalarını suçlamaktan ziyade önce aynaya bir bakalım. Neden başka basın yayın organlarının değil de bizim başımıza geldi bu diye bir sorsun” dedi.

    Bir gazetecinin Adalet Bakanlığı tarafından HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 5 Milletvekili hakkında “dokunulmazlıkların kaldırılması” istemiyle hazırlanan fezlekeyi, TBMM’ye gönderilmek üzere Başbakanlık’a sunduğunu hatırlatılması üzerine Şahin, “Siyasi partiler seçimle iktidara gelmek ve programlarını uygulamak için kurulan tüzel kişiliklerdir. Eğer bir siyasi parti ve o siyasi partinin mensupları, milletvekilleri vatandaştan oy alarak, parlamentoya girerek halka vaat ettiklerini demokratik yolla çözmenin dışında eğer silahlı bir takım terör örgütlerini destekliyorlarsa, silahlı terör örgütleriyle iş birliği içerisinde ise onların eylemlerine arka çıkıyorlarsa o zaman o siyasi parti sorgulanır” dedi.

    “TERÖRE DESTEK VEREN, TERÖRLE İÇ İÇE GEÇMİŞ SİYASİ PARTİLER KAPATILIR”

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde “teröre destek veren, terörle iç içe geçmiş olan siyasi partiler kapatılır” diye yazdığını kaydeden Şahin, “Ama biz Türkiye’de siyasi partilerin kapatılmasını doğru bulmuyoruz. Çünkü siyasi partilerin kapatılmasına yol açacak olan hataları yapan o siyasi parti tüzel kişiliği değil, o siyasi partinin mensuplarıdır. Şimdi bir takım HDP’li, işte aylardır öz yönetim altında bazı ilçelerimizde hendekler kazıp bizim güvenlik güçlerimizle adeta harp ediyorlar. Her gün şehitler veriyoruz. Şimdi bir siyasi parti, adı ne olursa olsun bu ülkenin bir siyasi parti ise o siyasi partiden seçilmiş bu ülkenin milletvekili parlamentonun milletvekilli ise devletin güvenlik güçlerinin yanında yer alması gerekir. Terör örgütleriyle mücadele eden güvenlik güçlerimize destek çıkması lazım. Ama bir siyasi parti var ve o siyasi partinin milletvekilleri terör örgütünün yanında yer alıyor. O terör örgütünü destekliyoruz. Biz siyasi partilerin kapatılmasını değil, gerçekten teröre destek verdiği açıkça belli olan milletvekilleriyle ilgili işlem yapılmasını doğru buluruz. Bunun da yolu, yargılanmasının yolunu açmaktır. Çünkü milletvekili dokunulmazlığı var. Bir milletvekili, dokunulmazlığı parlamentoda kaldırılmadığı taktirde yargılanamıyor” dedi.

    “GENEL KURUL GEREĞİNİ YAPAR”

    HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için izlenecek yolu anlatan Şahin, ” Eğer bu arkadaşların gerçekten terörle işbirliği yaptığı anlaşılırsa, herhalde komisyonlara gereğini yapar ve genel kurala iner, dokunulmazlıkları kaldırılır. Bu yolun mutlaka içinden geçtiğimiz şu süreçte açık olması lazım. Ben, Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin olarak bu teröre açıkça destek veren hatta halkı bu terör örgütlerine destek vermek amacıyla sokağa davet eden kişilerin dokunulmazlıkları söz konusu olduğunda parlamentoda bunların dokunulmazlıklarının kaldırılması istikametinde oy kullanacağım. Bu ülkede yasal olarak kurulmuş bir siyasi parti veya mensupları, bu ülkeye harp ilan etmiş olan terör örgütleriyle bir ve beraber olamaz. Aksi halde mevcut durumları mevcut durumlarını ettirmelerine hiçbir ülke izin vermez, biz izin vermeyiz” diye kaydetti.

  • CHP’de Kayyum Ataması

    CHP Gaziantep İl Başkanlığında 14 il örgütü üyesinin istifa etmesinin ardından kente gelen CHP Niğde Milletvekili Ömer Faruk Gürer, il örgütünde il kongresine kadar görev yapacak yönetimin atanması için görüşmelerde bulunduğunu belirtti.

    CHP Gaziantep’te İl Başkanlığında 14 kişilik il yönetiminin istifa etmesinin ardından, Nesrin Tuncel’in il başkanlığı düşünce, Gaziantep CHP İl örgütünde kayyumların atanması için CHP Niğde Milletvekili Ömer Faruk Gürer görevlendirildi. CHP Gaziantep İl Binasına gelen Niğde Milletvekili Ömer Faruk Gürer, “İstifalarla düşmüş ve boş durumda kalmış il örgütümüzde, il kongresine kadar görev yapacak kayyumların atanmasıyla ilgili görüşmelerde bulunuyorum” dedi.

    “HERKESLE İSTİŞARELERDE BULUNUYORUZ”

    CHP Gaziantep İl binasında konuşan Ömer Faruk Gürer, 14 kişilik istifalardan dolayı boş kalmış yönetime kayyumları atamak için burada bulunduğunu söyledi. Gürer, “İstifalarla düşmüş ve boş durumda kalmış il örgütümüzde, il kongresine kadar görev yapacak kayyumların atanmasıyla ilgili, iki gündür görüşmelerde bulunuyorum. Bu görüşmelerde, partimizdeki ilçe başkanlıklarımız ve parti üyelerimiz ve bu konuda düşüncem fikrim var diyen, herkesle istişarelerde bulunuyoruz. Atanacak kayyum heyeti, partimizi seçime götürecek. Gaziantep’te işçi örgütlerimiz, çalışmalarını aynen sürdüreceklerdir. Bu anlamda hiçbir sorunumuz yok. Arkadaşlarımız, birlik ve dayanışma içerisinde, önümüzdeki süreçte, yeni il başkanını seçerek, Gaziantep’te Cumhuriyet Halk Partisinin yeniden yükselişe geçmesinin sağlayacak ivmeyi yakalayacak. Diri, istekli ve çalışkan bir örgüt yapısı gördüm. Bu sürecin Cumhuriyet Halk Partisi için iyi olacağını düşünüyorum. Görevlendirme gereği de arkadaşlarımızın iyi çalışacağını düşünüyorum. Gaziantep’in sosyal demokrat hareketi içerisinde önemli bir yeri var. işçi yoğunluğu olan bir kent. Geçmişte Cumhuriyet Halk Partisinin katkıda bulunduğu isimlerin yetiştiği bir kent. Bizim için Gaziantep, çok çok önemli ve farklı bir şehirdir” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) AK Partili Turhan’dan Koalisyon Ve Kayyum Yorumu

    AK Parti İzmir Milletvekili İbrahim Turhan, 1 Kasım seçimlerinde tek parti iktidarının huzur, refah ve reformlar için şart olduğunu aksi halde güç ve itibar kaybı yaşanacağını belirterek, koalisyon hükümetlerinin kısa sürede dağıldığını ifade etti. Turhan, birbiriyle örtüşmeyen iki parti olarak nitelendirdiği MHP-CHP koalisyonunu eleştirdi.

    AK Parti İzmir Milletvekili ve eski Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde gerçekleşen döviz hareketlerinin Türkiye dışındaki faktörlerden kaynaklandığına işaret eden Turhan, buna rağmen Türkiye’nin avantajlı yanlarının olduğunu kaydetti.

    “JEOPOLİTİK VE SİYASİ RİSKLER ÇOK ARTTI”

    Türkiye’nin dört seçim geçirmesine rağmen istikrar avantajlarını kullandığını ancak bu noktada 1 Kasım seçimlerinin büyük önem taşıdığını belirten Turhan, “Birincisi, Türkiye kendi kategorisindeki gelişmekte olan ülkeler içerisinde mali disiplini en güçlü olan ülkelerden birisi. Son 20 ayda dördüncü seçime gidiyoruz ve bütçe açığı hala orta vadeli programla uyumlu, yüzde 1,5 altında seyrediyor. Bu müthiş bir başarı hikayesidir. İkincisi, dünyada Çin’in yavaşlamasına bağlı olarak emtia fiyatları düşüyor. Çin’in yavaşlamasının oluşturduğu olumsuz etkiler olmakla birlikte Türkiye gibi emtia ve enerji ithalatçısı ülkeler için bu cari açığı azaltıcı etki yapıyor. Üstelik bizim diğer bazı gelişmekte olan ülkeler gibi taban ihracatına dayalı bir ekonomik yapımız yok. Bazı ülkeler var onların iç pazarları ekonominin büyümesini desteklemeye yetmez. Yani dış dünyada işler iyi giderse onlar büyür, iyi gitmezse daralır. Oysa Türkiye’de iç pazar kendi kendini ayakta tutabilecek, büyümenin dinamizmini sağlayabilecek büyüklüktedir. Bunun yanı sıra yakın bölgemizde bazı ülkelerde jeopolitik ve siyasi riskler çok arttı. İşte bu noktada 1 Kasım seçimleri devreye giriyor. Şayet 1 Kasım seçimlerinde ülkemiz; yapısal reformları cesaretle hayata geçirebilecek, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu öncelikli dönüşüm programını kararlılıkla uygulayacak, yeteri kadar süratle yapısal dönüşümün gerektirdiği kanunları meclisten çıkaracak, yönetmelikleri ve tebliğleri bürokrasinin süratle hazırlamasını sağlayacak. En önemlisi kamu yönetiminde şeffaf, adil, hesap verme yükümlülüğüne sahip ve hep topluma karşı sorumluluklarının bilinciyle hareket eden bir kamu yönetimini işletebilecek güçte tek parti iktidarına kavuşursa, o zaman Türkiye daha önce bahsettiğimi faktörlerinde etkisiyle olumlu olarak ayrışacaktır” diye konuştu.

    Var olan belirsizlik ve istikrarsızlık sebebiyle geleceğin öngörülememesinin yatırımcıların Türkiye’deki yatırımlarını azatlığına dikkat çeken Turhan, istikrarın sağlanması ile beraber 2 Kasım sabahından itibaren müthiş bir talep oluşacağını ifade etti.

    “KOALİSYON HÜKÜMETLERİ HİÇBİR ŞEY YAPMADI”

    İstikrarın korunamaması ve koalisyon ihtimaline karşı ekonomik anlamda da sıkıntıların baş göstereceğini anlatan İbrahim Turhan şunları söyledi:

    “1999 yılında Türkiye büyük bir ekonomik kriz yaşadı. Asya ve Rusya krizlerinin artçı şoku diyebiliriz buna. Ekonomi yüzde 6 daraldı. Aynı sene içerisinde çok büyük bir deprem felaketi yaşadık. Bunun neticesinde o zamanki koalisyon hükümeti IMF’ye (Uluslararası Para Fonu) gidip borç istedi. IMF’de ‘Biz size kredi veririz ama bize bir niyet mektubu verin, yapacağınız şeyleri bize taahhüt edin’ dedi. Koalisyon hükümeti taahhütlerde bulundu, parayı aldı ama hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Çünkü Enerji Bakanlığı bir siyasi partide, Ulaştırma Bakanlığı bir başka siyasi partide, Maliye Bakanlığı bir başka partide. Özelleştirme yapılması gerekiyor, herkes diyor ki ‘benimkine dokunmayın, ben onu kullanacağım, kendi yandaşlarımı orada istihdam etmek mecburiyetindeyim.’ Sonuç olarak ‘Ben buna karşıyım, ben ona karşıyım’ düşüncesiyle hiçbir şey yapılamadı.”

    KOALİSYONA IMF ÖRNEĞİ

    2000 yılında da çok ciddi bir uyarı işareti geldiğini ve üç bankanın aynı gün iflas ettiğini aktaran Turhan, “Gecelik faizler yüzde 3 binlere yükseldi. IMF’den ikinci bir kredi daha alındı ve yine hiçbir şey yapılmadı. 4 ay sonra 19 Şubat 2001’de bir kriz daha, o büyük 2001 krizi geldi. Bu sefer IMF, ‘Sizin başbakanınızın, bakanınızın, Merkez Bankası başkanınızın imzası artık muteber değil, koalisyonu oluşturan üç parti liderleri şahsen imzalayacak niyet mektubunu’ dedi. Ne kadar onur kırıcı değil mi? İşte koalisyon gerçeği budur. Bütün bunlara rağmen sonuç sağlanamadı ve o ortam içerisinde Türkiye çok önemli bir yapısal dönüşüm yapma ihtiyacındayken koalisyon bozuldu ve Türkiye erken seçime gitmek zorunda kaldı. Ondan sonra da soruyorlar; ‘Allah Allah ne kadar ilginç, daha kuruluşunun üzerinden 6 ay geçmiş olan AK Parti nasıl bu seçim başarısını kazanıp, tek başına iktidara geldi’ diye. Millet koalisyon iktidarlarının zararlarıyla tek parti iktidarını kafasında mukayese etti ve kararını verdi. Ben inanıyorum ki 1 Kasım’da da bu değerlendirmeyi yapacak” diye konuştu.

    “AKSİ HALDE GÜÇ VE İTİBAR KAYBI KAÇINILMAZ OLUR”

    Tek parti hükümetinin ekonomi, istikrar, güven, huzur ve reformların sağlanması için gerekli olduğunu vurgulayan Turhan, “Bütün siyasi partiler kabul ediyor, çok önemli yasaların çıkarılması lazım. Nasıl çıkacak bu yasalar meclisten? Güçlü bir meclis çoğunluğu, kendi içinde uyum içinde çalışan bir hükümet olmazsa, bu yönetmelikler nasıl değişecek? Yani Türkiye önümüzdeki 4 yıllık dönemde yapısal dönüşümü başarıyla gerçekleştirmek istiyorsa bir tek parti hükümeti bu bakımdan şarttır. Siyaset mekanizmasının güçlü olması, meclis iradesinin güçlü olması, hükümetin güçlü olması tek parti iktidarına bağlı. Böyle olmazsa hem mecliste, hem hükümette, hem siyaset kurumunda bir güç ve itibar kaybı kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    7 Haziran seçimlerinin ana temasının Halkları Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı aşıp aşamayacağıyken, bu seçimlerde ana temanın AK Parti’nin iktidarlığı olduğuna ve CHP, MHP, HDP’nin alacağı oyların merak bile edilmediğine dikkat çeken Turhan, bu durumun AK Parti’nin tek başına iktidar olmasının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olduğunu kaydetti.

    CHP-MHP KOALİSYONUNU DEĞERLENDİRDİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Koalisyon kurulacaksa tercihimiz Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olur’ sözlerini de değerlendiren İbrahim Turhan, olmayacak duaya amin dendiğini ifade etti. Koalisyonun demokrasilerde bir seçenek olduğunun ancak hiçbir zaman başarı sağlanamadığının altını çizen Turhan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Koalisyon biraz evlilik gibi bir şeydir. Kurmak için iki tarafın da gönüllü olması gerekir. Bozmak için bir tarafın gönlünü kaybetmesi yeter. Programları birbiriyle uyumlu olmayan, Türkiye’nin geleceğine aynı bakmayan, öncelikleri aynı olmayan, ülkenin temel sorunları ile ilgili teşhisleri birbiriyle örtüşmeyen partileri koalisyon olsun diye zorla bir araya getirirseniz olmaz. Ki bunun örneği 1996’da var. 24 Aralık 1995 seçimlerinden sonra kurulan Anavatan Partisi ile Doğruyol Partisi’nin koalisyonu çok kısa bir süre içinde dağıldı. 1973 seçimlerinden sonra kurulan CHP-MSP (Milli Selamet Partisi) koalisyonu Kıbrıs Barış Harekatı daha henüz sonuçlandırılmadan dağıldı. Ve bunların Türkiye’ye çok büyük maliyetleri oldu. ‘Bir koalisyon kurulsun da her ne pahasına olursa kurulsun’ diyenler zayıf bir hükümetin olduğu Türkiye’de kendi vesayet projelerini uygulamaya sokmak isteyenlerdir.”

    KAYYUM ATAMADA HUKUKSUZLUK VARSA YARGI YOLU AÇIKTIR

    Koza İpek Holding ve şirketlerine kayyum atanmasını da değerlendiren Turhan, “Bir taraftan Türkiye hukuk devleti olsun, Türkiye hukukun tanındığı bir ülke olsun diye muhalefet partileri ya da çeşitli çevreler büyük bir kampanya yürütüyorlar. Çok doğru bu yaklaşım. Gerçekten Türkiye hukukun üstünlüğünün olduğu, herkesin hukuka saygı gösterdiği bir ülke olmalı. Ama bunu da her konuya aynı uygulamalıyız. Şimdi yargı süreci devam eden bir durum var. Daha mahkemenin gerekçeli kararının ayrıntılarını görmeden, elde edilen bulguları bilmeden kalkıp da ezbere bir şey söylemek bence yanıltıcı olur. Gerçekten kanunların, hukukun ön görmediği bir işlem yapılmışsa, Türkiye hukuk devletidir, her zaman yargı yolu açıktır. Bunun düzeltilmesi kolay ama öncelikle hepimiz hukuka, hukukun üstünlüğüne saygı göstermeliyiz” dedi.

    “İZMİR’E YATIRIM GETİRİYORUZ, YEREL YÖNETİM ENGELLİYOR”

    İzmir’in hayat standartlarını iyileştirmek için var güçleriyle çalıştıklarını dile getiren İbrahim Turhan, yerel yönetimin de merkezi hükümeti suçlamasını eleştirdi. Yerel yönetimin kendilerini yatırım yapmalarına rağmen engellediklerini aktaran Turhan şunları anlattı:

    “Biz diyoruz ki İstanbul 34, İzmir 35. İkinci İstanbul İzmir olacak. İzmir, Ege Bölgesi ile birlikte Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının merkezi olacak. İzmir’deki yerel yöneticiler kendi başarısızlıklarına bahane olması için merkezi hükümetin İzmir’e yeteri kadar destek vermediği algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Ben yapılan tünellerden, çevre yolundan, İZBAN’dan bahsetmeyeceğim. Sadece şunun altını çizmek istiyorum. 10 gün önce Sayın Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekci ile birlikte Menemen’deki serbest bölgede, çok büyük bir uluslararası şirketin yatırımını yaptık. Temel atma töreni gerçekleştirildi. Bu şirket yeşil enerji, özellikle de rüzgar gücünden enerji üretme konusunda dünyada bir numara. Bu şirketi biz buraya getirdik. Ama maalesef yerel yönetimin imarla ilgili önlerini açmaması sebebi ile bunu gerçekleştiremiyorlar. Lütfen İzmir halkı bu tabloyu, bu resmi önlerine koyup düşünsün. İzmir’e yatırım getirmek için uğraşan merkezi hükümet, yatırımcının önünü açmayan yerel yönetimdir. Hiç kimse lütfen laf ebeliği yapmaya çalışmasın. Gerçekler ortadadır, güneş balçıkla sıvanmaz. Ama biz buna rağmen İzmir’in hayrına olacak işleri yapacak, İzmir’i kalkındıracak, hayat standardını yükseltecek bütün girişimleri siyasi parti gözetmeksizin destekleyeceğimizi, onların yanında olacağımızı taahhüt ediyoruz.”