Etiket: Kaygısı’

  • Öğrencilere, “Sınav Kaygısı Ve Motivasyon” Semineri Verildi

    Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Psikolog Mehmet Dinç Manisa’da sınava hazırlanan 12’nci sınıf öğrencilerine ‘Sınav Kaygısı ve Motivasyon’ konulu seminer verdi.

    Manisa İl Milli Eğitim Müdürlüğü Eğitim Araçları Salonunda düzenlenen seminere Manisa Valisi Erdoğan Bektaş, eşi Esma Bektaş, Manisa İl Milli Eğitim Müdürü Recep Dernekbaş, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, Şube Müdürleri, Okul Müdürleri ve öğrenciler katıldı.

    Gediz Anadolu Lisesi, Manisa Lisesi, Dündar Çiloğlu Anadolu Lisesi, Fatih Anadolu Lisesi, Halit Görgülü Anadolu Lisesi, Cumhuriyet Anadolu Lisesi, Hasan Türek Anadolu Lisesi, Ticaret Borsası Anadolu Lisesi, Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi, İsmet İnönü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde öğrenim gören 12’nci sınıf öğrencilerine yönelik ‘Sınav Kaygısı ve Motivasyon’ konulu seminere öğrenciler büyük ilgi gösterdi.

    Gaziantep Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Psikolog Mehmet Dinç, sınav öncesi kendisini dinleyen öğrencilere moral depoladı.

  • Öğrencilere Sınav Kaygısı Ve Motivasyon Semineri Verildi

    Rekor Temel Lisesi tarafında üniversiteye hazırlanan öğrenciler sınav kaygısı ve motivasyonla ilgili seminer verildi.

    Çamlıca okulları kampüsünde düzenlenen seminere İnönü Üniversitesi çocuk psikiyatrisi Ana bilim dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özlem Özel Özcan katıldı. Seminerin açılış konuşmasını yapan, Çamlıca Okulları Kurucu Müdürü Mustafa Sarıtaç, “Üniversite sınavına çok kısa bir süre kaldı. Bu kısa zaman dili içeresinde, artık son kozlarımızı oynayacağız, son noktaları işaretleyeceğiz ve artık son noktayı koyacağız. Ben inanıyorum ki öğrencilerimiz bu güne kadar göstermiş oldukları emekleri kesinlikle boşa gitmeyecektir. Üniversiteyi kazanmak her şey değildir, ama modern dünyada eğitimimin çıtasını yükseltip, o çıta paralelinden biz de kendi eğitimimizi en yüksek seviyelerine taşımak zorundayız” ifadelerini kullandı.

    Doç. Dr. Özlem Özel Özcan, ise sınav öncesi öğrencilere uyarıda bulunarak sınavın hayatımızın her döneminde karşımıza çıktığı bir olgu olduğunu kaydetti.

  • Memorıal Sınav Kaygısı Konusunda Öğrencileri Bilgilendırdı

    Memorial Diyarbakır ve Dicle Hastaneleri, Diyarbakır Bilfen Okulu Öğrencilerine yönelik sınav kaygısı konulu seminer düzenledi.

    Diyarbakır Bilfen Okulu Konferans Salonu’nda gerçekleşen toplantıda Memorial Diyarbakır ve Dicle Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzman Klinik Psk. Ömer Yavuz Yetiş öğrencilere sınava hazırlanırken ve sınav esnasında yaşayabilecekleri kaygı belirtileri ile kaygıyı kontrol altında tutabilmenin yolları hakkında bilgi verdi. Uzman Klinik Psk. Ömer Yavuz Yetiş, “Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur. Başka bir deyişle bir engelle karşılaşıldığında o engelin aşılamayacağı düşünüldüğünde ortaya çıkan bulgulardır. Kaygı duygusu hafif bir tedirginlikten panik derecesine varan yoğunlukta yaşanabilir. Sınav kaygısı bireyin bir sınavda sınavı başaramayacağını veya sınavda doğru yapamayacağına dair yaşadığı korku ve endişe duygusudur. Bu duygu öğrenci sınava girdiğinde öğrendiklerini etkili bir biçimde kullanamamalarına neden olur” dedi.

    Genellikle kaygının olumsuz olduğu düşünüldüğünü dile getiren Yetiş, “Ancak normal düzeydeki kaygı kişiyi başarıya, kendini geliştirmeye, çalışmaya ve tehlikelerden korumaya yönlendirebilir. Bu nedenle amaç kaygılanmamak değil, kaygıyı kontrol ederek belli bir düzeyde tutabilmektir. Böylece kaygı kişi için yararlı bir şekle dönüşebilir” diye konuştu.

    Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği seminerde anne ve babalara da uyarılarda bulunan ve onlara iletilmesi için hazırlanmış bir mektup hazırlayan Yetiş, şunları kaydetti:

    “Anne babaların sınavları bir son olarak lanse etmemeleri, sınavdan her ne sonuç çıkarsa çıksın her zaman çocuklarının arkalarında olduklarını, sevgilerinin tüm sınavlardan bağımsız bir şekilde çocukları için sürekli var olduğunu, çocuklarının kendileri için çok değerli olduğunu bunun sınavlar ile asla değişmeyeceğini göstermeleri ve hissettirmeleri önemlidir.”

  • Ailelere Sınav Kaygısı Uyarısı

    Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nden Psikolojik Danışman Havva Burcu Tatoğlu, sınavla meslek ve gelecek seçiminin sadece öğrencilere değil ailelere de kaygı verdiğini söyledi.

    Psikolojik Danışman Havva Burcu Tatoğlu, ortaöğretim ve lise çağındaki öğrencilerin ergenliğin en yüksek dozunu aldıkları zamanda aile, okul, dershane, özel ders arasında sıkışıp kaldığını hatırlattı. Bireyin sınav öncesi ya da sınav sırasında yaşadığı kaygının bilişsel, fizyolojik belirtilerini içeren ve bireyin performansını düşüren duruma özgü kaygı probleminin sınav kaygısı olduğunu belirten Tatoğlu, “Kaygı, tümüyle zararlı bir durum değildir. Şiddeti düşük olduğunda bireyin genel uyarılmışlık düzeyini yükseltir, dikkati arttırır. Sürekli rahat ve kaygısız bir kişi, öğrenme ve benzeri etkinliklere fazla katılım gösteremeyeceğinden, düşük kaygı kişiyi çalışmaya yöneltebilir. Bu durumda yararlı olabilir” dedi.

    Sınav kaygısının belirtileri hakkında da bilgi veren Psikolojik Danışman Tatoğlu, “Fizyolojik olarak belirtiler, sıcak basması, terleme, yüzün kızarması, baş dönmesi, kalp çarpıntısı, solunumun hızlanması, titreme, baş ağrısı, mide bulantısı, midede rahatsızlık hissi, halsizlik, yorgunluk, ağızda kuruma olarak karşımıza çıkmaktadır. Duygusal ve bilişsel belirtiler ise; huzursuzluk, sinirlilik, endişe, korku, konsantrasyon kaybı, düşünce hızında yavaşlama, unutkanlık ve dikkatsizlik” şeklinde konuştu.

    “KİŞİNİN PERFORMANSINI OLUMSUZ YÖNDE ETKİLER”

    Sınav kaygısının kişinin performansını olumsuz yönde etkilediğinin altını çizen Tatoğlu, “Bu olumsuz etki çoğunlukla kişinin düşünceleri ve duygularıyla bağlantılıdır. Kaygısı yüksek bireyler sınav sorularını okumakta ve anlamakta zorlanır. Çoğunlukla aynı soruyu birkaç kez okur ve bununla bağlantılı olarak zamanın yetmeyeceğinden korkar. Çoğu zaman bildiklerine çok emin oldukları cevapları hatırlayamamakta, sınavdan çıktıktan hemen sonra hatırlamaktadır” dedi.

    “SINAV KAYGISI BİR GÜNDE ÇÖZÜMLENEMEZ”

    Kaygının bireyde bedensel tepkilerle kendini gösterdiğini söyleyen Tatoğlu, “Kaygı, kişinin sınav esnasında sorulara odaklanmasını engeller. Doğru yapılan solunum ve gevşeme egzersizleri kişinin sınav esnasında bedenini rahatlatmasını ve sorulara tekrar dikkatini vermesini sağlayacaktır. Sınav kaygısı bir günde çözümlenebilecek bir problem değildir. Kişinin kaygıyla baş etmeyi öğrenmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

    “ÇOĞU ZAMAN AİLE ANLAYAMAZ”

    Sınav kaygısı olan bir kişinin zamanında bir uzmana başvurması gerektiğini söyleyen Tatoğlu, “Sınav kaygısının ortaya çıkmasında ailenin de önemli sorumluluğu olabilir. Bu nedenle tedavi süresince yalnızca sınav kaygısı yaşayan bireyle değil, aileyle de görüşmeler yapmak gerekebilir. Anne ve babalar çocuklarının yaşadığı sınav kaygısını çeşitli nedenlere bağlarlar ve ona göre tutum sergilerler. Çoğu zaman çocuğun yaşadığı sınav kaygısı aile tarafından anlaşılmamaktadır” dedi.

    Bazı ailelerin sınav zamanı yaşam alışkanlıklarını değiştirmeye başladıklarının altını çizen Tatoğlu, “Aileler, beraber katıldıkları etkinlikleri çocuk için zaman kaybı olacağı düşüncesiyle gerçekleştirmemeye başlarlar. Ailenin hazırlık süresince yaptığı duygusal ve ekonomik yatırım birey üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Ailenin sergilediği bu tutum çocuk üzerinde bir baskı niteliği taşımaktadır. Desteklenmeyi bekledikleri ailelerini memnun edememe kaygısı sınav kaygısına eşlik etmektedir” şeklinde konuştu.

    “GERÇEKÇİ BEKLENTİLERDE BULUNMAK ÖNEMLİ”

    Aileye hazırlık süresince çocuklarının kendilerine zaman ayırmasının doğal olduğu, dinlenmeye ihtiyaç duyacakları yönünde bilgi verilmesinin gerekli olduğuna vurgu yapan Tatoğlu, şöyle devam etti:

    “Aile ve çocuk arasında yapılacak bir anlaşmayla dinlenme, etkinlik süresi ve sıklığı konusunda uzlaşma sağlanabilmektedir. Ailenin çocuklarından gerçekçi beklentilerde bulunmaları önemlidir. Çocuğunun geçmişteki akademik performansına göre beklenti içine girmesi gerçekçi olacaktır.”

  • Çocuklarda Ayrılık Kaygısı

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Psikologu Hilal Aktaş, her yol denenmesine rağmen ailelerinden ayrılmakta hala zorluk çeken çocuklar için bir uzman desteği alınmasında fayda olabileceğini belirtti.

    “Çocuklarda Ayrılık Kaygısı” ile ilgili açıklamalarda bulunan Hilal Aktaş, insanoğlunun hayatı boyunca birçok ayrılık yaşadığını, çoğu zaman bu ayrılıkların insanı mutsuz ettiğini belirtti. Bir daha bu kadar birlikte olamayacak olma düşüncesi, eskisi gibi aynı sıklıkta görüşemeyecek olmak, belli bir süre sevdiklerimizi göremeyecek olmanın insanda mutsuzluğa sebep olduğunu anlatan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Psikologu Hilal Aktaş “Çocuklarda Ayrılık Kaygısı”nı anlattı.

    Ayrılıkların insanda terk edilmişlik duygusu yaşattığını, yalnızlık hissi uyandırdığını kaydeden Aktaş, “Birden bire etrafımızda bir sessizlik olur, bir boşluk hissedilir ve bu da beraberinde yalnızlık duygusunu getirir. Bunların yanında bazen de birinden ayrılmamızın ya da uzaklaşmamızın nedeni başka arayışlar içine girmiş olmamızdır. Değişiklik ihtiyacı hissetmemiz ya da daha “özgür” olmayı istememiz de sebep olabilmektedir. Fakat ayrılıklar bir tercih olsa da, burada da belli bir yerde insanoğlu bir suçluluk hissedebiliyor çünkü birisini ardında bırakmıştır, o bıraktığı kişinin sevgisini kaybetmekten ya da hayatından tamamen çıkartılmasından korkar. Örneğin anneler ilk ayrılığı göbek bağı kesilirken yaşarlar. Bu kopma birden olur ve geri dönüşü yoktur. Anne, bebeğinin hareketlerini artık karnında hissedemeyecektir ve bebeğini artık başkalarıyla paylaşmak durumunda kalacaktır. Ayrılık yeni doğan bebek tarafından da hissedilir fakat hayatının ilk aylarında annesi ile tekmiş gibi yaşamaya devam edecektir. Annesinin kendinden ayrı bir varlık olduğunu görmeye başladığında ise onu kaybetmekten korkmaya başlayacaktır. Anne çocuğun gözü önünden uzaklaşmaya başladığında ve gözü önünde olmadığında çocuk bağıra bağıra ağlar çünkü annesinin hala var olduğunu anlamaz. İlk aylarda annenin yokluğu göz önünde olmaması, anneyi tamamen kaybetmiş gibi yaşanır çocuk tarafından ve annenin geri dönecek, geri gelecek ihtimali yoktur. “Anne sonsuza dek gitti” diye düşünür. Bu kaygı “ayrılık kaygısıdır” diye belirtti.

    ÇOCUKLAR AYRILIK KAYGISINI HANGİ YAŞTA YAŞARLAR?

    Ayrılık kaygısının, çocuk gelişiminin normal ve gerekli bir süreci olduğunu, 6’ncı ayda meydana gelebileceğini anlatan Psikolog Hilal Aktaş “Fakat genellikle 8 ve 11’nci aylar arasında yaşanır ve 12-24 ayları arasında ise ara ara görülebilir. Bu kaygı türü bazı çocuklarda 3 yaşına kadar da devam edebilir. Fakat bebekler büyüdükçe, genellikle 18’nci aydan itibaren bu kaygılar daha tolere edilebilir hale gelir. Annesinden ayrılmayı beceren çocuk artık özerklik ihtiyacını ve sosyalleşme becerilerini çalışabilecek psikolojik olgunluğa erişmiş olur” şeklinde ifade etti.

    AYRILIK KAYGISINI YÖNETEBİLME

    Psikolog Hilal Aktaş, ayrılık kaygısının nasıl yönetilebileceğini konusunda da şunları anlattı;

    “Çocuğunuzda ki ayrılık kaygısını ciddiye alın. Çocuğunuz korktuğunda ona sarılın, okşayın, ona güven verin. Çocuğunuzla aynı odada değilseniz, yüksek sesle konuşun, şarkı da söyleyebilirsiniz. Çocuğunuza ne yapacağınızı ve hemen döneceğinizi söyleyin. Örneğin “çöpleri çıkarıp hemen döneceğim”. Çocuğunuz ağlamaya başlarsa, söylediğiniz işi yapın ve yanına hemen geri dönün. Sözünüzde durduğunuzu görecektir, bir sonraki ayrılık daha kolay olacaktır. Eşinizden çocuğu sakinleştirmesini isteyin. Çocuk sizi anneyi istese de, eşiniz çocuğu sakinleştirmeye çalışırken onun yanında kalın.”

    ÇALIŞAN ANNELER ÇOCUĞUNDAN NASIL AYRILMALI

    Çalışan anneler için, çocuğunu kreşe, ana sınıfına bütün gün bırakıp işe gitmenin hiç de kolay olmadığını belirten Psikolog Hilal Aktaş, ayrılıkları kolaylaştırmak için ne şunların yapılmasını önerdi;

    “Çocuğunuzla vedalaşın ve bunu olabildiğince kısa tutun. Geri döneceğinizi mutlaka söyleyin. Bir kaç günlük bebeğin bile annesinin neden gittiğini bilmeye ihtiyacı vardır. Çocuğunuz ağlamasın diye ya da tepkisinden korktuğunuz için kaçar gibi asla gitmeyin. Bu çocuğunuzun kaygısını arttıracaktır, birden bire kaybolmuş olmanızı anlamayacaktır ve size daha da bağımlı olacaktır. Çocuğunuzun önünde kesinlikle ağlamayın. Çocuğunuzun ağladığını ve yokluğunuzda sakinleşmediğini duyup sakın geri dönmeyin. Çocuğunuz sakinleşecektir. Geri dönmeniz ayrılığı daha da zorlaştıracaktır. Çocuğunuzdan bir süreliğine ayrı kalmanız gerektiğinde ve çocuğu büyük anneye yada babaya emanet ettiğinizde, döndüğünüzde sizi görmek istemeyebilir, sizinle ilgilenmeyebilir yada size vurup size bağırabilir. Size olan öfkesini, kızgınlığını göstermesine fırsat verin. Çocuğun da duygularını paylaşmaya ihtiyacı vardır. Çocuğunuzu tüm gün annesiz bıraktığınız için iş hayatınızı asla kabusa çevirmeyin. İş hayatında başarılı ve mutlu olan bir anne bunu mutlaka evde yansıtır. Daha dengeli ve daha ulaşılabilir bir anne olursunuz ve çocuğunuzla verimli vakit geçirme fırsatını bulursunuz. Yokluğunuzu kapatabilmek için çocuğunuzu sevginizle de boğmamaya çalışın. Her bebek farklıdır. Bazıları daha kolay ayrılabilirken bazıları ise zorlanabilirler. Çocuğunuz sizden kesinlikle ayrılmıyorsa ve her yolu denedim diyorsanız bu durumda bir uzman desteği almanızda fayda olabilir.”