Etiket: Kaygı

  • Başkan Ahmet Misbah Demircan: “Kimsenin geleceğinden kaygı duymadığı bir Beyoğlu var”

    Beyoğlu Yahya Kahya Mahallesi’nde bulunan Ahmet Emin Yalman İlköğretim Okulu’nu ziyaret ederek öğrenci ve velilerle bir araya gelen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, hayata geçirdikleri sosyal ve kültürel projelerle ilçe halkının beklentilerinin yükseldiğini belirterek, “Kimsenin geleceğinden kaygı duymadığı bir Beyoğlu var. Bu da bizleri gururlandırıyor” dedi.

    Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu’nda geleneksel hale gelen “Okul Buluşmaları”na ara vermeden devam ediyor. Son olarak Beyoğlu Yahya Kahya Mahallesi’nde bulunan Ahmet Emin Yalman İlköğretim Okulu’nu ziyaret eden Başkan Demircan, minik öğrenciler tarafından sevinç gösterileriyle karşılandı. Beyoğlu İlçe Milli Eğitim Müdürü Cemil Sarıcı’nın da katıldığı ziyarette sınıfları tek tek gezerek öğrencilerle sohbet eden Başkan Demircan daha sonra okulun toplantı salonunda öğretmen, okul aile birliği üyeleri, mahalle muhtarları, mahallelerden sorumlu meclis üyeleri ve veliler ile bir araya gelerek talep ve önerilerini dinledi.

    “Okullarımızın eksiklerini gidermeye odaklanıyoruz”

    Başkan Demircan, eğitime verdikleri desteğin aralıksız olarak devam ettiğini belirterek, “Biz belediye olarak bir okulu ziyaret etiğimizde o okulun eksiklerini gidermeye odaklanıyoruz. Bir problem, bir eksik varsa onları çözmeye çalışıyoruz. Eskiden okul yöneticilerimiz ve velilerimiz okullarının çatılarından, boyalarından vs bahsederlerdi. Bugün bu sorunları aşmış bulunuyoruz. Artık sadece ufak tefek sorunlar dile getiriliyor” dedi.

    “Kimsenin geleceğinden kaygı duymadığı bir Beyoğlu var”

    Başkan Demircan, “İlçenin dört bir yanında açtığımız Semt Konaklarımızda, Gençlik Merkezlerimizde ve kütüphanelerimizde verdiğimiz kurslarla, hem çocuklarımızın hem de velilerimizin kişisel gelişimine destek olmaya çalışıyoruz. Kefken Çevre ve Yaz Kampımızla on binlerce çocuğumuza yeni ufuklar açtık. Kültür gezileriyle kendi kültürlerini yakından tanıma imkanı sunduk. Tüm bu çalışmalar neticesinde bugün halkımızın beklentileri değişti, yükseldi. Artık kimsenin geleceğinden kaygı duymadığı bir Beyoğlu var. Bu da bizleri ayriyeten gururlandırıyor.” ifadelerini kullandı.

    Okul Müdürü Müslim Çecen de Başkan Demircan’a okullara ve eğitime verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

  • Kaygı bozukluğu ile baş etme yöntemleri

    Psikolog Naciye Tokaç, kaygı bozukluğu yaşayan birçok kişi kendisinde ne olduğuyla ilgili büyük bir endişe yaşadığını söyledi.

    Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzmanı Psikolog Naciye Tokaç, kişilerin yaşadığı bedensel yakınmalar sonucunda bedene bağlı bir hastalık olduğunu düşündüğünden dolayı hekime başvurduklarını belirterek, “Çoğunlukla yapılan tüm incelemeler, tahlil ve tetkikler sonucunda bedene bağlı bir hastalık olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak kişi bedensel yakınmalar yaşamaktadır” dedi.

    Kaygı bozukluğu belirtileri nelerdir?

    Kaygı bozukluğunun belirtilerini yaşayan kişinin yaşadığı belirtileri bedensel bir hastalık ile karıştırması ve bu nedenle korkmasıyla karşı karşıya olduklarını söyleyen Psikolog Naciye Tokaç, “Kaygı bozukluğunda hissedilen bedensel yakınmalar; çarpıntı, nefes alamıyormuş gibi olma, terleme, sıcak/soğuk basması, titreme, başında uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, bulanık görme, ağızda kuruluk, bedende titreklik, halsizlik, bayılacakmış gibi hissetme gibi belirtilerdir. Kişi bu belirtilerden bazılarını hissetmekte ve genellikle bu belirtilerin bedensel bir hastalığa işaret ettiğini düşünmektedir. Kaygı bozukluğunda önemli bir diğer nokta ise; düşünce yapısıdır. Bedensel belirtilere bağlı olarak ortaya çıkan genellikle bir hastalığı düşündüren düşüncelerdir. Çarpıntısı olan kişi genellikle bu çarpıntının bir kalp krizi işareti olacağını öngörerek; kalp krizi geçireceğim gibi endişeli bir düşünce zihninden geçirir. Nefes almakta zorlandığını hisseden kişi, yeterince nefes alamayacağım ve boğulacağım düşüncesine kapılır” ifadelerini kullandı.

    “Kaygı bozukluğunda düşünce kalıpları aynıdır”

    Kaygı bozukluğunda iki noktanın önem taşıdığını belirten Tokaç, “Kaygı bozukluğunda bedensel yakınmalar ve buna eşlik eden olumsuz düşünceler birlikte görülür. Kaygılı düşünceler çoğunlukla belirli kalıplara sahiptir. Delirme/aklını yitirme, kontrolünü kaybederek kendisine veya çevresine zarar vermekten korku ile şiddetli ölüm korkuları görülür. Çoğu kişide bu üç düşünce özelliğinden birisi daha baskın olarak görülürken; bazen ikisi aynı anda görülebilir. Dikkati çeken; düşünce kalıpları daima aynıdır. Bir diğer önemli durum ise kaygı belirtilerini devam ettiren şeydir ki; kişinin aynı şeyi tekrar yaşamamak için, yaşamaktan korktuğu yer, zaman, kişi ve faaliyetlerden kaçınmasıdır. Kaçınma davranışı, kaygının devam etmesini sağlar. Kaygı atağı yaşayacağını düşündüğü durumlardan kaçınmasının nedeni; yaşadığı durumun oldukça rahatsız edici sonucunda aynı şeyi tekrar yaşama korkusudur. Korku öyle yoğundur ki; kişi bunu tekrar yaşamaktansa günlük yaşamı için mecburi olan işlerinden, hoşlandığı faaliyetlerden bile vazgeçer” dedi.

    Kaygı atağı sırasında ortaya çıkan bedensel yakınmaları devam ettiren şeyin kişinin bu belirtileri tekrar yaşama kaygısı olduğunu ifade eden Tokaç, şu şekilde devam etti:

    “Bu kaygı tetikleyici unsur görevi görerek, bedensel yakınmaları uyarmaktadır. Bedensel şikayetlerin ortaya çıkması ise kişinin korkusunu ve umutsuzluğunu yükselterek; kişiyi içinden çıkılmaz bir kısır döngü içerisine iter. Bu kısır döngüden çıkmanın yolu; bedensel yakınmaların oluşmasına rağmen gerçekleşmediğinin ve korkulan şeylerin gerçekten ortaya çıkmadığının kişi tarafından anlaşılmasıyla olacaktır.”

    Bedensel yakınmalara bağlı olarak ortaya çıkan düşünceler karşısında yapılması gerekenleri belirten Psikolog Naciye Tokaç, “Bedensel yakınmalara bağlı olarak ortaya çıkan düşünceler karşısında ise yapılması gerekenler; kaygılı düşüncelerinin her zamanki, sağlıklı, normal düşünce içeriğinden farklı olduğunu fark etmesiyle başlar. Kaygı bozukluğu sırasındaki düşünceler genellikle gerçeğe, akla, mantığa uygun olmasa da yaşadığı korku o denli büyüktür ki düşüncelerinin gerçekliğini sorgulayamaz bile. Asansöre binmekten kaçınan kişi, asansöre binen başka birçok kişinin nasıl orada kalabildiklerini ve nefessiz kalmadıklarını aklına bile getiremez. Kişinin kaygı içerikli düşünceleri ile normal, sağlıklı düşüncelerini ayırt etmesi sonucunda kaygı içerikli düşüncelerinin gerçek olmadığını bilmek onu rahatlatacaktır. Ayrıca bu düşüncelerini umursamamasını, önemsememesini öğrenmesini sağlayacaktır. Böylece kişiye rahatsızlık ve huzursuzluk veren sebep geçersiz olacaktır. Bu adım rahatsızlığın iyileşmesi için oldukça önemlidir” şeklinde konuştu.

  • Darbe girişimi çocuklarda kaygı ve korkuyu arttırdı

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikoloğu Yelda Öge, son zamanlarda yaşanan olayların çocuklarda korku ve kaygıyı arttırdığını söyledi.

    Darbe girişimi sırasında yaşananların aileler tarafından basın yoluyla takip edilmesi çocuklarda olumsuz etkilere neden oldu. Yaşanan olayların şiddet içermesi çocuklarda korku ve kaygıya neden oldu. Ailelerin yaşanan olaylarla ilgili konuları çocuklarının yanında konuşmaması gerektiğini ifade eden Uzman Psikolog Yelda Öge, yaşanan durumun herkes için travmatik bir durum olduğunu söyledi.

    Yaşanan süreçte ailelerin çocuklarıyla zaman geçirmesi gerektiğine dikkat çeken Öge, “Beklenmedik aniden gelen ve bizi ciddi şekilde etkileyen olaylara biz travmatik olaylar olarak adlandırıyoruz. Özellikle bu tarz durumların basında, gazete ve televizyonda yer alıyor olması ve aile ortamında sürekli konuşması nedeniyle bu durumdan en çok çocuklar etkilenecektir. Çocukların kaygı ve korkularını ciddi düzeyde arttırabilir. Bu yüzden özellikle çocukların basından uzak kalması ve aile bireylerinin bu konuşmaları çocuklarının yanında yapmıyor olması önemli. Daha sakin yaklaşımda olmalıdırlar. Çocukların sorularını net bir şekilde yanıtlamalıdırlar. Geçiştirmesinler. Kaygı ve korkularını aileleri ile paylaşmalarına müsaade etmeliler. Aynı şekilde bu durum yetişkinlerde de kaygıyı arttırdı. Genel olarak çıkan haberlerden biraz uzak durmakta fayda var” dedi.

  • Sosyal kaygı bozukluğuna dikkat

    Psikoterapist/Aile Çift Ve Evlilik Terapisti Uzman Psikolog Naciye Tokaç, sosyal kaygı bozukluğu konusunda uyardı.

    Diğer insanların bulunduğu ortamlarda hata yapma, rezil olma ve dikkatin kendi üzerine yönelmesinden korkma şeklinde görülen sosyal kaygı bozukluğunun toplum içinde genellikle çekingenlik olarak anlaşıldığını belirten Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kişi tanıdığı veya hiç tanımadığı kişiler olsun, başkalarının olduğu ortamlarda dikkatin kendisine yöneldiğini düşünerek endişe ve korku hissine kapılır ve genel düşünce ve hareketlerinde normalde olduğuna göre tuhaflıklar olabilir. Bu tuhaflıklar; normalde olmayan, konuşurken sesinde titreme, yüz kızarması, terleme, ellerinde titreme, kalp çarpıntısı, zihin dağınıklığı ve dikkat dağınıklığı gibi fiziksel durumlar olabilir. Kişi bu durumları yaşayacağını gireceği ortamı düşündüğü an veya yapması gereken faaliyeti düşündüğü an yaşamaya başlar” dedi.

    Sosyal ortama giren kişinin; kaygı hissetmeye başladığı an, olduğu ortamdan biranönce çıkmak istediğini kaydeden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kaygı hissettiği anda verilebilecek iki tepki “kaç yada savaş” tepkileridir. Sosyal ortamda kendi korkusuyla baş başa kalan kişi ise genellikle kaçmayı tercih eder ve bu ortamdan çıkmak için uğraşır veya kaygı hissedeceği durumlara hiç girmemeye çalışır. Böylece kaygısıyla yüzleşme fırsatı bulamaz ve sosyal kaygısı gittikçe devam eder. Sosyal kaygı duyulan ortamlarda kaçmak yerine savaşmak kişinin olduğu ortamla baş edebilmesini görmesine fırsat sunacağından dolayı aslında durumun korktuğu kadar olmadığını görmesinde fayda vardır” diye konuştu.

    Sosyal kaygı duyulmasının önemli bir nedeninin de kişinin hissettiği öğrenilmiş çaresizlik hissi olduğunu belirten Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Kişi sıklıkla karşılaştığı bu durumu artık her zaman ve heryerde yaşayacağını düşündüğü için artık bundan kurtulamayacağını ve daima bu durumu yaşayacağını düşünecektir. Kişinin yaşadığı olumsuz tecrübeleri gelecekte edineceği tecrübelerine aktarılarak aynı durumu tekrar yaşayacağını düşünmesini sağlar. Bu durum ise gelecekle ilgili olumlu düşünmesine engel olacak ve olumsuz beklenti içerisine girmesini sağlayacaktır.

    Sosyal kaygı duyan kişinin fiziksel, düşünsel ve duygusal alanlarının hepsinde birden değişiklikler gerçekleşir. Fiziksel yapısında otonom sinir sisteminin çalışmasına bağlı olarak heyecan anında oluşan tepkiler oluşmaya başlar aynı anda denilebilecek anda tüm olumsuz düşünceler zihninden geçmeye başlar ve duygular genellikle kendine yönelik kızgınlık v heyecan ile dolu olmaktadır. Böyle karmaşık bir durumla karşılaşan kişi bununla baş edemeyecek ve ne kadar yaşadığı olumsuz durumu belli etmek istemese de içine kapanacak ve kendisini ifade edemeyecektir” diye konuştu.

    Sosyal ilişki kurma becerisi ve diğerleri ile kurulan iletişimin nasıl yapılacağının çocukluğun ilk dönemlerinde sosyalleşme süreci ile öğrenildiğini ifade eden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Özellikle baba imajı çocuk açısından sosyalleşme konusunda önemli bir figür olmaktadır. Çocuk yaptığı yeni davranışlar, diğerleri ile kurduğu ilk iletişimlerde bazen hatalar yapabilir. Yaptığı hatalar karşısında çocuğa verilen tepkilerin nasıl olduğu önemlidir. Suçlayıcı, aşağılayıcı ve değersizlik hisleri uyandıran aşırı öfkeli tepkiler çocuğun kendisine güven sorunlarına yol açacaktır. Yanlış yaptığında yaptığı yanlış çocuğa hissettirilmeli ancak nasıl telafi edebileceğine dair de fırsat verilmelidir.

    Bir diğer önemli nokta ise diğerleri ile iletişimi nasıl kuracağını yetişkinleri gözleyerek ve model alma yoluyla öğrenmektedir. Yetişkinin uygun olmayan davranışları da çocuğun aynı şekilde model almasına yol açacaktır. Sosyal kaygı bozukluğu; bastırılmış bilinçaltı kaygıların ürünü olduğundan dolayı psikoterapi tedavide önemli gelişme sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.

  • Terör Olayları Kaygı Ve Uyku Bozukluklarını Tetikliyor

    Psikolog Zeren Okçuoğlu Kadıoğlu, son dönemlerde artan terör eylemlerinin, pek çok insanda akut stres ve travma gibi psikolojik sorunların ortaya çıkmasına neden olduğunu söyledi.

    Kadıoğlu, güvenlik tehdidinin getirdiği ani gelişen korku, çaresizlik ve yas duyguları içerisinde bazı psikolojik durumların tetiklendiğini belirterek, “Günlük yaşam akışını olumsuz etkileyen bu olaylardan toplumun ileri düzeyde etkilenmesi doğal bir süreçtir. Yapılan araştırmalar da terör eylemlerini medya üzerinden uzun süre takip eden yetişkin ve çocukların daha fazla kaygı bozukluğu yaşadığını göstermektedir. Psikolojik olarak fazlaca etkilenmiş kişilerde; uyku sorunları, kabuslar ya da depresyon görülmektedir. Üstelik bu kişiler saldırıya maruz kalmış ya da bir yakını saldırıdan etkilenmiş bireyler olmayabilir. Araştırmalar bazı okul çağı çocuklarında terör saldırılarından sonra gelişen travma sonrası stres bozukluğunun başlıca nedeninin bu olumsuz haberlere aşırı maruziyet olduğunu göstermektedir” dedi.

    Kadıoğlu, terörün, psikolojik silah olarak korkuyu kullandığını, ve korkunun insanlar için ciddi psikolojik etkileri olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “Korku, terör saldırıları karşısında verilen en normal tepkidir. Bu tepki aynı zamanda insanların nasıl sosyalleşeceğini, toplu taşıma aracı kullanıp kullanmayacaklarını, kalabalık yerlerde bulunmayı tercih edip etmemeleri gibi birçok günlük aktiviteyi etkilemektedir. Terör tehdidinin etkileri her birey için aynı değildir. Bazı insanlar terör karşısında daha rasyonel ve yapıcı tepkiler verebilirler. Örneğin öfke duymak bazen koruyucu bir faktör olabilir. Öfke duyulduğunda insanların kontrol duygusu, yüzleşme arzusu artar, korku ise kontrolsüzlüğü ve karamsarlığı daha çok hissettirir.”

    Terörün günlük aktivitelerin yerine getirilmesini engelleyebileceğini anlatan Kadıoğlu, “Terörist bir saldırı sonrasında travma yaşayan kişiler arasında, saldırının kurbanı olanlar, buna şahit olan kişiler, yakınları etkilenenler ya da geçmiş travmatik olayların hayatta kalanları olabilir. Bu bireyler akut bir stres tepkisi geliştirebilirler” diyerek bu kişilerde görülen belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

    “Olayla ilgili tekrar eden düşünceler, her şeyden korkmak, evi terk edememek ya da yalnız kalamamak, günlük işleyişten uzaklaşmak, günlük rutinleri yerine getirememek, hayatta kalmanın suçluluğunu duymak, ’Ben neden hayattayım?’ diye düşünmek kaybetme korkusu yaşamak, hayatla ilgili kontrol kaybı yaşamak, duygularını ifade etmede gönülsüzlük.”

    Kadıoğlu aileler çocukların psikolojisini korumak için yapması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

    “Olayla ilgili duygu ve düşüncelerini anlattırmaya çalışın. Ne gördüklerini, duyduklarını ya da yaşadıklarını sorun. Ebeveynlerinin onlarla ilgilendiğini, onlara dikkat ettiğini, onları korkutan ve endişelendiren her olayla mücadele etmelerine yardımcı olacağınızı söyleyin. Zorluklarla karşılaştıklarında ya da olumsuz bir duyguları olduğunda üstesinden gelmek için ne yaptıklarına dikkat ederek, bunu onların da görebilmesini sağlayın. Terör saldırılarıyla ilgili haberlere aşırı derecede maruz kalmak ya da yetişkinlerin bu konuyla ilgili konuşmalarını duymak çocukların hassasiyetini arttırabileceğinden bu konularda daha dikkatli olunmalıdır.”