Etiket: kaybı

  • Koku kaybı, uyku bozukluğu ve kabızlık parkinson habercisi

    Manisa Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Serkan Saka, parkinson hastalığının erken teşhisi için çalışmalar yapıldığını belirterek, “Koku kaybı, koku almada azalma, uyku bozuklukları, özellikle canlı rüyalar ve kabızlık çok önemli. Hastayı bu evrede yakalayabilirsek eğer, en azından hareket bozuklukları aşamasına geçmeden önce hastaya erken dönemde tedaviye başlayabiliriz” dedi.

    Manisa Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Serkan Saka, Dünya Parkinson Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Parkinson hastalığının tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Saka, hastalığının farkında olmayanların bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı. Parkinson hastalığının beyinde nöron kaybıyla başladığına dikkat çeken Dr. Saka, “Nörodejeneretif hastalıklar içerisinde ikinci sıklıkta görülüyor. En sık görülen hastalık alzheimer hastalığı. Alzheimer hastalığından sonra ikinci sıklıkta görülüyor. Fakat alzheimer hastalığına göre daha iyi bir hastalık. Alzheimer’da tedavi şansı yok. Sadece yavaşlatabiliyoruz. Parkinson hastalığını tedavi edebiliyoruz. İyi tedavi ediyoruz. Sonuçları yüz güldürücü. Parkinson nedeniyle hasta ölmez. Tedavisi iyi yapılırsa 20, 30, 40 yıl yaşayabilir. Genellikle 55-60 yaş üzerinde başlıyor bu hastalık. 85 yaş üzerinde daha da artıyor. Yapılan çalışmalarda ülkemizde 100 bin ila 150 bin civarında parkinson hastası olduğu tahmin ediliyor. Yalnız bu çalışmada çıkan sonuç, hastaların hemen hemen yarısı tedavi almıyor. Bu 200. yılında da farkındalığı arttırmak istiyoruz. Parkinson hastalığının ne olduğunu, bunun tedavi edilebilir olduğunu, tedaviyle iyi sonuçlar alındığını topluma duyurmak istiyoruz. Hastalar yanlış yerlerde dolaşabiliyor. Yanlış doktorlara gidebiliyor. Omuz ağrısı, sırt ağrısı, hareketlerde yavaşlama, bunun gibi belirtilerle başka hekimlere gidebiliyor” dedi.

    Koku kaybı, uyku bozukluğu ve kabızlık parkinson habercisi

    Parkinson hastalığının belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Saka, dünya çapında da hastalığın erken teşhisi için çalışmalar yapıldığını belirterek, “En sık bulguları toplumun bildiği şekliyle elde titreme. Tek taraflı başlıyor. Daha sonra ilerleyen dönemlerde öbür tarafına geçebiliyor. Tüm vücudunda olabiliyor. Yine hareketlerinde yavaşlama, daha önce yapabildiği ince işleri yapamama, yazı yazamama, düğme ilikleyememe, düğmesini açamama, yatağından kalkamama, yatak içerisinde hareket edememe bunun gibi bulgularla hasta bize gelebiliyor. Hastalığın başlayabilmesi için beyindeki nöron kaybının yüzde 70-80’lere ulaşması gerekiyor. Ama bu seviyeye ulaşmadan önce de bulgular var. Son çalışmalar da bu erken dönemde yakalamaya yönelik. Koku kaybı, koku almada azalma, uyku bozuklukları, özellikle canlı rüyalar ve kabızlık çok önemli. Hastayı bu evrede yakalayabilirsek eğer, en azından hareket bozuklukları aşamasına geçmeden önce hastaya erken dönemde tedavi başlayabiliriz” diye konuştu.

    Hastalığın genetik sebeplere bağlı olarak 55 yaşın altında da görülebildiğini söyleyen Saka, “Daha çok 55 yaşından sonra başlıyor. Ama 55 yaşın altında da başlayabiliyor. Yüzde 5 civarında 55 yaşın altında başlıyor. Bu erken başlangıçlar daha çok ailevi parkinsonlar. Anne, baba, kardeşlerinde parkinson hastalığı varsa erken başlangıç olabilir. Bir de çok az bir formu var o da 20 yaşın altında başlıyor. O çok az görülüyor. Onda genetik bozukluklar ön planda” dedi.

    Tedavisi mümkün

    Hastalığın tedavisi için hasta uyumluluğunun önemli olduğunu vurgulayan Saka, “Dopamin diye bir madde var beynimizde. Hareketlerimizi sağlıyor bizim. Nöronlar öldüğü için bu madde yok bu hastalıkta. Biz tedaviyle bu dopamini koymaya çalışıyoruz. Bizim normalde beynimizde olan olayı biz ilaçlarla yapmaya çalışıyoruz. Tedavide hasta uyumu gerekiyor. Saatlik yapıyoruz bu tedaviyi. 08.00, 12.00, 16.00, 20.00, gece dozları oluyor. Çoklu bir tedavi. Başlangıçtan az başlayıp, sonra hastalık ilerleyince dozlarını arttırıyoruz, sıklaştırıyoruz” şeklinde konuştu.

    Parkinson hastalığının mesleklerle bağlantısı olmadığını ancak boksörlerin risk grubu içerisinde yer aldığını kaydeden Saka, “Meslekle bağlayamayız. Boksörlerde risk var. Kafa travmasına bağlı boksörlerde parkinson riski biraz fazla” ifadelerini kullandı.

  • Eskişehirspor’da kan kaybı sürüyor

    TFF 1. Lig’in 22. haftasında evinde ağırladığı Ümraniyespor ile berabere kalan Eskişehirspor’da Teknik Direktör Mustafa Denizli, “Kayıp puanlar bizim adımıza üzücü ancak bunları telafi edeceğiz” dedi.

    Maçın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Teknik Direktör Mustafa Denizli, “İlk kez taraftarımızın önüne çıktık. Düşüncemiz maçı kazanıp yerimizi daha sağlam bir yer haline getirmek istiyorduk. Bazen futbol şansı dediğimiz şeyler gerçekleşmiyor. Oyunun büyük bir bölümünde isteyen, arzulayan, atmaya çalışan takım bizdik. Kısacası, iki haftadır puan kayıpları yaşıyoruz. Bunlar önemli sayılır. Taraftarımız bilsin ki, buraya niçin geldiğimi biliyorum. Önümüzdeki hafta bu tablo değişecektir. Bu puan kayıplarına telafi edeceğiz. Oynayacağımız her maç zor. Önümüzde iki maçı dışarıda oynayacağız. Bugün futbolcular adına, hem taraftarımız adına üzüldüm” diye konuştu.

  • Antalya’da en çok istihdam kaybı konaklamada

    Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Davut Çetin, en fazla satış ve istihdam kaybı yaşayan sektörün konaklama olduğunu söyledi. Her üç esnaftan birinin ciddi zarar gördüğünü ileri süren Çetin, “Çok daha olumsuz bir tabloya da hazırdım. Çünkü esnaflık kurumu Türkiye genelinde sıkıntıda” diye konuştu.

    ATSO Şubat Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ATSO Meclis Salonu’nda yapıldı. Meclis Başkanı Süleyman Özer’in başkanlığında yapılan toplantının açılışında konuşma yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Davut Çetin, sektörlerün sıkıntıları ve istihdam konusunda değerlendirmelerde bulundu.

    “Cumhurbaşkanımız işsizlik sorununu gündeme getirince, herkes işsizlik sorununu konuşmaya başladı”

    İstihdam konusuna çok önem verdiklerini anlatan ATSO Başkanı Çetin, “Geçen yıl Antalya için SGK prim indirimi talep etmiş ve bu hususta çok ısrarlı olmuştuk. Nihayet bu destek bütün Türkiye için geldi. Antalya için geç kaldı, fakat zararın neresinden dönülse kardır. Aylardır burada işsizlik, gençlerin durumu, mesleki eğitim ve istihdam projeleri gibi konulara değiniyorum. Geçen ay yatırımların yavaşladığını, yatırımların imalat sanayinden enerji ve inşaata kaydığını, bu nedenle istihdamın yavaşladığını anlattım. İşsiz sayısı bir önceki ay 3 milyon 600 bindi, kimse konuşmadı, bu ay 3 milyon 700 bin oldu. Cumhurbaşkanımız işsizlik sorununu gündeme getirince, herkes işsizlik sorununu konuşmaya başladı” diye konuştu.

    İŞKUR kaydı uyarısı

    Kanun Hükmünde Kararname ile yeni istihdam teşvikiyle birlikte, istihdamı arttırmaya yönelik çalışmalar yapacaklarını kaydeden Çetin, Antalya için 100 bin gibi bir rakam tahmin ettiğini söyledi.

    Antalya’nın krizi öncesinde yaz aylarında 600 bin sigortalı çalışan sayısına ulaştığını aktaran Çetin, “Kasım ayı verisine göre bu sayı 450 binlere düştü. Bu 150 binlik kaybın bir kısmı mevsimsel, bir kısmı da turizmde yaşadığımız krize bağlı. Sezonun başlaması ile birlikte yalnızca turizm istihdamında 100 bine yakın istihdam artışı olacaktır. İstihdam teşviki kayıt dışılığı da bir miktar azaltmış olacaktır diye ümit ediyorum. İŞKUR’a kayıt koşuluna herkes dikkat etmelidir. Özellikle turizm sektöründe çalışacaklar İŞKUR kayıtlarını hemen yaptırmalıdır” dedi.

    “Ekonomide ve sanayide dönüşümü başarmak zorundayız”

    İstihdam artışı için uzun dönemde ihracat ve yatırımların arttırılması gerektiğini kaydeden Çetin, “Özel sektör kardan fedakarlık yaparak istihdam artırırsa, gelecek yıl hem vergi hem yatırımlar azalır. İstihdam maliyetini fiyata yansıtsa maliyeti halk öder. Yani, istihdamı kısa dönemde zorlayarak artırabiliriz, fakat bu uygulama uzun dönem sürdürülemez. Aksi halde bugün 1.5 milyon kişi istihdam edilse geriye 2 milyon 200 bin kişi kalacak, Türkiye’de istihdam piyasasına her yıl 1 milyon yeni genç gelmektedir, böylece bir yıl sonra yine aynı işsiz sayısına geliriz. Ekonomide yapısal reformların alternatifinin olmadığını tekrar vurgulamak isterim. Yatırım ortamını iyileştirmemiz, eğitim sistemini değiştirmemiz, hukuk sistemini düzeltmemiz gerektiğini devamlı olarak söylüyoruz. Ekonomide ve sanayide dönüşümü başarmak zorundayız” şeklinde konuştu.

    “Ülkelere bakmamız lazım”

    2016 Aralık ayı ihracat miktarını, 9 milyon ton olarak açıklayan Çetin, 12 milyar dolar gelir elde edildiğini, ancak ülke olarak ihracatta başarı oluşamadığını söyledi. Çetin, “Geçen hafta Hindistan bir roketle 100 tane nano uyduyu uzaya gönderdi. Asya ülkeleri, Güney Kore, Çin, Singapur, Hindistan bilimde, sanayide, ihracatta başarılı sonuçlar alıyorlar. Amerika’yı yeniden keşfetmeye ihtiyaç yok. Bu ülkeler neden, nasıl başarılı oluyorlar diye biraz bakmamız gerek” diye konuştu.

    “İş yeri başına çalışan sayısı 3 bile olmuyor”

    2017 yılı başında yaptıkları geniş kapsamlı anket sonuçlarını mecliste paylaşan Çetin, “Çoğunluk Muratpaşa olmak üzere, 3 ilçemizde bin 37 cadde esnafıyla görüşüldü. ATSO üyesi, Esnaf Odaları üyesi olarak ayrım yapmadık, üyemiz olmayan esnafa da anket yapıldı. AVM’leri ankette doğrudan hedeflemedik, çünkü her AVM zaten kendisi verileri elde ediyor. AVM’lerdeki iş yerleri katılanların yüzde 5’ini oluşturdu. Ankete katılanların yarısı ATSO üyesi, diğer yarısı Esnaf Odaları Birliği üyesi. Esnafın durumunu daha iyi görmek için ankette ayrım yapmadık. Büyük çoğunluk mikro işletme, bin 37 işyerinde patron dahil, çalışan sayısı 3 bin 807, yani iş yeri başına çalışan sayısı 3 bile olmuyor” dedi.

    “Eski esnaf azalıyor”

    Ankete göre cadde iş yerlerinin yüzde 85’inin kira olduğunu belirten Çetin, anketin diğer sorularıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “Kira, mülk sahipliği oranı oldukça düşük. İş yeri sahibinin sektördeki süresine baktığımızda kent merkezinde eski esnafın azaldığını görüyoruz. İş yerinde 10 yıldan fazla faaliyette olma oranı yüzde 38. Yeni iş yeri oranı yüzde 26 ve bu oran oldukça yüksek sayılır. Beyaz eşya, kuyum, konaklama sektöründe eski işletme, market ve yeme-içme sektöründe ise yeni işletme oranı daha fazla. Büyük çoğunluk tek bir alanda faaliyet gösterdiğini beyan ediyor. Bu da krizlere karşı riski artırmaktadır.”

    “En fazla satış kaybı ve istihdam yaşayan sektör konaklama”

    Çetin, “Ankette turizmden etkilenme derecesini sorduk. Turizmle ilgim yok veya az diyenlerin oranı yüzde 28. Kalan yüzde 72 için turizm önemli. Yıllar önce yine bir anket yapmıştık ve o zaman da yüzde 75 çıkmıştı. Turizmden en fazla etkilenen sektör kuyum sektörü. Giyim sektörü de turizme yüksek oranda bağımlı. Fakat marketler ve beyaz eşyacılar doğal olarak daha az etkileniyor. İş yerlerinin yüzde 61’i satışlarının azaldığını, yüzde 41’i ise çalışan sayısını azalttığını söylüyor. Esnafın üçte birinin geçen yıl turizmdeki durumdan daha ciddi oranda etkilendiğini ve çalışan sayısını yüzde 20’den fazla azalttığını görüyoruz. En fazla satış kaybı ve istihdam kaybı yaşayan sektörler konaklamadan sonra yeme-içme sektörü ve kuyum. Marketlerin ise çok fazla etkilenmediğini görüyoruz” dedi.

    SGK ödemeleri ve tahsilat konusu

    Esnafa SGK ödemelerinin de sorulduğunu ifadeden ATSO Başkanı Çetin, “SGK sorunu sorusunda yüzde 39 sorun belirtiyor, yüzde 61 rahat. Çoğunluk küçük esnaf olduğu için SGK büyük sorun oluşturmuyor. Meclis anketlerinde öne çıkan en büyük sorun alacak tahsilatıydı. Bütün esnafın bu konuda ciddi sorun yaşadığını görüyoruz. Tahsilat sorunu yaşamayan esnaf oranı yüzde 3.9’dan ibaret. Tahsilat sorunundan en fazla yakınanlar beyaz eşya ve kuyum sektörü. 2017’ye dönük beklentilerin olumsuz olduğunu görüyoruz. 2017’de satış artışı bekleyenlerin oranı yüzde 13’de kalıyor. Kasım, Aralık’ta yaptığımız için sezon sonu karamsarlığı var, şimdi biraz azalmış olmasını ümit ediyorum” diye konuştu.

    “Esnafın en büyük sorunu durgunluk”

    Çetin konuşmasına şöyle devam etti:

    “Sorunlar konusuna gelince, ankette birinci sorun yüzde 68 ile durgunluk, ikinci sorun ise yüzde 33 ile vergi ve prim yükü olarak çıktı. Üçüncü sorun ise diğer maliyetlerin yüksekliği. Görüldüğü gibi, kredi, tahsilat sorunları daha geride kalıyor. Esnafın talep ve beklentilerini de sorduk. Üç konu öne çıkıyor; vergi, SGK prim indirimi ve kira desteği verilmesi. Kira desteği önceki aylarda dolar artışı yüzünden sorun olmuştu, bu nedenle ankette de öne çıktı. Esnaf vergi ve prim indirimi isterken, ödemelerin ertelenmesi talebi çok zayıf kalıyor. Krediye erişim ve faiz düşüşü talebi vergi-prim indiriminden sonra önemli talepler arasında.”

    “Her esnaftan biri ciddi hasar gördü, çok daha olumsuz bir tabloya da hazırdım”

    Anketten genel bir sonuç çıkardıklarını dile getiren Çetin, her esnaftan birinin ciddi hasar gördüğüne dikkat çekerek, “Esnafın yüzde 61’i satış kaybetmişse, yüzde 41’i elemanını işten çıkarmışsa bu zaten ciddi bir olaydır. Esnaftaki hasar önemli, ama beklediğimizden daha kötü değil. Bu nedenle ben şahsen Antalya ticaretinde çok daha olumsuz bir tabloya da hazırdım. Çünkü esnaflık kurumu Türkiye genelinde sıkıntıda. Nitekim şimdi esnaf için işsizlik fonu kuruluyor. Gönül ister ki, esnaf için işsizlik riski olmasın, fakat öyle görünüyor ki, ihtiyaç var ve bu ihtiyaç artacak. Diğer taraftan geçen yıl, turizmdeki kayıptan orta ve büyük işletmelerin daha çok etkilendiklerini ve daha büyük sorun yaşadıklarını söyleyebiliriz” diye konuştu.

  • İtalya Başbakanı: “Depremde can kaybı yok”

    İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni, Orta İtalya’da gerçekleşen depremde can kaybının olmadığını dile getirdi.

    Almanya’ya ziyaret düzenleyen İtalya Başbakanı Paolo Gentiloni, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi. Açıklamaları sırasında İtalya’da meydana gelen depreme değinen Gentiloni, “Bugün, Orta İtalya’da bir başka deprem daha meydana geldi. Depremde, kimse hayatını kaybetmedi” dedi.

  • İstemsiz kilo kaybı tehlikeli

    Karında şişkinlik, ağrı, aşırı gaz, kabızlık gibi bulgular, hassas barsak hastalığı (HBH) belirtisi olabiliyor.

    Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Bor, karında şişkinlik, ağrı, aşırı gaz, kabızlık veya ishal gibi yakınmalar varlığında eğer bunları açıklayacak ciddi bir hastalık yoksa HBH düşünülebileceğini belirterek, “Hastalık, ataklar ile seyreder ve atak aralarında kişiler tamamen düzelebilir veya çok rahatsız etmeyen yakınmalar bulunabilir. Dışkılamadan sonra barsakları tam boşaltamama hissi bulunabilir. Aşırı gaz (yellenme) hastaları rahatsız eder, bazen sosyal ortamlardan kaçınmalarına neden olur. Dışkı (gaita) ile karışık sümük (mukus) görülebilir. Kişileri telaşlandırdığını gözlenen bu bulgu tek başına daha ciddi bir hastalık anlamına gelmez. Hastanın yakınmaları genelikle dışkılama veya gaz çıkartma (yellenme) ile azalır veya geçici olarak kaybolur. Tipik olarak uykudan uyandırmaz fakat geceleri veya yatakta daha sık ortaya çıkabilir. Barsak filmi veya kolonoskopi (barsak endoskopisi) sadece diğer hastalıkların dışlanmasını sağlar, tanı koydurmaz. HBH; Kabızlık ile seyreden HBH, İshal ile seyreden HBH ve Karışık tip HBH olarak üç gruba ayrılır ve gerek tanı gerekse de tedavi bu gruplara göre değişiklikler gösterebilir. Yakınmaların en az 6 ay önce başlaması gerekir. Bu ağrı veya rahatsızlık genellikle dışkılama ile azalır, ağrı başlarsa dışkı şekli değişebilir veya karındaki ağrı ya da rahatsızlığa ishal veya kabızlık eşlik edebilir” dedi.

    Kadınlarda daha sık görülüyor

    Bu rahatsızlığın yaş grubu olarak 15-65 yaşlarında ve cinsiyet olarak da bayanlarda daha sık görüldüğünü belirten Bor, “Toplumda HBH olarak yüzde 10-15, kabızlık şeklinde yüzde 9 (kadınlarda yüzde 12, erkeklerde yüzde5) ve gaz olarak ise yüzde 15 oranında görülür. Yani sık rastlanan bir hastalıktır. Genellikle 30-50 yaşları arasında başlar. Nadiren yakınmalar çocukluktan itibaren bulunabilir. Yaşlılarda sıklığı ve ciddiyeti artmaktadır. Tanı esas olarak hastanın yakınmalarının dinlenmesi ile koyulur. Alarm bulguları denilen tehlike işaretleri yoksa kolonoskopi vs. gibi ileri incelemeler gerekmez. Muayenede genellikle bulgu saptanmasa da diğer hastalıkların tanınabilmesi amacıyla yapılır.

    Yine de gaitada (dışkıda) gizli kan aranması özellikle 40 yaş üstünde yakınması olsun olmasın herkesin yaptırması gereken bir kontrol muayenesidir. Bu sırada gaitada parazit incelemesi yapılması da ek katkı sağlar. Bazı tiroid hastalıkları, kontrolsüz şeker hastalığı gibi bazı durumlarda da barsak yakınmaları olabilir. HBH’da kanser riski bu hastalığın bulunmadığı kişilere göre artmaz. Zaten çok sık doktora gidip, çok sayıda tetkik yaptırdıklarından belki de hiçbir tetkik yapılmayanlara göre riskleri daha az da olabilir” dedi.

    Bor, şu bulguların HBH’da kanser riski yönünden tehlike çanları çaldırdığını kaydetti:

    ” Daha önce hiçbir yakınması olmayan bir kişide 40 yaşından sonra (bazı kaynaklara göre 50 yaş) HBH yakınmaları başlaması,

    İstemsiz kilo kaybı,

    Geceleri ortaya çıkan ve derin uykudan uyandıran yakınmaları varlığı,

    Ailede barsak kanseri, iltihabi barsak hastalığı, çöliak hastalığı varlığı,

    Kansızlık,

    Makattan kan gelmesi veya kanlı ishal,

    Süt ve sütlü ürünlerle artan yakınmalar,

    Ateş (basması değil, derece ile yüksek ölçülmesi).

    Ayrıca kişinin yakınması olmasa da birinci derece akrabada barsak kanseri varlığında inceleme yapılmalıdır”.

    Bor, şunları kaydetti: “Bu hastalık sadece psikolojik olarak tanımlanamamakla birlikte kişinin psikolojik durumu ile çok yakın ilişkisi vardır. Fonksiyonel adı verilen bu grup hastalıkta yakınmalar psikolojik sorunların ve özellikle de gereksiz kanser korkusunun varlığında daha da kötüye gider. Bazen zeminde hiçbir hastalık yokken sürekli yakınma üreten olgular da vardır ve bu hastalar doğrudan psikiyatri hekimlerine başvurmalıdır. Altta yatan psikiyatrik hastalıklarla yüzleşilememesi tedaviyi daha da zorlaştırır. Daha sık rastlanan bir hasta grubunda zeminde var olan barsak hastalığı psikiyatrik sorunların eklenmesiyle kötüleşir.Nedeni tam bilinemediğinden tedavi başarıları sınırlı kalmakta ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılması ise neredeyse olanaksız olmaktadır. İlginç bir nokta da İBS hastalarında plasebo denilen etkisiz ilaçların yakınmaları geçici azaltmadaki başarısının yüzde 30-70 gibi çok yüksek oranlarda olmasıdır. Bu nedenle hastanın hekimine inanması tedavi başarısını yükseltecektir. Diyet, ishal veya kabızlık olmak üzere hangi yakınmanın hakim olduğuna göre düzenlenir. Aşırı diyet önerilmemektedir. Kabız kişilerde lifli ve posa bırakan gıdalar önerilir. Bunlar arasında esmer ekmek, sebze ve meyveler öne çıkar. Lifli gıdaların bazı hassas kişilerde şişkinliği artırabileceği hatırlanmalıdır. İlaç grubundan alınması planlanan lifli gıdaların içerisinde de suda eriyenler tercih edilmelidir. İshal ile seyreden HBH bulunan hastaların diyetleri tümüyle farklıdır. Genel olarak yağlılar, aşırı sıcak içecekler, kahveler, asitli-gazlı içecekler, baklagiller önerilmez. İlginç olarak yapay tatlandırıcılar ve bazı sakızların da ishal yakınmasını artırabileceği belirtilmektedir. Sütlü ürünlere özellikle dikkat edilmelidir. HBH’da kullanılan ilaçlar genellikle güvenilirdir ve yan etkileri azdır. Genel olarak gaz giderici olarak isimlendirilen ilaçların etkinliği çok yüksek değildir. En sık kullanılan ilaçlar özellikle ağrı veya spazma etkilidir ve kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olurlar. Yeterli etkinin elde edilebilmesi için en az iki ay kullanılmaları önerilmektedir. Yakınmaların yinelemesi durumunda tekrar kullanılabilirler. İç organ aşırı duyarlılığının kesin bir tedavisi yoktur. Bazı ilaçların bu duyarlılığı azaltıcı etkisi bulunduğu bilinmektedir. Örneğin antidepresan ilaçların bir kısmı sıklıkla bu amaçla kullanılmaktadır”.