Etiket: Kaybeder

  • Bakan Varank: “Volkswagen kendisi kaybeder”

    Bakan Varank: “Volkswagen kendisi kaybeder”

    Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Manisa’ya yatırıma hazırlanan ancak daha sonra vazgeçen Volkswagen’in kararıyla ilgili ilk kez konuştu. Şirketin CEO’su Herbert Diess’in kendisine yazdığı mektupta pandemiyi gerekçe gösterdiğini ifade eden Bakan Varank, “Bize resmi açıklaması bu ama şunu da biliyorum, açık konuşalım. Bu şirketler global şirketler ama yönetim kurullarına baktığınızda yerel yönetimlerin yani eyaletlerin burada etkisi var, sendikaların ortaklığı var, yabancı ortaklar var. Tüm bu dengeleri tutarak yatırım kararları alıyorlar. Tabii ki burada siyaseten bu işi istemeyenlerin olduğunu biliyorduk. Zaten basına yaptığı açıklamalarda Diess bunu da söyledi” dedi.

    Bakan Varank, Diess’in talebi üzerine iki kez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü, Türkiye’ye yatırım planını anlattığını vurgulayarak “Madem global bir markaysanız, kârınızı düşünüyorsanız siyasi karar vermemeniz lazım. Eğer bu şirket halka açıksa siz aslında yatırımcınızı kandırıyorsunuz. Kârlı olanı değil size yapılan siyasi baskılara göre karar veriyorsunuz demektir. Bunu da kendilerinin basına beyan etmiş olmaları üzücü ve altı çizilmesi gereken bir husus” diye konuştu.

    Türkiye’deki bütün yatırımcılara eşit davrandıklarının altını çizen Varank, “Türkiye’ye yatırım yapan bu dönemde kazanır. Global olarak firmalar bizimle gelip görüşüyor. Bu işten de biz değil Volkswagen kendisi kaybeder. Çünkü yatırımcısını ekonomik değil siyasi kararlarla aldattığını kendileri itiraf etmiş oldu. Biz kendi otomobil projemize güveniyoruz. Bizim yatırımcıya kapımız açık. Türkiye, önümüzdeki dönemde dünyanın üretimde parlayan yıldızı olacak. Türkiye’ye yatırım yapan kazanacak” dedi.

    Bakan Varank, EMD’yi kabulünde konuştu

    Bakan Varank, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) Başkanı Turgay Türker ile beraberindeki yönetim kurulu üyelerini kabul etti. Görüşmede, pandeminin etkileri, yatırımlar, teşvikler, Türkiye’nin Otomobili, hammadde tedariği, konteyner üretimi ve Volkswagen’in Türkiye’ye yatırım yapmaktan vazgeçmesi kararı ile ele alındı. Bakan Varank, yaptığı açıklamada özetle şunları kaydetti:

    “Oldukça meşakkatli bir seneyi geride bırakıyoruz. Bir virüsün normal şartlarda geçirdiği mutasyon bile bir ülkeyi etkileyebiliyor. Hizmet sektörünü derinden sarsmış bir hastalıktan söz ediyoruz. Önümüzdeki dönemde hizmet sektörüne bağlı iş alanlarında çok daha güzel gelişmeleri görebileceğiz. Türkiye olarak kendimizi şanslı görüyoruz. Gerçekten salgının başından itibaren oldukça aktif bir virüsle mücadele süreci geçirdik. Proaktif olduk ama panik de yapmadık. Yabancı ziyaretçilerle konuştuğumuzda ‘Bu süreci çok iyi yönettiniz’ diyorlar. Bu süreci güzel götürdüğümüzü düşünüyorum. Bu salgın, tüm dünyada tedarik zincirlerini etkiledi. Ülkeler, ilk baştaki panik havasının ardından başlarını iki elinin arasına alıp düşünmeye başladılar. Bu dönem daha fazla dayanışmanın olması gereken bir dönem. Tek tedarikçiyle, tek kutuplu bir dünyayla artık sistemi devam ettirmek çok mantıklı ve mümkün değil. Yeni arayışlara, partnerlere, ortaklara yöneldiklerini görüyoruz. Bu ortaklıklardan, arayışlardan Türkiye’nin kazanan olabileceğine biz yüzde yüz inanıyoruz. Bunun sinyallerini alıyoruz.”

    “Yatırım iştahı devam ediyor”

    Özellikle yatırım tarafında büyük ivme olduğunu belirten Bakan Varank, “Yatırım iştahı hem ulusal hem uluslararası alanda ciddi şekilde devam ediyor. 2019 ve 2020’yi karşılaştırdığımızda teşvik belgesinde yüzde 30’luk bir artış görüyoruz. Türkiye üreten bir ülke ve her türlü ihtiyacını karşılayabilen bir ülke. Türkiye nitril eldiven üretilmeyen bir ülkeydi. Bu sektörün tamamı Uzakdoğu’daydı. Şu anda üç firma birden nitril eldiven yatırımı yapıyor. İnşallah mart ayında kendi ülkemizde üretilen eldivenler kullanılacak. Çok basit bir şey ama biz bunu maskede de gördük. Olmadığında ne kadar değerli olabildiğini, ülkelerin birbirleriyle savaş çıkarma noktasına geldiğini gördük. Yatırım tarafındaki bu iştah, bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Bu iştahın devam etmesini bekliyoruz. Bunun, üreten Türkiye’ye kazandıracağını görüyoruz. Geçen sene 4 bin 875 teşvik belgesi düzenlemiş, bu sene 9 bin 335 teşvik belgesi düzenlenmiş. İmalat sanayisinde sadece 2 bin 948 belge vermişiz 2019’da, bu sene verdiğimiz belge adedi 6 bin 419. Hem yatırım artıyor hem de imalat yatırımı artıyor. Biz gelecekten gerçekten umutluyuz. Pandemi dönemine rağmen girişimcilerimizin başarıları hepimizi gururlandırıyor. Ben size bundan üç sene önce Türkiye’de bir oyun firması 1.8 milyar dolara ulaşıp Amerikalılar tarafından satın alınacak desem inanır mıydınız? Ama pandemiye rağmen bir oyun firması 1.8 milyar dolar değerle satıldı. Konjonktürün ve uluslararası Türkiye’nin konumlanmasının tam yerinde olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

    “Türkiye’nin Otomobili”

    Türkiye’nin Otomobili için geçen sene yaptığı takvim açıklamasını yineleyen Bakan Varank, “Bu senenin sonunda otomobilimizin ön gösterimini yapacağız. 2020 yılında fabrikamızın temelini atacağız. 2022’nin sonunda da araçlarımız seri üretim bandından inecek” ifadelerini kullanarak, bu takvimde an itibariyle bir değişiklik olmadığının altını çizdi. Varank, “Covid olmasına rağmen takvimle uyumlu gidiyoruz. Otomobilimiz gerçekten beğenildi. Kime gösterdiysek çok beğendi, halkımız çok olumlu yaklaşıyor. Araba konusu herkesi ilgilendirdiği için bir sahiplenme var. Eleştiriler var, işte ‘Global firmalarla çalışıyorsunuz. Parçaların bir kısmını yurt dışından alacaksınız bu nasıl yerli otomobil?’ Ben onun örneklerini veriyorum. Şu anda global tedarik zincirlerine baktığınızda hangi araç yüzde 100 bir ülkenin kendi toprakları içinde üretiliyor ki? Nasıl rekabetçi olacaksınız, insanların daha fazla satın almasını ikna edeceksiniz ona göre bir politika izliyorsunuz. Bu yüzde 100 fikri mülkiyet hakları ülkemize ait olan, mühendisliğini kendi insanımızın yaptığı, tabii ki tedarikçileri arasında başka insanlar olabilir, bir otomobilden bahsediyoruz ve dünya otomotiv endüstrisi o kadar hızlı gelişiyor ki buna biz artık otomobil demiyoruz, bu artık akıllı bir ürün. Türkiye, çok önemli bir otomotiv üreticisi. 33 milyar dolar otomotiv, yedek parça ve mühendislik ihracatı yapan bir ülke. Eğer siz sadece tedarikçiyseniz genel merkezlere bağlı dönüşümü yapabilirsiniz. Biz Türkiye’nin Otomobili ile Türkiye’de bu kabiliyetleri kendimiz tetikleyeceğiz, geliştireceğiz ve Türkiye’de mobilite ekosistemi oluşturacağız. Burada hiçbir sıkıntı yok. İnşallah 2022’nin sonunda bu araçlar banttan indiğinde tüm Türkiye’nin gurur duyduğu bir aracı karşımızda hep birlikte göreceğiz” şeklinde konuştu.

    “İlk araçlar büyükelçilere”

    Bakan Varank, gönlünden geçeni şu ifadelerle açıkladı:

    “Benim gönlümden geçen bir şey var. İlk çıkan araçlar dünyadaki bütün büyükelçiliklerimize birer tane göndermek istiyorum ki büyükelçilerimiz gururla o ülkelerde o araçlara binsinler, ülkelerin caddelerinde bizim otomobilimizle gezsinler. Tüm dünyaya bunu göstersinler, böyle bir hayalim var. Bunu da başarabilirsek hoş bir şey olur diye düşünüyorum.”

    “Hammadde tedariği”

    Hammadde sıkıntısının bu dönemde birkaç farklı sektörden geldiğini söyleyen Bakan Varank, “Demir-çelikten, ağaç, suntadan şikayetler geliyor. Biz bunların tamamını tek tek değerlendiriyoruz. Üreticileri bir araya getirip sorunları çözmek istiyoruz. Bazen art niyet arayan yorumlar oluyor. Her dönemde fırsatçılar olmuştur, olacaktır. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Demir çelik sektöründeki fiyat artışı gerçekten anormal. Ama bunun sebebi, demir çelik fiyatlarının global piyasalarda belirlenmesi. Sizin buna müdahale etme şansınız yok. 240 dolarlarda olan hurda fiyatları 480 dolara çıkmış. Kur maliyetleri bindiğinde fiyatların yükseldiğini görüyoruz. Bu geçici bir süreç. Şubat ayına baktığınızda yaprak kımıldamadığı için fiyatların aşağı indiğini gördük. Pandemi sürecinde bu tür fiyat oynamaları olacaktır. Yeter ki art niyetli olanları ayıralım. Ama üreticiyi mağdur etmeyecek şekilde dengeyi kuralım. Mesela biz sektörlere yazı yazdık. Demir çelikle ilgili sıkıntısı olan kim varsa bize göndersin. Pandemi sürecinde şunu gördük, dünyada bir alkol sıkıntısı olacak. Kolonya üreticilerine, ‘Bu kolonya çok değerli hale gelecek, insanımızın buna erişmesi lazım’ dedik. Kolonyacılar, ‘Bize x fiyatından hammadde sağlamayı garanti ederseniz biz asla zam yapmayacağız’ dediler ve sözlerini tuttular. Hammadde üretmeyen şeker fabrikaları alkol üretmeye başladı. Öyle bir mekanizma kurduk ki ne alkol fiyatlarında oynama oldu ne de kolonyacılar fiyatlarını arttırdılar. Olağanüstü zamanlarda olağanüstü tedbirler almak durumundayız” açıklamasında bulundu.

    “Konteyner inisiyatifi”

    Süngerde Türkiye’de kapasite kurulması gerektiğinin altını çizen Varank, “Kapasite kurmak isteyen üreticiler var. İlginç bir örnek vereyim. Bazı ihracatçılarımız konteyner bulmakta sıkıntı çekiyor. Çünkü dünyadaki konteyner piyasası Çin’in elinde. Eğer Uzakdoğu’dan bu tarafa konteyner gelirse onlar da boş konteyneri doldurup ihracat yapabiliyorlar. Şimdi grupları bir araya getiriyoruz. Neden bu konteyner işi Türkiye’de yok? Konteyner üretmek üzere inisiyatif başlatıyoruz. Yeter ki bizim ihracatçımız da konteyner ihtiyacı olduğunda konteyner bulabilsin” dedi.

    “Volkswagen’in Türkiye kararı”

    Volkswagen kararıyla ilgili çok konuşmadığını, başından beri bir süreç yürüttüklerini belirten Varank, “VW CEO’su Diess’in bana yazdığı mektup var. ‘Biz Türkiye’yi çok önemli bir ülke olarak görüyoruz. Türkiye’de yatırım yapanın kazanacağını biliyoruz.’ Burada açıkça şunu da belirtiyor: ‘Ben kişisel olarak Türkiye’yi çok önemli bir pazar, üretici olarak görüyorum, yatırım yapmanın doğru olduğunu biliyorum ama pandemi sürecinde otomobil endüstrisinde büyük oynaklık oldu. Biz ve yönetim kurulumuz yeni yatırım yapma isteklerinden vazgeçti. Bütün çözümlerini mevcut fabrikalarında güncellemeye giderek çözmek istiyorlar. Çünkü sektörün ne olacağını bilmiyoruz.’ Kendisi iki kez geldi Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmek için. Bizim talebimiz değil, kendisi geldi, ne yapmak istediklerini anlattı. Bize resmi açıklaması bu ama şunu da biliyorum, açık konuşalım. Bu şirketler global şirketler ama yönetim kurullarına baktığınızda yerel yönetimlerin yani eyaletlerin burada etkisi var, sendikaların ortaklığı var, yabancı ortaklar var. Tüm bu dengeleri tutarak yatırım kararları alıyorlar. Tabii ki burada siyaseten bu işi istemeyenlerin olduğunu biliyorduk. Zaten basına yaptığı açıklamalarda Diess bunu da söyledi. Ama şunu bilmemiz lazım. Madem global bir markaysanız, kârınızı düşünüyorsanız siyasi karar vermemeniz lazım. Eğer bu şirket halka açıksa siz aslında yatırımcınızı kandırıyorsunuz. Kârlı olanı değil size yapılan siyasi baskılara göre karar veriyorsunuz demektir. Bunu da kendilerinin basına beyan etmiş olmaları üzücü ve altı çizilmesi gereken bir husus. İlk toplantıda kendilerine şu cümleyi kurduğumu hatırlıyorum. Bakın, biz Türkiye olarak önemli bir ekonomiyiz, global yatırımcıyı çok önemsiyoruz ama bu işi yapacaksak lütfen ekonomik karar verin, siyasi karar vermeyin. Siyasi karar verecekseniz bu işe başlayıp enerjimizi harcamayalım. O gün bize dedikleri ‘Asla siyasi karar vermeyeceğiz.’ Ben aynı noktadayım. Biz ilişkilerimizi uluslarımızın çıkarları için kuruyoruz. Türkiye’ye yatırım yapan yatırımcının hem kendisinin hem ülkemizin kazanacağını biliyoruz. Bütün yatırımcılara eşit davranıyoruz. Türkiye’ye yatırım yapan bu dönemde kazanır. Global olarak firmalar bizimle gelip görüşüyor. Bu işten de biz değil Volkswagen kendisi kaybeder. Çünkü yatırımcısını ekonomik değil siyasi kararlarla aldattığını kendileri itiraf etmiş oldu. Biz kendi otomobil projemize güveniyoruz. Bizim yatırımcıya kapımız açık. Türkiye, önümüzdeki dönemde dünyanın üretimde parlayan yıldızı olacak. Türkiye’ye yatırım yapan kazanacak” diye konuştu.

  • Candan: “Dilini kaybeden bir millet milliyetini de kaybeder”

    Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şube Başkanı Turhan Candan, “Dilini kaybeden bir millet milliyetini de kaybeder” dedi.

    Başbakan Binali Yıldırım’ın Yunus Emre Enstitüsü “Türkçe Yaz Okulu” kapanış programında yaptığı konuşmada, dilin önemine vurgu yaparak, sosyal medya dilinin yazı diline dönüşüyor olmasının yol açtığı tehlikelere ilişkin görüşlerine Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği olarak katıldıklarını açıklayan TDED Başkanı Turhan Candan, bir dilin omurgasını yazı dilinin oluşturduğunu söyledi.

    Konuşma dilinde ne kadar farklılıklar olsa da yazı dili ülkenin her tarafında farklı olduğunda artık orada dil birliğinden söz etmenin mümkün olmadığının altını çizen Candan, “Yazı dili arasında bir fark oluşmaya başlıyorsa ki bunu bugün sosyal medyada bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Sayın Başbakanımız bunu dile getirdi. Nesiller arasında kopuşun da söz konusu olduğu böyle bir duruma rıza göstermemiz mümkün değildir. Türkçe konusunda, dil konusunda hepimiz hassas olmalıyız. Özellikle eğitim camiası hassas olmalı. Kültüre karşı duyarlı olan tüm kesimler bu konuda emek sarf etmeli. Çünkü dilini kaybeden bir millet milliyetini de kaybeder. Bunun tarihte birçok örneği vardır. Başka değerlerini kaybedip dilini korudukları müddetçe milliyetleri devam etmiştir. Dilini kaybeden hiçbir millet egemenliğini, bağımsızlığını, milliyetini koruyamamıştır. Bugün bu tehlike ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

    Türkiye Cumhuriyeti Devletinin payidar kalacaksa dili ile kalacağını, geleceğe taşınacaksa dili ile taşınacağını vurgulayan Candan, Türk Dil ve Edebiyat Derneği olarak yaptıkları çalışmalarda buna önem verdiklerinin altını çizdi.

    Candan, tüm sivil toplum kuruluşları ve eğitimcileri bu konuda gayret göstermeye davet etti.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kılıçdaroğlu’na beş tane koyun, beş tane keçi verin, kaybeder gelir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı bir programda söylediği ‘Cumhurbaşkanı başka bir partinin genel başkanı, başbakan da başka bir partinin genel başkanı. Asıl sıkıntı ondan sonra başlayacak’ sözleri hakkında, “Burada artık başbakan olmayacak ki sadece cumhurbaşkanı olacak. Bunu dahi öğrenememiş. Bu zata beş tane koyun, beş tane keçi verin kaybeder gelir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Gençlik Kulübü Federasyonu tarafından düzenlenen “Gelecek için Evet” programına katıldı. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı acıların tekrarlanmaması için sistem değişikliğine gittiklerini kaydeden Erdoğan, “Hiçbir beşeri gücün önünde eğilmedik, sadece Allah’ın huzurunda rükuda ve secdede eğildik. Birileri diyor ki; ‘Türkiye son 14 yılda milletimizin AK Parti’ye ve şahsıma verdiği destekle pek çok sorunun üstesinden gelmiştir.’ Eyvallah, fakat bu büyük desteğe rağmen, önümüze çıkan engelleri de unutmadık. 2007 yılında bize cumhurbaşkanı seçtirmemek için cumhurbaşkanının yargısının, medyasının, 27 Nisan bildirisinde olduğu gibi askerinin ne tezgahlar çevirdiğini unutmadık. Bu oyunlar başarılı olamayınca bu defa partimizi kapatma davasıyla nasıl üzerimize geldiklerini unutmadık. O da olmayınca Gezi olaylarında, 17-25 Aralık darbe girişimlerinden, 15 Temmuz’a kadar başvurmadık rezillik bırakmadıklarını unutmadık. 7 Haziran seçimlerinde hiçbir parti tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamayınca tıpkı 1970’lerde, tıpkı 1990’larda olduğu gibi boylarına bakmadan ülkeyi ve siyaseti dizayn etmeye kalkanları unutmadık. Türkiye bir daha böyle acıları yaşamasın diye yönetim sistemini değiştiriyoruz” şeklinde konuştu.

    “Meclisi icraatları tıkama vasıtası olarak görenlere meydanı bırakmamak için yönetim sistemini değiştiriyoruz”

    Bugüne kadar yapamadıkları için değil, yaptırılmayanlar için yönetim sisteminde değişiklik yapılmak istendiğini ifade eden Erdoğan, “Siyaseti milletin taleplerinin karşılandığı bir mecra olmaktan çıkartanların önünü kesmek için yönetim sistemini değiştiriyoruz. Meclisi hükümet icraatlarını tıkama vasıtası olarak görenlere meydanı bırakmamak için yönetim sistemini değiştiriyoruz. Ana muhalefetin başındaki zat ‘Hayır oyunun hiçbir vebali yok’ diyor. Bunlar hayatları boyunca hiçbir konuda sorumluluk almadılar ki anayasa değişikliği için alsınlar” açıklamalarında bulundu.

    “Kılıçdaroğlu’na beş tane koyun, beş tane keçi verin kaybeder gelir”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı bir programda söylediği ‘Cumhurbaşkanı başka bir partinin genel başkanı, başbakan da başka bir partinin genel başkanı. Asıl sıkıntı ondan sonra başlayacak’ sözlerine eleştiride bulunarak, “Ana muhalefet partisinin genel başkanı dersine hiç çalışmamış. Hayatı hep böyle geçmiş. Burada artık başbakan olmayacak ki sadece cumhurbaşkanı olacak. Bunu dahi öğrenememiş. Bu zata beş tane koyun, beş tane keçi verin kaybeder gelir. İnsan 18 maddeyi okumaz mı?” dedi.

    “Meclisi çalıştırmamayı, iş yapmak olarak gören zihniyete cumhurbaşkanlığı sistemini anlatmak çok zor”

    Cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki çatışmaların önüne geçileceğini söyleyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Cumhurbaşkanı partili olmasa da başka bir zihniyetten başbakan olduğunda kıyamet kopuyordu. Biz böyle bir sorun olmasın diye, Cumhurbaşkanı ile başbakanı birleştiriyoruz Anladın mı Sayın Kılıçdaroğlu? Cumhurbaşkanı ile Meclis arasında bir sorun çıkarsa, memleketin önü tıkanmasın diye her iki seçimi birlikte ve 5 yılda bir yapıyoruz. ‘Cumhurbaşkanı seçim kararı alırsa ne olacak’ diyor. Parlamentoyla beraber aynı gün seçime gidecek. Parlamento alırsa, hem parlamento seçimi hem cumhurbaşkanı seçimi yapılır. Halka da yetki veriyoruz. 100 bin imza toplanırsa Cumhurbaşkanı ve parlamento seçimi yenileniyor. Yeni sistemde, Meclisin eskiden yapmadığı halde bundan sonra yapacağı pek çok denetim görevi mevcut. Eskiden yapıp da şimdi yapmadığı sadece güvenoyu, sadece gensoru. Gensorudan netice alamayacaklarını bildikleri halde bunu yapıyorlar, parlamentoyu çalıştırmamak için. Bunun yerine milletvekillerinin asıl müvekkilleri millet yapacak bunu. Güvenoyunu da gensoruyu da 5 yılda bir millet yapacak. Meclisin anayasa değişiklikleri, kanunlar, uluslararası anlaşmaları onaylaması, soru önergeleri, soruşturma, araştırma komisyonları ve diğer tüm görevleri devam ediyor. Bunun söylediklerinin tamamı yalan. Meclisi çalıştırmamayı, iş yapmak olarak gören zihniyete bunu anlatmak çok zor.”

    “Bunlar cumhurbaşkanlığı sisteminden değil, milletten korktu”

    Yeni sistemin istikrarı temin edeceğini ifade eden Erdoğan, “Bu sistemde Cumhurbaşkanı olacak kişi milletin yarısından bir fazlasının desteğini almak zorundadır. Milletimizin güvenliği tesis edilince ekonomiyi düzelteceğini de yatırımları arttıracağını da istikrarı temin edeceğine de inanıyoruz. Milletimiz bunlara bu ülkeyi testlim etmeyi bırakın, 16 Nisan’da yeni bir sistemin kurulmasına hazır mısınız? Bunlar cumhurbaşkanlığı sisteminden değil milletten korktu” ifadelerini kaydetti.

    Erdoğan, seçime kadar kalan süre boyunca kapı kapı gezip ‘Evet’ kampanyası yapacaklarını belirttiği konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Milletimiz kendisi, çocukları, güvenliği ve refahı için neyin doğru olacağını biliyor. 16 Nisan’da söz de karar da mühür de milletindir. İnanıyorum ki; milletimiz tarihi bir oranla ‘Evet’ diyerek ülkemizi geleceğe taşıyacak Cumhurbaşkanlığı sistemini benimseyecektir. 39 günde kapı kapı olaşmaya var mıyız? Durmak yok yola devam. Sadece Ankara değil, bütün Türkiye’yi. Varsın ‘Hayır’ı savunanlar saçmalasın biz kafalardaki sorulara berrak cevaplar verip ‘Evet’imizi savunacağız. ‘Yeni sistem terör örgütlerinin kabusu olacaktır’ diyeceğiz. ‘Yeni sistem sağlayacağı istikrarla ekonominin güçlenmesini sağlayacak adımların atılmasını kolaylaştıracaktır’ diyeceğiz. ‘Yeni sistem eğitimde sağlıkta kalitenin artmasını sağlayacak adımların atılmasını hızlandıracaktır’ diyeceğiz. ‘Yeni sistem doğrudan milletin iktidarını temin ederek demokrasiyi güçlendirecektir’ diyeceğiz. Gür bir seda ile şunu söyleyeceğiz, ‘Tek millet için, tak bayrak için, tak vatan için, tek devlet için evet’ bu milleti bölemeyecekler. Türkü, Kürdü, Romanı, Abazasıyla tek millet. Bu topraklar üzerinde Türkiye Cumhuriyeti’nden başka ülke olabilir mi dar ederiz dar. Tendürek’te yakalar vururuz, Cudi’de yakalar vururuz, Kandil’de yakalar vururuz. Sabır sabır sabrettik, Gaziantep’te 56 kardeşimizi katlettiler girdik mi, Cerablustan, Rai’den girdik, Dabık’tan girdik, El Bab tamam. Şimdi de konuşuyoruz. Eğer bu terör örgütlerini kenara koyarsanız genlin Münbiç’i, Rakka’yı beraber temizleyelim.”

    “Parlamento çalışmalarında gerek Binali Yıdırım’a, gerek MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye teşekkür ediyorum”

    Anayasa değişiklik teklifine TBMM’de gösterdiği destekten dolayı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye teşekkürlerini sunan Erdoğan, “Bu süreçte özellikle parlamento çalışmalarında gerek Binali Yıdırım’a, gerek MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye teşekkür ediyorum. Bu dayanışma milli ve yerlidir. Ben istiyorum ki; AK Parti ve MHP’ye gönül veren kardeşlerim el ele vererek seçim boyu bir dayanışma göstererek oyunlara gelmeden 16 Nisan’da zafere hep beraber yürüyelim. CHP’ye, HDP’ye, Saadet Partisi’ne gönül veren kardeşlerime, ‘Gelin bir olalım, beraber olalım, iri olalım, kardeş olalım hep birlikte Türkiye olalım’ diyorum. Türkiye’yi Suriye’de, Irak’ta istemeyenlere inat oradaki kardeşlerimizle dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Bu toplantı oradan izleniyor. Oradaki kardeşlerimizle gönül diliyle konuşuyoruz zaten. Gelecek için Evet mi, 16 Nisanda bir kez daha tarih yazıyor muyuz?” diye konuştu.

  • Yeni Anayasa’da Uzlaşma Yerine Kamplaşmayı Tercih Eden Kaybeder

    Memur-Sen Genel Başkanı, Türkiye Anayasa Platformu sözcüsü Ali Yalçın, Yeni Anayasa Uzlaşma Komisyonu 3. toplantısında CHP’nin masadan kalkması üzerine yazılı bir açıklama yayımladı.

    Yalçın, “Yeni anayasa sürecinde katkı yerine süreçten kaçmayı tercih eden siyasi aktörler siyasi arenada figüran olmaktan öteye geçemeyecektir” dedi.

    “Millet darbe anayasası ayıbından kurtulmak, kendi iradesinin hakim olduğu yeni bir anayasa yapmak ve yazmak konusundaki kararlığını deklare etmiştir” diyen Yalçın, “Gereğini yapmak ve milletin beklentilerini karşılamak siyasi partilerin ve Meclis’in öncelikli görevidir. Bu görev yerine getirmek için çalışmalara başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun dağılmasını ve dağıtılmasını doğru bulmuyoruz. Uzlaşma masasından kalkan millete rest çektiğini bilmelidir. Bu masa milletin masadır. Gerekçesi ne olursa olsun, neyi hedeflerse hedeflesin masadan ayrılanlar, mızıkçılık yapanlar, millete de tarihe de hesap vermekten kurtulamazlar” şeklinde konuştu.

    Yalçın, “Tartışmak yerine masadan kalkmayı, uzlaşmak yerine kutuplaşmayı tercih eden kim olursa olsun anayasa engelleyici olacaktır. Hükümet modelleri konusunda fikir beyan etmek, seçenek sunmak, diğerlerinin önerilerini medeni bir üslupla eleştirmek yerine ‘ben yokum’ pozisyonu alanlar yeniden düşünmeli ve masaya dönmelidir” ifadelerini kullandı.

    Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın, “35 yıldır darbe anayasasına tahammül edenlerin, üç beş toplantı sonrasında yeni anayasa yapma iradesine tahammül edilmemesi millet tarafından not edilmiştir. Millet bizzat kendisinin direktifi olan yeni anayasada uzlaşma yerine kamplaşmayı tercih edenleri, masayı devirenleri muhatap almayacaktır, masada devrilse de millet yeni anayasasını bizzat kendi yapacaktır. Yeni anayasa sürecinde katkı yerine süreçten kaçmayı tercih eden siyasi aktörler siyasi arenada figüran olmaktan öteye geçemeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.