Etiket: Katliam

  • İsrail’in Gazze saldırılarında 16 kişinin hayatını kaybetti

    İsrail’in Pazar günü Gazze’ye düzenlediği saldırılarda en az 16 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

    Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra açıklamasında aralarında bir anne ve 3 çocuğunun da bulunduğu en az 16 kişinin İsrail saldırıları sonucu yaşamını yitirdiğini ifade etti. İsrail Savunma Bakanlığı ise açıklamasında dün düzenlenen saldırılarda Hamas’ın mali işlerden sorumlu yetkilisi Muhammed el-Oul’un hayatını kaybettiğini belirtti. İsrail Savunma Bakanlığı ayrıca Gazze’den İsrail’e en az 117 tane roket fırlatıldığını ifade etti.

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise haftalık kabine toplantısında Hamas’a karşı hava saldırılarının süreceğini bildirdi. Netanyahu, “Hamas gerçekleştirdiği cinayetlerin bedelini ödüyor ve ödemeye de devam edecek. Tüm Gazzelileri Hamas’ın terör etkinliklerini yürüttüğü yerleri terk etmeye davet ediyorum. Hamas’ın terör etkinliklerini yürüttüğü her yer hedefimiz olacaktır” dedi.

  • 519 bin Türk, Taşnak çeteleri tarafından  katledildi

    519 bin Türk, Taşnak çeteleri tarafından katledildi

    Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkilerini Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına ilişkin, “1914-1919’da 519 bin Müslüman Türk, Taşnak çeteleri tarafından köylerinde katledilmiştir” dedi.

     

    Kürkçüoğlu, Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, soykırım iddialarını her 24 Nisan’da dünya gündemine taşıyan Ermenileri, “kamuoyunu aldatmaya çalışmakla” suçladı.

     

     

    Sevk ve İskan Kanunu’nun Ermenilerin iddia ettiği gibi 24 Nisan 1915’de çıkarılmadığını ifade eden Kürkçüoğlu, “Bu tarihte Van’da çok büyük bir ayaklanma oldu. 1-15 Nisan 1915’de Van’da 10 bine yakın Müslüman, Ermeni çeteleri tarafından katledilmiştir. Osmanlı Hükümeti aldığı idari tedbirle 24 Nisan 1915’de Taşnak, Hınçak, Ramgavar gibi Ermeni cemiyetlerini kapatmış, yöneticilerini tutuklamıştır” diye konuştu.

    Anadolu‘nun muhtelif yerlerinde Ermeni ayaklanmaları devam edince 7 ayrı cephede savaşan Osmanlı hükümetinin, sivil Müslüman halkın katlini önlemek için 27 Mayıs 1915’de Sevk ve İskan Kanunu’nu çıkarmak zorunda kaldığını belirten Kürkçüoğlu, “Türk milletinin tarihinde, kültüründe, devlet geleneğinde soykırım söz konusu değildir. Soykırımı bir insanlık ayıbı sayarız. Sevk ve İskan Kanunu’nda kesinlikle Ermeni kelimesi geçmemektedir. Devlete isyan eden çetelerden bahsediliyor. Ermeni, Rum, Ortadoks kelimeleri geçmemektedir” diye konuştu.

    -“519 bin Müslüman Türk Taşnak çeteleri tarafından katledilmiştir”-

    Atatürk Üniversitesi’nin Türk-Ermeni ilişkileri üzerine yürüttüğü çalışmalarda elde edilen belgeler ve bölgedeki kazılarda, asıl katliama Müslüman Türkler‘in uğradığının ortaya çıktığını anlatan Kürkçüoğlu, şunları kaydetti:

    “1914-1919’da 519 bin Müslüman Türk, Taşnak çeteleri tarafından köylerinde katledilmiştir. Elimizdeki mevcut belgelere göre bu bölgede bir katliam yapılmıştır fakat bugün her şeyi bir kenara bırakıp, Ermenilerle iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmemiz gerekiyor. Bu noktada da ilk adımı atan hep biz olduk.

    ‘Futbol maçı bir dostluk maçına dönüşür ve iki ülke arasında iyi ilişkiler kurulur’ düşüncesiyle Cumhurbaşkanı Abdullah GülErmenistan‘a gitti. O gezi sonrası yine bir Taşnak olan Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, hiç de dostça olmayan yaklaşımla ‘Biz Karabağ‘ı işgal ettik, gelecek nesil de Ağrı Dağı‘nı işgal etsin’ dedi.Ağrı Dağı 2 bin yıldır Türk bölgesidir.”

    Kürkçüoğlu, 2005’de Ermeni ve Türk bilim adamlarının Avusturya‘nın başkentiViyana‘da bir araya geldiğini, karşılıklı belge sunduklarını anımsatarak, bir yıl sonra Ermenilerin masaya oturmaktan kaçtığını savundu.

    Ermenistan hükümetinin soykırım iddialarından vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Kürkçüoğlu, “Türkiye, bölgenin güçlü, saygın bir devletidir. 24 Nisan’lar artık son bulsun. Kafkasya’da batısında Türkiye, doğusunda Azerbaycan, güneyinde İran, kuzeyinde Gürcistan ve Rusya olan Ermenistan, cep devlet konumundan kurtulmak için hem Türkiye hem de Azerbaycan ile iyi ilişki kurmalı” dedi.

  • Erzurum Alaca Şehitliği’nde

    Erzurum’un Aziziye ilçesine bağlı Alaca Köyü’nde 10 Mart 1918 yılında Ermeni mezalimine uğrayan 278 Türk, düzenlenen törenle anıldı.

     
    Alaca Şehitliği’nde mezalimin 95. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen törene Aziziye Kaymakamı Turgay Ünsal, Belediye Başkanı Fatih Cengiz, Garnizon Komutan vekili Ulaştırma Yarbay H. Levent Tanrısever, Atatürk Üniversitesi Rektör vekili Prof. Dr. İrfan Küfrevioğlu, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Kaya Koç, TRT Erzurum Müdürü Salih Lütfü Şengül, askeri erkan, ilçe protokolü, köylüler ve öğrenciler katıldı. Şehitler anısına çelenklerin sunulmasının ardından saygı atışı ve duruşu yapıldı. İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından konuşmalara geçildi.

     

     
    MUHTAR KAVURMACI: 278 KÖYLÜMÜZ HUNHARCA KATLEDİLMİŞTİR
    Alaca Köyü Muhtarı Haydar Kavurmacı, 1. Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin en acımasız katliamlarını gerçekleştirdiklerini beldelerden birinin de Alaca Köyü olduğunu söyledi. 95 yıl önce Ermeni çetelerinin Alaca Köyü’nü harabeye çevirip, çoğunluğu kadın, çocuk ve ihtiyarlardan oluşan 278 kişiyi samanlıklara doldurarak katlettiklerine dikkat çekerek, “Ermeni çetelerinin köyümüzde gerçekleştirdikleri katliam öyle feci bir hal almıştır ki, canlı canlı ateşe verilen şehitlerimize ait yanık kokuları civar köy ve kasabalarda bile hissedilmiştir.” dedi.

     

     
    ÇAM: EMPERYALİST GÜÇLER ERMENİLERİ KULLANIYORLAR
    Türk Silahlı Kuvvetleri adına konuşan Ulaştırma Yüzbaşı Ömür Çam ise, 10 Mart’ın Ermenilerin soykırım iddialarının asılsız olduğu, aksine Ermenilerin katliamlar yaptığını belgeleyen Alaca’nın 95. Kurtuluş yıldönümü olduğunu hatırlatarak, “Ermeni sorunu günümüzde sadece Türk Dünyasını ilgilendiren bir sorun değil, Ortadoğu ve Kafkaslar’da çıkar ve emelleri olan emperyalist devletlerin hepsini ilgilendiren uluslararası bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılarak, topraklarının paylaşılmasının adını şark meselesi olarak koyan batılı emperyalist devletler, Ermenileri Kafkasya’da kendi çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. Aynı güçlerin sözde Ermeni soykırımı yasasını kabul ederek, 21. Yüzyılda da Ermenileri taşeron güç olarak kullanmaya devam edecekleri görülmektedir.” diye konuştu.

     

     
    ÇİĞDEM: ŞEHİTLERİMİZİ DAHA İDRAKLİ ANMA ZORUNLULUĞU VAR
    1. Dünya Savaşı’nda Ermeni Çetecilerin Katliamına Uğramış Mağdurlar Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Süleyman Çiğdem de, 1918 yılı Şubat ayının sonundan başlayıp 10 Mart’a kadar Alaca Köyü’nde hunharca ve vahşice bir katliam yapıldığını kaydetti. 95 yıl önce Ermeniler Alaca Köyü’nde meskûn ahaliye niçin katliam yaptığının sorgulanması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Çiğdem, “95 yıl öncesinin öncesinden başlayan bir planın ve bir projenin sonucunda aziz şehitlerimizi tekrar yad etmek durumunda kaldık. Çünkü Anadolu coğrafyası ne zaman ki müslümanlaştı, ne zaman ki Türkleşti, batının emperyalist ve Hıristiyan güçleri bir şeyin de peşinden koşmaya başladılar. Anadolu Coğrafyası niçin Müslüman Türk’ün olsun. En iyi Anadolu Coğrafyası, müslümansız ve Türksüz Anadolu Coğrafyası mantığı ve mantalitesi uzun yıllar işledi durdu. Hatta Balkanlarda onlarca Hıristiyan devlet kuruldu. Niçin Doğu Anadolu’da da bir Hıristiyan devlet kurulmasın hayali vardı. Dolayısıyla, katliamı yapan sadece Hınçak ve Taşnak değildi, günün emperyalist güçlerinin de bu katliamlarda kanlı ellerinin olduğu gerçeğiyle bugün karşılaşıyoruz. Halen daha ülkemiz üzerinde oynanan çirkin oyunlar sonucunda şu gerçeği görüyoruz ki, şehitlerimizi her geçen gün daha idrakli, daha sorumlu anmak zorunluluğu var. Her geçen gün onları daha iyi anlamalıyız.” ifadelerini kullandı.

     

     
    KÜRKÇÜOĞLU: TÜRK MİLLETİNİN TARİHİNDE SOYKIRIM OLMAZ
    “Şehidini sahip olmayan bir milletin elbette ki geleceğinden bahsetmek mümkün değildir.” ifadeleriyle konuşmasına başlayan Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu ise, şunları söyledi: “Ben her konuşmama Türk tarihiyle yüzleşerek başlıyorum. Biz tarihimizin her sayfasıyla yüzleşmeye hazır bir milletiz. Bizim tarihimizde kesinlikle soykırım sözkonusu değildir. Biz soykırımı bir insanlık ayıbı olarak sayarız. Bizim devlet felsefemizde, bizim hoşgörümüzde, asla ve asla soykırım sözkonusu olamaz. Biz tarih boyunca darda kalan, zorda kalan her millete yardım elini uzatan çok asil bir milletiz. Yıllardan beri bazı ülke parlamentolarında kabul edilen bir soykırım suçlaması var. Tarihe baktığımızda hiçbir millete soykırım uygulayan bir toplum değiliz. Öncelikle belgeleri ortaya koyuyoruz. Birinci belge, İşte Alaca… 278 savaşla uzaktan yakından alakası olmayan sivil ahali. Doğu ve Güneydoğu’da 185 toplu mezar, 519 bin sivil şehidimiz var.”

     

     
    TÜRKİYE ORTADOĞU VE KAFKASLARDA SAYGIN BİR SİYASET İZLİYOR
    1988 yılında Ermenistan’da deprem olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile aralarındaki her türlü ihtilafa rağmen Azerbaycan’ın yardıma koştuğuna işaret eden Doç. Dr. Kürkçüoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “1991 yılında Ermenistan bağımsızlığını ilan etti, ilk tanıyan ülkelerden biri Türkiye Cumhuriyeti oldu. Çünkü Türkiye, Kafkaslarda ve Ortadoğu’da saygın bir devlettir. İzlediği politikada da bu saygınlığı hadisenin her noktasında görmek mümkün. Ermenilere baktığımız zaman 1921’de Doğu’daki sınırı belirten Kars Anlaşması’nı tanımadıklarını sık sık devlet adamları aracılığıyla dile getiriyorlar. Yine 19 ülke parlamentosunda kabul edilen sözde soykırım iddialarının arkasında Ermenistan ve Devlet Başkanı Sarkisyan bulunmaktadır. 1991 bağımsızlık bildirgesi ve 1995 yılındaki anayasasında Ermenistan, açıkça Türkiye’ye yönelik yayılma emellerini ortaya koymak suretiyle, bizim Kars’ımızı, Ardahan’ımızı, Iğdır’ımızı, Ağrı’mızı, Erzurum’umuzu, Diyarbakır’ımızı, Van’ımızı, Muş’umuzu ve Bitlis’imizi Batı Ermenistan olarak göstermektedir. Yine 1973 ile 1995 yılları arasında 41 diplomat ASALA adlı Ermeni terör örgütü tarafından katledilmişlerdir. Geçenlerde Türkiye Cumhuriyeti milli maç dolayısıyla aradaki iyi ilişkileri kurma noktasında bir adım attı. Özlenen bir tabloydu. Çünkü biz Kafkasya’da ve Ortadoğu’da barışın ve huzurun tesis noktasında devletimizin islediği çok saygın bir siyaset var. Ermenistan Devlet Başkanı ise demeç vererek biz Karabağ’ı işgal ettik, gelecek Ermeni nesil ise Ağrı Dağı’nı işgal etsin. Aslında onlar işgal etmedi. O işgali gerçekleştiren güç, başta doğrudan doğruya Ruslar olmak üzere, İngilizler, Fransızlar ve Batılı güçler. Ermenistan Devlet Başkanı bugün Kafkasya’da işgalci bir devlet konumunda. Azerbaycan’ın yüzde 25 toprağı işgal altında, mutlaka bölgeye barışın gelmesi lazım. Barışı zedeleyen taraf izlediği düşmanca politika ile Ermenistan devletidir. 95 yıl önce kaybettiğimiz aziz şehitlerimize rahmet diliyor, bu güzel köyümüzün 95 yıl önceki o vahşeti tekrar yaşamamasını temenni ediyorum.”

     

     
    Anma töreninde, Ilıca İMKB Yavuz Selim Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Emine Güler, “Bayraksız Olamam” adlı şiirini okurken, Alaca Köyü Yunus Emre Yücelik İlköğretim Okulu öğrencisi Zehra Çankaya da Cenk Marşı’nı okudu.
    Törende şehitler için Aziziye İlçe Müftüsü Nurettin Akgül tarafından dua okunurken, şehitlik müzesinin gezilmesiyle program sona erdi.

  • Kafalarına sıktılar

    Paris’teki Gare du Nord’da bulunan 147 numaralı binada gerçekleştirilen infazda, örgütün üst düzey yöneticisi oldukları belirtilen Sakine Cansız Fidan Doğan ve Leyla Söylemez susturucu takılmış silahla öldürüldü.

     

    Kürdistan Enformasyon Bürosu

    Terör örgütü PKK’nın kurucularından Almanya sorumlusu Sakine Cansız, Kürdistan Ulusal Kongresi Paris Temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez, Paris’te Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda susturuculu silahla infaz edildi. Olay, 3 PKK’lıdan haber alınamaması üzerine kapının kırılarak içeri girilmesiyla ortaya çıktı.
    İkisi başlarından vurulmuş
    Öldürülen üç kadından ikisinin başından vurulduğu, diğerinde ise iki kurşun yarası olduğunu ifade eden yetkililer, “İnfaz olduğu anlaşılıyor. Nedeni henüz belli değil” değerlendirmesinde bulundu. Kadınlardan Fidan Doğan’ın Fransa’da oturduğu, Sakine Cansız ve Leyla Söylemez’in ise ülkeye misafir olarak dışarıdan geldikleri belirtildi.

     

    Bölücü örgüt sloganları
    Haberin duyulmasıyla birlikte binanın bulunduğu caddede toplanan terör örgütü yandaşları, cinayetlerin, “siyasi amaçlı” olduğunu iddia ederek, PKK lehine sloganlar attı. Fransız polisi, infazın gerçekleştirildiği bina etrafında ve başta büyükelçilik binası olmak üzere Türkiye’ye ait tüm temsilciliklerde güvenlik tedbiri aldı.

     

    Paris’te üç PKK’lı
    kadına “sessiz” infaz
    PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez, Paris’teki Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda susturucu silahla vuruldu.
    Terör örgütü PKK’yı 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kuran isimler arasında bulunan Sakine Cansız ile örgütün KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Söylemez Paris’te öldürüldü. Kimliği belirsiz kişi veya kişiler Gare du Nord’da bulunan biranın birinci katındaki Kürdistan Enformasyon Bürosu’na girerek susturucu takılı silahla örgütün sözde Almanya sorumlusu Sakine Cansız, Kürdistan Ulusal Kongresi Paris temsilcisi Doğan ile Leyla Söylemez’i öldürdü. Fransa İçişleri Bakanı Manuel Valls, saldırıların yapıldığı binada incelemelerde bulunup, yetkililerden bilgi aldı.

     

    Fransa için önemli!
    Olayı, “infaz” diye nitelendiren Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, odadaki iki kişinin başından, diğerinin ise göğsünden vurulduğunu söyledi. Burcuoğlu, Kürt Enformasyon Merkezi’nden olayın, Türkiye’de devam eden görüşme sürecini baltalamak amacını taşıyan “provokasyon” olduğu yönünde açıklamalar yaptıklarını vurgularken, “Neden belli değil, hesaplaşma mı, başka birşey mi, haraç mı, kara para mı henüz bilmiyoruz. Fransa İçişleri Bakanı’nın bizzat olay yerine gitmesi Fransa açısından olayın önemini gösteriyor. Kim yapmışsa, kapıyı kilitleyerek çıkmış. Polis, kapıyı kırarak içeri girmiş” dedi. Büyükelçi Burcuoğlu, sadece Fidan Doğan’ın Fransa’da ikamet ettiğini, diğer iki kişinin “misafir” olduklarını söyledi.

     

    Aydar: İmralı’ya karşı
    PKK’nın Avrupa sorumlusu Zübeyir Aydar ile KONGRA-GEL Başkanı Remzi Kartal da olay yerine gelerek bilgi aldı. Aydar, “Bu saldırı, yeni sürece karşı karanlık güçler tarafından yapıldı” derken, bu güçlerin Türkiye’deki “derin devlet” le bağlantılı olduğunu öne sürdü. Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan da, saladırının “her iki taraftan barış görüşmelerini istemeyen aşırı uçtakilerin” işi olabileceğini söyledi. Fransa merkezli Kürdistan Dernekleri Federasyonu Başkanı Mehmet Ülker de, bu suikastla birlikte başlatılan barış sürecinin baltalanmak istendiğini belirtti. Ülker, “Böyle bir süreçte bu cinayetlerin işlenmesi düşündürücü. Örgüt içi infaz iddialarını kabul etmiyoruz. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Örgüt içinde sürece karşı çıkan kimse yok” diye konuştu.

     

    Hepimiz PKK’lıyız
    Örgüte yakınlığı ile bilinen “nasname.com” adlı haber sitesindeki yorumda, “Öcalan ile anlaşabileceğini gören devlet, varılan anlaşmayı sabote edebilecek aykırı sesleri ortadan kaldırmak için MİT veya diğer gizli örgütlerini devreye sokmuş olabilir” denildi. Suikastın duyulmasının ardından terör örgütü yanlıları Paris Kürt Enstitüsü önünde toplanarak, “Onlar ölmedi”, “Hepimiz PKK’yız” ve “Katil Türkiye, işbirlikçi Hollande” sloganları attı.

    Suikastçılara kapıyı kim açtı
    PKK’nın Paris’teki enformasyon bürosunda yapılan suikast, Fransa’daki gazetelerin yanı sıra uluslararası yayın organında da geniş yer aldı. Suikastla ilgili ortaya çıkan detaylar, binanın kapısının üç kadın tarafından açılmış olabileceği ihtimalini artırdı. Le Monde, “örgüt içi hesaplaşma” olasılığını artıracak bir iddiaya yer verdi. Haberde suikastın gerçekleştiği enformasyon bürosunun direktörü Leon Edart’ın “Kurbanlar katillerine kapıyı açmış olmalılar” açıklamasına yer verildi. İtalyan gazetesi La Repubblica da “örgüt içi hesaplaşma” iddialarını güçlendirecek bir detay aktardı. Haberde, “Suikastın gerçekleştiği binanın birinci katına ancak şifreli bir sistemle girilebiliyordu” denildi. Le Figaro, İçişleri Bakanı’nın olayı “müsamaha gösterilemez” şeklinde nitelediği ayrıntısına yer verdi. Liberation ise bir polisin “Manzara infaz olduğunu düşündürüyor” açıklamasına yer verdi. BBC haberi manşetten duyururken, AFP suikastı “Üç Kürt kadın başından vurularak öldürüldü” başlığıyla duyurdu.

     

    Hollande: Ölenlerden biri
    bizimle sık sık görüşürdü
    Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, PKK’nın Paris’teki enformasyon bürosuna düzenlenen suikastla ilgili açıklamada bulundu. Latresne kentindeki havacılık merkezini ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Hollande, “Dehşet verici bir olay. Öldürülen üç kişiden biri sık sık bizimle görüşmeye geldiği için hem benim hem de birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isim. Şimdilik soruşturma başlatıldı. Olayın nedenlerini ve faillerini bilmemiz için sanırım en doğrusu beklemek” dedi. PKK’nın Paris’teki enformasyon bürosunda dün sabaha karşı işlenen cinayetlerde terör örgütünün kurucularından Sakine Cansız, Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Paris Temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez silahla başlarından vurularak öldürülmüştü. Suikastın ardından binanın önünde toplanan PKK yanlılarının, “Katil Türkiye, işbirlikçi Hollande” şeklinde sloganlar attıkları bildirilmişti.

     

    Cumhurbaşkanı: Konuşmaması gerekenler var
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Afyon’da valiliği, belediyeyi ve garnizon komutanlığını ziyaret etti. Gül, ziyareti sırasında İmralı süreci hakkında açıklamalarda bulundu. Gül, “Dürüst davranır ve yapmaları gerekenleri yaparlarsa o zaman bu acılar sona erer. Türkiye’de herkes konuşabilir ama biraz da konuşmaması gerekenler var, konuşmak yerine iş yapması gerekenler var” uyarısında bulundu. Terörü kesinlikle gündemden çıkarmamız gerektiğini belirten Gül, “Ülkemizin en önemli konusu olduğu için, geleceğimizle ilgili olduğu için bu konuyu gündemimizden çıkartmak birinci önceliğimiz. Terörü bitirmek için bir çok yöntem vardır. Hepsi de kullanılır.Karşınıza silahla çıkana silahla cevap verirsiniz. Devletin görevi budur” diye konuştu.

     

    Erdoğan: İç hesaplaşma olabilir
    Paris’te 3 PKK’lı kadının öldürülmesi olayına hükümet kanadından açıklama geldi. Senegal’de bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Önce olayın aydınlanmasını beklemek lazım. Hemen yorum yapmak yanlış olur. İç hesaplaşma olabilir. Teröre karşı bizim vermiş olduğumuz bir mücadele var. Bunu arzu etmeyenler de var. Bunlar tarafından böyle provokatif bir girişim de olabilir. Sabırlı olup aydınlanmasını beklemekte fayda var” dedi. Saldırıyı yorumlayan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da, “Kötü bir olay. Üzüntülerimi ifade ediyorum. 3 tane kadının böylesine sorgusuz sualsiz öldürülmesi, kimlikleri, üzerlerine atılı suçlar ne olursa olsun hiçbir zaman tasvip edilecek davranış değil. Gerçekten üzüntü duydum. Biz hukuk içerisinde terörle mücadele ediyoruz. Onu sağ yakalamak ve suçu varsa yargı önüne çıkarmak. Yargısız infazla böylesine bir vahşeti telin ediyorum. Bu olayın Türkiye’de böyle bir sürecin başlamasıyla ilgisi var mı bilgi sahibi değilim. Türkiye’de yeni başlayan süreci hem içeride hem dışarıda etkilemeye yönelik girişim olur mu derseniz bu da bir ihtimaldir. Kötü bir olay” diye konuştu.

     

     

    PKK bir tane mi?
    AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik ise Paris’te 3 PKK’lı kadının susturucu takılı silahla vurularak öldürülmesini olayını yorumlarken, “PKK’nın kendi iç hesaplaşması gibi görünüyor. Örgüt içinde benzerlerini daha önce de görmüştük. Terör örgütü PKK’nın kendi içinde infazlar yaptığı zaten bilinen bir şey. Kesin bir şey söylemek için bekleyip görmek lazım. PKK bir tane midir bundan emin değilim. PKK içinde farklı güçlere taşeronluk yapan gruplar olduğunu PKK’yı yakından tanıyan isimler de kabul ediyor. Bu süreci provoke etmek isteyenler olabilir. Herkes teyakkuz halinde çok dikkatli olmalı” diye konuştu.

     

    Demirtaş ve Kışanak cenaze töreni için Fransa’ya gidiyor
    DP Eşgenel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, “Fransa hükümetinin bu katliamı hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde derhal aydınlatmasını bekliyoruz” dedi. Demirtaş ve Kışanak’ın mesajları özetle şöyle: “Paris’in en işlek bölgesinde alenen işlenen bu suikastların üstünün örtülemeyeceğinin bilinmesini istiyoruz. Dünyanın her yerinde Kürt’e sadece ölümü reva görenler bilmelidir ki halkımızın özgürlüğünün bedeli ne olursa olsun bunu ödemekten çekinmeyeceğiz. Hayatını halkının geleceğine adamış bu üç değerli Kürt kadın siyasetçinin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kadın özgürlük mücadelesinin de neferleri olan arkadaşlarımızın katillerinin gizlenmemesi, cinayetin üstünün örtülmemesi için halkımızı bulunduğu her yerde protesto gösterileriyle bu katliamı lanetlemeye ve Kürt halkının şehitlerini sahiplenmeye çağırıyoruz.” Demirtaş, Twitter hesabı üzerinden takipçileriyle şu mesajları paylaştı: “Hassas sürece binaen AKP Paris’teki katliamın aydınlatılması için Fransa nezdinde girişimde bulunacağına, ‘örgüt içi infazdır’ deyip kapatıyor. Bu tutuma karşı şunu soruyorum: O halde bu açıklamayı yapanların bizzat bu katliamı planlamadığını nerden biliyoruz, telaşınız bundan mı yoksa.” Gültan Kışanak da Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Üç Kürt kadın alçakça katledildi. Bu Kürt kadınlarının mücadelesine bir saldırıdır. Kürt kadınları daha güçlü mücadele edecek” dedi.

     

    İŞTE İHTİMALLER

     

    1- ÖRGÜT İÇİ HESAPLAŞMA MI?
    PKK’nın kurucuları arasında bulunan ‘Sara’ kod adlı Sakine Cansız 10 yılı aşkın süre DiyarbakırCezaevi’nde yattı. Cansız PKK’nın simge isimlerinden birisiydi. Örgütün hem kadın yapılanması hem de cezaevlerindeki direnişlerde önder rolü üstlendi. PKK nın kuruluş toplantısına katılan tek kadındı. Aynı zaman PKK’nın kuruluşundan bu yana örgütün bütün kadın yapılanmalarında görev almış, Abdullah Öcalan’a en yakın az sayıdaki kadın arasında yer almıştı. Cansız’ın Öcalan’ın tüm sırlarını bildiği öne sürülüyordu. Cansız radikal söylemlerde bulunmuyor ancak ‘güvercin’ tavrı da sergilemiyordu.
    Örgüt içinde zaman zaman Öcalan’a ters düştüğü bilenen Cansız, bir ara Suriye’de örgüt tarafından öldürülen eski merkez kadroda yer alan Mehmet Şener ile duygusal bir ilişki yaşamış, kendi aralarında nişan yapmışlardı. Cansız’ın, Şener’in öldürülmesinden sonra bir bunalım süreci yaşadığı öne sürülmüştü. Cansız, örgütün Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK’dan kopan ‘Botan’ kod adlı merkez yapılanmada yer alan Nizamettin Taş, Osman Öcalan, Halil Ataç gibi isimlerle de yakın düşüncelere sahipti.
    Ancak örgütle zaman zaman problem yaşamasına rağmen ilişkisini hiçbir zaman koparmadı. Cansız 1990’lı yıllarda örgütün dağ kadrosunda görev aldı ve genellikle Kuzey Irak’ta faaliyet gösterdi. Cansız 2000 yılından sonra ise Avrupa’ya geçti ve burada uzun yıllar faaliyet gösterdi. Bu faaliyetler sırasında da zaman zaman Kuzey Irak’a geçerek örgüt yönetimiyle ilişkilerini sürdürdü.
    Cansız, iltica başvurusu yaptığı ve yabancı pasaportu taşıdığı için Kuzey Irak’a gidip gelirken hiçbir sorun yaşamıyordu. Cansız’ın örgüt içi hesaplaşmada öldürüldüğü iddiası zayıf bir ihtimal olarak görülüyor.
    Çünkü Cansız örgüt yönetimi paralelinde faaliyet göstermekle birlikte Cemil BayıkMurat Karayılan, Duran Kalkan, Mustafa Karasu gibi yöneticilerle aynı pozisyondaydı. Örgütün kendisine yönelik bir eylemi olacağını öğrenme ihtimali yüksekti ve böyle bir durumda gerekliönlemi alabilirdi.
    Bir dönem Suriye’de de faaliyet gösteren Cansız, halen PKK’nın meclis üyeliğinin yanı sıra örgütün denetiminde faaliyet gösteren Kürdistan Özgür Kadınlar Birliği (PAJK) üyesi olarak görev yapıyordu.

    Fidan Doğan, PKK’nın dış ilişkilerinde önemli bir noktadaydı. Leyla Sönmez  ise,  örgütün gençlik yapılanmasındaydı.

    2- İSTİHBARAT İÇİNDEKİ KONTROL DIŞI BİR GRUP MU?
    BDP ile İmralı’da arasındaki görüşmeler sürerken, hükümetin yeni bir Kürt açılımı yaptığı süreçte Türk istihbaratı içindeki kontrol dışı ya da taşeron olarak kullanılan bir birimin de Paris’teki infazları gerçekleştirmiş olabiliceği öne sürüldü. Olaydan sonra KCK’nın da yer aldığı örgütün birçok kanadı saldırıda ‘Türk Gladyosu’nu sorumlu tuttu.
    Yapılan açıklamada, saldırının uluslararası arka planı olduğu belirtilerek, olayı Türk Gladyosu’nun gerçekleştirdiği iddia edildi. Açıklamada, “Sakine yoldaşımız bilinçli olarak hedeflenmiş, bu katliamörgütlü, planlı ve çok ustaca gerçekleştirilmiştir.
    Olaya gerçekleşme biçiminden bu katliamın uluslararası düzeyde yetkinleşmiş profesyonel güçler tarafından gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Önderliğimiz tarafından gerçekleştirilen yeni sürecin gelişmesini ve Kürt sorununun çözüme kavuşmasını istemeyen kesimlerdir” denildi.
    Açıklamada, öldürülen üç kadından biri olan ‘Rojbin’ kod adlı Fidan Doğan’ın gençlik kadrosu içinde yer aldığı ve örgütün dış işlerinde önemli bir görevinin olduğu ifade edildi.
    Öldürülen ‘Ronahi’ kod adlı Leyla Söylemez’in ise yine gençlik örgütlenmesi içinde önemli bir konumda bulunduğu ve bu ölümlerin PKK için büyük kayıp olduğuna dikkat çekildi. PKK kaynakları, infazın Türk Gladyosu tarafından  yapıldığını ve planlama yapılan yerin Ankaraolduğunu öne sürdü. Kaynaklar, Türk hükümetinin süreçteki etkinliğini baltalamak için ‘Ergenekon’ benzeri yapılanmaların işi olabileceğini iddia etti.

     

    3- YABANCI BİR ÜLKENİN İŞİ Mİ?
    Paris’teki infazlarla ilgili olarak uluslarası güçlerin rolü de tartışmaya açıldı. Ortadoğu’daki güç dengesini değiştirmeye yönelik hamlelerden biri olabiliceği öne sürüldü.
    Zira Ortadoğu’daki değişikliklerde devre dışı kalan, petrol paylaşımında masanın dışına itildiğine inanan bazı ülkelerin Kürt sorunun çözümü aşamasındaki bu hamleyle kozları eline geçirmek için çaba harcayabileceğine dikkat çekildi. İlk akla gelen ülke İran oldu. Öcalan-BDP görüşmelerinin olumlu sonuç vermesi halinde bölgede Türkiye’nin elinin güçleneceği kaygısını taşıyan İran, Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğini düşüyor. Bu nedenle on binlerce askeri seferber eden bir örgütün devreden çıkması ihtimali İran’ı rahatsız ediyor.
    Yakın tarihe bakıldığında İran’da yönetime karşı mücedele veren Kürt örgütlerinin liderleri Avrupa’da yönetim tarafından profesyonel suikastlarla ortadan kaldırıldı.
    Bunlar arasında İran KDP’sinin liderleri Abdurrahbam Kasımlu da sonra genel başkan olan Dr. Şerefkendi İran istihbaratı tarafından öldürüldü. Öcalan’la yapılan görüşmelerin ABD’nin bilgisi dahilinde sürdürüldüğü iddia edilyor. Senaryoya göre, PKK’nın silahlı güçleri, silah bıraktıklarındaPJAK ve PYD güçleriyle birlikte Kandil’e yerleştirilip Barzani’ye bağlı silahlı bir güç konumuna getirilecek. Buradan yola çıkarak İran da Suriye de Türkiye’nin PKK sorununun çözümünü istemiyor.
    İran’ın zaman zaman PKK ile ilişkilere girdiği de biliniyor. Öcalan’ın da ifadelerinde belirttiği gibi İran geçmişte Osman Öcalan ve Cemil Bayık üzerinden örgüt üzerinde etkili oluyordu. 1999 yılında Öcalan’ın talimatıyla örgütün silahlı güçlerini Kuzey Irak’a çekmesi üzerine İran PKK’ya desteğini çekti ve çatışma pozisyonuna girdi.
    Ancak buna rağmen İran örgütle ilişkisini kesmedi. Paris’teki infaz ekibinin zorlanmadan içeri girmesi akıllara saldırganların PKK’lılar tarafından tanıan kişiler olduğu izlenimini veriyor. İddiaya göre, gelenler, Cansız ve yanındaki iki kadın tanıyordu. Bu kişilerin İran istihbaratına çalışan ve örgütün İran’daki örgütlenmesi PJAK içinde faaliyet gösteren kişiler olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.
    İran yönetimi ülkede faaliyet gösteren İran Kürdistan Demokrat Partisi ve Komala gibi örgütlere karşı PKK’nın PJAK’ı kurmasına göz yumarak sınırdan giriş çıkışlarına müdahale etmedi. İran zaman zaman PJAK’la çatışsa da faaliyetlerine göz yumdu. İran ajanlarının PJAK üzerinden PKK’ya yönelik bir eylem gerçekleştirmesi ve bunu Avrupa’da yapmasının zor olmadığı belirtiliyor.

     

    4- PKK İÇİNDE YÖNETİME GELMEK İSTEYENLER Mİ?
    Bu ihtimalin zayıf olduğu belitiliyor. Çünkü PKK bir konsey tarafından yönetiliyor. Konseyde yer alan isimler bir güç dengesi kapsamında yetki paylaşımında bulunuyor.
    Her ne kadar Murat Karayılan yürütme kurulu başkanı olarak öne çıkıyorsa da yönetim direkt olarak Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan avukatları aracılığıyla gönderdiği talimatlar doğrultusunda örgütü yönetiyor. Bu kadro halen Öcalan’ın belirlediği perspektif doğrultusunda örgütü yönetmeye devam ediyor.
    Örgüt içinde 1999 yılından sonra Öcalan’ın yakalanması ve örgütün silahlı mücadeleden politik mücadeleye yönelmesi istemlerini sesli bir şekilde dile getirilmesi nedeniyle iki başlı bir yönetim yapısı ortaya çıktı.
    Ancak bu uzun sürmedi. Yine Öcalan’ın talimatıyla yönetimi ele geçirmeye çalışan ekip tasfiye edildi.