Etiket: kasık

  • Her sabah bir kaşık bal ya da pekmez enerjiyi artırıyor

    Bülent Ecevit Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Özge Duygu Okur, balın insan sağlığına çok faydalı bir besin olduğunu fakat bu kadar yararlı bir besinin fazla tüketilmesi halinde farklı semptomlara sebebiyet verebileceğini belirtti.

    Bülent Ecevit Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Yrd. Doç. Dr. Özge Duygu Okur, bal ve pekmez son derece özel, besleyici ve sağlıklı gıda maddeleri olduğunu belirterek, “Genel olarak; bal ve pekmezin yerini alabilecek alternatifler bulunmamaktadır. Her fonksiyonel gıda kendi biyoyararlılığını farklı olarak yansıtmaktadır. Dolayısıyla, hem bal hem de pekmez tüketiminin olması gerekmektedir. Tüketim miktarları açısından da aşırıya kaçmamak gereklidir. Özellikle kış aylarında hastalıklardan korunmak, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve benzer etkileri gerçekleştirmek amacıyla farklı tüketim şekilleri ile sakkaroz (çay şekeri) tüketimi yerine bal ve pekmez tüketimi önerilmektedir” dedi.

    “Şeker yerine balı tercih edin”

    Çay tüketiminde şeker yerine bal tercih edilmesi tavsiyesinde bulunan Okur, “Çayınızın içerisine bir kaşık dolusu, şeker yerine balı tercih edin. Tarihimizin en eski doğal tatlandırıcısı olan bal, yüzyıllardır vücudumuzun doğal şeker ihtiyacını sağlıklı biçimde karşılıyor. Bal, saf boş kalori olan şekere göre sağlığımıza oldukça faydalıdır. Balın ülser ve diğer mide hastalıkları, kalp yetmezlikleri, çarpıntı, kemik hastalıkları, öksürük, alerji, bronşit, kansızlık, boğaz ağrısı, sinir hastalıkları, bazı cilt ve sinir sistemi hastalıkları gibi 500’e yakın hastalığın tedavisinde olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca kabızlığı giderdiği, damarları genişlettiği, kan dolaşımını kolaylaştırdığı, kalbi güçlendirdiği, yağ sindirimini kolaylaştırdığı, yara ve yanıkları iyileştirdiği de ileri sürülmektedir. Elde edilen veriler balın bağışıklık sistemini aktive ettiği ve bal yemenin kanser ve kanserin yayılmasına karşı avantajlar sağlayabileceğini önermektedir. Antibakteriyel etkisi sayesinde bal, diş çürüklerine neden olan bakterilerin büyümesini engelleyebilmektedir” dedi.

    “Her sabah bir kaşık bal enerjiyi artırıyor”

    Bir çay kaşığı büyüklüğündeki balın beyin için gerekli glikoz kaynağınında önemli bir kısmını desteklediğini ifade eden Okur, “Her sabah bir kaşık bal yemek, vücut enerjimizi arttırmaktadır. Bir çay kaşığında 17 gram karbonhidrat bulunduran bal, beyin için gerekli glikoz kaynağının da önemli bir kısmını destekleyecektir. Ayrıca bal, kaslarınızın yorulmadan daha verimli çalışmasını sağlar. Her sabah bir kaşık bal yiyerek vücudumuzu koruyabiliriz. Bir çay kaşığı bal 21 kaloridir. Günlük kalori dengemizi kurduktan sonra, balı rahatlıkla tüketebiliriz. Tüm bahsettiğimiz sağlık etkilerini de göz önüne alarak balın şeker yerine tüketiminin yaygınlaştırılması gerektiği, alternatif tüketim şekillerinin olabileceği, özellikle 12 aylıktan küçük bebeklerde tüketimin olmaması gerektiği söylenebilmektedir” şeklinde konuştu.

    “Pekmez günlük vitamin ihtiyacımızı karşılıyor”

    Pekmezin de insan vücuduna hızlı enerji kazandırdığını belirten Duygu Okur, günlük 50 gramlık pekmez tüketilmesi durumunda vücudun ihtiyacı olan kalsiyumun da karşılandığına dikkat çekti. Pekmezin günlük vitamin ihtiyacını da karşıladığına yer veren Okur, şöyle devam etti:

    “Pekmez, insan vücuduna hızlı (yaklaşık 30 dakika) enerji kazandırmaktadır. Enerjinin hızlı bir şekilde sağlanmasının özellikle yoğun aktivitesi olan çocuklara, sporculara vb. büyük önemi vardır. Sofralarımızda pekmez bulundurduğumuz takdirde, günlük vitamin ihtiyacımızın %20’si karşılanabilecektir. Pekmezde tiamin ve piridoxin (B6) vitaminleri yeterli miktarda mevcuttur. B6 kan hücrelerinin yapımında, sinir sistemi ve cilt sağlığında, vücuttaki yağ ve kolesterol miktarının kontrolünde görevlidir. Üzüm ve pekmez özellikle günlük kalsiyum, demir, potasyum ve magnezyum ihtiyacının da büyük bir kısmını karşılamaktadır. Pekmezin tüketiminin getirileri bununla da kalmayıp, demir yetersizliği durumlarında da yardımcı bir gıdadır. İki yemek kaşığı (20 g) pekmez tüketmekle günlük demir ihtiyacının %35’i karşılanabilir. Kalp atışlarının düzenlenmesinde rol alan potasyum açısından da zengin olan pekmez, vücutta oluşan toksik maddelerin atılması ve alkali-asit dengesinin sağlanması için de kullanılabilir. Pekmez önemli bir kalsiyum deposudur. Dünyada giderek daha önemli bir halk sağlığı problemine dönüşen osteoporoza bağlı kemik kırılmalarının önüne geçilmesi için pekmez tüketim alışkanlığının yaygınlaştırılması gerekmektedir. Kalsiyumun sağlıklı büyüme ve gelişmede, dolaşım ve sinir sisteminde, kan pıhtılaşmasında ve kalp kaslarının normal çalışmasında önemli rolü vardır. Günlük 50 gram civarında pekmez tüketilmesi durumunda, vücudun ihtiyacı olan kalsiyum karşılanmaktadır. Kan yapıcı özelliğinin yanı sıra romatizma ağrılarına iyi gelip kalp sistemini düzenlemekte, bedensel ve zihinsel yorgunlukları gidermektedir. Pekmezin alternatif tüketim şekilleri olabilmektedir. Örneğin pekmez yoğurda katılarak keyifle tüketilebilir. Peynirin üzerine konularak tüketilebilir. Pekmez yaz aylarında özellikle soğuk su ile karıştırılarak şerbet yapılarak da alınabilir. Ayrıca kış aylarında kahvaltılarda tahin pekmez tüketilebilir ve yine pekmez şeker yerine konmak üzere pasta gibi ürünler için de düşünülebilir. Ancak kilo sorunu ve şeker hastası olanları kalori ve şeker alımı yönünden de uyarmak gereklidir. Pekmez tüketiminde dikkat etmemiz gereken bir nokta, geleneksel olarak üretilen pekmezlerde bilinçsiz yapılan aşırı yüksek sıcaklıklarda istenmeyen bileşiklerin oluşması ve sağlık riskinin yüksek olmasıdır. Çünkü oluşan serbest radikaller, birçok hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebilmektedir.”

  • 70 yaş üstü erkeklere kasık fıtığı uyarısı

    Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Güler, 70 yaş üstü her iki erkekten birinde kasık fıtığı olduğunu söyledi.

    Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Mehmet Güler, kasık fıtığı hakkında açıklamalarda bulundu. Kasık fıtığının kasıktaki karın duvarın zarlarının zayıflaması sonucu meydana geldiğini belirten Op. Dr. Güler, “Çoğu zaman kasıkta yumuşak doku şişliği, bazen de kasık ağrısı şeklinde kendini gösterir. Şişlik ayakta durmak, öksürmek hatta ıkınmakla belirginleşir” şeklinde konuştu.

    Çok küçük fıtıklar hariç teşhis için sadece muayenenin yeterli olduğunu belirten Op. Dr. Güler, “Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara göre 7 kat daha sık görülür. Sıklığı yaşla artar. 70 yaş üstünde neredeyse her 2 erkekten birinde kasık fıtığı vardır. Bağ dokusu bozukluğu olanlarda, şişmanlarda, karın içinde sıvı toplanması olanlarda, uzun süreli öksürüğü olanlarda, uzun süreli kabızlığı olanlarda, ağır işlerde çalışanlarda kasık fıtığı daha çok görülür. Sağ tarafta daha fazla görülür” şeklinde konuştu.

    “Fıtık gelişimine zemin anne karnında başlıyor”

    Kasık fıtığının erkeklerde daha sık görülme nedenlerine de değinen Op. Dr. Güler, “Erkeklerde, kasıklarda potansiyel zayıflık oluşturan bir tünel bulunur. Bu tünelin içinden sperm kanalı ve yumurtalara giden damarlar geçer. Erkekler anne karnındayken, karın içinde yerleşik durumda olan yumurtalar torbaya bu kasık tünelinden geçiş yaparak inmektedir. Tünel, geçişten sonra kapanmaktadır. Yine de bu durum ileri yaşlarda dokulardaki zayıflama ve zorlayıcı faktörlerin de katkısıyla fıtık gelişimine zemin oluşturmaktadır” dedi.

    “Değişik ölçülerde gözlemlenebilir”

    Kasık fıtığının en önemli belirtisinin kasıkta şişlik olduğunun altını çizen Op. Dr. Güler, “Şişlik genellikle ayakta dururken belirginleşir, uzanınca hafifler veya kaybolur. Bu şikayet belli belirsiz bir kabarıklıktan, yumruk büyüklüğünde bir şişliğe kadar değişik ölçülerde gözlenebilir. Kasık fıtığı, bazı hastalarda kasıkta ağrı veya şişlikle beraber görülen ağrıyla ortaya çıkabilir. Ancak bu ihtimal ağrısız bir şişlik olmasına göre daha nadirdir. Özellikle sıkışıp kalmaya müsait küçük fıtıklarda ağrı daha ön planda olabilir” ifadelerini kullandı.

    “Tedavi edilmeyen fıtık tehlikeli”

    Kasık fıtığının uzun süre tedavi edilmemesinin sorunları büyütebileceğini belirten Op. Dr. Güler, “Zaman geçtikçe onarılması gereken alan büyür. Bazı fıtık tiplerinde cilt altında, bazılarındaysa torbada şişlik gelişebilir. Özellikle torbada oluşacak şişlik günlük hayatı etkileyecek derecede sorun oluşturabilir. Zamanla artan şişlik ameliyatı da nispeten zorlaşacaktır. Şişlik içinden sarkan kısım bazen karın örtüleri, bazen de ince bağırsak olabilir” dedi.

    “Sıkışma atağı olabilir”

    Sarkan kısmın çoğu zaman kendiliğinden karın içine dönebileceği gibi bazen de fıtığın oluşturduğu tünelin en dar yerinde kapana sıkışmış gibi sıkışıp kalabileceğini hatırlatan Op. Dr. Güler, “Uzun vadede her 3 hastadan birinde bir sıkışma atağı olması beklenir. Yaklaşık her 20 fıtık hastasından birinde sıkışıp kalmanın 3-4 saatten uzun sürmesi, boğulma görülebilir. Fıtıkta boğulma, bağırsakta çürümeye yol açabilir. Bu durumda bulantı-kusma, ateş, çarpıntı, kasıkta morarma gibi belirtiler görülebilir. Bu hayatı tehdit eden bir durumdur ve acil ameliyat gerektirir” diye konuştu.

    Kasık fıtığı ameliyatından sonra yaklaşık bir hafta iş ortamından uzak kalınmasının önerildiğini belirten Op. Dr. Güler sözlerine şöyle devam etti:

    “Olağan gündelik fizik aktiviteleri yapmaya engel yoktur. İki hafta kadar kasığı germeyi gerektiren işlerden, araba kullanmaktan ve cinsel birleşmeden uzak durulması uygun olur. Kabız kalmamaya dikkat edilmelidir. Kısa mesafe yürüyüşler yapılabilir. Bir ay süreyle 8-10 kilodan fazla ağırlık kaldırmak, ağır fizik egzersizler, tenis, futbol vb. sporlar sakıncalıdır.”

  • Erzurum 1001 kaşık tek ritimle Guinness Rekorlar Kitabında

    Erzurum, Akademi Eğitim Danışmanlık, Başakşehir Akademi, Kültür A.Ş, BOMED, Kariyer Topluluğu işbirliğinin düzenlediği “1001 kaşık tek ritim” etkinliği ile Guinness rekorlar kitabına adını yazdırdı.

    Atatürk üniversitesi Nenehatun Gösteri Merkezin de üniversite öğrencilerinin katılımıyla düzenlenen “1001 kaşık tek ritim” etkinliğinde kaşık oyununun yanı sıra çeşitli gösterilerde düzenlendi. Etkinlikte istedikleri hedefe ulaştıklarını belirten Akademi Eğitim Başkanı Doç.Dr. Halim Ulaş, “Bugün burada Atatürk üniversitesi öğrencileri ile güzel bir rekor denemesi yaptık. Kaşıkla ritim tutma dünyanın muhtelif yerlerinde yapılmış ama biz bugün burada hiç ritim bilmeyen kaşıkla çalmayı bilmeyen 1001 tane öğrencilere kaşıkla ritim tutmayı öğrettik. Çocukların eğlenmesini ve öğrenmesini amaçlayan bir çalışma oldu. Öğrencilerin burada mutlu olacakları bir organizasyon oldu” dedi.

    Ankara’dan özel eğitmen olarak etkinliğe katılan, Eğitmen Ediz Toksoy, “1001 kişilik bir ekiple ritim oluşturduk. Heyecanlı ve mutlu bir çalışma oldu. Başlangıçta birkaç arkadaşlarla deneme yaptık güzel görüntü oldu. Bunu diğer arkadaşlarla yaptık ve istediğimiz rekoru kırdık” diye konuştu.

    Etkinliğe katılan öğrenciler ise mutlu olduklarını dile getirerek, “Çok şey öğrendiğimizi düşünüyoruz ve eğlendik, sosyalleştik, sahnede özgüven patlaması yaşadık istediğimiz rekoru kırdık bu etkinliği düzenleyen başta Haşim Ulaş olmak üzere diğer ekibe çok teşekkür ederiz” şeklinde konuştular.

  • Kasık Bölgesindeki Ağrıya ’Dikkat Edin’ Uyarısı

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof.Dr. Cengiz Bahadır, kasık bölgesinde yaşanan ağrıya dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Kalça ekleminin bacağı gövdeye bağlayan ana eklem olup çok fazla yük taşıdığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Bahadır, “Kalça eklemi kireçlenmesi çeşitli sebeplerle bu eklemi oluşturan kemiklerin üzerini kaplayan kıkırdağın aşınması ve alttaki kemiklerin deforme olmasıdır” dedi.

    Kalça eklemi kireçlenmelerini temel olarak ikiye ayıran Cengiz Bahadır, “Daha sık karşılaştığımız birinci gurupta doğumsal ya da sonradan oluşan yapısal bir bozukluk (kalça çıkığı, artrit, travma) nedeniyle zaman içinde kalça eklemindeki kıkırdakların aşınması sonucu ortaya çıkan kireçlenme yer alırken ikinci gurupta idiyopatik olarak adlandırdığımız sebebi belirlenemeyen kalça kireçlenmeleri yer alır. Kalça eklemi kireçlenmesi genelde 60 yaşından sonra görülse de özellikle doğumsal kalça çıkığı ve çocukluk çağında geçirilen kalça eklemi hastalıkları sonrasında çok erken yaşlarda da ortaya çıkabilir” diye konuştu.

    Kalça eklemi kireçlenmesinin en önemli belirtisinin ağrı ve kalça eklem hareketlerinde kısıtlanma olduğunu belirten Bahadır, şunları söyledi; “Genellikle önce ağrı daha sonra hareket kısıtlılığı ortaya çıkar. Ağrı zannedildiği gibi kalçada değil özellikle kasık bölgesinde hissedilir ve dize doğru yayılabilir. Hastanın şikayetlerinin kalça ekleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı aslında iyi bir muayene ile anlaşılabilir. Ama kalça eklemi hastalıkları arasında ayırıcı tanı yapmak için genellikle röntgen filmi çektirilir. Bazı özel durumlarda manyetik rezonans (MR) ve bilgisayarlı tomografi incelemesi gerekebilir. Özellikle MR incelemesi ile kireçlenmeye ait eklem patolojileri henüz röntgen filminde ortaya çıkmadan tespit edilebilir.”

    KALÇA KİREÇLENMESİ NASIL TEDAVİ EDİLİR ?

    Kalça kireçlenmesinde tanı konulduktan sonra eklemin durumuna göre ilaç, egzersiz, fizik tedavi, eklem içi enjeksiyon ve protez operasyonları uygulanıyor. Hafif ve orta vakalar da konservatif yöntem, eklem harabiyetinin fazla olduğu ağır vakalar da ise protez operasyonları uygulanmaktadır. Hafif vakalara halk arasında “horoz ibiği” olarak adlandırılan Na-Hyalurinat enjeksiyonları, orta ve ağır vakalarda ise kortizon enjeksiyonları uygulanmaktadır. Birde çok yeni bir yöntem olan PRP enjeksiyonları kullanılıyor.

    PRP EKLEM İÇİNDE NASIL ETKİLİ OLUR

    Kandan elde edilen trombositten zenginleştirilmiş plazma sıvısı doğal bir ilaç gibi etki gösterir. Enjeksiyon ile eklem içine verilen trombosit hücrelerinden çıkan doğal hormon yaralanmanın ve zedelenmenin olduğu bölgede kıkırdak gibi yapıların hücrelerini uyararak o bölgedeki iyileşmeyi hızlandırır.

    KALÇA KİREÇLENMESİNDE PRP NASIL UYGULANIR

    Kalça eklemi kireçlenmelerinde genellikle eklemin durumuna göre bir hafta-1 ay arasında değişen aralıklarla 3 kez uygulanır. Burada önemli olan enjeksiyonu doğru bölgeye yapmaktır. Bu nedenle el yordamı ile değil mutlaka ultrason görüntüleme eşliğinde yapılması gerekir. Aksi takdirde yüzde 50 ihtimalle ilaç eklem dışında kalır ve iyileştirici etki gösteremez. Yakın ara ile yapılan kortizon enjeksiyonu ve antiromatizmal ilaçlar PRP tedavisinin iyileştirici etkisini azalttığından önerilmez.

    PRP TEDAVİSİNİN İYİLEŞTİRİCİ ETKİSİ NE ZAMAN BAŞLAR

    PRP enjeksiyonu bir tür semptom baskılayıcı uygulama olmayıp hastalığın kendisini tedavi etmeye yönelik bir yöntemdir. Bu nedenle kalça kireçlenmesinde etkisi en erken 5-6 haftada çıkar. Ağrıyı azaltır kalça eklemi hareketlerini iyileştirir. PRP tedavisi mutlaka kalça egzersizleri ile desteklenmelidir. Ayrıca fizik tedavi ile beraber uygulandığında sonuçlar daha da başarılı olmaktadır.”

  • Kasık Fıtığı Ciddiye Alınmalı

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, toplumlara göre değişmekle birlikte karın ön duvarında gelişen ve cerrahi tedavi gerektiren fıtıkların en sık görülenlerinin kasık fıtıkları olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen kasık fıtıklarının genetik de olabileceğine dikkat çekerek, özellikle bu tip fıtıkların sıkça boğulma riski taşıdığını kaydetti.

    Kasık fıtıkları dışında karın ön duvarında kesi fıtıklarının da gelişebileceği bilgisini veren Prof. Dr. Ersoy, cerrahi operasyonlarda her kesi yerinden yüzde 1 – 4 fıtık gelişme ihtimali bulunduğunu belirtti.

    Kesi yerinde enfeksiyon gelişmesi durumunda ise bu oranın yüzde 30-40’lara kadar yükselebileceğini kaydeden Ersoy, “Bu nedenle yara yeri enfeksiyonlarının önemi büyüktür. Ailesinde kasık fıtığı olanlarda fıtık olma ihtimali daha yüksektir. Ama her genetik kökeni olanda mutlaka fıtık olacak diye bir şart da bulunmamaktadır. Söylemek istediğim ailesinde fıtık rahatsızlığı bulunanların bu konuda daha duyarlı ve tedbirli olmaları gerektiğidir” dedi.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, kadınlarda kasık bölgesinin en alt kısmından çıkan ve karın duvarından bacaklara kan götüren ve geri getiren femoral damarların geçtiği deliklerden çıkan fıtıkların erkeklere göre 3 kat daha sıklıkla görüldüğünü ifade etti.

    FITIK BELİRTİLERİ: ŞİŞLİK VE AĞRI

    Fıtığı olan hastaların şişlik ve ağrı olmak üzere iki temel şikayet ifade ettiklerini bildiren Ersoy, şişliğin genellikle eforla ortaya çıkarak yani ayaktayken, ıkınırken, ağır kaldırırken ya da yürürken belirdiğini, istirahat halindeyken ise küçüldüğünün hatta kimi zaman kaybolduğunun gözlendiğine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, “Bu şişlikleri oluşturan, fıtık keseleri içerisine giren karın içi organlarıdır. Bunlar, ince barsaklar, kalın barsak, kör barsak da denilen appendiks ile barsakları saran zar olan omentum gibi organlardır. En tehlikeli olanı ise barsaklardır. Eğer barsaklar fıtık kesesi içerisine girer ve tekrar karın içerisine dönemezse boğulur ve bu tip problem gelişen hastalar acil olarak hastaneye başvurmalı ve bu barsaklar karın içerisine tekrar yerleştirilmelidir. Bu işlem bazen rahatlatan ve ağrı kesici iğnelerin yardımıyla acil servislerde bazen de ameliyat ile yapılırlar. Mutlaka kese içerisindeki bu barsak karın içerisine yerleştirilmelidir. Aksi taktirde dolaşımları da bozularak delinir ve hastanın hayatını tehdit eder hale gelebilirler.”

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, hastalığın diğer belirtisinin hissedilen ağrı olduğunu kaydederek, barsağın tıkanması durumunda ağrı şiddetinin daha da arttığını bildirdi.

    FITIK TEDAVİSİ GECİKTİRİLMEMELİ

    Zaman içerisinde tedavi edilmemesi durumunda fıtıkların büyüdüğü ve tedavisinin daha karmaşık hale geldiği uyarısını yapan Prof. Dr. Emin Ersoy sözlerine şöyle devam etti :

    “Başlangıçta saptanan ve tedavi edilen genetik nedenli fıtıklar gibi fıtıklar, bir kaç dikiş ile çözüm bulabilirken, büyümüş olanları yamalara gereksinim duyabilir.

    Erişkin hastalarda fıtık görüldüğünde gözden kaçabilecek olan en önemli şey ise karın içerisinde fıtığa neden olabilecek bir kitlenin varlığıdır. Bu kitleler özellikle ileri yaş grubunda ve o yaşına kadar hiç bir şikayeti olmamasına rağmen aniden fıtığı beliren hasta grubudur. Sözkonusu hastalar eğer sadece fıtık yönüyle sorgulanıp, genel bir muayene ve incelemeden geçirilmeden cerrahi müdahaleye alınırlarsa bazen olası bir kitle gözden kaçabilir. Bu kitleler genellikle kalın barsağa ait bir kitle veya diğerleridir. İyi bir hikaye ile fıtık olan bu hastalarda tuvalet alışkanlığında değişiklik, kanama, şişkinlik, karın ağrısı gibi şikayetlerle ileri bir tetkike gidilerek fıtığı oluşturan gerçek önemli nedene ulaşılabilir. Bu hasta için hayat kurtarıcı veya ömrü uzatıcı olabilir.”

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, karın önduvarı fıtıklarında tedavinin cerrahi olduğunu ve bunun da yamalı ve yamasız tedaviler ya da açık ve kapalı cerrahi tedaviler gibi sınıflara ayrıldığını belirtti.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, “Eğer fıtık tekrar etmiş ve kasıkta iki taraflı ise laparoskopik olarak tedavi daha uygun olabilir” dedi.